Sarfınnazar vazgeçmekti artık onu hesaba katmamaktı.
Genç kadın telefonu büyük umutlarla açmıştı en güzel haliyle onu görmeyecek olmasına rağmen doğrulmuştu olduğu yerden, mutluydu.Yüzündeki boynu bükük güller bir anda gülüvermişlerdi adeta ama şimdi solacak gibiydiler.Yüzüne kapatılan telefonla bir kez daha yıkılmıştı.O daha ne yaşadığını anlayamazken dünya ile tüm bağlantısını koparmış gibiydi çünkü bu gerçek olamazdı.
Böyle hissetmek suç muydu, bunu söylemek suç muydu? Değildi.
Ama gül bülbülü sevmedikten sonra bülbülün yürek okşayan sesini kimselere duyurur muydu, ondan başka?
Bir ses hemen arkasında camın önünde neden dikilip durduğunu soruyordu.
Cümleleri yanında küçük minik toz taneleri gibi kesip gidiyordu ama duymuyordu.
" Ne olur gitsen şu görüşmeye! Sadece bir çay içeceksiniz..." Hâlâ bunda diretiyordu, hayat şimdiden zehir olmuşken o çay tatlı olur muydu? Ama...ama onun yüreğinde zaten biri vardı ki.
Yüreği kan ağlaya ağlaya, başını salladı. Hem kendine öfkeyle sallandı başı, hem de gördün iştedercesine.
" Gerek yok...söyle gelsinler. "
Kısa bir süre sessizlik oldu annesini dinlediğini belli etmesi, aniden lafını kesilmesine sebep olmuştu, Nahide hanım ne demek istediğini anlamamıştı, " Ne demek gelsinler? İstemeye mi? Olur mu öyle şey sen gör- "
Genç kadın arkasını döndü, " Git söyle gelsinler anne. " Canı o kadar acıyordu ki sadece dört kelimeye yatacak kadar gücü varmış gibiydi.
" Kız! Ben seni zorla verecek değilim herhalde! Ne oldu sana da bir anda kabul ettin? Sanki biriyle konuşuyordun? Konuştuğun biri mi var? Olur, sevgilin var sa- ' " Yok sevgilim. "
" Lalezar sen bunu bu kadar kolay kabul etmezdin. Sen öfkelenirdin bana, istemiyorum diye. Bana bak ayrıldınız da ona öfkeyle ki öyle- "
Neyi zorluyordu anlamıyordu. Kalbini kırmak zerre istemiyordu fakat bazen oldukça ısrarlı olabiliyordu.
" Anne...Yok! Yok diyorum ya hani, dinlemiyor musun sen beni! Benim ne zaman sevgilim oldu ki senden saklayacağım. " Genç kız küpelerini çıkardı dolabın içine umursamadan attı. Hiçbir değeri olmayan küpelerdi.
" Sevdiğin? "
Elleri ağırlaştı, sevdiğin...sevdiğin var mı Lalezar?
Annesinin dediği ile çok kısa bir an duraksasa da tekrar annesine döndü.
" Olabilir genç kızsın sonuçta- " Üstündeki tişörtü çıkardı ve dolaba ilerledi.
" Hazırlarsın sen... vakti de gelmişti zaten, sen olur diyorsan beğendiysen ben de beğenirim."
Tişörtleri teker teker hızlı hızlı geçiyordu aradığı tişörtü belki de bulmuştu ama yine de arıyordu. İçlerinden beyaz ve desensiz olanı seçip hızla üstüne geçirdi.
" Kız ben evlenmeyeceğim adamla sen evleneceksin! Ne demek sen beğendiysen...ben belki gönlün kayar diye dedim öyle pat diye tutup bununla evleneceksin mi diyorum, A a! "
Benim gönlüm nerelerden kaydı bir bilsen diye geçirdi içinden. Fakat bu konu hakkında konuşmak değil düşünmek bile istemiyordu. Belki birkaç gün sonra pişman olacaktı ama şu an buradan kaçıp gitmek istiyordu.
