Hatırlatma:
******
- İyi iyi Haluk abi sadece utandı böyle şeylerde çok utanır benim sevgilim.
Gözlerimi büyütüp Rüzgara doğru döndüm öksürmem biraz yavaşlamıştı pis pis sırıtıyordu.
Sırıt sen sırıt ben bunların hepsinin hesabını sorucam...
*****
Ertesi gün eve geldik Allahtan Ömer bey anlaşmayı imzalattık ve yol yorgunu olduğumuz için izin vermişti.
Şuan elimde doritos tek başıma musallat adında bir korku filmi izliyorum genelde kızlar romantik komedi filmi izler ama ben biraz farklıyım galiba tamam o filmleri de izliyorum ama aksiyon filmleri de vazgeçilmezim. Aksiyon filmleri izlediğim zaman kendimi öyle kaptırıyorum ki zaman nasıl geçti anlamıyorum.
Bu günden sonra ki 2 gün böyle monoton geçti işten eve evden işe gittim geldim.
Merak ediyorsanız söyleyeyim Rüzgar iki gün boyunca yüzüme bile bakmadı bir iki kere göz göze geldik ama hemen kafasını çevirdi.
Hele dün yaptığı beni çileden çıkardı.
*****
Dün :
- Hadi Melek... Sen hala oturuyor musun toplantı var beş dakika önce Ömer bey herkesi toplantı odasında beklediğini söylemedi mi kalksana hadi.
- Tamam geliyorum kendimi işe kaptırmışım.
- Bak Melek sen burda daha yeni işe başladığın için bilmezsin Ömer bey çok dakiktir dakikası dakikasına istediği kişinin istediği yerde olmasını ister yoksa iyi bir azar işitebilirsin hatırlamıyor musun ilk başladığında bu yüzden az daha kovuluyordun.
Kafamı tamam anlamında aşağı yukarı salladım. Adamda haklı bende bekletilince kızıyorum sonuçta.
Odadan çıktık tam asansörün önüne geldik ki:
- Hihhh... Aylin ben Ömer Beye imzalatacağım dosyayı odada unuttum hemen alıp geleyim.
- Tamam gidip alalım.
- Yok sen geç kalma sen git ben dosyayı alıp geliyorum.
- Tamam ama acele et .
- Tamam.
Koşarak odama gittim dosya masanın üzerinde olduğu için dosyayı alıp asansöre doğru koştum.
Tam asansörün önüne geldim biri asansöre bindi kapıyı tutar mısınız diye seslendim. Asansör kapısının tam önüne geldiğimde kapı kapandı kapanmadan önce ufak aradan Rüzgarın sırıtışını ve bana göz kırpmasını gördüm.
Pislik inadına yaptı oda toplantı odasına gidiyordu çünkü azar işiteyim istiyordu bende Meleksem o odaya yetişirim.
Tabanlara kuvvet diye koşarak merdivenlerden çıkmaya başladım toplantı odasının önüne geldiğimde Rüzgar kapıya yaslanmıştı. Kolunu kaldırıp saatine baktı bana bakmadan
- İyi zamanlama. dedi ardından odaya girdi.
Tabi bende arkasından.
İçeri girdiğimizde Ömer bey oturduğu yerden bize bakarak:
- İyi zamanlama tam vaktinde geldiniz. Dedi
" Oğlunun babası ne olacak..."
*****
Bu sabah erken kalktım bu gün işe gitmeyecektim çünkü Ömer bey ve Haluk beylerle akşam yemeği yiyeceğiz. Anlaşmayı imzalatmamız için gittiğimiz geziden sonra Rüzgar her şeyi babasına anlatmıştı bizi nasıl yanlış anladıklarını ilk başta gerilse de sesini çıkarmadı Ömer bey çünkü bu anlaşma şirketin geleceği için çok önemliydi.
Bu gün Rüzgar beni gelip evden alacaktı. Bakalım başımıza neler gelecek.
