"Anneciğim, anneciğim!"
" Kızım, Derya ne oldu? Gecenin 1'inde neden bağırıyorsun anne diye?"
" Anne ben çok açım, uyuyamadım."
" Kızım daha 1-2 saat önce yemek yemedin mi? Sadece 7 yaşındasın ve her dakika acıkıyorsun. Bu huyunu babandan almışsın."
" Kızlar! Derya, Sena bu saatte mutfakta ne yapıyorsunuz?"
" İyi insan lafın üstüne gelirmiş anne"
Ben, annem ve babam bugün hiç gülmediğimiz kadar çok gülmüştük. Babam beni kucağında uçurmaya başladı. Annemde babama " Soner, yapma kızı düşüreceksin" diye, bağırmaya başladı. Sonra birden kapı çaldı. Ama çalan kişi zile basmıyordu, kapıya tekmeler atıyordu resmen. Ben çok korktum ve annemle babamın arkasına saklandım. Öyle büyük bir evimiz yoktu. Müstakil küçük sıcak bir evde yaşıyorduk. Evimizdeki her şey nerdeyse ahşaptandı. Yani öyle sağlam bir evimiz yoktu.
Ve ben kendi kafamda acaba bu kapı ne zaman kırılır demeden kapı çok sert bir şekilde kırıldı.
Eve birkaç adam girdi. Ama adamlar gelmeden annem ile babam beni üst kata çıkarıp beni dolaba kapatmaya çalıştılar. Ben ağlayarak anneme, "Anne, ne olur beni bırakma! Beni bırakmayın, lütfen." Annemde ağlayarak bana dönüp; "Derya, canım kızım, biz seni çok seviyoruz. Seni hep seveceğiz sakın bunu unutma!" Sonrada babam bana dönüp; "Güzel kızım, canım kızım. Biziz senin hep kalbinde olacağız." Babam hızlıca kolundan saatini çıkarıp bana verdi ve hızlıca, "Derya, bu saati hep sakla, hep tak! Bir gün sana bu saat çok lâzım olacak ve..." Babam sözünü bitiremeden 3 adam, babam ve annemin kolundan tutup zorla götürdüler. Onların peşinden gitmeye çalıştım ama siyah takım elbiseli bir adam beni durdurdu ve dizlerimin üstüne çökmemi sağladı.
Yanıma yaklaşan adım sesleri duydum. Gözlerimi zar zorda olsa açmaya çalıştım. Ağlamaktan gözlerim her şeyi bulanık görüyordu. 1 çocuk vardı benden 5-6 yaş büyük duruyordu. Gözleri maviydi ama sol gözünün yarısı kahverengiydi. Ve yanında kel bir adam vardı. Gözleri maviydi sadece mavi ve çok korkutucu bakıyordu.
Sadece çok korkuyordum.
Adam yanıma geldi ve bana yukarıdan baktı. Baktı. Baktı. Yere çömelmeye başladı yavaş yavaş. "Kim olduğumu biliyor musun?" diye sordu. Sesi ürperticiydi. "Ah sen söylemeden ben söyleyeyim küçük kız. Hayır. Beni tanımıyorsun. Ama ben seni tanıyorum ve keşke seni hiç tanımasaydım. Senin hiç doğmaman gerekiyordu." dedi. Korkuyordum ve cevap veremiyordum. Anlamıyordum. Ben neden doğmamalıydım? "Ama artık her şey değişecek. Seni o güzel annenin ve o piç babanla birlikte öldüreceğim."
Ağladım. Ağlarken o kadar çığlık attım ki, kimse 7 yaşındaki bir kızın bu kadar çığlık atacağını düşünmezdi. Adam büyük bir ihtimalle oğlu olan o çocuğa kaş göz işareti yaptı ve çocuk birden beni kucağına almaya yeltendi. O beni kucağına almadan yüzüne yumruk attım. Hemen yüzüne yumruk atar atmaz kaçmaya çalıştım.
Ön kapıda belki biri vardır diye mutfağın balkonundan kaçtım. Arkamdan koşma sesleri duyuyordum. Ormanlık bir alana girdim. Ağaçların arkalarına saklandım. Sonra yine koştum, koştum, koştum ve bir caddeye çıktım. Oradan şansıma bir araba geçince hemen onu durdurdum ve içinde gördüğüm 2 kadına ağlayarak, "Yardım edin!" diye bağırdım.
