"Hayat istediğimiz şeyleri vazgeçtiğimiz anda aniden karşımıza çıkarır o anlarda ise istediğimiz şeylerin çocuğundan ümidimizi kestiğimiz için farkına bile varmadan yaşamaya devam ederiz."
...
Aşk ve ben hiç bir araya gelmemiş iki kavramdık. Aslında en yakın arkadaşım sevdiğim adama aşık olan kadar aşkla bir şansım olduğunu düşünüyordum.
Yiğit'i bu kadar severken sessiz kalmam belki de benim suçumdu, belki de Yiğit'e onu sevdiğimi söyleseydim bir şansımız olabilirdi. Fakat sessiz sevmek güzeldi sonuçta söylenmemiş kötü sözler, yaşanmış kötü anlar yoktu. Beni yaralayan ise en yakınım sandığım her şeyimi anlattığım arkadaşımın sevdiğim adamla birlikte olmasaydı. Bir tek Sevda biliyordu Yiğit'e olan aşkımı bir tek ona anlatabilmiştim başlarda varlığından bile bir haber olduğu Yiğit'i ben anlatınca fark etmişti ama neden diye sorduğumda bende aşık oldum demişti. Söyleyecek o kadar söz varken ben susmayı seçmiştim çünkü bakışlarındaki utanmazlık söyleyecek kelimelerimin hiç bir anlamı olmayacağını gösteriyordu. Bazen başımı yastığa koyduğumda onunda canını acıtacak sözler söylemeydim diye aklıma da gelmiyor ya hani ama geçmiş zaman geriye bıraktığı acılar ve güvensizlikler kalıyor sadece.
Suçlu tek Sevda değildi belki de sevmek dille ifade edilmeyince belli olmuyor muydu? Yiğitle konuşurken bile gözlerinin içi gülerdi. Sürekli şaka yapardı ne zaman tökezlesem ilk o koşardı yanıma bilmiyorum belki de ben öyle sanıyordum. Masalarımız yan yanaydı bazen kafasını eğip bana bakardı işte o anların büyüsüne kapılmıştım ben biraz daha sabretseydi dilim bağı çözülürdü belki de.
İki gündür çalan o lanet alarm yine çalıyordu. Uyumuyordum ama gözlerimi de açmak istemiyordum. iki gün önce öğrenmiştim her şeyi hastayım diye izin alıp eve kapatmıştım kendimi gerçi yalan da sayılmazdı o günden beri içim ağrıyordu. Eminim şimdiye kadar anlattıklarımdan beni zayıf biri olarak aklınızda canlandırmış olabilirsiniz. fakat adımın Melek olmasına karşın insanlar bana şeytan gözüyle bakardı. Nedeni ise küçük yaştan beri hep hakkımı savunmak zorunda kaldığımdan dik başlıydım. kimseyi dinlemeyen ele avuca sığmayan bir çocuktum. Zamanla insanlarla arama mesafe koydum. Konuştuğum insan sayısı bir avucu geçmezdi bu bir bir avuç insanla o kadar çok konuşurdum ki başka kimseyle konuşmaya ihtiyacım kalmazdı. Bu insanların bazıları memleketimde bazıları okulumda kalmıştı yanımda kalan ikisi ile de artık konuşacak bir konum kalmamıştı şu saatten sonra Sevda da Yiğitte bana birer yabancıydı. Alarmın tekrar çalmasıyla yataktan kalktım artık kaçacak yerim kalmamıştı sorumluluğumda olan insanlar vardı şirkette böyle bir bencillik yapamazdım. Dolapta ne bulduysam üzerime geçirdim ne yaptığımın bile farkında değildim. Kaç gündür doğru dürüst uyuyamadığım için gözlerimin altını kapatmak için masanın başına oturdum. Aynadaki yansımam o kadar yabancıydı ki bana sanki ruhum bedenimi terk etmişte bedenim kalmıştı bir tek.