" Babama söylersin. Ben çıkıyorum. "
" Nereye yine seraya mı? "
" Evet yeni ağaçlar gelecekti, çiçek falan. İşçilerde var...bir ton işim var...hadi görüşürüz." " Kiminle konuşuyordun? Telefonla kiminle konuşuyordun? Lalezar? Lale- "
Çantasını alıp evden hızla ayrılışı saniyeler almıştı. Seralara doğru ilerliyordu evet fakat bugün hiçbir işi yoktu. Hâttâ tulumunu almayı bile unutmuştu, ilk kez. Çünkü seraya kıyafetleriyle değil direkt olarak mavi tulumuyla giderdi. Çalan telefonun sebebi de annesiydi şüphesiz. " Tulumunu unuttun Lalezar. Gitmek zorunda değilsin...ben seni zorlamıyorum. Sadece sebebini anlamıyorum annecim, endişeleniyorum. İyisin değil mi? " Koyu yeşil doblo arabasını kenara çekti, önce kendi kendine bir kez daha sordu soruyu, İyi misin Lalezar? İyi miyim? Ben de bilmiyorum Lalezar. " İyiyim. Endişelenme, ayrıca zorladığın yok ben istiyorum daha da sorma ne olur, sevgilim yok! " Telefonu geri koyacakken, annesinden tekrar mesaj geldi, tek kelimeyle, " Neden? " Demişti. Cevabını öğrenmek için doğru bir soruydu, fakat bundan sonra verecek tek cevabı, istemiyor oluşuydu...önceden. Çünkü bu adam her kimse onunla ya evlenecekti ya da çekip gidecekti burdan o gelirse eğer... Onu seven biriydi, belki gönlün kayar demesi de bu yüzdendi, annesinin.Fakat gönlünün kayacağına ne kadar Olur dese de inanmıyordu. Seraya geldiğinde arabayı parkettiğinde gözü takıldığı yerde durdu. Bu ağaçta onun sevdiği ağaçtı, onun için kimse satmamıştı, satılık değildi. O kadar çok kişi istemişti ki onu yere gömmek zorunda kalmıştı, artık seranın girişini süslüyordu. Arabadan indi, hızla içeri girdi. Her sefer ki gibi önce radyoyu açtı.
Yokluğun rehin alır Alışmak istemişsem bile yüküm ağır Ne kışım yaza varır Ne renksiz duvarlarım yine sana boyanır
Radyoyu kapattığı sırada, " Lalezar? "
Hızla arkasını döndü, " Buyur Mahmut abi? Geldiniz mi? "
" Ha geldik geldik nereye gidiyoruz şimdi? Yine aynı yer değil mi? " Lalezar ona doğru ilerledi.
" Aynı yerden devam..."
" Peki...kolay gelsin sana. "
" Size de, bir şeye ihtiyaç olursa toplarsın birini hallederiz. "
" Tamamdır, Allah razı olsun. " Lalezar başını eğdi ve gülümsedi. Mahmut bey yanından uzaklaşırken gözünü önünde renk renk dizili çiçeklerine çevirdi. Ardından tekrar geri gidip radyoyu açtı. Tüm çalan şarkılar o gün onu anlattı o ise dinledi belliydi, tüm çalan şarkılar onaydı artık. Ona onu anlatacaktı.
Gün kararmış sipariş olan çiçekleri yarın sabah için paketliyordu. Elini önünde duran turuncu çiçeğin bedenine attı narince okşadı.
Kapattı ve yerine geçip oturdu geri yaslandığı sandalye de soluklanırken dört bir yandan sarkan renk renk çiçeklerde gezinen gözleri ağır ağır kapanmıştı.
