Yeni bölümlerin hızlı gelmesini istiyorsanız olduğunca çok yorum yapın. Çünkü bir kaç kişi yorum yapınca bir anlamı kalmıyor sanki fici sadece onlara özel yazıyormușum gibi oluyor.
Hayatımda yazdığım en mükemmel şiiri yazdım bu fic için ağlıyorum...
Remedy keyifli okumalar diler.
(ღ ・ิ◡・ิ)ε ・ิ ღ)
§
Gözlerimi açtığımda göremiyorum seni. Gözlerimi kapattığımda da yoksun. İsmini haykırıyorum boşlukta duymuyor musun?
Tanrı beni sevmiyor sende biliyorsun. Öyleyse adem ol benim için. Koca okyanusları aș ve bul beni.
O yasaklı meyveyi uzatan Havva ben olayım düşünmeden yiyen sen.
Juliette ol benim için. Romeo olup intihar edeyim arkandan. Kanuni Sultan Süleyman olayım senin için, Hürrem olup efsunla beni.
Güneş olayım ben, sense beni yıldızlar uğruna görmeyen ay ol. Sana kavuşmak için intihar edip yakayım evreni.
Leyla ol sen, bende senin aşkın için dua edip deliren Mecnun olayım.
Rose ol benim için, Jack olup sen yaşa diye vazgeçeyim kendimden. O büyük okyanusta senin uğruna donsun bedenim.
Ali ve Nino olalım biz. Ben Ali olayım seni korumak için bizden vazgeçeyim. Nino ol sen, aşkımızı sonsuza kadar seninle yaşat. Heykellerimizi diksinler.
Medusa ol benim için, yılanlarının gözlerine bakıp taş olayım.
Sonra en büyük günahım ol benim tanrı biraz daha sevmesin beni.
Tanrı beni sevmiyor zaten, sen sev beni.
~remedy
§
Oğlunun siyah gözleri annesini bulduğunda kadın kocaman tebessüm edip tabakları yeniden uzattı. "Haydi Taehyung ile bahçeye çıkıp orada yiyin tatlınızı. Sonrasında biraz evi dolaştır. Bir kaç gün sonra evleneceksiniz birazcık sohbet edin, birbirinizi tanıyın hım?" diye ekledi oğlunun omzuna hafifçe vurdu. Jungkook'u Taehyung'a itmeye çalışıyordu çünkü oğlunun, haz etmediği kızdan, Soojinden etkilendiğini biliyordu. Ve o Soojin'i ailesine dahil etmek istemiyordu. Çünkü ona göre annesi ve kızı görgüsüz insanların tekiydi. Tanıştıkları günden beri de sevmezdi. Bu yüzden Taehyung' u büyük bir şans olarak görüyordu. Oğlunu o kızdan kurtarabilmeyi umuyordu...
Jungkook sıkıntıyla iç çekti. Babası buradayken annesine itiraz edemeyeceğini biliyordu. Bu yüzden oturduğu yerden kalktı. Annesinin elindeki tabakaları alıp yürümeye başladığında Bayan Jeon Taehyung'a döndü. "Haydi." dedi "Burası Jungkookla kalacağınız evden sonra üçüncü evin olacak. Alışman lazım değil mi?" diye ekleyip göz kırptı.
Taehyung gidip gitmemek arasında kalsa da gitmeyi seçip Jungkook'un peşinden yürüdü. Normal çocuklar böyle yapardı. Yani o öyle tahmin ediyordu.
...
Geçmiş
"Nedir? Neden çağırdın beni buraya?" diye sordu Jiwoong karşında oturan avukatına hitafen. Evden avukatın onu acil çağırması üzerine erkenden çıkmıştı. Avukat çantasından dosyayı çıkarıp masanın üstüne koydu. Ardından dosya içindeki üç ayrı kağıdı yan yana koydu. En sağda duran kağıdı masa üstünden sürükleyerek adama uzattı. Jiwoong önündeki kağıdı alıp okurken avukat derin bir nefes aldı. "Küçük şirketi bayan Hyejin geçici yönetici seçmediği için sahte imza ile hisseleri üstünüze geçirdim. Lakin" dedi adamın gözleri avukatı buldu. "Lakin?" diye tekrar ettiğinde Avukat yutkundu. Alacağı paradan kesinlikle keseceğini biliyordu.