Ofise geldiğimde her şey aynıydı sanki yaşadıklarım bir kabustan ibaretti. Masamın üzerinde fazladan dosyalar vardı iki günde bir yığın iş birikmişti. saçımı bileğimdeki tokayla topladım ve dosyaların başına oturdum. O dosyalar üzerinde ne kadar zaman geçirip de çizimlere başladım farkında bile değildim. Çoktan öğle arası olmuştu. Herkes yemek yemek için yemekhaneye çıkmıştı. Çok yorgun ve uykusuzdum kahve almak için kafeterya doğru yürümeye başladım yemek yemek gibi bir düşüncem yoktu tek amacım şu günü kazasız belasız bitirip eve gitmekti. kafeteryaya yaklaştıkça gülüşme sesleri geliyordu ne olduğunu anlamadım başlarda ama kapıya yaklaştıkça seslerin çok tanıdık olduğunu anladım içimden onlar değildir diye kendimi avutuyordum Sevda bu kadarını da yapmazdı değil mi? kapının önüne geldiğimde kafamı yerden kaldırmadım aslında kaldıramadım hazır değildim onları bir arada görmeye onların birlikte olduğunu öğrenmiştim ama görmek görmek bambaşkaydı. belki de Yiğit'i unutmam için bu görüntüyü görmek zorundaydım. O anın saçma cesaretiyle kafamı kaldırdım ama o saliselik anda bile pişman olacağımı biliyordum. Kalbimden başlayan bir sızı yavaş yavaş bütün vücudumu sardı. Bu hissettiğim aşk acısı falan değildi bu hissettiğim terk edilmişlikti. Hiçlik, bu kelime işte o an anlam buldu benim için. ben onların her şeyiyim zannederken aslında bir hiçmişim. İşte o an artık bu ofiste kalamayacağımı fark ettim. Alışırım diye ummuştum ama bu acıya alışmak mümkün olan bir şey değildi benim için. İki gün kendimi eve kapattığımda Yiğit aramıştı beni belki demişti kalbim belki o da fark edip pişman olmuştur. Savaşmaya kararlıydım lakin bu savaşın kazananı olmazdı. bunları onların gülüşmelerini duyduğum an anlamıştım. 20 dakikada bütün eşyalarımı toplayıp istifa etmiştim. o yirmi dakika 20 gün gibi gelmişti.
elimde ufak bir koliyle çıktığım ofisten bilmediğim sokaklara doğru yürümeye başladım ne zamandır yürüdüğümün farkında değildim, ayaklarım ağrısı uzun bir süredir yürüdüğümü belirtmek istercesine zonkluyordu. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum tabi gözümden kaçan bir kaç damla dışında... Açlık uykusuzluk yorgunluk hepsi bir aradayken omuzuma birinin çarpması da pimi çekilmiş bombanın patlamasına neden olmuş gibiydi.
-Önüne baksana! sen yolda nasıl yürüyorsun havaya bakarak mı?
Sabahtan beri kendimi tutmamın hiç bir önemi yokmuş gibi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım, ayaklarım daha fazla dayanamadı dizlerimin üstüne çöktüm. Bana çarpan adamın sesini duyuyordum ama anlamıyordum. Karşımdaki adamda ne uğradığına şaşırmış bir haldeydi. Nerden bilecekti ki neye ağladığımı o da yanıma çöktü.
-Ben ben çok özür dilerim bana çarpınca kızdım o yüzden bağırdım yoksa bağırmazdım. Ağlamayın lütfen bir dakika bekleyin size su getireyim.
2-3dk sonra geldiğinde elinde bir şişe su vardı.
-Biraz daha iyi misiz?
sadece kafamı sallamakla yetindim. Yoldan geçen bir kaç kişi benim yerde oturup ağladığımı görünce yanımıza geldi. yaşlıca olan kadın bana;
-Kızım bu herif sana bir şey mi yaptı iyi misin sen? diye sordu.
İyiyim teyze bana bir şey yapmadı demeye kalmadan teyze "bir bitmediniz ne istiyorsun şuncacık kızdan diye "yanımdaki adamın kafasına elindeki ufacık çantayla vurmaya başladı. bana çarpan adam yalvarırcasına bir şey yapmadım diye açıklamaya çalışıyordu. Adamın o ufacık çantaya verdiği tepkiler mi yoksa benim sinir sistemimin alt üst olmasından mıdır bilmem gülmeye başladım. Etrafımıza iyice insanlar toplanmaya başlayınca gülmemi durdurmaya çalışarak olayın aslını anlatacaktım ki adamın bakışlarını dikerek bana baktığını fark ettim teyzede benim güldüğümü duyunca durmuştu.
- Teşekkür ederim ama o bana bir şey yapmadı bilakis yardım etmeye çalışıyordu.
Teyze "olsun kızım erkek milleti haberlerde neler görüyoruz güven olmaz sen kendine dikkat et" deyip yürümeye devam etti.
-Umarım çok eğlenmişsindir şu halime bir bak ya sana yardım edeyim derken ne hale geldim bir de karşıma geçmiş gülüyorsun gülmek ne kelime resmen kahkaha atıyorsun.
-Tamam kusura bakma dayanamadım seni öyle görünce.
-Dayanamamışmış sen ne istiyorsun ya benden çarpıştığımızdan beri başıma gelmeyen kalmadı.
- Bakın gerçekten iyi bir gün geçirmiyorum sinirlerim boşaldı, lütfen uzatmadan bu konuyu kapatıp ayrılalım.
- sen birde seninle burada kalacağımı mı düşündün.
Belki de sinirimi ondan çıkarmam çok saçmaydı ama bana karşı kullandığı alaycı tavrı benim sinirlerimin iyice gerilmesinden başka bir işe yaramıyordu.