Kadınları korkutmuş olsam da beni yine de arabalarına aldılar. Dışardan gördüğüm gibi 2 kadın vardı. Direksiyonda olan kadın gençti. Yanında oturan kadın ise yaşlıydı. Direksiyondaki kadın, "Canım ne oldu? Ne bu halin? Annen, baban yok mu? Hadi cevap ver?" dedi. Annen baban yok mu? Bu soruyu duyar duymaz çığlık çığlığa ağladım. Kendimi susturamadım.
Kadın beni daha fazla zorlamadan arabasının arka koltuğuna bindirdi. Ama ben hâlâ ağlamaya devam ediyordum.
Ben ağlarken direksiyondaki genç kadın arka koltuğa, yanıma geldi." Canım korkma! Ben buradayım. Güvendesin. Adın ne senin?" ağlayarak, "Derya." dedim. Ve konuşmaya devam ettim. "B-b-ben evdeydim. Kapı çaldı. İçeri girdiler. Annem ve babamla yukarı çıktık. Bulamasınlar bizi diye. Annem ve babamı götürdüler. Ben kaçtım ve buraya geldim. Lütfen, yardım edin!" Genç kadın beni sakinleştirmeye çalışarak. "Bak benim adım Sevgi. Önde oturan da annem. Biz sana yardım edeceğiz. Seni ilk önce buradan götürelim. Ve merak etme polis çağıracağım. Ama ilk önce buradan gidelim." dedi
Sevgi abla beni evine götürdü. Yol boyunca bir sürü soru sordu ama hiç birine cevap veremeyecek kadar yorgundum. Sevgi abla beni kucağına alarak eve soktu. Ev güzeldi. Sevgi abla beni yatağa bırakırken ağzından şunlar çıktı," Güzel kız Derya, sana artık ben bakacağım. Sen artık burada yaşayacaksın ve ben seni çok seveceğim, bana güven canım." Bunları söyledikten sonra odadan çıktı ve beni odada yalnız bıraktı. Bana Sevgi abla bakacağını söylemişti. Ben ona güvene bilir miydim? Bilmiyorum ama beni koruyacağına inanmak istiyordum
Hayatımda ilk defa annem ve babamsız uyuyacaktım. Anne, baba ne olur, ne olur gelin. Ne olur beni sizsiz bırakmayın.
16 YIL SONRA
"Sevgi abla valizler hazır mı? Eksik bir şey kaldı mı?." Bugün Sevgi ablayla beraber taşınıyoruz. Ben Sevgi ablayla küçükken tanıştım. Antalya'da, o gecede. Beni bulduktan sonra Denizli'ye getirdi. Yani şu anda yaşadığım eve.
O beni bulamasaydı, kim bilir başıma neler gelirdi. Onu karşıma kader çıkardı. O beni buldu, korudu, büyüttü ve beni sevdi. Benim annem ve babam oldu. Benim ailem oydu ve Nermin teyze. 1 yıl önce Nermin teyzeyi, yani Sevgi ablanın annesi vefat etti.
Nermin teyze de beni çok severdi ama bazen Sevgi ablaya kızardı. "Bu kız bizim başımıza ne dertler getirecek Allah bilir." derdi sürekli. Başımıza hiç bir şey gelmemişti ama bu gelmeyeceği anlamına da gelmezdi. Ben hiç bir şey böyle olsun istemezdim. Annem kaçırılırsın, tanımadığım insanlara sığınayım istemezdim. Ben normal bir şekilde ailem ile yaşamak isterdim.
Artık düşüncelerimin bir önemi yok aslında. Olanları değiştiremem. Ama ben pes etmedim. Neşemi kaybetmedim. Hayattan vazgeçmedim. Annem ve babam hayattan vazgeçtiğimi, neşemi kaybettiğimi görselerdi bana çok kızarlardı. Onları eğer görürsem eğer karşıma çıkarlarsa beni çocukken gördükleri gibi güler yüzlü görecekler. Bu yüzden de hep ayakta kaldım hep neşemi korudum. 23 yaşındayım ve bu yaşa kadar hep kendim mücadele etmeye çalıştım. Ha tabii Sevgi ablanın ve Nermin teyzenin de buraya kadar gelmemde çok büyük payları var.