"Büyük şirket ve tekstil şirketini sahte imza ile almayı başaramadım. Tekstil şirketi Bay Jung'un üzerineymiș onu almamız imkansız." dedi ve ortadaki kağıdı adama uzattı. Jiwoong ona uzatılan diğer kağıdı da alıp okumaya başladı. "Büyük şirket ve karınızın banka hesabındaki yüklü miktarda olan para vasiyet ile Taehyung'a, oğluna ait olduğu için sahte imza ile onları da almayı başaramadım." dedi avukat. Jiwoong yüzünü ekşitip șakaklarını sertçe ovdu. "Dalga mı geçiyorsun lan benimle?!" diyerek çıkıştığında avukatın gözleri şaşkınlıktan kocaman açıldı.
"Küçük şirketi aldığın gibi alsaydın! Taehyung daha velet! Sahte bir vasiyet hazırlayamadın mı?!" dedi kafedeki tüm gözler böylelikle onlara döndü. Adam onlara merakla bakan gözleri umursamazken avukat gergince yutkundu. "Karınız geçici yönetici seçmiş. Vasiyeti geçici yönetici de biliyor. Muhtemelen başkaları da biliyor. Eğer sahte imza veya vasiyet kullansaydım ikimizde evrakta sahtecilikten içeri tıkılırdık" dedi ardından oturduğu sandalyede ileriye kayıp Jiwoong'a yaklaştı. "Taehyung reşit olduğunda tek bir imza ile parasını da şirketinide alırsınız." dedi fısıldar bir şekilde.
Jiwoong kaşlarını çattı. "Reşit olana kadar beklemeden hallolmuyor mu?" dedi. Avukat başını iyi yana salladı. "Taehyung'un reşit olması şart." dediğinde Jiwoong aklına gelen şey ile heycanlandı. "Peki ya Taehyung ölürse? Öldüğü için ne parayı kullanabilecek ne de şirketin başına geçebilecek. Mallar bana kalmaz mı?" dedi yüzünde hınzırca bir tebessüm oluştu.
Avukat yeniden başını iki yana salladı. Bu defa çantası içinden başka bir kağıt çıkardı. Hyejin'in vasiyetini. Jiwoong karısının vasiyetini alıp okumaya başladı. "Karınız özellikle belirtmiş. Sanki bir şeyleri hissetmiş gibi. Eğer oğluna bir şey olursa tüm mal varlığının banka aracılığı ile hayır kurumlarına, yetimhanelere bağışlanmasını, şirketinde kalıcı olarak geçici yöneticiye geçmesini yazmış." dedi. Jiwoong duyduğu şeylerle elindeki kağıdı sinirle masaya bıraktı. Ardından sertçe çenesinde yeni çıkmaya başlayan sakallarını ovdu. Bir şeyler düşünmesi gerekiyordu. Tüm mal varlığını kendine ait yapmalıydı..
Oturduğu sandalyeye yaslanıp derin bir nefes verdi. Aklına gelen şeyle kaşları çatıldı. Gözleri avukatın önüne koyduğu kağıda kaydı. "Bay Jungdan alabileceğim bir şey yok yani?" dedi. Avukat başını aşağı yukarı salladığında adamın yüzünde yeni bir tebessüm oluştu. Işte şimdi Bay ve Bayan Jung'u Taehyung'dan rahatlıkla uzak tutabilirdi. Madem onlardan alacağı bir şey yoktu onları Taehyung'un yakınına yaklaştırmamalıydı. Nede olsa çocuk her an gördüklerini anlatabilirdi...
"Bir şey daha" dedi Jiwoong sırtını yaslandığı yerden ayırıp avukata yaklaştı. "Taehyung'un anneannesi ve dedesi ile görüşmesine engel olsam ve onlar bana dava açsa kaybetme olasılığım var mı?" diye sordu merakla.
Avukat bir süre düşündü. "Aslında yok. Çünkü Taehyung'un velayeti tamemen size ait. Anneannesi ve dedesi ikinci dereceden akarabaları oldukları için dava açsalar bile kazanma olasılıkları yüzde beş falandır. Genellikle annesi babası ölmüş çocukların velayeti onlara verilir." dediğinde Jiwoong işte şimdi keyiflenmiști....
