Lale, şifahanede bir süre daha kaldıktan sonra, Şahi Hatun'un yardımıyla yavaşça kalktı. Sarayın koridorlarında yürürken, her adımda Şehzade Hasan'ın ölümünün yankıları duyuluyordu. Herkesin yüzünde bir hüzün, bir korku vardı. Sarayın kalbi bu kayıpla derinden sarsılmıştı.
Şahi Hatun; "Lale, artık daha dikkatli olmalıyız. Sarayda işler karışacak. Sultan Murad'ın tahttan çekilme söylentileri doğruysa, yeni bir dönem başlayacak."
Lale, Şahi Hatun'un sözlerini sindirmeye çalışırken, bir yandan da aklında Hatice Hatun'un sırrı dönüp duruyordu. Ne yapmalıydı? Bu bilgiyi kullanmalı mıydı, yoksa sessiz kalmalı mıydı?
Lale; "Şahi Hatun, Hatice Hatun'un sırrını biliyorum. Sadrazam İbrahim'in kızı. Bunu kullanmalı mıyım?"
Şahi Hatun; "Bu çok tehlikeli bir oyun, Lale. Ama bazen böyle bilgilere sahip olmak, doğru zamanda kullanıldığında güçlü bir koz olabilir."
Lale, Şahi Hatun'un bilgece sözleriyle düşündü. Sarayda yeni bir düzenin kurulacağını biliyordu ve bu düzende kendisine ve sevdiklerine zarar gelmemesi için dikkatli olmalıydı.
O sırada Deniz koşarak yanlarına geldi. "Lale, sana bir haberim var. Şehzade Hasan'ın ölümünün ardında bir komplo olduğunu düşünüyorlar. Babam, bu işin peşine düşmemiz gerektiğini söylüyor."
Lale, Deniz'in yüzündeki kararlılığı gördü. Şehzade Hasan'ın ölümü bir tesadüf değildi belki de. Gerçeklerin peşine düşmek zorunda olduklarını anladı.
Lale; "Tamam Deniz, ne gerekiyorsa yapacağız. Şehzade Hasan'ın ölümünün ardındaki gerçeği ortaya çıkaracağız."
Şahi Hatun; "Dikkatli olun çocuklar. Saray tehlikeli bir yer ve düşmanlar her köşede olabilir."
Lale ve Deniz, Şahi Hatun'un uyarılarını dikkate alarak, sarayın karanlık ve gizemli koridorlarında gerçeğin peşine düşmeye karar verdiler. İlk olarak, Şehzade Hasan'ın son günlerinde kimlerle görüştüğünü araştırmaya başladılar. Mahmut Hoca, Sadrazam İbrahim ve Şehzade Hasan'ın yakın çevresindeki diğer önemli isimler üzerinde duruyorlardı. Her birinin Şehzade'nin ölümüyle bağlantılı olabileceğini düşündüler.
Mahmut Hoca'nın, Şehzade Hasan'ın ölümü hakkındaki açıklamaları özellikle dikkatlerini çekti. Yıldırım çarpması sonucu öldüğünü söylemişti ama Lale'nin şahit olduğu yara izleri bir bıçak darbesini andırıyordu. Bu durum Mahmut Hoca'yı şüphelerin merkezine yerleştiriyordu.
Şahi Hatun; "Mahmut Hoca'dan şüphelenmemiz gerekiyor. Şehzade Hasan'ın yaraları bir bıçak darbesini andırıyordu. Yıldırım çarpması imkansız görünüyor."
Deniz; "Mahmut Hoca'nın gizlice ne yaptığını öğrenmeliyiz. Onu izleyip dinlemeliyiz."
Planlarını yaparak Mahmut Hoca'yı gözetlemeye başladılar. Bir gece, Mahmut Hoca'nın odasının yakınlarında gizlenerek onun konuşmalarını dinlemeye çalıştılar. Mahmut Hoca, kendisiyle konuşan bir kişiyle gizlice planlar yapıyordu bu sefer şehzade Mehmet'i öldürüp Tahtı veliahtsiz bırakmak istiyordu.
Mahmut Hoca; "Şehzade Hasan'ın ölümü planladığımız gibi oldu. Kimse bizim bu işin arkasında olduğumuzu anlamayacak."
Lale, Deniz ve Şahi Hatun, bu konuşmaları duyunca şaşkınlık ve öfkeyle doldu. Şehzade Hasan'ı öldürenin Mahmut Hoca olduğunu kanıtlamak zorundaydılar. Sessizce geri çekilerek, duyduklarını değerlendirdiler.
Şahi Hatun; "Bu işin peşini bırakmamalıyız. Mahmut Hoca'nın planlarını boşa çıkarmalıyız."
Lale; "Evet, doğru söylüyorsun. Onu sarayda ifşa etmeliyiz. Ama bunu yaparken dikkatli olmalıyız."
Deniz; "Babamla konuşmalıyım. O, bu konuda bize yardımcı olabilir."
Deniz, babasıyla konuşarak Mahmut Hoca'nın suçlarını ortaya çıkarma planını anlattı. Babası, gizli bir soruşturma başlatarak Mahmut Hoca'nın faaliyetlerini incelemeye başladı. Lale, Deniz ve Şahi Hatun, her adımlarında dikkatli davranarak Mahmut Hoca'nın suçlarını ortaya çıkarmaya çalıştılar.
Bir süre sonra, Mahmut Hoca'nın suçları açığa çıktı ve sarayda büyük bir infial yarattı. Şehzade Hasan'ın gerçek katili olarak Mahmut Hoca'nın yakalanması, sarayda adaletin sağlanmasına ve Şehzade'nin anısının onurlandırılmasına yol açtı. Lale, Şahi Hatun ve Deniz, Şehzade Hasan'ın intikamını almanın huzuruyla, sarayın koridorlarında yeniden umutla yürümeye başladılar.