Alarm sesi yerine telefon sesiyle uyandım. Gözlerimi açmak için harcadığım büyük çabalarla ancak gözlerimi aralayabildim. Güçlükle telefona uzandım beni bu saatte kim arıyorsa ölmek için zor yolu seçmiş demektir. Çünkü şimdiden aklımdan bütün ölüm şekillerini canlandırdım. Telefonu açıp kulağıma getirdim.
- Bu saatte bu kadar ısrarla aradığına göre ya sapıksın yada manyaksın eğer bir daha beni ararsan seni şikayet ederim etmekle kalmam bu saatte beni uyandırdığın için seni kendi ellerimle cezalandırırım. Dedim ve telefonu kapattım.
- Of ya bütün manyaklar beni buluyor. Telefondan saate baktım.
- Saat 5 mi bu saatte beni arayan manyak değil tescilli delidir zaten nerde anormal varsa çekiyorum.
Kafamı yastığa koydum tam dalacakken telefon yeniden çaldı. Sinirden gözlerimi kapatıp derin derin nefes aldım. Tekrar telefonu açıp kulağıma koydum. Bu sefer konuşmayı bana bırakmadan o konuşmaya başladı.
- Küçük cadı kendini günün her saatinde belli ediyorsun. Her neyse sana Aylin'in dün verdiğin imzalamam gereken dosyaları alıp yanıma getiriyorsun onları imzalayıp e-mail atmam gerekiyor.
Küçük cadı Rüzgardan başka kim bana böyle seslenebilir ki. Zaten bu saatte birini arayan kaç tane manyak olabilir.
- Tamam getireyim de saat sizce de baya erken değil mi normal bir insan bakın normal diyorum bu saat uyur yani e-mail iş saatini bekleyebilir değilmi?
- Küçük cadı e-mail yurtdışındaki ortağımıza yollayacağım orada şu anda öğle bu arada üstüne rahat birşeyler giy ve 45 dk sana birazdan atacağım konumda ol.
Bu adam gerçekten bir gün beni delirtecek. Hemen kalkıp ellerimi ve yüzümü yıkadım gözlerim kan çanağı gibiydi. Normalde ben bu saatte hiç kalkmam sadece binde bir kalkıyorum oda lavaboya gitmek için. Saçlarımı sıkıca topladım, eşofman takımımı giydim,- attığı konuma baktım, masanın üstünde ki dosyaları elime aldım. Spor ayakkabılarımı ayağıma geçirip hızlıca aşağı indim. Arabama bindim. Attığı konuma tekrar baktım Allah'tan yakınlarda bir yerlerde olduğu yer. Söylediği yere geldiğimde arabadan indim.
Etrafta kimse yoktu. Elimde dosyalarla etrafa bakındım. Yemin ederim bu çocuk vicdansız hava yeni yeni aydınlanıyor. Allah'ım bu ne odun nasıl koşabilir yanımdan hızlıca geçerek:
- Beni takip et.
Bende arkasından yavaştan koşmaya başladım.
- Yok ben almayayım siz dosyaları imzalayın ben gideyim.
Yüzüme yalancı bir gülümseme yerleştirdim. Ama o sırıtarak bana baktı.
- Tamam imzalıycam ama koşuyorum terim soğumasın ilerdeki
Dorukcafe var orda durucam hem laptopum orda.
Bende koşmaya başladım bu Dorukcafe en fazla ne kadar uzakta olabilir ki...
48 dakika 35 saniye 76 salise sonra...
Üşenmeyip saydım. Adam resmen milli koşucular gibi ben ise daha nefeslerimi kontrol edemiyorum. Ona dönüp;
- Ya lütfen yeter artık öldüm resmen.
Yere oturdum oda gelip başımda durup kollarını birbirine bağladı.
- Niye bu kadar şişman olduğun ortaya çıktı sen hayatında hiç koşmadın mı?
- Ben şişman falan değilim tamam mı! 55 kiloyum tamam 5 fazla olabilir ama şişman değilim!
Tabi bunları söylerken nefes nefeseydim.
- Bu arada koştum öküzün biriyle 48 dakka 35 saniye 76 salise beraber koştum.
Kahkaha attı
- Ne büyük başarı kutlamalısın bence kendini.
- Ya artık şu dosyaları imzalayın bende gideyim öldüm yorgunluktan...
-Hmmm. Neyse sen git o zaman ben dosyaları öğlen imzalarım.
Bi dakika bu öğlen mi dedi ben mi yanlış anladım yani ben sabahın 5 'inde boşuna mı kalktım birde üstüne koştum. Aklıma birden kaza süsü verebileceğim ölüm şekilleriyle doldu.
- Öğlen imzalayabilirdiniz ve siz beni bu saatte kaldırarak koşuşturdunuz ya da şöyle söyleyeyim ölmek için daha acısız yollar varken niye beni seçtin çünkü birazdan yılın cinayeti gerçekleşecek.
Yüzündeki sırıtış gitmiş sanki yerini korku almıştı kendi yüz ifademi düşününce bu gayet mantıklı geliyor. Ona vurmak için yeltendim ama geri çekilip ayağa kalktı ve koşmaya başladı.
- "Neyse ben koşuma devam edeyim seninle de bu gün şirkette görüşürüz" dedi hızlıca uzaklaşarak.