....
Adam siyah arabasını malikanesinin önünde durdurup arabadan indi. Kapıdaki güvenliklerden birine arabasını garaja koyması için anahtarını verdi. Büyük demir kapı yavaş yavaş açılırken adamın yanına başka bir koruma yaklaştı. "Küçük bey ve Bay, Bayan Jung dışarı çıktılar efendim." dedi. Adam ağzını açıp bir şey söyleyecekken kulaklarına neşeli kahkalar ile duraksadı. Duyduğu tanıdık kahkaha seslerine karşın kaşlarını çatıp arkasını döndü.
Taehyung bir eli ile anneannesinin diğer eli ile dedesinin elini tutmuş ortadan yürüyor bu süreçte de sürekli gülüyordu. En nihayetinde gülümseyen üçlü sonuna kadar açılan demir kapı önünde bekleyen adamın yanına geldiklerinde üçününde adımları duraksadı. Küçük çocuk babasının ona sertçe bakan gözlerini gördüğünde gülmeyi kesip içinde oluşan hisle dedesinin elini sıktı. Dedesi küçük çocuğun çoktan baba figürü olmuştu. Küçük çocuk doğduğundan beri hissettiği baba boşluğunu dedesi ile doldurmaya başlamıştı...
"Sabah erken çıkmışsın oğlum. Kahvaltı edebildin mi?" diye sordu kadın yüzünde silinmeyen gülüşü ile. Jiwoong buna karşılık iç çekti. "Taehyung" dedi sertçe ona seslenen kadını tamamen göz ardı etti, kaşları sinirle çatıldı. Birazdan Oğlunun hayatını mahvetmek için ikinci adımı atacaktı.
Küçük çocuk korku ile bir adım geri atıp dedesinin elini daha çok sıktı. Yaşlı adam buna karşılık küçük çocuğu arkasına aldğında Küçük çocuk minik elleri ile dedesinin pantolonuna tutundu. Korkuyordu.
"Sesinin tonuna dikkat et Jiwoong" dedi yaşlı adam. Kaşları gözleri ile birleşmek istercesine çatıldı. Oğlunu korkutmuștu damadı. Buna göz yumacak değildi. Jiwoong yanındaki korumasına döndü. "Jongin Taehyung 'u eve götür." dedi. Koruma aldığı emirle küçük çocuğa yaklaştığını yaşlı adam onlara yaklaşan korumanın önüne geçti. Koruma duraksadığında yaşlı kadın panikle torununu kucağına aldı. Küçük çocuğu kolları ile sıkıca sararken küçük çocuk korkuyla yaşlı kadının boynuna sarılıp başını sarıldığı boyna gömdü. Saklanmak istiyordu.
"Ne halt ettiğini sanıyorsun Jiwoong! Kendinde misin?!" diye gürledi yaşlı adam. Koruma bir kez daha çocuğa ulaşmak için hareket etmişti ki yaşlı adam korumanın kolunu sıkıca kavradı. "Geri dur! Eğer ona dokunmaya cüret edersen andım olsun seni ben gebertirim." dedi gözleri korumadan ayrılmazken karısına seslendi. "Sunjea! Taehyung'u alıp git. Jiwoong Taehyung'a yaklaşmayacak" diye eklediğinde Jiwoong sıkıntıyla iç çekip sinir bozucu bir şekilde gülümsedikten sonra arkasında hazırda bekleyen korumalara döndü. Baş işareti ile emir verdiğinde iki korumada yaşlı kadının üstüne doğru yürüdü. Yaşlı kadın panikle ne yapacağını bilemezken aklına gelen ilk şeyi yapıp kucağındaki çocuğu sıkıca tutup koşmaya başladı.
Bir koruma karısının yanına gitmek için hareket eden yaşlı adamı tutarken diğer iki koruma yaşlı kadının peşinden koşup yetiştiğinde yaşlı kadın çığlık atarak yere çöktü. Titreyen bacakları ile daha hızlı koşamamıștı. Kolları Taehyung'u öyle bir sarıyordu ki küçük çocuk nefes almakta her saniye daha da zorlanıyordu. "Gidin! Gidin vermem oğlumu! Vermem yavrumu!" diyerek boğazı yırtılırcasına haykırdığında Taehyung anneannesine daha çok sokulup çığlık atarcasına ağlamaya başladı.