Nermin teyze açık kahverengi gözlü, beyaz saçlı, kısa boylu, tombul bir teyzeydi. Onu çok seviyordum ve hâlâ seviyorum. Ölmesi en büyük 3. acımdı. Sevgi abla annesinin cenazesinde çok ağladı. 1 ay boyunca kendine gelemedi. Sevgi abla çok iyi kalplidir. Muhteşem ela gözlere, koyu sarı saçlara, küçük bir buruna, dolgulu dudaklara ve çok güzel bir fiziğe sahiptir. Neredeyse 45 yaşına geldi ama sanki eskisinden de daha güzel. Ben burada yaşadığımdan beri, evde zil sesi eksik olmuyordu. Sevgi abla sayesinde artık Denizli' de ki tüm erkekleri tanıyorum. Sevgi abla da az çapkın değildi. Bana bakıyordu ama kendine de bakıyordu. Nermin teyze öldüğünde kendisine 3-4 ay boyunca tek bir bakım bile yapmamıştı. Ama sonra kendini toparladı. Bunda benim de payım vardı tabii.
Bana gelecek olursak; koyu kahverengi gözlere, esmer bir tene, kahverengi saçlara, dolgun dudaklara ve normal bir fiziğe sahibim. Tabii Sevgi ablam bana taş çıkarır. Eh ama bende fena değilim.
Birden duvardaki saate baktım sonra emin olmak için babamın bana verdiği kol saatine de baktım ve saat 15.22'ydi. Tren saati 16.00' da. Bugün taşınıyorduk. Denizli'den İzmir'e taşınıyorduk. Aslına bakarsak buradan taşınmamız iyi olacaktır çünkü bu şehirde, 2 sevdiğim kişiyi kaybettim. Antalya'da ailem, burada onlar. Nermin teyze ve Büşra. Kimi kaybettiğimde oradan kaçıyordum, kabullenemiyordum.
Ben bunları teker teker düşünürken yine duvardaki saat çarptı gözüme. Şimdi çıkmamız gerekiyordu. Hemen Sevgi Abla'ya haber vermek için odasına koşunca onu telefonda biriyle hararetli bir şekilde konuşunca duydum. Elimde olmadan dinlemeye başladım.
" Bak Feyyaz! Ben senin hiç bir şeyin değilim. Sana da bir borcum falan da yok. Bunu anlasan çok iyi olur."
Bu Feyyaz'dı. Sevgi ablamın eski eşi. Aslında onunla sadece beni evlat edinebilmesi için evlenmişti. Feyyaz iyi biri değildi. Sadece para alabilmek için iyi baba rolünü oynuyordu. Kumarcı ve alkoliğin tekiydi. Ve ayrıca hırsızdı. Onu kaç kere Sevgi ablamın çantasını karıştırırken görmüştüm. Neyse ki ben 18 yaşına varır varmaz boşanmışlardı. Zaten sadece sosyal hizmetlerden yetkili kişiler gelmeden önce evde olurdu. Ablamın oradan tanıdıkları olduğu için ne zaman gelip gelmeyeceklerini öğrenebiliyordu.
Sevgi ablamın bu fedakarlığını hiçbir zaman unutamam. Benim için onca şey yaptı, ona borcumu asla ödeyemem.
" Allah, Allah! Sence ben senin tehditlerinden korkacak bi kadına mı benziyorum? Şimdi seni engelliyorum. Eğer bir daha beni ararsan veya bana ulaşmaya çalışırsan seni doğduğuna pişman ederim pislik herif!"
Birden Sevgi abla telefonu kapatıp odadan çıkarken beni gördü. İlk önce yüzüme uzun bir şekilde baktıktan sonra derin bir nefes verdi ve " Canım, ne bu asık surat? Bak bugün taşınıyoruz. Bugün yeni bir hayata başlıyoruz ve böyle kişiliksizler için moralimizi bozmaya hiç gerek yok." diyerek beni teselli etmeye çalıştı.
" O pislik senden ne istedi?" diye sorunca Sevgi abla hemen yüzümü ellerinin arasına alarak, " Yine her zamanki gibi para istiyor. Bende "Hayır" dediğimde de bana ve sana zarar vereceğini söylüyor. Ama sence o bize zarar verebilir mi? Biz ondan korkuyor muyuz?" dediğinde kocaman bir şekilde gülümseyip, "Hayır ve hayır." dedim ve birbirimize sıkıca sarıldık.
