İçeriğe geç

Sarı Kurdeleler

Bölüm 12 · 7 dk okuma

Sarı Kurdeleler

Bölüm 12

10: Beklenmeyen Ceza

"Siz gidiyorsunuz. Savcım burada kalıyor."

"Ne"

"Ne demek burada kalıyor?"

"Neden burada kalıyormuşum?"

"Savcım demin demediniz mi işinizi doğru yapıp yapmadığınızı kontrol etmek için sabaha kadar burada bekleyeceğim diye."

"Eda işin gereğiyse kal sen?" Ceylanın gözlerime bir cevap bekler şekilde bakmasıyla onu kafamla onayladım.

"Siz gidin benim burada işlerim var."

"Tamam haber et eve gidince."

"Tamam. Sizde eve gidince haber verin."

"Tamam." Ceylanla sarıldıktan sonra onlar taksiye binip gitti.

"Niye böyle bir şey yaptın?" Arkama dönüp sinirli bakışlarımı kıs kıs gülen Erdeme attım.

"Neden boş yere alınma numarası yaptın?"

"Alınma numarası falan yapmadım."

"Gerçekten alındın yani?"

"Alınmadım. Daha tanımadığım bir insana alınmam."

"Öyle demeyin savcım biz tanışma yoluna gireli çok oldu."

Elindeki telefonu sallayıp aramızda iki adım mesafe bırakarak önüme geldi.

"Buda sana ufak bir ceza savcım. Hem her şeyi inkar etme cezası hemde benim duygularımla oynama cezası."

"Cezam neyse çekerim ben yalnız asker bey."

"Öyleyse savcı hanım ilerideki araç sizi bekliyor."

Erdemin arkamdaki aracı işaret etmesiyle oraya doğru adımlamaya başladım. Benim peşimden gelen ayak sesleriyle Erdem ve yanında birinin fdaha benimle geldiğini fark ettim.

"Ehliyet ve ruhsatınızı görebilir miyim?"

"Tabi ki."

Adamın ehliyet ve ruhsat kontrolünü yaptıktan sonra bir şey çıkmamasıyla ona geri verdim ve peşinden gelen araca baktım.

"Ehliyet ve ruhsatınızı görebilir miyim?

"Tabi ki" diyerek aracın içinde ruhsatı aramaya başladı. Yanındaki kişi gözlerini benden çekmeyerek arkadaşına;

"Bekletme güzel hanımefendiyi çabuk ver lan ruhsatı." Tahminimce on dokuz yaşlarında esmer çocuğun konuşmasıyla aracın içindekiler gülmeye başlarken Erdem beni kenara çekip onlarla ilgilenmeye başladı.

"Buyrun " diyerek ehliyet ve ruhsatını uzatan adamdan alıp diğer askere verdi.

"Asker bey diğer hanımefendi ilgileniyordu bizle. Siz yormasaydınız kendinizi." Arkada oturan diğerlerinden yaşça büyük duran çocuğun konuşmasıyla Erdem ellerini yumruk yapmıştı.

"Ben birazdan sizinle bir ilgileniceğim o zaman görüceksiniz."

Erdemin ağzının içinde konuşmasını araçtakiler anlamasa da ben ve yanımdaki askerler anlamıştık. Yanımdaki askerler gülerken aracın içindekiler anlamayan bakışlarını hala bize atıyorlardı. Erdemin yanındaki asker kontrolü bitirip ehliyet ve ruhsatı geri verip gençleri yolladı.

Erdem yanıma gelip kolumdan tuttu ve en öndeki arabaya kadar beni sürüklemeye başladı. Arabanın kapısını açıp içeriyi işaret etmesiyle araca binmeyip kapıyı kapatıp ona döndüm.

"Ne o cezam çabuk bitti galiba?"

"Ceza falan yok bin gidiceğin yere bırakayım."

"Binmiyorum."

"Eda bin seni bırakayım diyorum."

"Bende binmeyeceğim diyorum. "

"Eda sen beni sınamaya mı çalışıyorsun?"

"Asıl sen beni sınıyorsun galiba ilk kalcaksın diyorsun on dakika geçmeden gidiceksin diyorsun. Ne yapmaya çalışıyorsun ya sen?"

"Seni korumaya çalışıyorum. Görmedin mi adamlar seni görünce ağızlarının suyu aktı."

"Kimsenin beni korumasına ihtiyacım yok. İlk defa yaşadığım bir şey değil."

"Eda lütfen bu konuyu tartışmayalım bin arabaya."

"Binmiyorum. Şu dakikadan itibaren karşında Savcı Eda var. O yüzden dediklerine dikkat et."

"Eda sınama beni güzelim. Hadi bin arabaya."

"Sen demin ne dedin. İşinizi doğru yapıp yapmadığınızı kontrol edicektim. O yüzden asker bey şu an görev yerinizden ayrılırsanız görevden kaytarmaktan size ben ceza yazacağım."

"Kısasa kısas diyorsun."

"Aynen öyle."

