İçeriğe geç

Sans défaut ¦ Taekook ✔️

Bölüm 1 · 36 dk okuma

Sans défaut ¦ Taekook ✔️

Bölüm 1

Herkes Vardı, Kimse Yoktu

Duramayıp yeni bir fic salıyorum hadi bakalım hayırlısı. Bu fic fikri @derenyldz 'a aittir. Benimle paylaştığın için teşekkür ederim ❤️

⚠️Bu fic şiddet, psikolojik şiddet, yaş farkı, Rahatsız olabilecek kişiler varsa şu saniyeden itibaren bu fici terk etmesi istenmektedir.⚠️

Not : hikaye devam ederken ⚠️ bu simgeye rastlayacaksınız. Ağır şiddet sahnesi içeriyor. Lütfen etkilenecek olanlar varsa orayı hızlıca geçsin.

Remedy keyifli okumalar diler

ʕ·ᴥ·ʔ

§

Geçmişin izlerini taşır güzel gözleri. Taşırda ağır gelir geçmişin kötülükleri. Kurtarıcısını diler masum kalbi karanlık gecelerde.

Dilerde gelmez kurtarıcısı.

Ufalanır masum kalbi. Tek bir sevgi izi kalmayana kadar.

Gelir kurtarıcısı, gelirde bulur ufalanan kalbi.

Yeniden var eder sevgisiyle masum kalbini.

Var ederde eskisi gibi olmaz. Birdaha sevemez başkasını eskiden sevdiği gibi.

~remedy

§

....

Geçmiş

Karanlık ruhuna işlemişti. Korku ve çaresizlik cam gibi parlayan yeşil gözlerine kazınmıştı. Vücudunda yerini koruyan yara izleri banyo yaparken ne kadar sert sürterse sürtsün, ne kadar sabunlarsa sabunlasın, ne kadar sıcak suyun altında kalırsa kalsın geçmiyordu. Gerçi vücudunda değildi geçmeyen yaralar en büyükleri ruhundaydı. Derin derin, ilmek ilmek kazınmıştı ruhuna, bedenine. Şimdi her biri, gün geçtikçe ağır geliyordu zayıf çelimsiz bedenine. Büyümemişti Taehyung. Yıllar geçmişti ama büyüyememiști. Boyu uzamıştı, saçları uzamıştı vücudu ise oldukça çelimsiz zayıftı. Kemikleri sayılıyordu. Yeşil gözleri ise haykırıyordu, bedeni büyüdü diyordu! Bedeni büyüdü ruhu değil! Ufak bir çocuk gözlerine, masumiyetine sahipti hala, korkuyordu her gün her dakika korkuyordu. Fakat yirmi bir yaşına çoktan basmıştı çocukluk dönemi geçmişti hayır hayır dört duvar arasında ölmüştü çocukluğu. Gömmüştü Taehyung içine yaşayamadığı çocukluğunu.

Lakin hala çocuktu işte. Bilmiyordu ki nasıl büyünürdü. Bilmiyordu ki çocuk nasıl olunurdu. Bilmiyordu kime çocuk denirdi. Dört duvar arasında büyümüştü bedeni, ruhu ölürken büyümüştü bedeni. Çığlıklarını kimse mi duymamıştı?

Duymamıştı kimse çünkü kapatmışlardı ağzını. O acı içinde kıvranırken, o kadar insan içinde yapayalnız kalırken göz ardı edilmişti ruhundaki yaralar. Ama annesi olsaydı böyle olmazdı değil mi? Annesi izin vermezdi. Açardı biricik bebeğinin ağzını kapatan elleri. Sarardı oğlunu sıkı sıkı. Annesi severdi değil mi? Kokusunu, yüzünü, sesini unuttuğu annesi severdi onu. Sonra ağla derdi Taehyung, ağla benim güzel bebeğim.

Sahi ağlamasına dahi izin vermemişti o eller. Küçük bedeni nasıl dayanmıştı bu kadar şiddete? Nasıl hayata tutunmuştu? Yıllardır yaşadığı bu tozlu kasvetli odada nasıl hayata tutunmuştu? Bir çöp parçası misali atıldığı bu odada nasıl yaşamıştı yıllarca. Bilemezdi kimse anlayamazdı. Anlamakta istemezlerdi. Kolay olan anlamamaktı herkes kör olmayı seçiyordu. Herkes üç maymunu oynuyordu. Hoş ya herkes vardı da kimse yoktu...

...

Üç gündür yağan kar bugün öyle şiddetli yağmaya başlamıştı ki sanki gök yarılıyorda içi boşalıyor gibiydi. Rüzgar sanki biri çığlık atıyormuș gibi esiyor cama vuruyordu. İki katlı oldukça büyük ve gösterişli saray yavrusu gibi malikâne de koptu bir çığlık. Asıl fırtına dıșarıda değildi. Kim ailesinin evindeydi. Eşyalar kırılıyor Bayan Kim bağırıyordu.

Kim malikanesinin küçük beyefendisi Taehyung ise bu sesler üzerine açmıştı büyük yeşil gözlerini. Yine annesinin bağırıșları ile uyanmıştı. Hala uyku mahmuru gözlerini ovdu minik elleri ile, ardından üzerinde ağırlık yapan yorganı açtı. Minik çıplak ayaklarını koydu önce soğuk zemine. İçini titremiști soğukluk. Annesi bu sırlar ayağına çorap giydirmeye hep unutuyordu. Kendi çorabını giyecek yaştaydı ama yinede annesi giydirince o çorap ayaklarını daha sıcak tutuyordu.

Paytak adımlarla çıktı odasından. Her adımında çıplak ayakları şap şap sesler çıkarıyordu. Uzun ve büyük merdivenin basamaklarını, küçük elleri ile trabzandan tutuna tutuna indi. En son basamağı basıp büyük salona indiğinde bir vazo daha kırıldı. Taehyung'un küçük bedeni korkuyla titredi. İlk bulduğu duvara sindiğinde bir vazo daha kırılmıştı. Korkuyla baktı yeşil gözleri ardından minik elleri kulaklarını kapattı lakin yinede duyuyordu her şeyi. Anneside bazen kapatırdı kulaklarını. Lakin işe yaramazdı işte duyardı Taehyung.

"Aldatmışsın beni! Beni aldatmışsın!" diye haykırdı Hyejin kocasına. Son bir ayda göz yaşları asla dinmiyordu. Kalbi çıkacakmıș gibi atıyordu. Aşık olduğu adam en son darbeyide vurmuştu ona aldatılmıștı.

Kocasının her gün eve gelip hiçbir şey olmamış gibi yanında uyuması günden güne midesini bulandırmıștı. Bir aydır tam bir aydır susuyordu. Aşık olduğu için susmuștu lakin o kadından birde çocuğu olduğunu öğrenmesi son damla olmuştu onun için.

Kim Jiwoong karısına doğru bir adım attı. Gözlerinde korku vardı lakin bu karısını kaybetme korkusu değildi. Sahip olduğu şöhreti, parayı bu lüks hayatı kaybetme korkusuydu. "Aşkım" dedi "Özür dilerim-"

"Hayır!" diye çıkıştı kadın ardından tıpkı küçük melek oğlu gibi kapattı kulaklarını. Taehyung korktuğu için kapatmıştı annesi ise aşkının yalanlarını dinlememek için kapatmıştı kulaklarını. "Duymak istemiyorum! Yalanlarını duymak istemiyorum!" ardından masanın üzerinde duran son vazoyuda fırlattı kocasına. Vazo duvara çarptığı gibi tuzla buz olurken mor menekşeler saçıldı etrafa.

Taehyung'un en sevdiği çiçek kokmayan menekşeler... En sevdiği çiçekti çünkü her kokladığında farklı bir koku hayal ederdi. Bir gün bulut gibi kokardı, başka bir gün toprak gibi, bir başka gün ise annesi gibi kokardı...

"Boșanacağız! Duydun mu beni?! Aileme anlatacağım her şeyi! Gideceksin evimden!" diye haykırdı kadın.

Adamın en büyük korkusu gerçekleşiyordu. Beş parasız kalacaktı. Eğer biricik karısı hayır hayır para kaynağı serveti onu terk ederse çulsuzun teki olacaktı. Şan, şöhret, her şey, her şey gidecekti. Bir yudum suyu bile zor bulacak hale gelecekti.

Vücuduna saran bu korkuyla karısı ile arasındaki mesafeyi kapattı. Kadının saçlarına asıldı sıkıca "Eğer" dedi sinirle "Eğer böyle bir hata yaparsan önce seni sonra oğlunu öldürürüm! Duydun mu beni! Öldürürüm onu!"

Kadının göz yaşları hırsla aktı "Hiçbir şey yapamazsın. Senden korkacağımı mı sanıyorsun?!" dedi ardından kocasının yüzüne tükürdü.