Hemen evden çıkmadan aynaya baktım. Üstümdeki beyaz tişört ve altımdaki kot şortla gayet iyi gözüküyordum. Sevgi abla kırmızı bir etek ve üstüne beyaz bir gömlek giymişti. Yine çok şık gözüküyordu.
Bavulları kapının önüne çıkardım. Kapıyı kilitlemeden önce son kez evime baktım." Hoşça kal evim. Hoşça kal güldüğüm, ağladığım şaşırdığım, korktuğum tüm duyguları yaşadığım evim. Sonsuza dek elveda. Seni özleyeceğim..." dedim içimden.
Çok beklemeden evden çıktık. Sevgi ablamın çağırdığı taksiye binip 5 dakika da tren istasyonun önünde indik. İstasyon o kadar kalabalıktı ki, bir an kendimi bile kaybedeceğimi sandım. Neyse ki biletleri önceden almıştık.
Hemen kondüktöre biletlerimizi gösterip trenden içeriye girdik. Trenin içi dışarıdaki gibi kalabalık değildi. Hemen valizlerimizi yukarıdaki bölümlere koyup, rahat bir nefesle koltuklarımıza oturduk. İçimde çocuksu bir heyecan vardı. Evet, evimi terk ettiğim için üzgündüm. Ama artık değilim çünkü yeni bir hayat kuruyoruz.
Annem ile babam ben küçükken bana sürekli ne olursa olsun neşeli ve mutlu olmam gerektiğini söylerlerdi. Bende onlar için kendimden ve neşemden hiç bir zaman vazgeçmedim. Ama onlardan da vazgeçmedim. Yıllardır annem ile babamı aradım. Gitmediğim karakol, dedektif kalmadı. Kimse en ufak bir ipucu bile bulamamıştı.
Her karakola gittiğimde içimde onların bulunacağına dair bir umutla gidiyordum. Gerçi hepsinin dediği şeyde aynı. Bana sürekli onların ölmüş olabileceğini ve cesetlerinin bulunamıyor olabileceğini söyleyip durdular. Bu yüzden onları bulmak kısaca imkansızmış. Gittiğim dedektifler de aynı şeyi söyleyip bir şey bulamamışlardı.
Kendimi yıprattım, tükettim ama hala bir sonuca ulaşamadım. Aslında hala bir ümidim var onları bulabilmek için. Eğer ben onları bulamıyorsam onlar beni bulabilir. Yani hala hayatta olabilirler. Sonuçta ben sadece onların götürüldüklerini gördüm, öldüklerini değil. Ben bu ümide tutundum her zaman. Çünkü içimde bir yerde bunu hissedebiliyorum. Annem ile babam hayatta olabilirler.
Pencereden dışarı bakarak tüm bunları düşünürken omzumda bir el hissetim ve aniden küçük bir çığlı atıp yerimden sıçradım. " Derya, sakin ol yavhu! Ay bak beni de korkuttun. Poğaça ister misin diye soracaktım." dedi ben nefesimi kontrol etmeye çalışırken. Sevgi abla bana bir bardak su uzattı ve ben de hemen içtim.
"Sevgi abla, dalmış birine böyle yaklaşma bir daha. Vallahi ödüm koptu." dedim sinirle. Derin bir nefes alarak, "Ve evet poğaça isterim." deyince ikimizde gülmeye başladık.
Poğaçalarımızı yedikten sonra Sevgi abla bir anda hiç beklemediğim bir soru sordu. " Derya senin neden hiç erkek arkadaşın yok?" Birden yediğim poğaça boğazıma takıldı ve öksürmeye başladım. "Abla gözünü seveyim bu soruda nerden çıktı ya? Sana daha ne kadar söyleyeceğimi bilmiyorum ama ben erkek arkadaşmış, sevgiliymiş falan İS-TE-Mİ-YO-RUM. Ben cevaplamaktan yoruldum sen sormaktan yorulmadın."
Ben hayatımda aşk falan istemiyorum. Çünkü her aşkın sonunda göz yaşı vardır.
