İçeriğe geç

ŞARAP TANRIÇASI

Bölüm 1 · 2 dk okuma

ŞARAP TANRIÇASI

Bölüm 1

ŞARAP TANRIÇASI

Elleri tutulmaz, yüzüne bakılmaz, huzuruna varılmaz.

Şarap Tanrıçası sizi katleder.

Bir yudum şaraba muhtaç insanların kıyametidir. Zulüm ve acıya hükmeder, yalnızlığa mahkûm eder kendisini. Bin yıllar önce öldürdüğü sevgilisinin intikâmını bütün dünyadan alır ve sarayına çekilir.

Bağları kupkurudur, yemin etmiştir şaraba el sürmemeye, insanları tutkularında boğmaya.

Çünkü insan için en büyük acı, arzusunun kıvrandıklarının bolluğunda boğulmaktır.

***

Kimse, Ay Tanrısı'nı katledene kadar onun bu kadar güçlü olduğunu bilmiyordu. Tanrıçalar arasında en çelimsizi, en sessizi ve gücüne en az başvuran tanrıçaydı. Zayıf bir ölümlü misali, hayat için çabalaması gerekircesine yaşıyordu. Kimse ona itibar etmiyor, herkes onun tanrıçalığı hak etmediğini düşünüyordu.

Nytherael de diğerleri gibi onun tanrıçalığına inanmıyordu. Bu, bir tanrı veya tanrıçanın duyabileceği en büyük hakaretti fakat Ampethys’in gözüne bir kez âşkın kara perdeleri inmişti ve Nytherael bunu oldukça farkındaydı. Ancak Nytherael dışında herkesin farkında olduğu bir gerçek vardı: Ampethys’in sadakate olan arzusunun ışığını o simsiyah perdeler bile söndüremiyordu. Nytherael ise doyumsuzluğuna, Ampethys'in uyarısına rağmen karşı koymamayı seçmişti.

O günden beri bağ bozumu hasatlarında bir salkım üzüm bile olmamıştı.

Feythys.

aldatma ve ilüzyon tanrıçası.

Nytherael, Ampethys'in yasaklarını, onu kardeşiyle aldatarak çiğnemeyi tercih etmişti.

Sadakatsizliğin, bir tanrının sonu olabileceğini melekler bile tahmin edemezdi.

Ama olmuştu.

Hiçbir arzunun fısıltısı, Ampethys'in kulağından kaçamazdı.

O zevk tanrıçasıydı.

Elinde babasının kılıcı, üstünde şarap kırmızısı bir elbise.

Şarap Tanrıçası, bugün intikam için gelmişti. Üzerindeki elbisenin kırmızısı artık şaraba değil, kana aitti. Ay Tanrısı'nın kanına.

O gece, hiçbir evin ışığı olmadı. Melekler soldu. Tanrılar ve tanrıçalar dillerini yuttu.

Ampethys, elinde tuttuğu, ay gibi parlayan kılıcını Nytherael'e savurdu. Bu kılıç, Nytherael'in babasından bir hediyeydi.

Şimdi ise ay ışığından yapılmış o kılıç, Ay Tanrısı'nı katledecekti.

Ampethys, kılıcı Nytherael'in kalbine sapladı. Kör edici bir ışık, bütün gökyüzünü kapladı. Ampethys ise gözünü bile kırpmadı. Karnındaki bebeğinin vesilesi ile onun da damarlarında ay ışığı dolaşmaya başlamıştı ama bunun artık bir önemi yoktu. O bebek, umutsuz bir aşkın çürümüş meyvesine dönüşmüştü.

Feythys, biraz ileriden, yüzünde bir gülümseme ile onları izliyordu. Ampethys, öfkeyle doldu ama bunu yapamazdı. Öz kardeşini öldürmenin cezası, tanrıçalığından olmaktı.

Nytherael'in ölümünden sonra, Ampethys'in elinde tanrıçalığından başka hiçbir şey kalmayacaktı.

Nytherael'in gözleri parladı ve yanaklarından gözyaşları süzüldü. Son kez, Ampethys'in gözlerinin içine baktı. Kopkoyu, neredeyse siyaha dönecek kadar koyu kızıl gözlerinde gezindi son kez. Şarap dolu denizlerinde yüzdüğü, onun acısının sebebi olmadığı zamanlar geçti gözlerinin önünden. Ay Işığı Tanrısı, pişmanlıkla yanıp kül oluyordu. Dudaklarından fısıltılar döküldü. “Özür dilerim, sevgilim.”

Ampethys bu pişmanlığı bin yıllarca unutamadı. İçindeki hisler öylesine büyüdü ki, yıllar içerisinde öfkesi onu esareti altına aldı. Geceleri çığlıklarla uyanıyordu. Rüyalar görüyor, ağlıyordu ve bu hisler onun peşini asla bırakmıyordu.

Hiçbir tanrı ve tanrıça onu görmeye gelmiyordu. Sarayına köleler geliyor, hepsi tanrıçayı bile göremeden başka saraylara gönderiliyordu.

Ampethys, zaman zaman bunun Nytherael'in babası olan Işık Tanrısı Lumior'un ona verdiği bir lanet olduğunu düşünürdü fakat Lumior da Ampethys gibi sadakate âşık bir adamdı.

Ampethys, güneş doğana kadar bu esaretten kurtulamayacaktı ve bunu o dahil bütün tanrı ve tanrıçalar biliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.