"Tamam git bekle orada ama yok ben yoruldum, yok efendim uykum geldi, soğuk oldu, canım sıkıldı dinlemem."

"Sen beni daha tanımamışsın. Eğer o lafları etseydim bu mesleği seçmezdim."

Göz kırpıp Erdemin yanından ayrıldım ve gelen arabaların kontrolüne devam etmeye başladım.

🎗️

3 saat geçmeşti ve bu üç saatte geçen arabaları artık saymayı bırakmıştım. Hafta içi olmasına rağmen çok araba geçmişti. Bizim gibi hızdan ceza yiyenler, emniyet kemerini takmadığı için ceza yiyenler, ehliyet veya ruhsatı olmadığı için arabası bağlananlar. Hepsi bu günü bulmuştu resmen.

Saat 4'e gelmişti. Etrafı sadece arabaların far ışığı aydınlatıyordu. Hava esmeye başlamış ve üstümdeki deri ceket ısınmama engel olmaya başlamıştı. Erdemler şu an araba gelmediği için kenarda arkadaşlarıyla toplanmıştı. Bende onlardan uzakta telefona bakıyordum. Ne vardı Erdeme inat etmesem evde sıcacık yatağımda yatsaydım ama bende ki inat keçide yok zaten. Abimlerle olan gruptan mesaj gelmesiyle gruba gidim.

~Prensesin Köleleri~

Aras: Duydum kiiiii

Aras: Biri gitmiş Tekirdağaaaa

Aras: Biri buluşmuş ağalarlaaaa

Aras: Biri gitmiş mesaiyeeeee

Aras: Biri gitmiş anneannemeeeee

Aras: Tek bırakmışlağğğrrrr beni

Aras: Kalbim kırık

Aras: Elimde bez

Aras: Annemle temizlik yapıyoooooğğm

Aras: Pis hainlereeeeğğğr

Demir: Abartma abicim

Emir: Ben dedim sana gel anneanneme diye

Eda: Ben zaten iş çıkışı gittim

Oğuz: Beni niye katıyorsun lan

Oğuz: Mesaideyim ben

Oğuz: Çalışıyom

Aras: Tabi temizlik hep en küçüğe kalıyor

Demir: Sende buluş arkadaşlarınla

Aras: Keyfim yokkkk

Emir: Gelseydin anneanneme sütlaç yapmış

Emir: Yerdin

Aras: Harbi mi?

Aras: Söyle anneanneme bana da ayırsın gelirken getir.

Emir: Boğaz olunca aklın nasılda çalışıyor

Demir: Bir boğaz bide fitne fesata zaten aklı başka bir şeye yetmiyo

Aras: Kırıldım abi

Aras: Ben salak mıyım

Emir: Salak değilde

Demir: Geri zekalı olabilirsin

Aras: Gerisi sende zekası bende kalsın abiii

Oğuz: Ben bu çocuğa az beyin naklediyim dedimde siz beni takmadınız

Eda: Abi sen kalp doktorusun

Oğuz: Güzelim Arasa beyin nakletmek için belgeye ihtiyaç yok

Oğuz: Onda beyin hiç yok zaten yenisini nakletmek kolay

Aras: Aşk olsun abi kırıldım şu an

Oğuz: Aman aman sen bana kırıldın mı?

Oğuz: Lütfen barışma benle bir daha

Demir: sksjsjsbsjsndhdgshsbsbs

Emir: Jshsjsbsisbsdjjddidbiddbh

Eda: sjshjssnjsnjsjdjdhdjjdj

Aras: Çok komik bak gülmekten yarıldım şu an

Aras: Ha ve Ha çok komik

Demir: Üzülme be Aras annem sever seni

Emir: Ama eldivenle

Oğuz: aksjsjsjjsjssj

Eda: Jahhwhwwhwh

Aras: Yok anlaşıldı sizin bugün benimle uğraşasınız var.

Aras: Ben gidiyom.

Demir: Gitme dur

Aras: Gitmeme için el vermedi demi abi

Demir: Yok lan temizlik yapıyorsan benim odamda yıkanacaklar vardı onları bı makineye at diyecektim.

Aras: Çok kötüsün abi

Aras: Gidiyom ben

Emir: Git artık

Aras: Gidiyom bak

Eda: Gitsene

Aras: Bakın gidiyom

Demir: Siktir git lan

~Aras Çevrimdışı~

~Eda Çevrimdışı~

~Demir Çevrimdışı~

~Oğuz Çevrimdışı~

~Emir Çevrimdışı~

Telefondan kafamı kaldırmamla karşımda Erdemi görünce telefonu kapatıp cebime koydum.

"Sizi bekliyorlar savcım."

"Savcı bekletilmez beklenir zaten asker."

Diyerek aracın yanına gittim. Aracın camı açılmasıyla içeriden gelen alkol kokusuyla ilk yüzüm buruşsada sonra kendimi toparladım.

"Ehliyet, ruhsat görebilir miyim?"

"Tağğbiiiiii meeeemuur hanımm."