Radyo hâlâ çalıyordu fakat oldukça kısık sesliydi. Nostaljik bir şarkı çalıyordu, eve gitmeye çok üşenmişti sabah erkenden kargoları da vermesi gerekiyordu.Tüm her yeri kapatmış, çiçeklerin arkasında gizli hamağına doğru ilerledi.
Annesine kısa bir mesaj atmış, nedenini de tana tane açıklamıştı. Mesajla tabiki yetinmeyen annesi telefonunu aramıştı, çalan telefonu kulağına yasladı.
" Yarın erkenden kargoya gitmem lazım buraya daha yakın..."
" Yarın iki de boşsan çocuk da boşmuş bak çocuk asker öyle her seferinde bulamıyor boşluk epey yoğun..."
" Tamam hadi bye! "
Telefonda sessizlik olunca kapatacakken gelen sesle telefonu kulağına yasladı, " Efendim..." " Lalezar...güzel gözlüm benim...seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun değil mi? " Gözlerini aralama gereği duymadan, " Tabi biliyorum...da bu konuşma nereye varacak? "
" Bir sevdiğin yok değil mi? Benden bu zamana kadar hiç bir şey saklamadın, bundan sonra da saklamazsın..."
" Yalan söylemekle mi itham ediliyorum? Cezam nedir?"
" Lalezar! Ciddi bir şey anlatıyorum şurda! "
" Yarın anlatsan...bak kabul de ediyorum- "
" Mesele kabul etmen değil içimden bir ses gönülsüz kabul ettiğini söylüyor. Tamam sevgilin yok ama sevdiği- "
" Yok! Yok yok yok! Daha ne kadar edeyim! "
" Bana bak aç kulaklarını beni iyi dinle, eğer seni sevmediği halde bir zirzop gelip sana bir başkasına inat ya da unutmak için seviyorum yalanını söyleyip kalbini, umutlarını kırmaya yeltenirse ona ne yaparım ben bile tahmin edemiyorum...yani diyeceğim o ki bu zirzop kendi öz kızım bile olsa gereken neyse onu yaparım..anlatabiliyor muyum? "
"... başkasını kullanma diyorsun anlıyorum..."
" Öyle bir şey de yok, az önce Pervin teyzen aradı Alparslan yarın geliyormuş Lalezar alır mı dedi ben de evet dedim, gider alırsın tamam mı? Pervin de biz de olacak zaten ona bir sürprizimiz var...Alo? Lalezar? "
Öylece donup kalmış annesinin yüreğine inme indiren cümlelerini bir bir yutuyordu, " Evet mi dedin? Ne zaman? Ne sürprizi? Ben niye? Başka biri yok mu ya başka biri git- "
" Yahu sen demedin mi yarın kargoya gideceğim diye sabah erken inecekmiş ordan geçersin kargoya olur biter beraber gelirsiniz...hem sen özlemedin mi abin sayılır? Küçükken yerdin resmen çocuğu, başında ki izi bile duruyor hâlâ ah ah...sakın ters bir şey söyleme efendi efendi git al gel..."
" Olmaz! Ben gidemem! Gidemem il dışına çıkacağım ben yola erken çıkacağım..."
" Yahu erken git al gel hazırlanır gidersin senlik bir durum yok...hayırlı bir iş..." Lalezar yüreğine oturan öküzle kalakaldı, haberdardı. Demek bu kadar erken? Burdandı yani gönlünde olan...
" Hayırlı bir iş mi? A kim ki o? "
" Sen nerden tanıyacaksın? Şaşırdım vollahi Alparslan tersti böyle şeylere ama hayret o da kabul etmiş...sizin de vollahi bir yaptığınız bir yaptığınız tutmuyor..."
" Kabul etti yani, vay be..."
" Lalezar gideceksin değil mi kadına evet dedim, şimdi gece gece arayıp olmaz diyemem annecim..."
" Peki...sen demişsin diyeceğini zaten yarın alırım ben..."
" Aç gelir şimdi o bir yemek yedir şöyle bir turlat özlemiştir buraların havasını suyunu..."
