Sabah sabah telefonun sesiyle uyandım anlamıyorum saat 6 da beni uyandıran canına susamış kişi kim ?
Yatakta gerindim telefonu elime aldığımda arayan kişiye pek şaşırmadım telefonu açtım bir şey söylemesine fırsat vermedim direkt konuşmaya başladım .
- Aradığınız Meleğe şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra mümkünse bir daha asla ve kat a aramayın hatta aramamak için numarasını silin.
Telefonu yüzüne kapattım yüzümde zafer kazanmışım gibi bir gülümseme oluştu. Uykumda kaçmıştı hemen banyoya girdim rutin işlerimi hallettim geldiğimde telefonumda bir mesaj vardı.
Gönderen: Rüzgarcık
Tamam sen nasıl istersen küçük cadı.
Telefonu yatağa attım bu adam benim patronum olmadığı için çok rahat konuşuyorum oda buna müsaade ediyor onla konuşurken en doğal halimde olduğum için onunla konuşmayı seviyorum. Dolabımım kapağını açtım içinden mavi bir buluz buz mavisi bir kot ve beyaz dolgu topuklu ayakkabılarımı giydim aynanın karşısına geçtim güzel olmuştum vücudumu açıkça ortaya koyan elbiseleri pek sevmem ve giymem.
Telefonum yine çaldı ekranda Rüzgar adını görünce muzipçe sırıtıp telefonu yüzüne kapattım. Şu anki yüz ifadesini çok merak ediyorum. Telefonu arka cebime attım.
Saat daha yedi olmak üzereydi. Mutfağa geçtim dolabı açtığım sırada telefonumdan mesaj sesi geldi.
Gönderen: Rüzgarcık
Kapıyı aç.
Kapı mı? Kapı ne alaka ya. Zilin çalmasıyla irkildim. Şaka, şaka değilmi kapıdaki Rüzgar olamaz. Kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda kolunu kapıya yaslamış gözlerini gözlerime dikmiş bir şekilde bana bakıyordu.
- O telefon niye açılmıyor küçük cadı.
- Ben şey...
Bir şey diyemeden içeri girdi bende kapıyı kapattım sinirle ona döndüm:
- İçeriye girsene kapıda ayakta kaldın.
- Girdim ya.
- Anlamadın değil mi ? Ya da boş ver nasıl buldun benim evi mi ?
- Bizim şirkette çalışıyorsun oradaki bazı bilgileri öğrenmem hiç zor olmuyor. Eee sen hala hazır değilsin.
- Niye hazırım ya!
- Bavulun nerede peki?
- Ne bavulu ?
- Sen uyanamadın hâlâ. Bu gün Haluk beyin yanına gidicez ya
- İyide benim bundan haberim yok ki. Sen gideceğimiz zaman sana haber veririm dedin.
- Niye yok acaba haber verecektim ama sen uyuzluk yapıp telefonumu açmadın bende buraya geldim.
Sırıttım.
- Hııı o mesele senin sabah sabah uyuzluklarını çekecek halim yoktu valla.
- Bana bak .
Dedi ayağa kalktı üzerime doğru gelmeye başladı bende geriye gitmeye başladım tabiki ama arkamda soğuk duvarı hissedince durdum aramızda bir nefeslik mesafe kalmıştı.
- Benden uzak dur.
Dedim ellerimle onu ittirdim.
Önceye neye uğradığına şaşırdı sonra hemen kendini toplayıp sırıtmaya başladı.
- Kahvaltı yaptın mı çünkü ben yapmadım çok açım.
- Yok bende yapmadım o zaman ben bavulumu hazırlayayım çıkalım.
- Tamam hızlı ol.
1 saat sonra...
Bilerek çok yavaş hazırlandım bunu beni uyuz ettiği zamanlara saysın ee artık intikam alma zamanı gelmişti. Burnuma gelen kokuyla yerimden kalktım bu krep kokusuydu. Bu hayatta üç şeye hayır diyemem bir krep iki çikolata üç annem tabi bunların sıraları kendi aralarında değişiyor. Kapıyı açtım ve muhteşem krep kokusunu takip ettim bu koku benim mutfağımda geliyor olamaz değil mi?