*****
İki saatten fazladır hazırlanıyorum bu akşam benim içinde önemliydi çünkü elime herhangi bir fırsat geçebilirdi ve ben Rüzgardan bir haftanın intikamını alabilirdim.
Göğüs kısmı tam oturan etek tarafı geniş kalın askılı bordo renkli elbisemi giydim.
Saçlarımın uçlarını maşalayıp sağ omuzumun üzerine getirdim.
Makyaj olarak da siyah göz kalemi çektim siyah tonlarda far sürdüm biraz allık ve bordo rujumla makyajımı bitirdim.
Artık hazırdım aynadan son bir kez daha kendimi süzdüm eteğimin uçlarını düzelttim. Çok hoş görünüyordum bu kadarını geçekten ben bile beklemiyordum.
Mesaj sesi gelmesiyle çantama yöneldim. Çantamdan telefonu çıkarttım mesaj Rüzgardan gelmişti.
Gönderen: Rüzgarcık
Aşağıdayım
Mesaja cevap verme gereği duymadım. Çantamı elime alıp aşağı indim.
Apartmanın kapısını açtığımda arabasına yaslamış Rüzgarla karşılaştım. O mavi-yeşil gözleriyle beni süzdü ve hiç bir şey söylemeden arabanın kapısını açıp sürücü koltuğuna oturdu. Ya insan nezaketen bile olsa iyi akşamlar falan der ama insan der Rüzgar odun olduğu için. Arabanın camı açıldı.
- Hadi sabaha kadar seni bekleyemem biran önce gidelim şu yemeğe.
Gözlerimi kapatıp kafamı havaya kaldırdım derin bir nefes aldım ve gözlerimi açıp gülümsedim bu akşam ne olursa olsun sinirlenmeyeceğim.
Adımlarımı hareket ettirip sürücü koltuğunun yanına oturdum.
Ama şeytan bir ara dedi ki arka koltuğa geç otur oda önde arabayı kullansın şoför muamelesi yap ona ama bu akşam onunla uğraşmak istemediğim için yapmadım.
20 dakika sonra restoranda geldik. Yolculuk sesiz geçti ikimizde konuşmadık zaten konuşacak bir şeyde yoktu.
Önce o arabadan indi sonra ben.
Tam restoranda girecektim ki kolumdan tuttu ve elini uzattı.
- Sonuçta bizi sevgili sanıyorlar. dedi.
- Haklısın.
Dedim ve uzattığı elini tuttum bunu çalıştığım şirket adına yapıyorum.
Elini tuttuğumda içimde bir kıpırtı oldu ilk defa bir erkekle ele tutuşuyordum daha önce aşık oldum ama hiç sevgilim olmadı. Ya benim sevdiklerim beni sevmedi ya da beni sevenleri ben sevemedim.
İçeri girdiğimizde bizi süzen gözlerle karşılaştık.
Haluk bey her zamanki gibi gülümsüyordu.
Hoş geldiniz ve biraz iltifattan sonra herkes yerine oturdu.
Burası çok hoş ve lüks bir restorandı. Canlı müzik falan çalıyordu. Masalar etrafa dizilmiş orta alan boş bırakılmıştı böylelikle isteyen çiftler canlı müzik eşliğinde dans edebiliyordu.
Herkes siparişini verdi yemeklerimizi yedik tatlıları beklerken Haluk bey lafa girdi.
- Rüzgarcım hadi güzel sevgilini dansa kaldır bak o da dans eden çiftlere bakıyor.
Hemen lafa girdim.
- Yok siz yanlış anlamışsınız benim gözüm dalmış.
- Hadi hadi beni ilgilendirmez kalkın dansa.
- Ya Haluk abi bence hiç gerek yok zaten tatlılar gelecek şimdi.
Tabi Rüzgardı bunu söyleyen ben zaten çok meraklıydım seninle dans etmeye.