" Tabi tabi...ben sana yarın il dışına çıkacağım diyorum sen bana ne diyorsun? "
" Ne var canım şöyle yarım saatcik...günler torbaya girmedi ya...bir saatte hazırlanır çıkarsın biri bulmaz hadi yorma beni Aaaa! "
" Eh iyi tamam tamam sen nasıl istersen öyle olsun..." Sevinçle atıldı annesi, " Birtanem benim hadi kapıları iyi kilitle, üstünü iyi ört..."
" Tamam hadi iyi geceler...saat beş'ti değil mi? "
" Beş, evet. Hadi öptüm iyi geceler... tatlı rüyalar..."
Telefonu kapatırken derin bir nefes çekti. Ardından ayağa kalkıp karanfillerin yanına ilerledi kokularını içine çekti. Gözünden damlayan yaş üstlerine damladı. Gözlerini açtı yüreğinin derininde bir yara kazılmış sızım sızım sızlıyordu.O gece çabucak bitmiş, erken gitmemek için çırpanırken 03.35'de otogara gelmişti. Bekliyordu otobüsü fakat kalabalığın içinden sanki o çıkacakmış gibi gezdiriyordu gözünü.Hata mı ediyordu, onca söylediği lafa rağmen şimdi burda yine ona tutkun olduğunu belli mi ediyordu. Vazgeçmediğini mi gösteriyordu.Gitse yanlış olur muydu?Sonuçta vatan görevinden geri dönüyordu, vatanaydı emeği. Ama...ama tüfeğiyle yüreğini paramparca etmek istiyordu ayrı.Şiddetle dalgalanan bayraktan gözlerini bir süre almadı,sen söyle der gibi baktı. Sen söyle benim de senin gibi kırmızı mı kanayan yaram, kan kurur mu, kabuk bağlar mı söyle ne kadar sonra unutulur bu yara. Ben de sana tutundum bir zamanlar sen söyle! Bana onu hatırlatan tek şey sendin, sen söyle...
Saat 04.03 geçerken gün yavaş yavaş kırılmaya başlamıştı fakat güneş hâlâ bir dağın arkasındaydı, o da herkes gibi uzaktan izliyordu bu tuhaf karşılaşmayı farkında olmadan. Yarın saat sonra arabanın dışına çıkmış gözlerini gizleyen gözlükleriyle etrafı izliyordu. Bir süre sorna yolunu gözlüyor gibi görünmemek için içeri girmişti.
Saat sonunda 05.00 di fakat ne gelen vardı ne giden. İçine şeytan bir kurt düşürmüştü dikiz aynasından arkayı kolluyordu fakat gelen otobüsler onun değildi.Başını geri yaslayıp, bir süre açtığı radyoyu dinledi. Karadeniz şarkıları ona ya düşmandı ya da tümü ona yazılmıştı ya da bugün tüm kanallar ona özel yayın yapıyordu.Gözleri dikiz aynasında kaydığında gelen otobüsü hızla tanıdı.
Bu otobüs oydu... Otobüs yanına geldi ağır ağır sanki dünya bir anda ağır çekime alınmıştı. Şimdi daha farklıydı sanki içine düşen her ne varsa huzursuz bir heyecandan başkası değildi fakat hep ama hep ona karşıydı.
Otobüs yanından geçip reyonunu yerleşti. Durdu önce müavin indi ardından inenler arasında onu aradı gözleri gözlükleri vardı belli olmazdı ki ona baktığı.
Sonra otobüsten indi, üniformasını beklerken...siyah bir tişört kot siyah bir pantalon giyinmişti. Elinde ki çanta asker olduğunu belli ediyordu ve tabi şapkası. Gözlerini ondan aldı araba nerdeyse ortadaydı onu görmemesine imkan yoktu.