Adam var gücüyle asıldı kadının açık kahve ipek saçlarına "Hele bir dene" dedi fısıldar gibi ardından gözleri onları korkuyla izleyen küçük bedeni buldu. Karısının kafasını acımadan o noktaya çevirdi. Kadının kızarmış gözleri oğlunu bulduğunda tek bir şey için korktu. Cennet kokulu küçük bebeği korkuyordu. Sarıp sarmalamak istedi onu, küçücük bedeni titriyordu, içi acıdı.

"Bak oğlumuz ne kadar da korkmuş. Onu annesiz mi bırakacaksın? Sen öldükten sonra ona kim bakacak?" diye soludu kadının boynuna. Ardından tuttuğu saçları bırakıp kadını ittirdi.

Hyejin kocasına hiçbir şey söylemedi. Önce göz yaşlarını sildi sertçe. Ardından derin bir nefes aldı. Sarsak adımlarla ona korkuyla bakan kocaman yeşil gözlerin sahibi minik bebeğine yürüdü. Oğlunun önünde durduğunda dizleri üstüne çöküp minik yavrusunun yanaklarını avuçları arasına aldı. Taehyung öyle çok korkmuştu ki titirtir titriyordu. Yeşil gözleri annesinin kızarmış gözleri ile buluştuğunda ellerini kapattığı kulaklarından çekip annesinin yüzüne yerleştirdi. Minik soğuk elleri kadının cayır cayır yanan yüzünde gezindi.

"Anne" dedi "A-ağlama" ama kendi de ağlıyordu. Annesine ağlama diyordu ama göz yaşları minik yüzünü ıslatmaya devam ediyordu.

Kadın titreyen dudaklarını bebeğinin alnına dokundurdu. Böylelikle göz yaşları daha da çok aktı. Bir süre sonra geri çekildiğinde Taehyung yeniden sildi annesinin göz yaşlarını. "Ben ağlamazsam sende ağlamaz mısın? Eğer ağlamazsan söz veriyorum hiç ağlamam ki ben" dedi çocuk masumiyetiyle. Minik ellerini annesinin çok sevdiği yüzünden çekip göz yaşlarını sildi. "Anne. Ağlamıyorum ki. Söz veriyorum ağlamayacağım artık ama sende ağlama"

Kadın imkanı varmış gibi daha çok ağladı. Minik bebeği kalbine taş gibi oturmuştu. "Anne ağlama. Ben ağlamıyorum neden ağlıyorsun? Saçın çok mu acıdı?" dedi yeniden ellerini annesinin yüzüne yerleştirdi. Annesini içli bir nefes verdi ardından oğlunun minik ellerini tutup avuç içlerini öptü. "Ağlamıyorum annecim. Ağlamıyorum bebeğim. Acımıyor canım" dedi kolu ile göz yaşlarını silip oğluna içtenlikle tebessüm etti. Taehyung'da annesinin cenneti olan kare gülümsemesini sundu. Öyle güzel gülüyordu ki ancak bir melek bu kadar güzel olabilirdi. Taehyung'da melekti, annesinin biricik meleği...

Saatler geçti o gün. Saatler o kadar hızlı geçti ki hatta ne Taehyung ne de annesi farkındaydı bunun. Eğer son kez oğluna baktığını bilseydi durdururdu zamanı, eğer son kez melek oğlunun kokusunu içine çektiğini bilseydi durdururdu zamanı.

Eğer annesine son kez sarıldığını bilseydi çalardı tüm saatleri Taehyung. Hırsızlık kötüdür Taehyung demişti annesi günah olur Tanrı sevmez sonra seni. Ama eğer annesi yanında kalacak olsaydı düşünmeden çalardı bütün saatleri Taehyung. Tanrı sevmesin beni derdi, annem severdi beni Tanrı sevmesin.

⚠️

Hyejin yattığı yerden uyandırılmasıyla istemeyerek de olsa bıraktı oğlunu. Hayır bırakmadı bırakmak zorunda kaldı. Kolları bebeğinden ayrılırken geri kollarına alacağına emindi oysa.

Lakin öyle olmamıştı. Kim Jiwoong karısını çekiștirerek yatak odasına getirmişti. Yine bağırmaya başladı Hyejin ama keşke bağırmasaydı. Belki o zaman oğlu uyanmazdı. Lakin kader ağını örmüştü ya, olacaktı tüm bunlar.

Kadın bağırmaya devam ederken adam soğuk kalınlığını korudu. Kısa bir süre çok kısa bir süre sonra adam daha fazla dayanamamıș ve karısının kafasına eline geçen sert şeyle vurmuştu. Sadece saniyeler içinde benliğini kaybetmiști Hyejin. Küçük Taehyung ise sıçrayarak uyandığı sıcak yataktan kalkıp sesin geldiğini yere gelmiş açık kapının köşesine sinmiş öylece bakıyordu.

Saniye saniye izledi. Babasının annesinin baygın bedenini sandalyeye çıkarıp boynuna ip geçirișini, annesinin boynundaki iple öylece havada asılı kaldığını her şeye yeşil gözleri ile şahit olmuştu...

Adam sandalyeyi yere yatırdığında yarattığı dehşet tablosuna gururla baktı. Karısını öldürmüştü. Kadının bedeni öylece havada asılı kalırken boynundaki iple saniyeler sonra son nefesini bıraktı havaya. Adam emin olmak istedi. Bu yüzden karısının bileklerinden nabzını kontrol etti, hayır artık atmıyordu kalbi. Para için kıymıştı așığına. Emin olduktan sonra evden çıkıp gitmek için arkasını döndü. Sabah gelecek ve oyununu başarılı bir şekilde oynayacaktı.

Lakin kapının hemen yanında onu izleyen küçük oğlunu görmesi ile donup kalmıştı. Taehyung her şeyi görmüştü. Onu da öldürecekti lakin tüm mal varlığı oğlunun üzerindeyken bu kadar aptal olamazdı. Reşit olduğu zaman mal varlığını alıp işini bitirecekti. Bu yüzden onu gram düşünmeden küçük bedenin yanından geçip gitti.

Taehyung'un yeşil gözleri ise öylece annesine bakıyordu. Küçük ayakları ile bir kaç adım atıp annesinin yanına geldi. Nasıl havada duruyordu annesi? Kandırıyordu oğlunu. Ayağının altında bir şey var diye düşündü Taehyung. Bu yüzden annesinin altından geçti ama annesi hiçbir şeye basmıyordu. Merakla annesinin ayağına dokundu. Kadının bedeni hafifçe sallandığında Taehyung geriye doğu bir adım atıp annesinden uzaklaştı.

Korkmamıștı. Sadece annesinin yüzünü görmek istemiști. Annesinin yüzünü inceledi büyük yeşil gözleri ile annesi ağlamıyordu. O zaman üzgün değildi. "Anne" dedi "Uçuyor musun?" gözleri parladı birden. "Yoksa masaldaki peri mi oldun? Kanatların nerde?" dedi merakla annesinin sırtına baktı. "Acaba peri olmadığım için mi göremiyorum kanatlarını? Neden bana hiç söylemedin küstüm sana"

Annesinden cevap gelmedi. Kaşlarını çattı. Daha sonra yüksek yatağa çıkıp birazda olsa annesine yaklaştı. Annesinin soğumaya başlayan elini tuttu. "Eğer benide peri yaparsan barışırız" dedi "Bende peri olmak istiyorum. Birlikte uzaklara uçalım" annesinden yine cevap gelmedi.

"Anne. Sen mi küstün bana? Küsme bana. Tamam peri olmaktan vazgeçtim." dedi annesinin elini sarstı. Kadının cansız bedeni yalpalanırken Taehyung kıkırdadı. Annesinin hala peri olduğunu ve uçtuğunu sanıyordu "Anneler küsmez! Barışalım hadi Peri annem" yine cevap alamadı Taehyung. Tıpkı bundan sonra hiç cevap almayacağı gibi.

Yatakta zıplamaya başladı. "Anne düşeceğim bak." dedi annesinin dikkatini çekmek istiyordu. Bu yüzden kendini yatağa attı "Aaa düştüm. Anne canım acıdı. Sanırım dizim uf oldu."

Annesi yine cevap vermedi. Kendini attığı yataktan kalkıp tekrar zıplamaya başladı "Şaka yaptım anne. Cidden acımadı ki hiç. Küsme bana" dedi. Lakin annesi susmaya devam ediyordu. Hem yukarı bakmaktan da boynuda acımıştı. Taehyung'un gözleri doldu "Beni sevmiyor musun artık? Ama ben seni seviyorum" sesi titremiști.

"Anne korkuyorum" dedi yine ses gelmedi. Korkmuyordu elbette sadece annesi ona baksın istiyordu. "Anne üşüdüm" dedi annesi ona battaniye versin diye.

"Anne acıktım" dedi annesi ona en sevdiği kekleri yapsın diye. Ama annesi tepki vermedi. O kekleri bir daha hiç yiyemeyecekti. Annesi birdaha üstüne battaniye örtmeyecekti.