Mutfağa girdiğimde Rüzgar elinde demlikler masanın üzerinde ki muhteşem kahvaltıya doğru yürüyordu.
- Bunları sen mi hazırladın muhteşem görünüyor.
Gülümseyerek bana baktı.
- Evet sen bir türlü hazır olamadığın için kahvaltıyı burda yapalım dedim.
- Krepte yapmışsın inanamıyorum.
Gülümseyerek bana baktı.
- Hadi yemeğini ye de yolculuğa çıkalım.
- Tamam ama biraz bekleyeceksin galiba. Dedim ve yemeğe yumuldum.
- Ya bir şey soracağım sen eşyaların yerini nasıl buldun?
Bunu söylerken bir yandanda krepi ağızıma atıyordum.
- Şans diyelim aradıklarımı kolayca buldum ya bu arada sen ne kadar dağınık bir kızsın aslında su içmek için mutfağa geldim bardak yerinde tava buldum, bir yandaki dolapta demlikleri buldum birde üst rafında tabakları bulunca...
- Ben çalışan bir kadınım mutfağı dizmek için vakit bulamıyorum tamam mı!
- Seninle evlenecek olan adama Allah yardım etsin.
- Sanane ya benim kocamdan hem mutfak benim değil mi istediğimi istediğimi yere koyarım.
Sinsi sinsi sırıttı. Benimle alay eder gibi bir ifadesi vardı.
- Hadi yediysen kalkalım ben hazırlarken atıştırdım biraz.
- Kalkalım insan da yiyecek bir iştah bırakmadın.
- Efendim?
- Yok bir şey hadi gidelim.
...
Yolculuğa çıkalı tam 5 saat olmuştu. Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Akşam yemeği yemek için Rüzgar arabayı ufak bir restoran ın yanına park etti. Beraber aşağı indik. Pek aç değildim ama yol uzundu sabaha kadar yemek yiyemeyecektim şimdiden karnımı doyurmam lazımdı.
Yemeği yedik ve yola koyulduk. Canım yolda çok sıkıldığı için radyoyu açtım müziğin sesini açtım tam koltuğa sindim müziği dinlemeye koyulacakken müziği kapattı. Bana dönüp:
- Derdin ne senin kulak zarımı patlatmak mı istiyorsun sen.
- Asıl senin derdin ne yolculuk boyunca neredeyse hiç konuşmadın canım sıkıldı bari bırak müzik dinleyeyim.
- Araba kullanırken dikkatimi dağıtacak şeylerle ilgilenmem.
- Hmmm. Aferin sana o zaman.
Gözlerini kısmış bana bakıyordu. Bende tam önüme döndüm yoldan bir köpek atladı önümüze.
- Rüzgar köpekkk.
Dememle Rüzgar direksiyonu kırdı ve büyük bir gürültüyle ağaca çarptık Allahtan ehemmiyet kemeri takılıydı. Hava yastıkları da çıkınca burnumuz bile kanamadan kurtulmuştuk ama araba için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. O muhteşem BVM mahvolmuştu.
- Melek Melek iyi misin ?
- İyiyim sen iyi misin ?
- Bende iyiyim.
Dedi ve arabadan çıktı bende ardından çıktım. Ellerini saçına geçirdi arabaya baktı. Arabanın kapısını açtı galiba bir şey aldı içinden.
- Telefon çekmiyor.
Der demez bende arabadan telefonumu aldım belki benim ki çekiyordur diye.
- Benimki de çekmiyor ne yapıcaz ?
- Bu araba işe yaramaz artık buradan da araba geçmeyeceğine göre yolun geri kalanını yürüyeceğiz.
- Bu karanlıkta nasıl gidicez sence.
- Navigasyona göre yarım saatlik yolumuz kalmıştı yürürsek bir saatte falan gideriz ya da istersen geceyi burda beraber geçiririz nedersin ?
