Beni kucağına aldığında başım boynuna denk geldi, galiba yeni tıraş olmuştu tıraş losyonunun kokusu burnuma doldu. Adeta başımı döndürdü bu koku.
Pis pis sırıtmaya başladım 20 dk geçmesine rağmen hiç yorulmamış gibiydi. Ben sırıtarak ona bakmaya devam ediyordum ki başını eğip gözlerini kısıp bana baktı.
- Yoksa sen sırf seni taşıyayım diye mi böyle yaptın.
- Hmmm. Bir düşüneyim galiba öyle.
Der demez beni yere bıraktı. Canım çok yandı.
Kıymetlim çok acıdı aslında omuzum çok ağrıyordu bu konuda yalan söylemedim ama bu kadar çok acıdığını şuan fark ettim çünkü elimi yere koydum kalkmak için birden omuzuma saplanan acıyla elimde olmadan çığlık attım gözlerimdeki yaşlar benden izinsiz akmaya başladı galiba kolumda ciddi bir şekilde sorun var.
Çığlık atar atmaz Rüzgar yanıma koştu özür dilerim dedi ve beni yeniden dikkatli bir şekilde kucağına aldı.
Ona kızdım ama belli etmedim. Birden durdu ve sırıtmaya başladı.
" Ne oldu." Cevap vermeyince baktığı tarafa baktım kurtuldum yani kurtulduk otel tam karşımdaydı daha ne isterim ki.
Beni kucağından indirmesini istedim beraber otele doğru ilerledik.
...
Otele giriş yaptık. Öyle çok ihtişamlı bir yer değildi ama şirin masum dinlendirici bir yerdi çok büyük de değildi. Etraf mavi , yeşil , sarı , lacivert , pembe vs. Bütün renklerle süslenmiş iç açıcıydı resmen normalde bu otele iş için geldim ama bundan sonra tatil yapmaya gelicem.
- Ne oldu daldın?
- Şeyyy... Burası çok güzel, yolları olmasa muhteşem.
- Bencede.
Birbirimize gülümsedim lobiye geldik gece yarısı olduğu için etrafta kimse yoktu. Rüzgar lobideki zile bastı.
5 dk sonra bir görevli gözlerini ovuştura ovuştura yanımıza geldi.
- Buyrun. Dedi zoraki bir gülümsemeyle galiba gecenin bu saatinde adamı kaldırdığımız için bize kızgındı.
- Biz Haluk beyin misafirleriyiz ben Rüzgar Ateşoğlu.
- Evet Rüzgar bey ama siz bu gün erken gelmeyecek miydiniz.
- Ufak bir kaza yaptık arabamız yolda kaldı. Arabamız için bir çekici gönderir misiniz.
- Tabi ki de yarın ilk iş bu sorunu hallederim başka bir isteğiniz var mı ?
- Evet temiz bir kaç giyecek ayarlaya bilir misiniz elbiselerimiz araba kaldı. Bu arada odalarımızın anahtarlarını alabilir miyiz?
- Evet ama bir sorunumuz var. Siz bu gün gelmeyince odalardan birini başka birine verdik. Tek bir odamız var.
Bu sefer atladım lafa.
- Nasıl odalarımızı başkalarına verirsiniz?
- Hanımefendi burası çok tutulan bir yer sürekli odalarımız dolu sizde gece yarısı geçtiği halde gelmeyince odaların birini bir geceliğine kiraladık.
Dedi adam sevecen tutmaya çalıştığı sesiyle. Rüzgar araya girdi:
- Neyse olan oldu artık siz bize o kalan odanın anahtarını verin artık.
Tam ağzımı açtım adama çemkirecektim ki Rüzgar anahtarı alıp beni çekiştirmeye başladı.
- Tamam küçük cadı boş ver zaten saat dört olmuş duş falan aldık dinlendik derken sabah olur odada bir geceliğine kiralanmış sabah olunca kendi odalarımıza dağılırız.
- Neyse artık dediğin gibi olsun.
Odaya doğru ilerledik odanın kapısını açtığımız otel gibi şirindi bu oda odanın içinde çift kişilik yatak makyaj masası ve eşyalarımızı koymamız için bir tane dolap.
Odanın görüntüsü çok tatlıydı ama benim yüzüm düştü içimi huzursuzluk kapladı. Aşağıda Rüzgarı koltuklara atarım bende yumuşacık yatakta yatarım diye düşünmüştüm ama bu planım hayal oldu.