"Peri annem. Neden küstün bana? Ama ben şaka yaptım. Valla şaka yaptım. Küsme bana." dedi saniye saniye doldu gözleri "Eğer tek başına uçmak istiyorsan gelmem yanına ama küsme bana." diye ekleri dolan gözlerinden taştı yaşlar. "Anne konuş benimle. Uslu bir çocuk olacağım. Üzmeyeceğim seni." dedi bal yanaklarından süzülen yaşları sildi minik elleri ile. Bilmiyordu Taehyung. Ölüm nedir bilmiyordu. Annesinin birdaha onunla asla konuşmayacağını bilmiyordu. Ama öğrenecekti. Hemde en acı tecrübe ile öğrenecekti. Beyaz gemiye binen yolcuların seferinden geri dönmeyeceğini öğrenecekti...

⚠️

....

Günümüz

Boş ve kasvetli odaya sızan gün ışığı asla yeterli gelmiyordu. Taehyung gün ve saat kavramını yitireli çok olmuştu. Sadece gün ışığını gördüğünde sabah, göremediğinde gece olduğunu biliyordu.

Yeşil gözleri etrafta dolaştı. Yine sabah olmuştu. Üstüne ağırlık yapan yorganı açıp çıplak ayaklarını yataktan aşağıya sarkıttı. Her zaman olduğu gibi gözleri yine dolmaya başladığında boğazına çöreklenen yumruya rağmen yutkundu. Ağlamak istemiyordu. Gözleri acıyıp duruyordu.

Derin bir iç çekip ayağa kalktı. Boyu bir erkeğe göre kısa kalmıştı. Kalırdı tabii. Düzgün beslenememiști ki nasıl uzasın. O normal çocuklar gibi boyu uzasın diye sebzelerin yemeye hiç zorlanmamıș, gece uyurken ballı sütünü içmemişti.

Çıplak ayakları eski ve tozlu parkede ses çıkarırken o hep yaptığı gibi büyük kitaplığın önüne geldi. Elleri her zaman baktığı kitabı bulduğunda onu diğer kitaplar arasından çekip aldı. Enine uzun boyuna kısa olan kitabı elleri arasında sıkıca tutup geri yatağına döndü.

Usulca yatağına oturup bacaklarını bağdaş kurdu. Elindeki kitabı kucağına bırakıp ilk sayfasını açtı. Sol gözünden bir yaş gelirken çocuk kitabının ilk sayfasında elini gezdirdi. Pembe kanatlı perinin üstünde dinledi bir süre parmakları. Annesine baktı uzun uzun. Sonra kapattı gözlerini her gün usanmadan aynı şeyleri yapıyordu.

"Tanrım. Bu defa göreyim onu. Bir kerecik sevmez misin beni?"

Zihninde annesinin yüzünü canlandırmaya çalışıyordu. Lakin olmuyordu. Annesinin yüzünü unutalı çok olmuştu. Ne kadar denerse denesin hatırlamıyordu.

Taehyung iç çekti. Gözlerini açıp kitabın diğer sayfasını çevirdi. Bu defa peri ayaklarını yeşil çimenlere basmış mor çiçekleri kokluyordu. Taehyung hemen yanındaki komodinde duran vazoyu eline aldı. İçinde yıllanmış kuru menekşeler vardı.

Kuru menekşeleri burnuna yaklaştırır kokladı. "Annem gibi kokuyor." dedi tebessüm etti burukça. Menekşeler kokmazdı.

Menekşeleri biraz daha koklayıp yerine geri bıraktı. Gözleri yeniden hikaye kitabını bulduğunda kapısının kilidi açıldı. Korkak bakışları kapıya döndüğünde gerginlikle alt dudağını dişleri arasına alıp eziyet etmeye başladı.

Kapı saniyeler sonra açıldığında kabuslarının baş rolü olan ikinci kişi girdi içeriye. Elinde yine küçük bir tepsi, tepsinin içinde normalde bir insanın kahvaltıda yemesi gerekenden az yiyecek vardı.

Otuzlu yaşlarının dibini sıyıran kadın içeri tamamen girdiğinde tepsiyi gönülsüz bir tavırla eski komodinin üstüne bıraktı. Ardından oflayarak onu korkuyla izleyen çocuğa baktı. "Vallahi bıktım sana yemek getirmekten. Ne var sanki geberip gitmiyorsun?" dedi ardından gözleri çocuğun kitabını buldu. Kadının yüzünde ukalaca bir gülüş belirdi. "Yine mi aynı kitap? Sanki okumayı biliyor gibi birde alıyorsun ya onu önüne. Çok acıyorum sana" dedi alayla kıkırdadı.

Taehyung'un kalbi biraz daha kırıldı. Okumayı bilmiyordu lakin resimleri anlıyordu. Kadın çocuğa biraz daha yaklaştı. Taehyung bedenini geri çektiğinde kadın uzanıp çocuğun uzamış saçlarını tutup çekiștirdi. Çocuğun dudakları düz bir çizgi alırken kadın tebessüm etti. "Uslu dur. Akşam babanın misafirleri gelecek. Ses çıkarırsan bu defa iki tokatla kurtulamazsın. Hoş ya ölmeni tercih ederim." dedi tuttuğu saçları ittirip bıraktı. "Uslu uslu otur. Yoksa sana akşam yemeğini getirmem." diye ekledi ve dönüp odadan çıktı.

Kadın kapıyı kilitlerken Taehyung titreyen dudaklarını önemsemeden elini acıyan saç diplerine koydu. Çok sert çekmişti kadın saçlarını. Canı çok acımıştı. Annesi olsaydı çekmezdi saçlarını. Öperdi. Öper ve koklardı.

....

...

..

.

Birinci bölüm watty ve sizlere hayırlı olsun. Yorumlarınızı çok merak ediyorum. Bazı sahneleri yazarken gözlerim dolu dolu oldu. Umarım Sans défaut'u çok seversiniz.





Bu hikayede Taehyung tam olarak böyle görünüyor.



Pembe peri*

Okuyor olduğunuz fic angst değildir zira angst yazarı değilim

Kalbinizin her zaman sevgiyle atması dileği ile. Hoşçakalın 🧚🏻‍♀️

Duramayıp yeni bir fic salıyorum hadi bakalım hayırlısı. Bu fic fikri @derenyldz 'a aittir. Benimle paylaştığın için teşekkür ederim ❤️

⚠️Bu fic şiddet, psikolojik şiddet, yaş farkı, Rahatsız olabilecek kişiler varsa şu saniyeden itibaren bu fici terk etmesi istenmektedir.⚠️

Not : hikaye devam ederken ⚠️ bu simgeye rastlayacaksınız. Ağır şiddet sahnesi içeriyor. Lütfen etkilenecek olanlar varsa orayı hızlıca geçsin.

(Wattpadde kaynaklanan engel dolayısıyla fici ve ficlerimi aynen aktarmış bulunmaktayım)

Remedy keyifli okumalar diler

ʕ·ᴥ·ʔ

§

Geçmişin izlerini taşır güzel gözleri. Taşırda ağır gelir geçmişin kötülükleri. Kurtarıcısını diler masum kalbi karanlık gecelerde.

Dilerde gelmez kurtarıcısı.

Ufalanır masum kalbi. Tek bir sevgi izi kalmayana kadar.

Gelir kurtarıcısı, gelirde bulur ufalanan kalbi.

Yeniden var eder sevgisiyle masum kalbini.

Var ederde eskisi gibi olmaz. Birdaha sevemez başkasını eskiden sevdiği gibi.

~remedy

§

....

Geçmiş

Karanlık ruhuna işlemişti. Korku ve çaresizlik cam gibi parlayan yeşil gözlerine kazınmıştı. Vücudunda yerini koruyan yara izleri banyo yaparken ne kadar sert sürterse sürtsün, ne kadar sabunlarsa sabunlasın, ne kadar sıcak suyun altında kalırsa kalsın geçmiyordu. Gerçi vücudunda değildi geçmeyen yaralar en büyükleri ruhundaydı. Derin derin, ilmek ilmek kazınmıştı ruhuna, bedenine. Şimdi her biri, gün geçtikçe ağır geliyordu zayıf çelimsiz bedenine. Büyümemişti Taehyung. Yıllar geçmişti ama büyüyememiști. Boyu uzamıştı, saçları uzamıştı vücudu ise oldukça çelimsiz zayıftı. Kemikleri sayılıyordu. Yeşil gözleri ise haykırıyordu, bedeni büyüdü diyordu! Bedeni büyüdü ruhu değil! Ufak bir çocuk gözlerine, masumiyetine sahipti hala, korkuyordu her gün her dakika korkuyordu. Fakat yirmi bir yaşına çoktan basmıştı çocukluk dönemi geçmişti hayır hayır dört duvar arasında ölmüştü çocukluğu. Gömmüştü Taehyung içine yaşayamadığı çocukluğunu.

Lakin hala çocuktu işte. Bilmiyordu ki nasıl büyünürdü. Bilmiyordu ki çocuk nasıl olunurdu. Bilmiyordu kime çocuk denirdi. Dört duvar arasında büyümüştü bedeni, ruhu ölürken büyümüştü bedeni. Çığlıklarını kimse mi duymamıştı?