Korumalardan biri en nihayetinde çocuğa sıkı sıkı sarılan kadını kollarından sertçe çektiğinde kadın geriye düşmüş hemen ardından ise küçük yavrusu kolları arasından acımadan çekilip alınmıştı. Küçük çocuk ondan kat ve kat büyük olan koruma tarafından alındığında minik ellerini yere düşen yaşlı kadına uzattı. "Anne!" dedi. Göz yaşları öyle hızlı akıyordu ki saniyede bir bardağı kolayca doldurabilirdi. "Anne!" dedi yeniden ellerini daha çok uzattı. Lakin yetişemedi küçük çocuk. Gittikçe uzaklaştı yaşlı kadından. Uzaklaştı, uzaklaştı, uzaklaştı...
Koruma kucağında çığlık atarak ağlayan çocuk ile açık kapıdan geçip saniyeler içinde malikâneye girerek gözden kaybolduğunda Jiwoong keyifle gülüp korumanın tuttuğu yaşlı adama doğru bir kaç adım attı. "Bundan sonra Taehyung'u göremeyeceksiniz. Asla" dedi. Yaşlı adam sinirle korumanın tutușunun izin verdiğince öne atılıp adamın yüzüne tükürdü. "Yanlış yapıyorsun Jiwoong! Geri getir oğlumu!" dediğine Jiwoong yüzündeki tükürüğü silip umursamadan arkasını döndü. Eve girmeden önce korumadan kurtulmak için çırpınan adama baktı. "Bu ikisi bu eve adım atamyacak" dedi yanındaki korumalara. Ardından arkasından küfür edip bağıran yaşlı adamı umursamadan içeriye girdi.
Böylelikle küçük çocuk ikinci travmasını yaşamıştı. Babası küçük çocuğun travmalarının baş rolüydü.
...
Günümüz
"Çocuklar gittiğine göre büyükler olarak şu nikahı konuşalım" dedi Bay Jeon cebinden sigara paketini çıkardı. Daha sonra paketin kapağını açıp Jiwoong'a uzattı. Jiwoong ona ikram edilen sigarayı kabul edip paketin içinden bir dal çekti. Bay Jeon kendi içinde çıkardıktan sonra sigarayı dudakları arasına alıp çakmağını çıkarak sigarayı yaktı. Dudakları arasındaki zehiri içine çekerken çakmağı Jiwoong'a uzattı.
"Nişan ya da yüzük takma gibi şeyler yapmamız gerekiyor mu?" diye sordu dudakları arasındaki sigara yüzünden cümleleri yarı anlaşılır çıkmıştı. Bayan Jeon kocasına döndü. "Bence yüzük takmalıyız. Sonuçta basını inandırmamız gerekiyor." dedi ardından aklına gelen başka bir fikirle heyecanla tebessüm edip kocasının koluna dokundu. "Bizim restoranı kullanalım. Herkese haber verelim tıpkı bir yemek organizasyonu gibi. Çocukların yüzüklerini orada takıp haberi veririz." dediğinde Bay Jeon karısının fikri ile tebessüm edip sigarayı dudaklarından çekip ciğerlerindeki dumanıhavaya üfledi. "Gayet uygun bence. Sonrasında Fransaya gidip nikahı kıyarız" dedi gözlerini karısından çekip ortağına baktı. "Senin içinde uygun mudur?" diye ekledi.
Jiwoong başını aşağı yukarı sallayıp onay verdiğinde Bayan Jeon ellerini birine çarpıp mutlulukla tebessüm etti. "O zaman en erkene alıp yarın akşam yapalım" dediğinde Jiwoong'un gözleri kocaman açıldı. "He-hemen mi?" diye sorduğunda kadın kaşlarını çattı. "Erken olursa daha iyi olur diye düşündüm. Sonuçta anlaşmalı bir evlilik. Daha iyi olmaz mı?" dedi. Jiwoong yutkundu. "Yo yo gayet iyi düşündüz. Yarın yapalım" dedi yanan sigarasından derin bir nefes çekti.