Dua etki kolumu kaldıracak halim yok yoksa gösterirdim ben sana şirketi, dosyayı, imzayı... Allah'ım niye bütün anormaller beni buluyor ya... Ya en önemlisi ben bu halde nasıl araba gideceğim arabam gözüme şu anda dünyanın öteki ucundaymış gibi geliyor.
Yakınlarda taksi durağı vardı ama yanıma çantamı almamıştım ve aynı zamanda paramıda kimse saatin beşinde bir manyağın peşinden arabasından bayağı uzağa gideceğini hesaplayamaz demi...
İçimden saydırarak zorla ayağa kalktım ve yavaş adımlarla arabama doğru yürümeye başladım.
...
Eve kendimi zor attım sıcak duşun bana çok iyi geleceğini bildiğim için hemen duşa girdim saat daha yeni 6.30 olmuştu. Ben bu adamı öldürmek için niye kaza süsü falan düşünüyorum direk öldüreyim gitsin.
Duştan çıktığımda yarı baygındım resmen o kadar çok uykum vardı ki anlatamam.
İşe saat 8 de gidecektim herhâlde biraz uzanabilirdim değil mi? Kendimi uykunun yumuşak kollarına bıraktım.
...
Telefonun sesiyle yerimden sıçradım. Bu gün ikinci oluyordu eğer bu seferde Rüzgarsa biliyorum ona yapacağımı ekrana bakmadan telefonu kulağıma götürdüm.
- Bana baksana sen valla öldürürüm seni ne istiyorsun benden ya!
- Kızım iyi misin sen benim Aylin tanımadın mı ?
- Kusura bakma ya Aylin sabah bir camış nedeniyle sabah 5 de kalktım bende uy.... (lafımı kesti.)
- Kızım neyse boşver Ömer bey burda sinirden kuduruyor saat 9 sen neredesin hemen buraya gel kovulacaksın yoksa.
Ne saat 9 mu ne nasıl daha demin 6ydı hep o kas yığını yüzden kas yapacağına biraz nezaket kuralı öğreneymiş.
- Tamam geliyorum.
Telefonu kapatıp dolaptan elime geçirdiğim kıyafetleri giyip evden koşarak çıkıp arabama bindim Allahtan sabahki mal yüzünden saçlarımı toplamıştım hiç bozmadım yemin ederim toplama bilgisayar gibi gidiyorum iş yerine.
...
İş yerine geldiğimde Aylin beni bekliyordu.
- Ömer bey toplantı odasında seni bekliyor çok kızgındı imzalanacak dosyalar sendeymiş galiba.
- Evet evet burda yanımda.
-Hadi sen odaya git daha fazla bekletme Ömer beyi
- Tamam.
Ağır adımlarla odaya doğru ilerledim. Galiba kovuldum of ya kızım ben nasıl uykuya kalırım ya artık cezamı çekeceğim nasılsa benim hatam. Kapıyı tıklattım ve ürkekçe odaya doğru bakıp, içeri girdim.
- Ömer bey ben özür dilerim şey...
- Tamam uzatma dosyayı ver. Senin yüzünden milyon dolarlık ihaleyi kaybedecektik nasıl böyle bir hata yaparsın son anda Rüzgar adamları vazgeçirdi böyle şeylerden nefret ederim ben şimdi kovuldun.
Rüzgar ya Rüzgar herşey onun yüzünden başıma gelmedi mi zaten. Ne yapacağım ben ya şimdi kapıya doğru döndüm ve yürümeye başladım tam kapıdan çıkacakken kapı açıldı ve o... Rüzgar kapıda durmuş bana baktı kolumdan tutup beni içeri çekti. Bir ona birde tuttuğu koluma baktım oda aynı şeyi yapıp önce koluma sonra bana baktı ve birden yüzünü kaplayan bir gülümsemeyle içimi ısıtıp bana güven verdi. Sonra babasına dönüp:
- Baba Melek hanım bugün işe biraz geç kalacağını söyledi bende kabul ettim yani hata bende benim düşünmem lazımdı ama aklımdan çıktı yani onun bir suçu yok bu yüzden ceza almasına da gerek yok.
Bir dakika bir dakika bu odun bana yardım mı etmişti? Tamam suç ondaydı ama beni kurtarması için hiç bir sebep yoktu. Ömer bey Rüzgarın böyle dediğini duyunca yumuşadı ve bana dönüp ;
- Niye bana söylemedin kızım tamam işine dönebilirsin o zaman.
Dışarı çıktım Rüzgarı bekledim çıkınca boynuna sarıldım tamam beni sinirlendiriyor olabilir tamam onu öldürmek isteyebilirdim ama bu yaptığı çok tatlıydı. Geri çekilimdim yüzüne gülümsedim oda bana gülümsüyordu. Dudağımı ısırıp gözlerimi gözlerine diktim.
- Teşekkür ederim.
- Yoksa sen benden bu kadar kolay kurtulacağını mı sandın küçük cadı senden intikamı mı daha almadım alana kadar yanımdasın merak etme.
Yüzümdeki gülümseme silindi. Omuzuna elimi yumruk yapıp hafifçe vurdum. Sırıtarak bana baktı.
- Sonra görüşürüz küçük cadı.
Ya hem bu kadar tatlı olup hemde bu kadar öküz nasıl olabiliyordu anlamış değilim.
Bir dakika bir dakika ben ona tatlımı dedim ben galiba iyi değilim...