Öylece bir boşluğa baktı, ama yapamıyordu ona bakmamak sahiden zordu. Hem artık o sözlü sayılırdı buraya belli niyetlerle gelmişti ve bu seferde kesindi. Onun gibi ters fikirlerine bir anda ışık yakmıştı .
yetmemiş üstüne gidiyordu sırf bunun için gelmişti bile.
Başı ona taraf döndü, hâlâ gelmemişti. Orda boşlukta telefona bakıyor birini arıyor gibiydi sanki, bekliyordu.
Bakışları uzaktan ona bakarken elini birini uzattı başı da o tarafa döndü. Güldü. Bir araba yanına yaklaştı, arka koltuğa attığı çantayla uzaklaşırken. Arabasını hızla çalıştırdı o da, burda eşek gibi boşuna mı bekliyordu! Aptaldı işte! Aptal!
Onun bindiği arabanın önünden hızla kırdığında onlar ise sert bir fren yapmıştı. Korna sesini duymadan önünden sert manevrayla geçip gitti. Öküz!
Hızla eline telefonu aldı ve annesini aradı telefonu kenara attı, " Alo? "
" Lale- "
" Otogardan çıktım şimdi, benimle gelmiyor! Başkası aldı, kim aldı bilmiyorum, işim gücüm var, hadi bye bye..."
Telefonu kapatıp tekrar kenara attı, direkt kargoya doğru sürdü.
" Öküz! Ben götümün keyfine o kadar bekledim değil mi! Kızım aptallık sende zaten! Sen niye kabul ediyorsun ki! Yürüyerek gitsin Allah'ın dağ ayısı! İnsan bir etrafına bakar değil mi! Bir de erken gittim! Bir de bir saat erken gittim! Aptal! Aptalım işte! Eee tabi yemedi... yemedi aynı arabaya binmek! Korkak herif! "
Çalan radyoyu hızla kapattı, " Sen de sus be artık! "
Çalan şarkıya kurulmuştu hızla, " Viran Miran değilim kardeşim! Aşkmış! Bitti gitti aşk! Bitti gitti! Yemişim be aşkı! Böyle böyle mahvediyorlar işte insanlar hayatını, seni sevmeyeni sen niye seviyorsun! Bırak gitsin değil mi! Ama yok! İlla ki o olacak, ağzına edecek! Böyle önüne ilk çıkana he diyecek kadar hâle geleceksin öyle! Aşkın Allah belasını versin! "
Öfkesi gidip yerine dolan gözleri gelmişti. " Ne istedin lan benden! Ha! Abiymiş! Abin o senin! Değil lan abim falan! Değil! Ama Allahım şahit bir daha bu yürege asla giremez! Girmeyecek! Yolu açık olsun beyefendinin! Mutlu olsun! En mutlu o olsun anasını satayım! Ben olmayayım ama o olsun! Ben olmayacağım ama o olsun! "
Eli radyoya gitti açtı tekrar, şarkı yine yarasına vuruyordu kan fırçasını.Kargo şirketine geldiğinde kargolarını alıp gönderilecek kargoları verip özenle kargolayıp tekrar arabasına binip evine doğru yola çıkacaktı fakat onların evinde toplanacaklardı.
" Hay ben böyle işin! " Üstüne bir göz attı böyle de gidilmezdi ki, " Eninde sonunda olacaktı zaten! " El firenini indirip yola çıktı. Radyo yine damardan damardan veriyordu kederi. Evinin önüne geldiğinde başını geri yasladı, ardından hızla toparlandı, " Tamam kızım ya! Ne bu be! Öf! Bir geldi pir geldi sanki! Sakince girip kıyafetlerini alıp iki merhaba bir hoşgeldin, acelem var deyip hızla tüyerim. Aynen sakin..." Arabadan indi kapıyı kilitleyip eve ilerlerken tanıdık biri görünce gülümsedi, " Merhaba? "
" Annen evde mi? Davetiye verecektim, bekleriz...Alparslan da bugün geliyordu değil mi? " İsmini duyana kadar hayat sanki yoluna girmişti ama girmeyecekti belli ki, " Hı hı geldi? "
" Hadi sana da gözün aydın, çok yerdiniz birbirinizi ama kollardınız da...ah ah benim Sinanım da ne ara büyüdü anlamadım vollahi, şimdi bir el kızı gel al çocuğu..."