Ben de aşık oldum hem de öyle böyle değil. Ama o beni üzdü. Kalbimi kırdı, güvenimi kırdı, beni paramparça etti. Beni gerçekten çok üzdü. Beni kandırdı... Artık aşık olmak bir tarafa romantik filmleri bile izlemiyorum. Onu unuttum ama verdiği acıyı hala hatırlıyorum. O bitti hem benim için hem de kalbim için. Belki de ben öyle sanıyorumdur, bilmiyorum fakat bildiğim tek bir şey var o da ölsem de onu affetmeyeceğim gerçeğiydi.
"Derya, bir adam için, kalbini kilitlemeye değer mi? Evet, o adamın senin erkeklere olan güvenini kırdığını biliyorum. Ama o yanlış kişiydi senin için doğru kişi elbet karşına çıkacaktır. Veya sen onun karşısına çıkarsın kim bilir?"
"Bak abla, şu anda ne yeri ne sırası. Sağ salim bir İzmir'e varalım, o zaman senle istediğin kadar bu konuları konuşuruz. Tamam mı?"
"Eh peki madem, sen öyle istiyorsan sonra konuşuruz ama kaçmayacaksın ona göre."
Ufak bir kahkaha attım. "Söz, kaçmayacağım."
"Neyse tamam o zaman."
Aradan kısa bir sessizlik geçti ve Sevgi abla yeni bir soru daha sordu.
"E Derya sen Büşra'nın annesiyle konuştun mu restoran için? Maaşları falan iyi miymiş? Son 2 gündür çok işim vardı bu yüzden sormayı unuttum kusura bakma."
Büşra benim üniversiteden çok sevdiğim bir arkadaşımdı. Gastronomi bölümünde aynı sınıfta ve aynı mutfaktaydık. Çok soğuk kanlıydı. Kimseyle zorunda kalmadıkça konuşmazdı. İnsanları pek sevmezdi açıkçası, ama beni sevmişti. Çünkü herkes Büşra'nın sert olduğunu düşünüp ona yaklaşamıyorlardı. Ama ben onunla arkadaş olabilmek için dünya kadar şaklabanlık yapmıştım. Benimle arkadaş olsun diye her gün kıza yapışmıştım. Beni fark etsin diye merdivenlerden yuvarlanmadığım mı kalmadı? Evet, onu da yapmıştım.
Benimle sonunda arkadaş olmuştu. Beni annesi ve babasıyla tanıştırmıştı. Seher teyze ve Cafer amca çok iyi insanlardı. Onlar da beni çok sevmişlerdi. Ama maalesef Büşra ile arkadaşlığımız 1 ay bile sürmeden bir trafik kazasında hayatını kaybetti. 3 yıl önce onun öldüğünü okulda, müdür ve müdür yardımcısı konuşurken duymuştum. Öyle üzülmüştüm, öyle ağlamıştım ki, kendimi okul tuvaletinde 2-3 saat boyunca kilitlemiştim.
En sonunda o tuvaletten çıkıp Seher teyze ve Cafer amcaya baş sağlığı dilemeye gitmiştim. Seher teyze kahrolmuştu, kadının ağlamaktan gözleri kıpkırmızıydı. Cafer amca ise güçlü durmaya çalışıyordu ama onun da Seher teyzeden bir farkı yoktu. Büşra'nın o zamanlar yeni doğmuş kardeşi Ahmet, Seher teyzenin kucağındaydı, ağlıyordu. Herkes perişan haldeydi, bende dahil. Onlara baş sağlığı dilemeye gittikten 1 hafta sonra İzmir'e taşındılar. Ama buna rağmen hiçbir zaman benimle iletişimi koparmadılar. Arada sırada onları ziyarete gitmiştim.
Seher teyze ve Cafer amca, İzmir'in Balçova ilçesinde bir restoran açmıştı. Restoranın adını Büşra'nın Yeri koymuşlardı.
Restorana sadece bir kez gitmiştim çok büyük değildi ama geniş ve ferahtı. Çok temiz ve güzel bir restorandı. Seher teyze bana orada çalışmayı teklif etmişti ama o zamanlar taşınma planımız olmadığı için nazikçe geri çevirmiştim.
Ama şimdi işler farklıydı. 2 gün önce Seher teyzeyi arayıp bana daha önce ettiği teklifin hala geçerli olup olmadığını sormuştum. Bana, başımızda her zaman yerin var diye karşılık vermişti.