"Nikahı da üç gün sonra yapalım. Yarın yemekten sonraki gün Fransaya gideriz. Nikah için gün alıp basına haber veririz." dedi Bay Jeon azalan sigarasından son bir nefes çekti. Jiwoong içine yerleşen huzursuzluk ile tebessüm ettim. İşlerin bu kadar erken ve hızlı olması onu korkutuyordu. Ne de olsa Taehyung hiçbir şey bilmiyordu. En temel şeyleri ezberletmek için bir günün yeteceğini düşünmüyor bu da bir şeyin içini kemirmesine neden oluyordu...
Büyükler kendi aralarında konuşurken Jungkook ve Taehyung arka bahçedeki salıncağın yanına gitmek için salondan açılan bahçe kapısından çıktılar. Jungkook önden gidip iki salıncak arasında duran cam masaya elindekileri bırakıp soldaki salıncağa oturdu. Taehyung'un ise adımları beton üzerine duraksamıș gözleri öylece yeşil çimenlere bakakalmıștı. İçinde hissettiği duyguyla gözleri yaşarmaya başlarken Jungkook'un gözleri bahçe kapısının önünde öylece duran çocuğu buldu. Ses çıkarmadan sadece izlemeye devam etti. Bu çocuk garipti. Hemde çok garip ve Jungkook bu durumdan rahatsızlık duyuyordu....
Çocuğun yeşil gözleri çimenlerde dolaşmaya devam ederken Taehyung'un kafasının içinde bir ses yankı buldu. "Yapabilirsin" dedi o ses "Yeniden basabilirsin. Sana engel olacak, seni odaya kilitleyecek kimse yok. Çimenlere basabilirsin. Sana burada dokunamazlar" diye eklediğinde Taehyung sertçe yutkunup havaya titrek bir nefes verdi. Yumruk halini alan ellerini sıkıp yaşaran gözlerini kırpıştırdı. "Yapabilirsin. Normal çocuklar yapar" dedi içinden. "Yeniden basabilirsin. Burada sana vuramazlar" diye ekleyip ilk adımını attı.
Yeni alınan beyaz ayakkabısı çimenleri ezdiğinde Taehyung ağlamamak için dudaklarını birbirine bastırdı. Diğer ayağıda altındaki yeşil çimenleri bulduğunda kalbi tekledi. Çimenlere basıyordu! Kim Taehyung yıllar sonra çimenlere basıyordu! Nabzı hızlanmaya başladığında ayaklarını yere biraz daha bastırdı. Başarmıştı Taehyung, çimenlere basmayı başarmıștı!
O çocuksu bir heyecanla kendini tebrik ederken Jungkook iç çekti. "Daha ne kadar bekleyeceksin orada?" dediğinde Taehyung gözleri ona seslenen Jungkook'u buldu. İçindeki heyecan yavaş yavaş kaybolurken derin bir nefes verip cesaretle yürümeye başladı. En sonundan adımları Jungkook'un yanına ulaştığında çekingen tavırlara emin olmasada içindeki dürtülere ayak uydurmaya çalışıp ikinci salıncağa oturdu. Salıncak o oturur oturmaz hareket ettiğinde Taehyung irkilerek salıncağın iplerine sıkıca tutundu. Küçükken binmişti en son annesiyle gittiği parkta ama onun bindiği böyle bir salıncak değildi...
Jungkook huzursuzca iç çekip kendi tatlı tabağını kucağına aldı. Sanki Taehyung yanında değilmiş gibi davranmak istiyordu. O Böğürtlenli turtadan bir parça alıp yediğinde çocuğun hayran gözleri içini rahatlatmak için etrafta geziniyordu. Bahçe çok güzel dizayn edilmişti. Özel oturma alanları, büyük bir yemek masaları vardı. Masal kitabındaki bahçe kadar olmasada bu da güzeldi.
"Hep böyle misindir?" dedi Jungkook elindeki tabağı sertçe aldığı masaya bıraktı. Çocuğun yeşil gözleri etrafta dolaşmaya son verip ona bakan koyu gözleri bulduğunda yutkundu. Anlamamıştı. "Hep diyorum böyle garip misindir?" diye sorusunu tekrar ettiğinde çocuğun elleri birleşip sıkıca kenetlendi. Taehyung panikliyordu ve birazdan sağ bacağı titremeye başlayacaktı. "A-anlamadım?" diye sordu nefesinin kesilmesine de çok az kalmıştı. İnsanlar ile konuşmaya alışık değildi.