" Turşusunu mu kuracaktınız, zaten Deryayı seviyordu da o...iyi kızdır merak etmeyin. "
" Sen nerden biliyorsun? "
" Arkadaşım. Derya arkadaşım benim. Hem ne öyle canım koskoca adam oldu artık sık boğaz etme sakın..."
" Yok kız! Ne sık boğazı daha Halidenin gidişine alışamadım..."
" E iyi bak Halidenin yerine koyarsın benim il dışına gitmem gerek bugün acelem var hadi hayırlı uğurlu olsun bir yastıkta kocasınlar... görüşürüz. "
O içeri geçerken yaşlı kadında uzaklaşmıştı ağır ağır fakat gözleri ona tanıdık gelen arabaya kaydı. Bu o arabaydı, onu alan araba.
" Bu arabanın burda ne işi var lan! " Hızla içeri döndü, demek o da buradaydı. Kapının önünde kendini bulması bir dakikasını bile almamıştı, yüz ifadesine kendince bir kalıp koymuştu ve bundan da çıkmayı düşünmüyordu. Hiçbir şey yokmuş ve normalmiş gibi. Her şey çok ama çok normaldi.
Kapı açıldığında kalbi hızla atmaya çoktan başlamıştı, durmasa iyiydi. Yuh yani şimdiden mi! Bu ne iradesizlik canım! Kendine gel Lalezar. " Anne? "
" Hoşgeldin..." Bakışları annesine döndü ayakkabılarını çıkarırken, noluyordu be! Onu almadı diye ona kızacak değildi değil mi?Sessizce yanına yaklaştı, " Ne bu surat? Ben gittim vollahi o başka birine el etti bindi gitti ne yapabilirim! " Diğer ayakkabısını çıkardı, " Geç geç! Bozuldu zaten sürpriz. "
" Sürpriz, sürpriz! Ne bu sürpriz Allah aşkına! " Yine sessizce isyan ediyordu.
" Lalezar, Allah aşkına...sen hiç gitmedin değil mi almaya doğru söyle! O kadar beklemiş bir de seni?."
" Ne!? Beni beklemiş! Ben onu bekledim be! İki saat! Koskoca iki saat! " Hızla oturma odasına ilerledi, bir de yalan söylüyordu. Çantasına biraz kıyafet doldurup hızla üstünü değiştirdi.
" Lalezar! Bari bir merhaba de! "
" Beklememişim ya onu, sanki orda iki saat beklememişim gibi şimdi merhaba dersem ayıp olur beyefendiye!Yüzsüz gibi! "
" Sen bekledin yani? "
" Bekledim! Giderken de yürüyerek gider! Beklemesin beni! "
Odasının kapısını açıp oturma odasına attığı kısa bir bakışla hızla kapıya ilerledi. Ayakkabılarını giyip çıktı.
" Lalezar? "
Annesine döndü, gözleri ona inanmadığı için mazlum bakıyordu, " Dikkatli sür...aramayı unutma beni tamam mı? " Kapıyı yüzüne kapatırken genç kadın bir süre öylece kaldı, onu öpmemişti. Hızla telefonunu açtı son aramaya girdi
4 dakika konuşma süresi vardı. Bakışları hızla kapıya döndü.Öğrenmişti.Ama neden günah işlemiş gibi hissediyordu, günah mıydı?Kapının önüne doğru ilerledi, zile giden elini ağır ağır geri indirdi.
Hızla arkasını döndüğünde önünde ki bedenin gözlerine takıldı bir anda. Şimdi hiçbir şey demeden yanından geçip gidebilir miydi? Aklından annesine göz göre göre söylediği yalan bile uçup gitmişti.