Ben yine bunları düşünürken yanımda oturan Sevgi ablanın sesini duydum ve başımı ona çevirdim. Beni yine azarlamaya başladı. "Derya, sabahtan beri sana sesleniyorum. Korkarsın diye de dokunmadım ama kızım ne bu hallerin. Kendine gel biraz."
Derin bir iç çekerek, " Özür dilerim Sevgi abla. Seni duymadım, ben sadece," yine bir iç çektim ve gülümsedim. " Aslında yok bir şey. Merak etme işi ayarladım. Ve maaşa gelecek olursak onu konuşmadık. Ne verirse kabulüm sonuçta bu zor dönemde iş bulduğuma şükretmeliyim. Gerisi kolay."
"Doğru söylüyorsun canım. Hem öyle çok büyük bir para kazanmana da gerek yok. Biliyorsun ki oturacağımız daire annemin çok eskiden satın aldığı bir daire." Annem dediğinde gözlerindeki hüznü çok iyi görmüştüm. Ama Sevgi abla moralini bozmadan konuşmaya devam etti. " Ha bir de annemin bilezikleri ve kolyeleri var. Çok sıkışırsak onları da kullanabiliriz." deyince Sevgi ablaya hemen kaşlarımı çattım ve sesimi biraz yükselterek, " Hayır!" dedim. " Ne olursa olsun Sevgi abla, o bilezikler senin annenden kaldı ve onları hiç bir zaman bozdurmak istemediğini çok iyi biliyorum. O altınlar sana annenden miras ve biz o mirasa sahip çıkacağız." Trendekiler bize bakınca sesimi alçalttım," Hem dediğin gibi öyle çok büyük bir paraya ihtiyacımız yok. Kazanacağım para sana da bana da yeterde artar bile. Beni anladın mı?"
Sevgi ablanın gözleri doldu ve birden bana sarıldı. Bende ona sarıldım. "Nasıl güzel bir kalbe sahip olduğunun farkında mısın Derya?" sarılmayı bıraktıktan sonra yüzümü avuçlarının içine aldı ve " Lütfen beni sakın bırakma. Benim bu hayatta senden başka kimsem yok. Sen benim dostum oldun, sırdaşım oldun ve kızım oldun." dedi.
Ben bir şey diyemeden birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ve yine sarıldık. Sevgi ablada benim gibi ağlıyordu. Trendeki yolcuların hepsi bize bakıyordu. Hemen geri çekildim ve göz yaşlarımı sildim. "Bence, " burnumu içeri çekip konuşmaya devam ettim " Bence biraz daha böyle ağlarsak trendeki yolcuların hepsi deli olduğumuzu düşünecek." Sevgi abla gülmeye başladı. " Çoktan tımarhanelik olduğumuzu düşünmüşlerdir." Bunu demesine ikimizde kahkaha attık.
Zaman geçiyordu. Zaman çok hızlı geçiyordu. Dün 7 yaşında korkak bir çocuktum, şimdi ise yetişkin bir kız. Acaba 23 yaşındaki halim 7 yaşındaki bana ne söylerdi? 7 yaşındaki Derya korkmuş bir kız çocuğuydu. Annesi ve babasını kaybetmiş bir çocuk. Küçük yaşta ailesinden koparılan bir çocuk. Ve sonra bir melek tarafından sahip çıkılan çocuk. O çocuk kimdi ? O çocuk şimdi kim oldu? Evet, büyüdü ama kim oldu? Aslına bakılırsa Derya yine aynı Derya. Yine korkan bir Derya. Ama yetim bir Derya değilim çünkü benim bir ailem var. O ailenin ismi Sevgi. Benim ailem Sevgi abla.
Bana annelik yapan Sevgi. Onun benim için yaptıklarını asla unutmam. Unutamam. Bir yabancının ailem olabilmesi fikri aklımın ucuna bile gelmezdi. Ama oldu ve ben onu tanıdığıma çok mutluyum. Onu gerçekten çok seviyorum. O da beni çok seviyor bunu biliyorum. Umarım hep yanımda olur, umarım.
4 Saat sonra
" Sevgili yolcular, İzmir Balçova'ya ulaştınız. Lütfen burada inecekler, bavullarını alıp yavaş bir şekilde çıkış kapılarına doğru yürüsün." Bu ani anonsla bir anlık irkildim. Sevgi abla çoktan bavulları indirmiş ayakta dikiliyordu. " Derya şu koltuktan kalkmayı düşünüyor musun yoksa seni bırakıp gitmemi mi istiyorsun?" Hemen ayağı kalkıp üstümü düzelttim ve çıkış kapısına ilerledim. Kapının önünde yaklaşık 5 dakika bekledikten sonra trenden indik.