Duymamıştı kimse çünkü kapatmışlardı ağzını. O acı içinde kıvranırken, o kadar insan içinde yapayalnız kalırken göz ardı edilmişti ruhundaki yaralar. Ama annesi olsaydı böyle olmazdı değil mi? Annesi izin vermezdi. Açardı biricik bebeğinin ağzını kapatan elleri. Sarardı oğlunu sıkı sıkı. Annesi severdi değil mi? Kokusunu, yüzünü, sesini unuttuğu annesi severdi onu. Sonra ağla derdi Taehyung, ağla benim güzel bebeğim.

Sahi ağlamasına dahi izin vermemişti o eller. Küçük bedeni nasıl dayanmıştı bu kadar şiddete? Nasıl hayata tutunmuştu? Yıllardır yaşadığı bu tozlu kasvetli odada nasıl hayata tutunmuştu? Bir çöp parçası misali atıldığı bu odada nasıl yaşamıştı yıllarca. Bilemezdi kimse anlayamazdı. Anlamakta istemezlerdi. Kolay olan anlamamaktı herkes kör olmayı seçiyordu. Herkes üç maymunu oynuyordu. Hoş ya herkes vardı da kimse yoktu...

...

Üç gündür yağan kar bugün öyle şiddetli yağmaya başlamıştı ki sanki gök yarılıyorda içi boşalıyor gibiydi. Rüzgar sanki biri çığlık atıyormuș gibi esiyor cama vuruyordu. İki katlı oldukça büyük ve gösterişli saray yavrusu gibi malikâne de koptu bir çığlık. Asıl fırtına dıșarıda değildi. Kim ailesinin evindeydi. Eşyalar kırılıyor Bayan Kim bağırıyordu.

Kim malikanesinin küçük beyefendisi Taehyung ise bu sesler üzerine açmıştı büyük yeşil gözlerini. Yine annesinin bağırıșları ile uyanmıştı. Hala uyku mahmuru gözlerini ovdu minik elleri ile, ardından üzerinde ağırlık yapan yorganı açtı. Minik çıplak ayaklarını koydu önce soğuk zemine. İçini titremiști soğukluk. Annesi bu sırlar ayağına çorap giydirmeye hep unutuyordu. Kendi çorabını giyecek yaştaydı ama yinede annesi giydirince o çorap ayaklarını daha sıcak tutuyordu.

Paytak adımlarla çıktı odasından. Her adımında çıplak ayakları şap şap sesler çıkarıyordu. Uzun ve büyük merdivenin basamaklarını, küçük elleri ile trabzandan tutuna tutuna indi. En son basamağı basıp büyük salona indiğinde bir vazo daha kırıldı. Taehyung'un küçük bedeni korkuyla titredi. İlk bulduğu duvara sindiğinde bir vazo daha kırılmıştı. Korkuyla baktı yeşil gözleri ardından minik elleri kulaklarını kapattı lakin yinede duyuyordu her şeyi. Anneside bazen kapatırdı kulaklarını. Lakin işe yaramazdı işte duyardı Taehyung.

"Aldatmışsın beni! Beni aldatmışsın!" diye haykırdı Hyejin kocasına. Son bir ayda göz yaşları asla dinmiyordu. Kalbi çıkacakmıș gibi atıyordu. Aşık olduğu adam en son darbeyide vurmuştu ona aldatılmıștı.

Kocasının her gün eve gelip hiçbir şey olmamış gibi yanında uyuması günden güne midesini bulandırmıștı. Bir aydır tam bir aydır susuyordu. Aşık olduğu için susmuștu lakin o kadından birde çocuğu olduğunu öğrenmesi son damla olmuştu onun için.

Kim Jiwoong karısına doğru bir adım attı. Gözlerinde korku vardı lakin bu karısını kaybetme korkusu değildi. Sahip olduğu şöhreti, parayı bu lüks hayatı kaybetme korkusuydu. "Aşkım" dedi "Özür dilerim-"

"Hayır!" diye çıkıştı kadın ardından tıpkı küçük melek oğlu gibi kapattı kulaklarını. Taehyung korktuğu için kapatmıştı annesi ise aşkının yalanlarını dinlememek için kapatmıştı kulaklarını. "Duymak istemiyorum! Yalanlarını duymak istemiyorum!" ardından masanın üzerinde duran son vazoyuda fırlattı kocasına. Vazo duvara çarptığı gibi tuzla buz olurken mor menekşeler saçıldı etrafa.

Taehyung'un en sevdiği çiçek kokmayan menekşeler... En sevdiği çiçekti çünkü her kokladığında farklı bir koku hayal ederdi. Bir gün bulut gibi kokardı, başka bir gün toprak gibi, bir başka gün ise annesi gibi kokardı...

"Boșanacağız! Duydun mu beni?! Aileme anlatacağım her şeyi! Gideceksin evimden!" diye haykırdı kadın.

Adamın en büyük korkusu gerçekleşiyordu. Beş parasız kalacaktı. Eğer biricik karısı hayır hayır para kaynağı serveti onu terk ederse çulsuzun teki olacaktı. Şan, şöhret, her şey, her şey gidecekti. Bir yudum suyu bile zor bulacak hale gelecekti.

Vücuduna saran bu korkuyla karısı ile arasındaki mesafeyi kapattı. Kadının saçlarına asıldı sıkıca "Eğer" dedi sinirle "Eğer böyle bir hata yaparsan önce seni sonra oğlunu öldürürüm! Duydun mu beni! Öldürürüm onu!"

Kadının göz yaşları hırsla aktı "Hiçbir şey yapamazsın. Senden korkacağımı mı sanıyorsun?!" dedi ardından kocasının yüzüne tükürdü.

Adam var gücüyle asıldı kadının açık kahve ipek saçlarına "Hele bir dene" dedi fısıldar gibi ardından gözleri onları korkuyla izleyen küçük bedeni buldu. Karısının kafasını acımadan o noktaya çevirdi. Kadının kızarmış gözleri oğlunu bulduğunda tek bir şey için korktu. Cennet kokulu küçük bebeği korkuyordu. Sarıp sarmalamak istedi onu, küçücük bedeni titriyordu, içi acıdı.

"Bak oğlumuz ne kadar da korkmuş. Onu annesiz mi bırakacaksın? Sen öldükten sonra ona kim bakacak?" diye soludu kadının boynuna. Ardından tuttuğu saçları bırakıp kadını ittirdi.

Hyejin kocasına hiçbir şey söylemedi. Önce göz yaşlarını sildi sertçe. Ardından derin bir nefes aldı. Sarsak adımlarla ona korkuyla bakan kocaman yeşil gözlerin sahibi minik bebeğine yürüdü. Oğlunun önünde durduğunda dizleri üstüne çöküp minik yavrusunun yanaklarını avuçları arasına aldı. Taehyung öyle çok korkmuştu ki titirtir titriyordu. Yeşil gözleri annesinin kızarmış gözleri ile buluştuğunda ellerini kapattığı kulaklarından çekip annesinin yüzüne yerleştirdi. Minik soğuk elleri kadının cayır cayır yanan yüzünde gezindi.

"Anne" dedi "A-ağlama" ama kendi de ağlıyordu. Annesine ağlama diyordu ama göz yaşları minik yüzünü ıslatmaya devam ediyordu.

Kadın titreyen dudaklarını bebeğinin alnına dokundurdu. Böylelikle göz yaşları daha da çok aktı. Bir süre sonra geri çekildiğinde Taehyung yeniden sildi annesinin göz yaşlarını. "Ben ağlamazsam sende ağlamaz mısın? Eğer ağlamazsan söz veriyorum hiç ağlamam ki ben" dedi çocuk masumiyetiyle. Minik ellerini annesinin çok sevdiği yüzünden çekip göz yaşlarını sildi. "Anne. Ağlamıyorum ki. Söz veriyorum ağlamayacağım artık ama sende ağlama"

Kadın imkanı varmış gibi daha çok ağladı. Minik bebeği kalbine taş gibi oturmuştu. "Anne ağlama. Ben ağlamıyorum neden ağlıyorsun? Saçın çok mu acıdı?" dedi yeniden ellerini annesinin yüzüne yerleştirdi. Annesini içli bir nefes verdi ardından oğlunun minik ellerini tutup avuç içlerini öptü. "Ağlamıyorum annecim. Ağlamıyorum bebeğim. Acımıyor canım" dedi kolu ile göz yaşlarını silip oğluna içtenlikle tebessüm etti. Taehyung'da annesinin cenneti olan kare gülümsemesini sundu. Öyle güzel gülüyordu ki ancak bir melek bu kadar güzel olabilirdi. Taehyung'da melekti, annesinin biricik meleği...