"Alkol testi yapalım." Yanımdaki asker beni onaylayarak arabadan alkol testi aletini getirdi

"Sizi dışarı alalım beyler."

"Niyeeeee"

"Öyle gerekiyo kardeşim çıkın işte arabadan."

Adamlar arabadan indikten sonra şoför olan elindeki ruhsat ve ehliyeti bir kenara fırlattı.

"Çabuk bitsinn iğşinizzz."

Adamın ağzını yayarak konusmasına iyice sinir olurken o attıklarını ona yutturmamak için kendimi zor tutuyordum.

"Al o attığın şeyleri yerden"

"Almıyorum. Sen kimsin de bana şekil sukul yapıyorsun?"

Diyerek benim omuzlarımden itti. İnce topuğumun kırılmasıyla yeri boylamam bir olurken ağzımdan acı bir inleme çıktı.

Erdem koşarak yanıma gelirken diğerleri arabayı aramayı bırakmış diğer adamları uzaklaştırıyorlardı.

"Eda iyi misin?"

"İyiyim."

Erdemin yardımıyla yerden kalktım. Ayağımı yere bastığımda ayağıma giren sızıyla yüzüm buruştu. Erdem in beni kucağına almasıyla şaşkınlıkla ona baktım.

"Ne yapıyorsun. İndirsene beni."

"O ayakla yürüyebilecek gibi konuşma Eda."

"Yürürüm ben."

"Tabi Eda ayağımıda ben burktum "

"Burkulmadı ayağım."

"Doğru söylüyorsun kırıkta olabilir."

"Erdem abartma."

"Sus biraz. Hastaneye gideceğiz baktıracağız."

"Erdem saçmalama ne hastanesi?"

"Akıl hastanesi. Sen biraz daha beni dinlemezsen beni oraya kapatıcaklar çünkü."

Erdem beni arabaya bindirdikten sonra kendide arabaya bindi ve hastaneye doğru gitmeye başladık. Emniyet kemerini çıkarıp topuğu kırılmış ayakkabımı çıkarttım ve şişmiş, etrafı mosmor olmuş bileğime baktım.

Kolumdan çekilmemle sırtım koltuğa gelirken Erdemin çatık bakışları benim üstümdeydi.

"Yine ne yaptımda öyle bakıyorsun?"

"Emniyet kemerini niye çıkartıyorsun. Ya kaza yapsam, fırlayıp gitsen ne olucak."

"Yap ya kaza yap ben şu camdan fırlayım gebereyim bu işkencede bitsin artık."

"Eda sus. Sus ve emniyet kemerini tak."

"Ben nereden denk geldim de sana yazdım. Ben nereden sana çattım arkadaş. O gün sana yazacağıma parmaklarım kırılsaydı, telefonum bozulaydı da yazmasaydım."

"Maalesef Eda yazdın ve biz tanıştık."

"MAALESEF."

"Pişmanlığını kendi içinde yaşa."

"Sen benimle tanışmaktan hiç pişman değil misin be adam?"

"Değilim."

"Olamazsın zaten benim gibi mükemmel harika bir insanla tanıştın."

"Dikkat et egodan önünü görmüyorsun"

"Benim dikkat etmeme gerek yok diğer sevgililerim dikkat eder ne'de olsa."

"Hay ben sana o mesajı atan aklımı sikeyim."

"Efendim duyamadım."

"Diyorum ki maşallah hiçbir şeyide unutmuyorsun."

"Soğol boşuna savcı olmadım herhalde ne unuturum ne unuttururum."

"Ben sana başka şeyleri hatırlattırırım da dua et ne vakti ne zamanı."

"Ettiğin küfürleri yüzümede edebilirsin."

"Küfür etmedim."

"Ne konuşuyorsun ağzının içinden o zaman?"

"Sana olan aşkımı."

"Çok bakma daha da aşık olursun o zaman."

Yol böyle Erdemle atışarak geçmişti. Hastaneye geldiğimizde ne kadar istemesem hatta ne kadar söylensenmde Erdem beni kucağında hastaneye getirmişti.

Acile girdiğimizde doktor sadece ufak bir burkulma olduğunu birkaç gün çok fazla ayağımın üstünde durmamam gerektiğini ve birkaç tane ilaç sürmem gerektiğini söylemiş ve ayağımı sargıya aldırmış ve yanımızdan gimişti.

"Ben sana dedim hastaneye gitmeye gerek yok diye."

"Ya kırık çıksaydı Eda."

"Ama çıkmadı."

"Canın bu kadar önemsiz mi? Baktırdık içimizde şüphe kalmadı."

"İçimizde değil içinde."

"Tamam Eda içimde şüphe kalmadı."

"Bak bana bir şey olduğunda her zaman böyle hastaneye götürüceksen şımarırım ben yalnız."

"Sen mutlu olucaksan istediğin kadar şımar. Ben senin şımarıklıklarını çekerim."

"Bu hâlâ görüşeceğimiz anlamına mı geliyor."

"Sen beni yanında istemeyene, benden nefret edene kadar yanından hiç ayrılmayacağım anlamına geliyor."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.