İlk kelimeyi o edecekti belki ama bu sondu tek kelime etmeyecekti fakat iki çift sözü vardı tabi, " Gözünün önünde ki arabayı görmedin demek ha? " Alayla gülerken dudakları kıvrılmakla yetindi. Neyse der gibi başımı salladı, çok öfkeliydi. Ne denli öfkeli olduğunu da onu görene kadar daha yeni anlamıştı.
" Hoşgeldin, Alparslan..." Gözlerine baka baka, " Abi. " Diye devam ettirdi. " Kusura bakma kalamayacağım il dışına çıkmam gerekiyor, tekrar hoşgeldin. "
Zile basıp ardından yanından sıyrılıp geçti. Arkasından gelmesin diye yapmıştı bunu ki gelmezdi ya neyse. Arkasından bir kuru hoşgeldin ona çoktu bile. Arabasına binip hızla uzaklaştı evinin sokağından, nedendir bilmiyordu ama bu kadar bile yetmişti ona.Radyo yine çalmaya devam ediyordu. Biri konuşmalıydı sessizlik üzerdi şimdi, çok üzerdi son sese kadar açtı şarkıyı
Sen öğrettin aşkı bana bu şehri sevmeyi Keşke öğrenseydim sensiz kalabilmeyi
İşte yine ona yazılan bir şarkı ona kurulmuş bir komplo ve ona ait hazırlanmış bir sürü şarkı ve sözleri. Yüzüne vuran rüzgar onu uyandırıyordu, uyursa ağlardı. Uyursa ağlardı! Ağlamak yoktu yoktu ama yine başaramamıştı, gözlerinden damlalar birbir döküldü.
Otobana çıkmıştı ki çalan telefonuyla açıp yerine oturttu." Efendim anne? "
" Ne kadar uzaklaştın bir yere ayrılma olduğun yerde kal Alparslan da seninle gelsin..."
Arabayı aynı şekilde sürmeye devam ederken," Evet başka bir şey var mı? "
" O da seninle gelsin nereye gittiğini de bilmiyorum aklım kalmaz hem o da gezmiş olur..."
" Ya ben çocuk bakıcısı mıyım? Ya da o Fino köpeği mi? Gezecekmiş? Gezsin arkadaşıyla işte hani beklememişim ya...o onu bekler işte yarı yolda da bırakmaz, gezsinler öyle kardeş kardeş..."
" Lalezar! Ne biçim konuşuyorsun sen benimle! Üslubunu değiştirir misin? "
Lalezar derin bir nefes bırakıp, " Özür dilerim ama sen de her aradığında Alparslan demekten vazgeçer misin?"
" Ne oluyor sana? Daha dün sendin onun yollarını gözleyen, gelecek gelecek diye havalara uçuyordun hem o da bak yanımda..."
" Ne demek yanımda! Onun yanında havalara uçuyordun deme bari! Anne sen beni yerin dibine sokmak mi istiyorsun! Ayrıca uçtuğum falan da yoktu gayette yerdeydim bir kere! "
" Ay iyi tamam! Sana da bir şey söylenmiyor bu aralar! Hayret ki nasıl kabul ettin şu görüşmeyi? "
" Asıl sen söyle! Sen söyle be kadın sen ne istiyorsun benden ne istiyorsan yapıyorum! Uzakta olma dedin yanımda ol dedin geldim yetmedi senin işini devraldım, kendi hayallerimi geri de bıraktım. Birini tuttun çaya çık dedin kabul ettim, ne istedin de yapmadım? Boğuyorsun beni, sevgilim yok diyorum olmadı ona bile inanmıyorsun! Anne sen benden ne istiyorsun? Lütfen ya lütfen söyle söyle de sen de ben de kurtulalım. "
" Boğuyor muyum seni? "
" Evet!... Hayır ama fazla üstüme geliyorsun koskoca adam gezsin bana ne ayrıca belli ki o da bundan hoşlanmıyor arkadaşlarıyla gezmek istiyor ne belli benimle gezmek istediği? "
" Kendisi istedi, ben bir şey demedim ki..."