Saatler geçti o gün. Saatler o kadar hızlı geçti ki hatta ne Taehyung ne de annesi farkındaydı bunun. Eğer son kez oğluna baktığını bilseydi durdururdu zamanı, eğer son kez melek oğlunun kokusunu içine çektiğini bilseydi durdururdu zamanı.

Eğer annesine son kez sarıldığını bilseydi çalardı tüm saatleri Taehyung. Hırsızlık kötüdür Taehyung demişti annesi günah olur Tanrı sevmez sonra seni. Ama eğer annesi yanında kalacak olsaydı düşünmeden çalardı bütün saatleri Taehyung. Tanrı sevmesin beni derdi, annem severdi beni Tanrı sevmesin.

⚠️

Hyejin yattığı yerden uyandırılmasıyla istemeyerek de olsa bıraktı oğlunu. Hayır bırakmadı bırakmak zorunda kaldı. Kolları bebeğinden ayrılırken geri kollarına alacağına emindi oysa.

Lakin öyle olmamıştı. Kim Jiwoong karısını çekiștirerek yatak odasına getirmişti. Yine bağırmaya başladı Hyejin ama keşke bağırmasaydı. Belki o zaman oğlu uyanmazdı. Lakin kader ağını örmüştü ya, olacaktı tüm bunlar.

Kadın bağırmaya devam ederken adam soğuk kalınlığını korudu. Kısa bir süre çok kısa bir süre sonra adam daha fazla dayanamamıș ve karısının kafasına eline geçen sert şeyle vurmuştu. Sadece saniyeler içinde benliğini kaybetmiști Hyejin. Küçük Taehyung ise sıçrayarak uyandığı sıcak yataktan kalkıp sesin geldiğini yere gelmiş açık kapının köşesine sinmiş öylece bakıyordu.

Saniye saniye izledi. Babasının annesinin baygın bedenini sandalyeye çıkarıp boynuna ip geçirișini, annesinin boynundaki iple öylece havada asılı kaldığını her şeye yeşil gözleri ile şahit olmuştu...

Adam sandalyeyi yere yatırdığında yarattığı dehşet tablosuna gururla baktı. Karısını öldürmüştü. Kadının bedeni öylece havada asılı kalırken boynundaki iple saniyeler sonra son nefesini bıraktı havaya. Adam emin olmak istedi. Bu yüzden karısının bileklerinden nabzını kontrol etti, hayır artık atmıyordu kalbi. Para için kıymıştı așığına. Emin olduktan sonra evden çıkıp gitmek için arkasını döndü. Sabah gelecek ve oyununu başarılı bir şekilde oynayacaktı.

Lakin kapının hemen yanında onu izleyen küçük oğlunu görmesi ile donup kalmıştı. Taehyung her şeyi görmüştü. Onu da öldürecekti lakin tüm mal varlığı oğlunun üzerindeyken bu kadar aptal olamazdı. Reşit olduğu zaman mal varlığını alıp işini bitirecekti. Bu yüzden onu gram düşünmeden küçük bedenin yanından geçip gitti.

Taehyung'un yeşil gözleri ise öylece annesine bakıyordu. Küçük ayakları ile bir kaç adım atıp annesinin yanına geldi. Nasıl havada duruyordu annesi? Kandırıyordu oğlunu. Ayağının altında bir şey var diye düşündü Taehyung. Bu yüzden annesinin altından geçti ama annesi hiçbir şeye basmıyordu. Merakla annesinin ayağına dokundu. Kadının bedeni hafifçe sallandığında Taehyung geriye doğu bir adım atıp annesinden uzaklaştı.

Korkmamıștı. Sadece annesinin yüzünü görmek istemiști. Annesinin yüzünü inceledi büyük yeşil gözleri ile annesi ağlamıyordu. O zaman üzgün değildi. "Anne" dedi "Uçuyor musun?" gözleri parladı birden. "Yoksa masaldaki peri mi oldun? Kanatların nerde?" dedi merakla annesinin sırtına baktı. "Acaba peri olmadığım için mi göremiyorum kanatlarını? Neden bana hiç söylemedin küstüm sana"

Annesinden cevap gelmedi. Kaşlarını çattı. Daha sonra yüksek yatağa çıkıp birazda olsa annesine yaklaştı. Annesinin soğumaya başlayan elini tuttu. "Eğer benide peri yaparsan barışırız" dedi "Bende peri olmak istiyorum. Birlikte uzaklara uçalım" annesinden yine cevap gelmedi.

"Anne. Sen mi küstün bana? Küsme bana. Tamam peri olmaktan vazgeçtim." dedi annesinin elini sarstı. Kadının cansız bedeni yalpalanırken Taehyung kıkırdadı. Annesinin hala peri olduğunu ve uçtuğunu sanıyordu "Anneler küsmez! Barışalım hadi Peri annem" yine cevap alamadı Taehyung. Tıpkı bundan sonra hiç cevap almayacağı gibi.

Yatakta zıplamaya başladı. "Anne düşeceğim bak." dedi annesinin dikkatini çekmek istiyordu. Bu yüzden kendini yatağa attı "Aaa düştüm. Anne canım acıdı. Sanırım dizim uf oldu."

Annesi yine cevap vermedi. Kendini attığı yataktan kalkıp tekrar zıplamaya başladı "Şaka yaptım anne. Cidden acımadı ki hiç. Küsme bana" dedi. Lakin annesi susmaya devam ediyordu. Hem yukarı bakmaktan da boynuda acımıştı. Taehyung'un gözleri doldu "Beni sevmiyor musun artık? Ama ben seni seviyorum" sesi titremiști.

"Anne korkuyorum" dedi yine ses gelmedi. Korkmuyordu elbette sadece annesi ona baksın istiyordu. "Anne üşüdüm" dedi annesi ona battaniye versin diye.

"Anne acıktım" dedi annesi ona en sevdiği kekleri yapsın diye. Ama annesi tepki vermedi. O kekleri bir daha hiç yiyemeyecekti. Annesi birdaha üstüne battaniye örtmeyecekti.

"Peri annem. Neden küstün bana? Ama ben şaka yaptım. Valla şaka yaptım. Küsme bana." dedi saniye saniye doldu gözleri "Eğer tek başına uçmak istiyorsan gelmem yanına ama küsme bana." diye ekleri dolan gözlerinden taştı yaşlar. "Anne konuş benimle. Uslu bir çocuk olacağım. Üzmeyeceğim seni." dedi bal yanaklarından süzülen yaşları sildi minik elleri ile. Bilmiyordu Taehyung. Ölüm nedir bilmiyordu. Annesinin birdaha onunla asla konuşmayacağını bilmiyordu. Ama öğrenecekti. Hemde en acı tecrübe ile öğrenecekti. Beyaz gemiye binen yolcuların seferinden geri dönmeyeceğini öğrenecekti...

⚠️

....

Günümüz

Boş ve kasvetli odaya sızan gün ışığı asla yeterli gelmiyordu. Taehyung gün ve saat kavramını yitireli çok olmuştu. Sadece gün ışığını gördüğünde sabah, göremediğinde gece olduğunu biliyordu.

Yeşil gözleri etrafta dolaştı. Yine sabah olmuştu. Üstüne ağırlık yapan yorganı açıp çıplak ayaklarını yataktan aşağıya sarkıttı. Her zaman olduğu gibi gözleri yine dolmaya başladığında boğazına çöreklenen yumruya rağmen yutkundu. Ağlamak istemiyordu. Gözleri acıyıp duruyordu.

Derin bir iç çekip ayağa kalktı. Boyu bir erkeğe göre kısa kalmıştı. Kalırdı tabii. Düzgün beslenememiști ki nasıl uzasın. O normal çocuklar gibi boyu uzasın diye sebzelerin yemeye hiç zorlanmamıș, gece uyurken ballı sütünü içmemişti.

Çıplak ayakları eski ve tozlu parkede ses çıkarırken o hep yaptığı gibi büyük kitaplığın önüne geldi. Elleri her zaman baktığı kitabı bulduğunda onu diğer kitaplar arasından çekip aldı. Enine uzun boyuna kısa olan kitabı elleri arasında sıkıca tutup geri yatağına döndü.

Usulca yatağına oturup bacaklarını bağdaş kurdu. Elindeki kitabı kucağına bırakıp ilk sayfasını açtı. Sol gözünden bir yaş gelirken çocuk kitabının ilk sayfasında elini gezdirdi. Pembe kanatlı perinin üstünde dinledi bir süre parmakları. Annesine baktı uzun uzun. Sonra kapattı gözlerini her gün usanmadan aynı şeyleri yapıyordu.

"Tanrım. Bu defa göreyim onu. Bir kerecik sevmez misin beni?"

Zihninde annesinin yüzünü canlandırmaya çalışıyordu. Lakin olmuyordu. Annesinin yüzünü unutalı çok olmuştu. Ne kadar denerse denesin hatırlamıyordu.

Taehyung iç çekti. Gözlerini açıp kitabın diğer sayfasını çevirdi. Bu defa peri ayaklarını yeşil çimenlere basmış mor çiçekleri kokluyordu. Taehyung hemen yanındaki komodinde duran vazoyu eline aldı. İçinde yıllanmış kuru menekşeler vardı.