- Bence de Haluk abi hiç gerek yok.
Gerek yok kelimesinin üstüne basarak söyledim.
- Hadi kalkın kızdırmayın beni siz nasıl sevgilisiniz sevgililer dans eder.
Rüzgar oturduğu yerden kalktı geldi benim sandalyemin önüne ve bana elini uzattı. Hiç beklemiyordum bende elimi uzattım ve ortaya doğru yürüdüm.
Müzik durdu ve yeni müzik başladı Buray'dan Sen Sevda mısın...
(Şarkıyı burada açın)
Bu şarkıya bayılıyorum. Adam şarkının sözlerini söylemeye başladı.
Umut yok, bir ışık yok gözlerinde,
Ben hala bekleyenim olsun
Ateş yok sıcaklık yok ellerinde
Ben yanarım aşkın sağ olsun
Sen kapımı çalan sızım gir içeri
Her zaman başımın üstünde senin yerin
Dilim tutulur sözcükler uçarsa aklımda
Benim güzel misafirim sen hep hoş geldin
Sen Sevda Mısın Yoksa Yalan Dolan
Püsküllü Belam Olup, Derde Salan
Burada sırıtarak bana baktı. Ama şarkıdaki püsküllü bela o başımı derde sokanda o yani...
Var Bir Yaşanmamışlık Sanki Özünde Benim İçimde Ukte Kalan...
Bu nakaratta elinde olan elimi boynuna götürüp bıraktı. Boşta kalan elini de belime koydu ve beni iyice kendine çekti.
Sen Sevda Mısın Yoksa Yalan Dolan Belam Olup, Derde Salan
Var Bir Yaşanmamışlık Sanki Özünde,
Benim İçimde Ukte Kalan...
Artık o kadar yakındık ki benim başım onun boyun girintisindeydi.
Parfümü çok güzel kokuyordu daha önce fark etmemiştim. Böyle çikolata gibi ama daha erkeksi tabi tıraş losyonunun kokusuyla birleşince müthiş bir koku ortaya çıkmış.
Şarkının nakarat bölümünü tekrarlandı ve bitti.
Yavaşça birbirimizden ayrıldık ve masamıza doğru yürüdük.
Yemeğin geri kalanı sessiz sakin geçti.
Yemekten sonra restorandan çıktık kapının önüne geldiğimizde gazeteciler etrafımızı sardı.
" Haluk bey yeni anlaşma yaptığınız doğru mu?"
"Haluk bey söylenenlere göre bir genç çiftin daha düğününü yapacakmışsınız."
" Haluk bey oğlunuz aranızda olan sorunları çözmüşsünüz yakında Türkiye ye gelip işlerininiz başına geçecekmiş."
Haluk abi gazetecileri susturup söze girdi.
- Evet arkadaşlar oğlum yakında gelecek önemli bir anlaşma imzaladık ve evlendireceğim gençlere gelirsek...
Rüzgarla beni işaret etti. Tabi kameralar fotoğraf makineleri bize döndü.
- Bu gençler evlenecekler eğer izin verirlerse nikah şahitleri olmak istiyorum .
Tabi ben olayın şokundan kurtulamadığım sadece bakmakla yetindim.
*****
Sabahın erken saatlerinde yine tahmin edin neyin sesiyle uyandım.
Masanın üzerindeki telefonu aldım. Cevapla tuşuna bastım kulağıma yaklaştırdım.
- Bak Rüzgar sıkmaya başladın artık.
-Kızım...
- Anne... ne oldu sesin niye böyle geliyor.
- Kızım baban gazetedeki haberi gördü seni, İstanbul'a geliyor seni alıp Mardin'e getirecekmiş.
- Ne... ne haberi Anne şaka yapıyorum de lütfen.
- Ne yazık ki birtanem.
Allah kahretsin dün akşam bizi gazeteciler çekerken ben babamı nasıl hesaba katmadım.