Lalezar bir an şaşkınlıkla kalakaldı, " O mu istedi? Güldürme anne beni...adam iki saattir orda beklediğime görmedim demeseydi bari hadi neyse, sanki gözünün içine girecek olan araba orda değilmiş gibi gelmedi demiş! Gelmedi! Ay ben vollahi çok sıkıldım bu mevzudan! Araba kullanıyorum zaten sonra konuşuruz..."
" Bitti mi, Lalezar. " Kalbi bir anda durdu, " Benim Alparslan. " Arabayı bir an yoldan çıkaraktı diye korkmuştu.
" Ne olmuş sensen! Anneme ver telefonu! "
" Konuşalım mı? "
" Pardon ne konuşacağız? Şehirden çıktım ben geri dönemem! Arkadaşınla gezmeni rica edeceğim, pek mümkünse..."
" Arkadaşım değildi. "
" Vollahi kim olduğu ile hiç ilgilenmiyorum,...hadi iyi eğlenceler. "
" Şehit olan asker arkadaşımın kardeşiydi..."
Lalezarın telefona giden eli kalakalmıştı, arabayı kenara çekmişti dörtlüleri yakıp. Öylece akıp giden arabalara baktı kısa bir süre
" Yalan söylemeye ne gerek vardı peki? 2 saat beklememe rağmen gelmedi demek niye? Yani kabak gibi ortada olan arabayı görmemiş olman imkansız diye düşünüyorum..."
" Ben gelmedi demedim..."
" Tabi ya! Annem bana yalan söylüyor, hiç değilse beni arasaydın bekleme falan deseydin, belli ki otobüste aramışsın arkadaşını yani önceden planlıydı...her neyse ya çok sıkıldım ben muhabbetten, kapatıyorum ben, tekrar hoşgeldin."
Telefonu kapattı son duyduğu ismiydi fakat umursamadı telefonu tamamen kapattı. Yolunu hızla tamamlamış yaklaşık bir saat gidiş geliş yoluydu.
Aklı darmadağın olmasına rağmen çok güzel bir anlaşma yapmıştı. Fakat genç adamın, " Ben erkek bir muhatap bekliyordum. " Demesi yeterince onu tild etmişti.
Çok güzel bir anlaşma bu aptal seviyesinde cümleyle çoktan yerle bir olmuşken annesi için buna ses etmemişti yine de fakat adamın hâl ve hareketleri pisleşmeye ve karaktersiz bir hâl almaya başlayınca hızla konuşmayı kesmiş arabasına doğru ilerlerken.
Adam arkasından gelip kolundan sıkıca tuttu, " Lale hanım! Beni yanlış anladınız."
" Çek lan elini! " Dedi ona sertçe bakarken, kolunda ki acıyı bile öfkesiyle hissetmemişti.
Adam elini çekerken yandan yandan sırıttı, " Beni yanlış anladınız.."
" Bana bak, o gülen suratını öyle bir dağıtırım ki iki gün uğraşırlar toplamak için..."
" Dağıttığın yanlız suratım olmaz ama neyse..."
Tam o sırada adamın bacak arasına sertçe bir tekme attı, " Sen yeter ki rica et! " Tuttuğu yakayı savurdu adam acı içinde kıvranırken,
" Bunu çok ağır ödeyeceksin! "
" He duydum duydum! Bir daha ki sefere geçmişin de kalmaz ama ona göre..."
" Bunu çok ağır ödeyeceksin..."
O sırada arkadan çıkan yaşlı adam ağır ağır yanına geldi, " Yine ne yaptın it herif! "
" Arkadaşın çivatalar biraz gevşemişte onları sıktım, biraz fazla sıktım galiba..." Lalezar arkasını dönüp