Kuru menekşeleri burnuna yaklaştırır kokladı. "Annem gibi kokuyor." dedi tebessüm etti burukça. Menekşeler kokmazdı.

Menekşeleri biraz daha koklayıp yerine geri bıraktı. Gözleri yeniden hikaye kitabını bulduğunda kapısının kilidi açıldı. Korkak bakışları kapıya döndüğünde gerginlikle alt dudağını dişleri arasına alıp eziyet etmeye başladı.

Kapı saniyeler sonra açıldığında kabuslarının baş rolü olan ikinci kişi girdi içeriye. Elinde yine küçük bir tepsi, tepsinin içinde normalde bir insanın kahvaltıda yemesi gerekenden az yiyecek vardı.

Otuzlu yaşlarının dibini sıyıran kadın içeri tamamen girdiğinde tepsiyi gönülsüz bir tavırla eski komodinin üstüne bıraktı. Ardından oflayarak onu korkuyla izleyen çocuğa baktı. "Vallahi bıktım sana yemek getirmekten. Ne var sanki geberip gitmiyorsun?" dedi ardından gözleri çocuğun kitabını buldu. Kadının yüzünde ukalaca bir gülüş belirdi. "Yine mi aynı kitap? Sanki okumayı biliyor gibi birde alıyorsun ya onu önüne. Çok acıyorum sana" dedi alayla kıkırdadı.

Taehyung'un kalbi biraz daha kırıldı. Okumayı bilmiyordu lakin resimleri anlıyordu. Kadın çocuğa biraz daha yaklaştı. Taehyung bedenini geri çektiğinde kadın uzanıp çocuğun uzamış saçlarını tutup çekiștirdi. Çocuğun dudakları düz bir çizgi alırken kadın tebessüm etti. "Uslu dur. Akşam babanın misafirleri gelecek. Ses çıkarırsan bu defa iki tokatla kurtulamazsın. Hoş ya ölmeni tercih ederim." dedi tuttuğu saçları ittirip bıraktı. "Uslu uslu otur. Yoksa sana akşam yemeğini getirmem." diye ekledi ve dönüp odadan çıktı.

Kadın kapıyı kilitlerken Taehyung titreyen dudaklarını önemsemeden elini acıyan saç diplerine koydu. Çok sert çekmişti kadın saçlarını. Canı çok acımıştı. Annesi olsaydı çekmezdi saçlarını. Öperdi. Öper ve koklardı.

....

...

..

.

Birinci bölüm watty ve sizlere hayırlı olsun. Yorumlarınızı çok merak ediyorum. Bazı sahneleri yazarken gözlerim dolu dolu oldu. Umarım Sans défaut'u çok seversiniz.





Bu hikayede Taehyung tam olarak böyle görünüyor.



Pembe peri*

Okuyor olduğunuz fic angst değildir zira angst yazarı değilim

Kalbinizin her zaman sevgiyle atması dileği ile. Hoşçakalın 🧚🏻‍♀️

Duramayıp yeni bir fic salıyorum hadi bakalım hayırlısı. Bu fic fikri @derenyldz 'a aittir. Benimle paylaştığın için teşekkür ederim ❤️

⚠️Bu fic şiddet, psikolojik şiddet, yaş farkı, Rahatsız olabilecek kişiler varsa şu saniyeden itibaren bu fici terk etmesi istenmektedir.⚠️

Not : hikaye devam ederken ⚠️ bu simgeye rastlayacaksınız. Ağır şiddet sahnesi içeriyor. Lütfen etkilenecek olanlar varsa orayı hızlıca geçsin.

(Wattpadde kaynaklanan engel dolayısıyla fici ve ficlerimi aynen aktarmış bulunmaktayım)

Remedy keyifli okumalar diler

ʕ·ᴥ·ʔ

§

Geçmişin izlerini taşır güzel gözleri. Taşırda ağır gelir geçmişin kötülükleri. Kurtarıcısını diler masum kalbi karanlık gecelerde.

Dilerde gelmez kurtarıcısı.

Ufalanır masum kalbi. Tek bir sevgi izi kalmayana kadar.

Gelir kurtarıcısı, gelirde bulur ufalanan kalbi.

Yeniden var eder sevgisiyle masum kalbini.

Var ederde eskisi gibi olmaz. Birdaha sevemez başkasını eskiden sevdiği gibi.

~remedy

§

....

Geçmiş

Karanlık ruhuna işlemişti. Korku ve çaresizlik cam gibi parlayan yeşil gözlerine kazınmıştı. Vücudunda yerini koruyan yara izleri banyo yaparken ne kadar sert sürterse sürtsün, ne kadar sabunlarsa sabunlasın, ne kadar sıcak suyun altında kalırsa kalsın geçmiyordu. Gerçi vücudunda değildi geçmeyen yaralar en büyükleri ruhundaydı. Derin derin, ilmek ilmek kazınmıştı ruhuna, bedenine. Şimdi her biri, gün geçtikçe ağır geliyordu zayıf çelimsiz bedenine. Büyümemişti Taehyung. Yıllar geçmişti ama büyüyememiști. Boyu uzamıştı, saçları uzamıştı vücudu ise oldukça çelimsiz zayıftı. Kemikleri sayılıyordu. Yeşil gözleri ise haykırıyordu, bedeni büyüdü diyordu! Bedeni büyüdü ruhu değil! Ufak bir çocuk gözlerine, masumiyetine sahipti hala, korkuyordu her gün her dakika korkuyordu. Fakat yirmi bir yaşına çoktan basmıştı çocukluk dönemi geçmişti hayır hayır dört duvar arasında ölmüştü çocukluğu. Gömmüştü Taehyung içine yaşayamadığı çocukluğunu.

Lakin hala çocuktu işte. Bilmiyordu ki nasıl büyünürdü. Bilmiyordu ki çocuk nasıl olunurdu. Bilmiyordu kime çocuk denirdi. Dört duvar arasında büyümüştü bedeni, ruhu ölürken büyümüştü bedeni. Çığlıklarını kimse mi duymamıştı?

Duymamıştı kimse çünkü kapatmışlardı ağzını. O acı içinde kıvranırken, o kadar insan içinde yapayalnız kalırken göz ardı edilmişti ruhundaki yaralar. Ama annesi olsaydı böyle olmazdı değil mi? Annesi izin vermezdi. Açardı biricik bebeğinin ağzını kapatan elleri. Sarardı oğlunu sıkı sıkı. Annesi severdi değil mi? Kokusunu, yüzünü, sesini unuttuğu annesi severdi onu. Sonra ağla derdi Taehyung, ağla benim güzel bebeğim.

Sahi ağlamasına dahi izin vermemişti o eller. Küçük bedeni nasıl dayanmıştı bu kadar şiddete? Nasıl hayata tutunmuştu? Yıllardır yaşadığı bu tozlu kasvetli odada nasıl hayata tutunmuştu? Bir çöp parçası misali atıldığı bu odada nasıl yaşamıştı yıllarca. Bilemezdi kimse anlayamazdı. Anlamakta istemezlerdi. Kolay olan anlamamaktı herkes kör olmayı seçiyordu. Herkes üç maymunu oynuyordu. Hoş ya herkes vardı da kimse yoktu...

...

Üç gündür yağan kar bugün öyle şiddetli yağmaya başlamıştı ki sanki gök yarılıyorda içi boşalıyor gibiydi. Rüzgar sanki biri çığlık atıyormuș gibi esiyor cama vuruyordu. İki katlı oldukça büyük ve gösterişli saray yavrusu gibi malikâne de koptu bir çığlık. Asıl fırtına dıșarıda değildi. Kim ailesinin evindeydi. Eşyalar kırılıyor Bayan Kim bağırıyordu.

Kim malikanesinin küçük beyefendisi Taehyung ise bu sesler üzerine açmıştı büyük yeşil gözlerini. Yine annesinin bağırıșları ile uyanmıştı. Hala uyku mahmuru gözlerini ovdu minik elleri ile, ardından üzerinde ağırlık yapan yorganı açtı. Minik çıplak ayaklarını koydu önce soğuk zemine. İçini titremiști soğukluk. Annesi bu sırlar ayağına çorap giydirmeye hep unutuyordu. Kendi çorabını giyecek yaştaydı ama yinede annesi giydirince o çorap ayaklarını daha sıcak tutuyordu.

Paytak adımlarla çıktı odasından. Her adımında çıplak ayakları şap şap sesler çıkarıyordu. Uzun ve büyük merdivenin basamaklarını, küçük elleri ile trabzandan tutuna tutuna indi. En son basamağı basıp büyük salona indiğinde bir vazo daha kırıldı. Taehyung'un küçük bedeni korkuyla titredi. İlk bulduğu duvara sindiğinde bir vazo daha kırılmıştı. Korkuyla baktı yeşil gözleri ardından minik elleri kulaklarını kapattı lakin yinede duyuyordu her şeyi. Anneside bazen kapatırdı kulaklarını. Lakin işe yaramazdı işte duyardı Taehyung.

