Lale Hatun, Fatih Sultan Mehmed'in ilk karısı olarak, ona Şehzade Beyazı'nı vermişti. İstanbul'un güzellikleri kadar zarif ve bilge bir kadındı. Sarayın ihtişamı ve entrikalarla dolu atmosferi arasında, Lale Hatun'un kalbi padişahın sevgisi ve çocuğunun geleceği arasında bölünmüştü.
Fatih'in diğer karıları, Beyazıt'ın Ayşe Sultan ve Fatma Sultan'dan doğan çocukları hakkında bilgi aldıkça, Lale Hatun'un ruh hali altüst oldu. Saraydaki entrikalar ve padişahın dikkatini başka kadınlara yöneltmesi, onun güçlü duruşunu bile sarsıyordu. Lale Hatun, hem çocuğunun geleceği hem de padişahın gönlündeki yerini korumak için saraydaki güç dengeleriyle mücadele ediyordu.
Her gün, sarayın koridorlarında dolaşırken, gözleri diğer karıların ve çocuklarının üzerindeydi. Entrikaların arasında kendi yerini korumaya çalışırken, Beyazıt'ı yetiştirmek ve ona geleceğin padişahı olarak hazırlamak için çaba gösteriyordu. Ancak zaman zaman, sarayın yalnızlığı ve diğer kadınların varlığıyla sıkıntılarını bastıramıyordu.
Lale Hatun, sarayın taht odalarında bazen sessizce ağlıyor, bazen de kendisini güçlü tutmak için dua ediyordu. İçindeki bu karmaşık duygularla başa çıkmak için, zaman zaman İstanbul'un sakin köşelerine kaçar ve boğazın maviliğine bakarak düşünürdü.