- Ne oldu küçük cadı niye yüzün düştü.
Yüzündeki pis sırıtışla beraber.
Büyük bir ihtimalle odada tek yatak olduğu için böyle sırıtıyor pis sapık! Ama ben bunun altında kalır mıyım? Cevap veriyorum " Tabi ki de HAYIR..."
- Burada bir tane yatak var. O zaman ben burada yatarım sende banyoda küvette yatarsın artık çarşaf falan da veririm sana üşümezsin.
- Saçmalama küçük cadı. Donarım orada hem ilerdeki olacak çocuklarımın katili olma ben burada yanında kıvrılayım zaten yatacağımız iki saat falan.
- Sen orada yatacaksın!
- Ama çocuklarım?
- Bakayım umurumda mı? galiba şey...
Umurumda Değil.
İlk başta kabul edeceğimi sandı safım cevabı duyunca sırıtışı yüzünde kaldı.
- Of tamam ya yatarım ben orada.
Dedi yastık ve çarşaf alıp banyoya gitti.
Zaferle sırıtarak yumuşacık yatağın üstüne attım kendimi ama mutluluk uzun sürmedi çünkü omuzum ağrımasıyla çığlık attım zaten yol boyunca hiç kolumu kıpırdatmadım daha doğrusu kıpırdatamadım.
Rüzgar koşarak yanıma geldi. Ben ağlamaya başladım. Yastığı ve çarşafı savurarak yatağa attı ve önümde diz çöktü. Omuzumun ağrımasıyla oturma pozisyonu almıştım ben.
- Omuzun mu? Diye sordu.
Sadece kafamı salladım.
Uzandı ve bluzumu çekiştirerek sadece yaranın bitimine kadar açtı.
- Hmm iyice morarmış ben aşağı inip bakayım doktor falan var mı olmadı buz falan bulayım sen burada usluca bekle küçük cadı.
Sadece kafamı sallamakla yetindim o da gülümseyerek karşılık verip dışarı çıktı.
Omuzumun durumu bu kadar kötü müydü ya kafamı çevirip bakmaya çalıştım ama göremedim.
10-15 dk sonra Rüzgar yanında yaşlı bi adamla odaya girdi. Adam elinde bulunan çantayı yanıma koydu bluz yarayı açacak kadar kesti ama en sevdiğim bluzumdu.
Omuzunu kıpırdattı bir şeyler yaptı.
- Görünürde bir sorun yok yara biraz mikrop kapmış temiz bir duş alsın vereceğim kremi sürün hiç bir sorun kalmaz.
Odadan çıkıp gittiler bende yavaşça doğrulup banyoya doğru ilerledim aynada halime baktım gözüme sürdüğüm kalem biraz akmış, saçım başım dağılmış vaziyette duruyorum ufak çaplı bir şok geçirdim. Ama artık olan olmuş duş almak için arkamı döndüm ya ama bu kadar olmaz ki!
Duşa kabini var burada küvet falan yok şimdi ben nasıl Rüzgârı odadan kovucam of ya of!!!
Üstümü çıkarmak için bluzumun uçlarından kaldırdım ama omuzum ağrıdığı için bir kolumu kıpırdatamadım diğer kolumu kullanarak bluzu çıkarmaya çalıştım ama canımı yakmaktan öteye geçemedim. Son bir gayret yeniden deneyeyim dedim ama bu sefer daha çok canım acıdı elimde olmadan çığlık attım.
Birden kapı açıldı Rüzgar içeri girdi. Yüzümü avuçlarının içine aldı iyi misin dedi.
Beni önemsemesi ne kadar hoşuma gitse de bunu ona belli etmedim.
- Bluzumu çıkaramadım.
Sırıtarak yanıma oturdu.
- Bu yüzden mi çığlık attın dur ben sana yardım edeyim. Dedi ve üstümdeki bluzu omuzuma dikkat ederek bir çırpıda çıkardı ben iki saattir bunu yapamıyorum diye söylendim. Üzerimde atletle kaldım.
Gözlerimin içine bakıyordu sanki bir şey dememi bekliyormuş gibi ben de göz kırpıp kafamı salladım ne var anlamında oda güldü kafasını eğip iki yana salladı tekrar yüzünü bana döndüğünde gözlerimle kapıyı işaret ettim tabi yüzümde neyi bekliyorsun ifadesiyle ya da ona benzer bir ifadeyle.
- Emredersin küçük cadı.
Dedi ve çıktı.