"Aldatmışsın beni! Beni aldatmışsın!" diye haykırdı Hyejin kocasına. Son bir ayda göz yaşları asla dinmiyordu. Kalbi çıkacakmıș gibi atıyordu. Aşık olduğu adam en son darbeyide vurmuştu ona aldatılmıștı.

Kocasının her gün eve gelip hiçbir şey olmamış gibi yanında uyuması günden güne midesini bulandırmıștı. Bir aydır tam bir aydır susuyordu. Aşık olduğu için susmuștu lakin o kadından birde çocuğu olduğunu öğrenmesi son damla olmuştu onun için.

Kim Jiwoong karısına doğru bir adım attı. Gözlerinde korku vardı lakin bu karısını kaybetme korkusu değildi. Sahip olduğu şöhreti, parayı bu lüks hayatı kaybetme korkusuydu. "Aşkım" dedi "Özür dilerim-"

"Hayır!" diye çıkıştı kadın ardından tıpkı küçük melek oğlu gibi kapattı kulaklarını. Taehyung korktuğu için kapatmıştı annesi ise aşkının yalanlarını dinlememek için kapatmıştı kulaklarını. "Duymak istemiyorum! Yalanlarını duymak istemiyorum!" ardından masanın üzerinde duran son vazoyuda fırlattı kocasına. Vazo duvara çarptığı gibi tuzla buz olurken mor menekşeler saçıldı etrafa.

Taehyung'un en sevdiği çiçek kokmayan menekşeler... En sevdiği çiçekti çünkü her kokladığında farklı bir koku hayal ederdi. Bir gün bulut gibi kokardı, başka bir gün toprak gibi, bir başka gün ise annesi gibi kokardı...

"Boșanacağız! Duydun mu beni?! Aileme anlatacağım her şeyi! Gideceksin evimden!" diye haykırdı kadın.

Adamın en büyük korkusu gerçekleşiyordu. Beş parasız kalacaktı. Eğer biricik karısı hayır hayır para kaynağı serveti onu terk ederse çulsuzun teki olacaktı. Şan, şöhret, her şey, her şey gidecekti. Bir yudum suyu bile zor bulacak hale gelecekti.

Vücuduna saran bu korkuyla karısı ile arasındaki mesafeyi kapattı. Kadının saçlarına asıldı sıkıca "Eğer" dedi sinirle "Eğer böyle bir hata yaparsan önce seni sonra oğlunu öldürürüm! Duydun mu beni! Öldürürüm onu!"

Kadının göz yaşları hırsla aktı "Hiçbir şey yapamazsın. Senden korkacağımı mı sanıyorsun?!" dedi ardından kocasının yüzüne tükürdü.

Adam var gücüyle asıldı kadının açık kahve ipek saçlarına "Hele bir dene" dedi fısıldar gibi ardından gözleri onları korkuyla izleyen küçük bedeni buldu. Karısının kafasını acımadan o noktaya çevirdi. Kadının kızarmış gözleri oğlunu bulduğunda tek bir şey için korktu. Cennet kokulu küçük bebeği korkuyordu. Sarıp sarmalamak istedi onu, küçücük bedeni titriyordu, içi acıdı.

"Bak oğlumuz ne kadar da korkmuş. Onu annesiz mi bırakacaksın? Sen öldükten sonra ona kim bakacak?" diye soludu kadının boynuna. Ardından tuttuğu saçları bırakıp kadını ittirdi.

Hyejin kocasına hiçbir şey söylemedi. Önce göz yaşlarını sildi sertçe. Ardından derin bir nefes aldı. Sarsak adımlarla ona korkuyla bakan kocaman yeşil gözlerin sahibi minik bebeğine yürüdü. Oğlunun önünde durduğunda dizleri üstüne çöküp minik yavrusunun yanaklarını avuçları arasına aldı. Taehyung öyle çok korkmuştu ki titirtir titriyordu. Yeşil gözleri annesinin kızarmış gözleri ile buluştuğunda ellerini kapattığı kulaklarından çekip annesinin yüzüne yerleştirdi. Minik soğuk elleri kadının cayır cayır yanan yüzünde gezindi.

"Anne" dedi "A-ağlama" ama kendi de ağlıyordu. Annesine ağlama diyordu ama göz yaşları minik yüzünü ıslatmaya devam ediyordu.

Kadın titreyen dudaklarını bebeğinin alnına dokundurdu. Böylelikle göz yaşları daha da çok aktı. Bir süre sonra geri çekildiğinde Taehyung yeniden sildi annesinin göz yaşlarını. "Ben ağlamazsam sende ağlamaz mısın? Eğer ağlamazsan söz veriyorum hiç ağlamam ki ben" dedi çocuk masumiyetiyle. Minik ellerini annesinin çok sevdiği yüzünden çekip göz yaşlarını sildi. "Anne. Ağlamıyorum ki. Söz veriyorum ağlamayacağım artık ama sende ağlama"

Kadın imkanı varmış gibi daha çok ağladı. Minik bebeği kalbine taş gibi oturmuştu. "Anne ağlama. Ben ağlamıyorum neden ağlıyorsun? Saçın çok mu acıdı?" dedi yeniden ellerini annesinin yüzüne yerleştirdi. Annesini içli bir nefes verdi ardından oğlunun minik ellerini tutup avuç içlerini öptü. "Ağlamıyorum annecim. Ağlamıyorum bebeğim. Acımıyor canım" dedi kolu ile göz yaşlarını silip oğluna içtenlikle tebessüm etti. Taehyung'da annesinin cenneti olan kare gülümsemesini sundu. Öyle güzel gülüyordu ki ancak bir melek bu kadar güzel olabilirdi. Taehyung'da melekti, annesinin biricik meleği...

Saatler geçti o gün. Saatler o kadar hızlı geçti ki hatta ne Taehyung ne de annesi farkındaydı bunun. Eğer son kez oğluna baktığını bilseydi durdururdu zamanı, eğer son kez melek oğlunun kokusunu içine çektiğini bilseydi durdururdu zamanı.

Eğer annesine son kez sarıldığını bilseydi çalardı tüm saatleri Taehyung. Hırsızlık kötüdür Taehyung demişti annesi günah olur Tanrı sevmez sonra seni. Ama eğer annesi yanında kalacak olsaydı düşünmeden çalardı bütün saatleri Taehyung. Tanrı sevmesin beni derdi, annem severdi beni Tanrı sevmesin.

⚠️

Hyejin yattığı yerden uyandırılmasıyla istemeyerek de olsa bıraktı oğlunu. Hayır bırakmadı bırakmak zorunda kaldı. Kolları bebeğinden ayrılırken geri kollarına alacağına emindi oysa.

Lakin öyle olmamıştı. Kim Jiwoong karısını çekiștirerek yatak odasına getirmişti. Yine bağırmaya başladı Hyejin ama keşke bağırmasaydı. Belki o zaman oğlu uyanmazdı. Lakin kader ağını örmüştü ya, olacaktı tüm bunlar.

Kadın bağırmaya devam ederken adam soğuk kalınlığını korudu. Kısa bir süre çok kısa bir süre sonra adam daha fazla dayanamamıș ve karısının kafasına eline geçen sert şeyle vurmuştu. Sadece saniyeler içinde benliğini kaybetmiști Hyejin. Küçük Taehyung ise sıçrayarak uyandığı sıcak yataktan kalkıp sesin geldiğini yere gelmiş açık kapının köşesine sinmiş öylece bakıyordu.

Saniye saniye izledi. Babasının annesinin baygın bedenini sandalyeye çıkarıp boynuna ip geçirișini, annesinin boynundaki iple öylece havada asılı kaldığını her şeye yeşil gözleri ile şahit olmuştu...

Adam sandalyeyi yere yatırdığında yarattığı dehşet tablosuna gururla baktı. Karısını öldürmüştü. Kadının bedeni öylece havada asılı kalırken boynundaki iple saniyeler sonra son nefesini bıraktı havaya. Adam emin olmak istedi. Bu yüzden karısının bileklerinden nabzını kontrol etti, hayır artık atmıyordu kalbi. Para için kıymıştı așığına. Emin olduktan sonra evden çıkıp gitmek için arkasını döndü. Sabah gelecek ve oyununu başarılı bir şekilde oynayacaktı.

Lakin kapının hemen yanında onu izleyen küçük oğlunu görmesi ile donup kalmıştı. Taehyung her şeyi görmüştü. Onu da öldürecekti lakin tüm mal varlığı oğlunun üzerindeyken bu kadar aptal olamazdı. Reşit olduğu zaman mal varlığını alıp işini bitirecekti. Bu yüzden onu gram düşünmeden küçük bedenin yanından geçip gitti.