Yeni bir yerdeydik. Buraya en az 4-5 kere gelmişimdir ama sanki şuan burası bana yabancı gibi geliyordu. Sanki buraları tanımıyormuşum gibi. Sanki buraya hiç gelmemişim gibi. İnsan taşındığında tanıdığı yer bile ona yabancı gelebiliyormuş, bunu anladım.
Ama olaylara kötü yerinden değil iyi yerinden bakacaktım. Sonuçta burası kötü bir yer değildi. Havası olsun suyu olsun gayet güzeldi. Büşra'nın hep çalışmak istediği yer.
"Derya taksi geldi, hadi bin arabaya!"
İstasyondan çıkmıştık. Hava epey kararmıştı. Sevgi ablanın çağırdığı taksi en sonunda gelmişti. Arabaya binip kapısını kapattım. Taksi bizi verdiğimiz adrese hemen götürdü. Arabadan indikten sonra bir apartmana girdik Küçük ve sevimli bir apartmandı.
Merdivenleri çıktıktan sonra 2. kata ulaştık. Gireceğimiz evin dış kapısında bir nazar bocuğu vardı. Sevgi abla çantasından anahtarı çıkardı ve "Bismillah" diyerek kapıyı açtı. Eve girer girmez beni deterjan kokusu karşıladı. " Bu kokuda nedir ya? Her taraf kimyasal şeylerle kokuyor." Burnumu hemen tıkadım.
"Derya buraya gelmeden önce evi temizlemesi için temizlikçi tuttum. Evet biraz abartmış sanki bu temizlik konusunda ama herhalde bizi bir toz bulutunun karşılamasına yeğlersin." Dediklerini haklı bulduğum için sustum.
Evi inceleyemeyecek kadar yorgun olduğum için Sevgi ablanın benim için gösterdiği odaya gidip uyumaya karar verdim. Oda geniş değildi ama küçük de değildi. Kapının sağ tarafında dolap, sol tarafında masa vardı. Önümde de yatak. Her iki tarafımda pencere vardı ve hemen gidip pencereleri açtım çünkü bu kokuyla uyuyamazdım.
Hemen üstümdekileri çıkarıp geceliğimi giydim. Ve kendimi yatağa fırlattım. Hemen uyumak istiyordum. Yeni bir şehir, yeni bir hayat. Kötü mü geçecek günlerim, yoksa iyi mi? Bilmiyorum. Neler yaşayacağımı da bilmiyorum. Kimlerle tanışacağımı da bilmiyorum. Anne, baba beni bulmanızı istiyorum. Ben sizi bulamadım siz beni bulun. Keşke yaşayacağım kötü ve iyi günlerde de yanımda olsanız. Neyse bunları düşünmek için saat çok geç oldu. Uykum var. Yanımdaki yastığı alıp ona sıkıca sarıldım. Yarın ilk iş günüm. Bugün ağlamadan uyumalıyım. Bugün ağlamayacağım. Ağlamayacağım.
İyi geceler anne ve baba. İyi geceler. Bana şans dileyin. Sizi seviyorum.
AÇIKLAMA (kesinlikle okuyuuunn, lütfeen)
İlk öncelikle herkese merhaba! Biliyorum, giriş bölümü biraz uzun oldu. Biraz mı dediğinizi duyar gibiyim. Ama kitabın açıklamasına da yazmıştım kitap çok uzun olacak diye. Giriş bölümünde Derya'yı sizlere tanıtmak istedim. Ve umarım başarılı olmuşumdur.
Hey! Hey! Merak etmeyin diğer bölümler bu kadar uzun olmayacak. Yani İnşallah bu kadar uzun olmaz. Söz vermeyeyim hihihi : ) Neyse görüşlerinizi yorum kısmında bekliyorum. Tanıştığımıza memnun oldum.
Offf çok heyecanlıyım ya bu benim ilk kitabım. Yazarken ne kadar fazla heyecanlandığımı bir sorsanız size bunu hiç bir şekilde anlatamam....
Şimdi ben kaçar kendinize iyi bakın canolar. Çok çok öpüyoruummmmm.