- Saçmalama derim. Hadi gidelim o zaman.
Yürümeye başladık ayağımda dolgu topuklu ayakkabılarım vardı ayaklarım ağrımaya başladı.
- Bu ayakkabılardan ayaklarım ağrımaya başladı biraz yavaşlasak mı?
- Melek zaten kaplumbağa gibi gidiyoruz daha ne kadar yavaşlaya biliriz. Hem ben mi sana dedim bu ayakkabıları giy diye.
- Alla alla ben ne bileyim kaza yapacağımızı üstüne ormanda yürüyeceğimi biraz mazur görsen hı.
- Tamam Melek tamam yeterki sus.
- Sen bana çok konuştuğumu söylüyorsun.
- Sence!!!
Birden uğulama sesleri gelmeye başladı.
- Kurt seslerinin bu kadar yakından gelmesi normal mi sence Rüzgar?
- Normal değilde ses gittikçe yakınlaşıyor Melek koş ?
- Nne ne...
Elimden tuttu koşmaya başladık.
Ağaçların dallarının uzun olduğu bir yere geldiğimizde elimi bırakıp ağaç dallarını çekip geçti ama ben bunu daha sonra anladım çünkü o dalları bıraktığında dallar yüzüme geldi bende koştuğum için sırt üstü yere düştüm ve sağ omuzum taşa geldi.
Acıyla inledim. Rüzgar beni öyle görünce koşup yanıma geldi.
- Melek iyi misin ? Bir şeyin var mı ?
- Omuzum, omuzum kırıldı galiba baksa omuzum yerinde mi?
Sırıtarak bana baktı.
- Saçmalama Melek acı başına vurdu galiba.
- Tabi omuzu kırılan sensin
Acıyla inledim.
- Dur bir bakayım omuzuna.
Belimden tutarak doğrulmama yardım etti. Bluzumun omuzunu biraz indirdi acıyla inledim.
- Kırılmış demi omuzum?
- Melek omuzun yok!
Kaşlarımı çatarak ona baktım.
- Şaka mı yaptın sen şimdi ayy canım bir ara hatırlat güleyim.
- Tamam tamam. Sadece omuzun biraz kızarmış büyük ihtimalle moraracak ama kırıldığını düşünmüyorum hem kırılsa acıdan duramazsın.
- Ya farkındaysan acıdan duramıyorum zaten.
- Kırılsaydı omuzun çok fazla şişerdi avuçlarını aç kapat kolunu biraz kaldır.
Dediğinin aynısını yaptım kolumu kaldırdığımda omuzum çok ağrıdı inledim.
- Tamam otele gidelim bir doktor buluruz ama kolunun kırıldığını sanmıyorum.
- Kaç kere tıp okudun sen ?
- Tıp okumadım ama çok kırık gördüm merak etme.
Ayağa kalktı ve yürümeye başladı. Biraz yürüdükten sonra döndü bana baktı.
- Hadi gelmiyor musun?
- Gaddar bu halde nasıl geleyim?
- Abartma Melek omuzunu vurdun ayaklarını değil.
- Kalkamıyorum düşünce bacaklarımı da vurdum .
- Ee ne yapayım ?
- Bir şey soracağım daha önce odun olduğunu söyleyen oldu mu ?
Biraz bekledikten sonra aklıma gelen bir fikirle sinsi sinsi sırıtmaya başladım. Beni bu ayakkabılarla bu kadar yürüttü madem birazda o taşısın.
- Koluma falan gir diyeceğim ama yürüyecek halim yok kucağına alabilirsin mesela !
Gözlerini kapatıp derin derin nefes aldı. Galiba sinirlenmişti oh olsun ona.
- Tamam gel başımın belası.
Geldi yanıma eğildi omuzumun kucağının dışına gelecek şekilde beni kucağına aldı.
- Dikkat et omuzum acıyor.
Kaşlarını çatıp bana bakmakla yetindi.