Jungkook iç çekip sırtını sertçe salıncağa yasladı. "Bahçeyi ilk kez bahçe görmüş gibi izliyorsun." dediğinde Taehyung'un burnu sızladı. Ağlatacaktı. Hayır hayır şimdi ağlayamazdı. Eğer ağlarsa anlarlardı, anlarlarsa babası onu daha çok döverdi. "Be-ben șe-șey" dedi ve sustu. Ne demesi gerekiyordu bilmiyordu!
Jungkook'un kaşları çatıldı. "Sen ne?" diyerek cocugu sıkıştırmaya devam ettiğinde çocuğun sağ bacağı çaresizlik ile titremeye başladı. Taehyung sağ elini sertçe bacağına bastırıp Jungkook fark etmesin diye titremeye engel olmaya çalıştı. Lakin Nefes alış verişleri saniye saniye hızlanırken Jungkook çocuğun kötüleșen halini fark edip oturduğu yerden birazda olsa çocuğa yaklaştı. "İyi misin sen?" diye sordu. Bu defa sert ses tonundan eser yoktu. Taehyung yutkundu. "İ-iyiyim" dedi ezberlediği bir başka cümlede buydu. Ne sorcak olurlarsa olsun iyiyim diyeceksin....
O her ne kadar iyiyim desede Jungkook buna pek inanmamıș olacak ki ayağa kalkıp çocuğa yaklaştı. Taehyung'un nefes alışverişleri sıklaşırken Jungkook çocuğun önünde diz çöktü. Gözleri çocuğun gizlenmeye çalışan morlukları yüzünden sonuna kadar iliklenmiș krem rengi gömleğine kaydığında Taehyung'un atak geçirdiğini düşündüğü için rahat nefes alması adına gömleğin bir kaç iliğini açmak için ellerini öne uzattı. Taehyung irkilerek başını sağına eğip sol elini yüzü önünde siper ettiğinde Jungkook'un kaşları çatıldı. "Vurmayacağım sakin ol" dedi.
Taehyung duyduğu ılımlı sesle elini siper aldığı yüzünden çekerken Jungkook uzanıp çocuğun gömleğinin üç düğmesini açtı. "Nefes alıp ver yavaş yavaș" dedi. Taehyung yavaş yavaş nefes alıp vermeye çalışırken Jungkook arkasını dönüp oturma yerini düzenleyen hizmetliye seslendi. "Eun Su getir" dedi gözleri tekrar nefes alış verişlerini kontrol altına almaya çalışan çocuğu buldu. Hizmetli aldığı emirle oturma yerinedeki sürahiden yeni getirdiği bardağa su koyup Jungkook'a götürdü.
Genç adam bardağı alıp çocuğa uzattığında Taehyung titreyen eliyle su bardağını tutup bir kaç yudum içti. Soğuk su içinde kayıp giderken sağ bacağı yavaş yavaş titremeyi bıraktı. Bir süre sonrada nefesleri düzine girip sakinleştiğinde Jungkook iç çekip bardağı çocuğun hala biraz daha titreyen ellerinden alıp çöktüğü yerden kalktı. "Garipsin." dedi "Bu garipliğinide senide hiç sevmedim" diye eklediğinde söylediği sözler çocuğun içinde korkuyu oluşturdu. Başaramamıştı. Normal bir çocuk olamamıştı. Garip olmuştu...
Taehyung öylece Jungkook'un yüzüne bakarken Jungkook'un çalan telefonu sessizleşen ortamı bozduğunda Jungkook cebindeki telefonu çıkarıp yanıtladı. "Efendim" dedi bu süreçte gözleri korkarak kendi ellerini izleyerek ne yapacağını düşünen çocuktan ayrılmadı. "Tamam geliyorum şimdi bekleyin orada." diyerek telefonu kapattığında gitmek için arkasını dönmeden hemen önce seslendi çocuğa. "Içeri gir istersen. Kötüleșirsen falan görmezler seni" dedi. Neden böyle bir şey söylediğiniyse bilmiyordu. Sadece endişelenmiști...
....
...
..
.
..
...
....



Fotoğrafta gizlenen detayı bulabilir misiniz?
Kalbinizin her zaman sevgiyle atması dileği ile. Hoşçakalın 🧚🏻♀️