Taehyung'un yeşil gözleri ise öylece annesine bakıyordu. Küçük ayakları ile bir kaç adım atıp annesinin yanına geldi. Nasıl havada duruyordu annesi? Kandırıyordu oğlunu. Ayağının altında bir şey var diye düşündü Taehyung. Bu yüzden annesinin altından geçti ama annesi hiçbir şeye basmıyordu. Merakla annesinin ayağına dokundu. Kadının bedeni hafifçe sallandığında Taehyung geriye doğu bir adım atıp annesinden uzaklaştı.

Korkmamıștı. Sadece annesinin yüzünü görmek istemiști. Annesinin yüzünü inceledi büyük yeşil gözleri ile annesi ağlamıyordu. O zaman üzgün değildi. "Anne" dedi "Uçuyor musun?" gözleri parladı birden. "Yoksa masaldaki peri mi oldun? Kanatların nerde?" dedi merakla annesinin sırtına baktı. "Acaba peri olmadığım için mi göremiyorum kanatlarını? Neden bana hiç söylemedin küstüm sana"

Annesinden cevap gelmedi. Kaşlarını çattı. Daha sonra yüksek yatağa çıkıp birazda olsa annesine yaklaştı. Annesinin soğumaya başlayan elini tuttu. "Eğer benide peri yaparsan barışırız" dedi "Bende peri olmak istiyorum. Birlikte uzaklara uçalım" annesinden yine cevap gelmedi.

"Anne. Sen mi küstün bana? Küsme bana. Tamam peri olmaktan vazgeçtim." dedi annesinin elini sarstı. Kadının cansız bedeni yalpalanırken Taehyung kıkırdadı. Annesinin hala peri olduğunu ve uçtuğunu sanıyordu "Anneler küsmez! Barışalım hadi Peri annem" yine cevap alamadı Taehyung. Tıpkı bundan sonra hiç cevap almayacağı gibi.

Yatakta zıplamaya başladı. "Anne düşeceğim bak." dedi annesinin dikkatini çekmek istiyordu. Bu yüzden kendini yatağa attı "Aaa düştüm. Anne canım acıdı. Sanırım dizim uf oldu."

Annesi yine cevap vermedi. Kendini attığı yataktan kalkıp tekrar zıplamaya başladı "Şaka yaptım anne. Cidden acımadı ki hiç. Küsme bana" dedi. Lakin annesi susmaya devam ediyordu. Hem yukarı bakmaktan da boynuda acımıştı. Taehyung'un gözleri doldu "Beni sevmiyor musun artık? Ama ben seni seviyorum" sesi titremiști.

"Anne korkuyorum" dedi yine ses gelmedi. Korkmuyordu elbette sadece annesi ona baksın istiyordu. "Anne üşüdüm" dedi annesi ona battaniye versin diye.

"Anne acıktım" dedi annesi ona en sevdiği kekleri yapsın diye. Ama annesi tepki vermedi. O kekleri bir daha hiç yiyemeyecekti. Annesi birdaha üstüne battaniye örtmeyecekti.

"Peri annem. Neden küstün bana? Ama ben şaka yaptım. Valla şaka yaptım. Küsme bana." dedi saniye saniye doldu gözleri "Eğer tek başına uçmak istiyorsan gelmem yanına ama küsme bana." diye ekleri dolan gözlerinden taştı yaşlar. "Anne konuş benimle. Uslu bir çocuk olacağım. Üzmeyeceğim seni." dedi bal yanaklarından süzülen yaşları sildi minik elleri ile. Bilmiyordu Taehyung. Ölüm nedir bilmiyordu. Annesinin birdaha onunla asla konuşmayacağını bilmiyordu. Ama öğrenecekti. Hemde en acı tecrübe ile öğrenecekti. Beyaz gemiye binen yolcuların seferinden geri dönmeyeceğini öğrenecekti...

⚠️

....

Günümüz

Boş ve kasvetli odaya sızan gün ışığı asla yeterli gelmiyordu. Taehyung gün ve saat kavramını yitireli çok olmuştu. Sadece gün ışığını gördüğünde sabah, göremediğinde gece olduğunu biliyordu.

Yeşil gözleri etrafta dolaştı. Yine sabah olmuştu. Üstüne ağırlık yapan yorganı açıp çıplak ayaklarını yataktan aşağıya sarkıttı. Her zaman olduğu gibi gözleri yine dolmaya başladığında boğazına çöreklenen yumruya rağmen yutkundu. Ağlamak istemiyordu. Gözleri acıyıp duruyordu.

Derin bir iç çekip ayağa kalktı. Boyu bir erkeğe göre kısa kalmıştı. Kalırdı tabii. Düzgün beslenememiști ki nasıl uzasın. O normal çocuklar gibi boyu uzasın diye sebzelerin yemeye hiç zorlanmamıș, gece uyurken ballı sütünü içmemişti.

Çıplak ayakları eski ve tozlu parkede ses çıkarırken o hep yaptığı gibi büyük kitaplığın önüne geldi. Elleri her zaman baktığı kitabı bulduğunda onu diğer kitaplar arasından çekip aldı. Enine uzun boyuna kısa olan kitabı elleri arasında sıkıca tutup geri yatağına döndü.

Usulca yatağına oturup bacaklarını bağdaş kurdu. Elindeki kitabı kucağına bırakıp ilk sayfasını açtı. Sol gözünden bir yaş gelirken çocuk kitabının ilk sayfasında elini gezdirdi. Pembe kanatlı perinin üstünde dinledi bir süre parmakları. Annesine baktı uzun uzun. Sonra kapattı gözlerini her gün usanmadan aynı şeyleri yapıyordu.

"Tanrım. Bu defa göreyim onu. Bir kerecik sevmez misin beni?"

Zihninde annesinin yüzünü canlandırmaya çalışıyordu. Lakin olmuyordu. Annesinin yüzünü unutalı çok olmuştu. Ne kadar denerse denesin hatırlamıyordu.

Taehyung iç çekti. Gözlerini açıp kitabın diğer sayfasını çevirdi. Bu defa peri ayaklarını yeşil çimenlere basmış mor çiçekleri kokluyordu. Taehyung hemen yanındaki komodinde duran vazoyu eline aldı. İçinde yıllanmış kuru menekşeler vardı.

Kuru menekşeleri burnuna yaklaştırır kokladı. "Annem gibi kokuyor." dedi tebessüm etti burukça. Menekşeler kokmazdı.

Menekşeleri biraz daha koklayıp yerine geri bıraktı. Gözleri yeniden hikaye kitabını bulduğunda kapısının kilidi açıldı. Korkak bakışları kapıya döndüğünde gerginlikle alt dudağını dişleri arasına alıp eziyet etmeye başladı.

Kapı saniyeler sonra açıldığında kabuslarının baş rolü olan ikinci kişi girdi içeriye. Elinde yine küçük bir tepsi, tepsinin içinde normalde bir insanın kahvaltıda yemesi gerekenden az yiyecek vardı.

Otuzlu yaşlarının dibini sıyıran kadın içeri tamamen girdiğinde tepsiyi gönülsüz bir tavırla eski komodinin üstüne bıraktı. Ardından oflayarak onu korkuyla izleyen çocuğa baktı. "Vallahi bıktım sana yemek getirmekten. Ne var sanki geberip gitmiyorsun?" dedi ardından gözleri çocuğun kitabını buldu. Kadının yüzünde ukalaca bir gülüş belirdi. "Yine mi aynı kitap? Sanki okumayı biliyor gibi birde alıyorsun ya onu önüne. Çok acıyorum sana" dedi alayla kıkırdadı.

Taehyung'un kalbi biraz daha kırıldı. Okumayı bilmiyordu lakin resimleri anlıyordu. Kadın çocuğa biraz daha yaklaştı. Taehyung bedenini geri çektiğinde kadın uzanıp çocuğun uzamış saçlarını tutup çekiștirdi. Çocuğun dudakları düz bir çizgi alırken kadın tebessüm etti. "Uslu dur. Akşam babanın misafirleri gelecek. Ses çıkarırsan bu defa iki tokatla kurtulamazsın. Hoş ya ölmeni tercih ederim." dedi tuttuğu saçları ittirip bıraktı. "Uslu uslu otur. Yoksa sana akşam yemeğini getirmem." diye ekledi ve dönüp odadan çıktı.

Kadın kapıyı kilitlerken Taehyung titreyen dudaklarını önemsemeden elini acıyan saç diplerine koydu. Çok sert çekmişti kadın saçlarını. Canı çok acımıştı. Annesi olsaydı çekmezdi saçlarını. Öperdi. Öper ve koklardı.

....

...

..

.

Birinci bölüm watty ve sizlere hayırlı olsun. Yorumlarınızı çok merak ediyorum. Bazı sahneleri yazarken gözlerim dolu dolu oldu. Umarım Sans défaut'u çok seversiniz.

Bu hikayede Taehyung tam olarak böyle görünüyor.

Pembe peri*

Okuyor olduğunuz fic angst değildir zira angst yazarı değilim

Kalbinizin her zaman sevgiyle atması dileği ile. Hoşçakalın 🧚🏻‍♀️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.