- Emin olun sizinle kalmak benimde isteyeceğim son şey bile değil ama yanımda kalan sizsiniz su için teşekkürler şimdi yolunuza gidebilirsiniz.
Afallamış bir şekilde yüzüme bakıyordu, galiba bir özür bekliyordu ama olanlarda benim suçum yoktu ve bir özür hak ettiğini de hiç zannetmiyorum.
-Suç bende sende haklısın ben niye sana yardım ediyorum ki!
Dedi ve arkasına bakmadan gitti. içimde tuhaf bir his vardı sanki kötü bir şey yapmışım ya da kötü bir şey olacakmış gibi. aklımdaki düşünlere güldüm daha kötü ne olabilirdi ki hayatta başıma gelmez ne dediysem şu üç gün içinde gelmemiş miydi şu saatten sonra koyar mı sana acılar melek diye söylenerek evimin yolunu tuttum.
...
Bir ay geçmek bilmemişti, faturalar gelmişti bankada biraz birikmiş param vardı ama böyle ne kadar devam edebilirdim ki artık yeni bir iş bulmak zorundaydım. Bulabildiğim bütün şirketlere cv mi göndermiştim ama hiç birinden olumlu bir geri dönüş alamamıştım. Başka bir şirket bulabilirim umuduyla girdiğim iş arama sitesinden sekreterlik işini gözüme çarptı her ne kadar meslek sahibi olduğum işle uyuşmasa da bir işe gerçekten ihtiyacım vardı hem maddi anlamda hem de ruhsal açıdan çünkü düşünmekten kafayı yiyecek noktaya gelmek üzereydim. Başvurumun ertesi günü hemen geri döndüler görüşmeye gelmemi istemişlerdi. Saçma bir şekilde çok sevinmiştim çünkü hayatımın değişeceğini biliyordum bu iş benim için bulunmaz bir nimet gibiydi iş görüşmesi için hemen hazırlanmaya koyuldum.
...
Şirketin kasvetli bir havası yoktu aksine modern olmasının yanında şirindi ya da ben kendimi eve bir aydır kapattığın için gözüme her şey güzel geliyordu. şirketin içinden bulunan herkes sanki defileden kaçmış gibiydiler o kadar şıktılar ki üstüme resmi olması için giydiğim bluz ve kalem eteği burası için çok basit olduğunu fark ettim ama yapacak bir şey yoktu görüşmeme sadece on dakika kalmıştı hızlıca danışmaya doğru yürüdüm.
- Merhaba ben Melek Zorlu iş görüşmesi için geldim.
- Hoş geldiniz Melek hanım toplantı odasına geçin genel müdürümüz sizi bekliyor. Toplantı odası koridorun sağındaki son oda.
-Teşekkürler.
Kapının önüne geldiğimde derin bir nefes alarak bluzumun boğaz kısmını çekiştirdim. Gergindim hem de olması gerekenden daha fazla, tekrar derin bir nefes aldım bu sefer üstümü düzelttim artık içeri girmek için hazırdım. Kapıyı tıklatıp içeri girdim.
...
Görüşme çok iyi geçmişti, hemen bu gün işe başlamamı söylemişlerdi. Yeni patronumun adı Ömer'di. Ömer bey sürekli yurt dışına gittiği için buradaki işlerinin çoğunu oğlu hallediyormuş ben Ömer bey yurt dışındayken buradaki işlerini, buraya geldiğinde imzalayacağı dosyaları hazırlayıp gereken şeyleri e-mail atacaktım, anlayacağınız buradaki kulağı gözü olacaktım.
çalışma masamın olduğu odaya geldiğimde oda da başka bir kız vardı. Önündeki dosyadan okuduğu şeyleri hızlıca bilgisayarına geçiyordu. geldiğimi fark etsin diye önce boğazımı temizleyip "merhaba" dedim.
-Merhaba ben Aylin geleceğinden haberim vardı. Ömer beyin yeni asistanı olmasın. Bu arada adın neydi.
-Evet. Adım Melek.
-Tanıştığımıza memnun oldum Melek.
-Bu senin masan Ömer bey bildiğin üzere çok yurt dışına çıkar sen bir nevi oğluna asistanlık yapacaksın yani Rüzgar beye. Ömer bey hazırladığı dosyaları incelersin gereken yerlerde dosya hazırlarsın.
Çok güler yüzlü bir kızdı Aylin resmen içimi rahatlatmıştı hem de alışana kadar bana yardım edeceğini söylemişti. Sonra önündeki dosyayı alıp götürmesi gerektiğini söyleyerek odadan çıktı. Bir saat kadar odada oyalandıktan sonra Aylin odaya pat diye girdi
-Melek kusura bakma annem rahatsızlanmış hastaneye gitmem lazım ama bu dosyaları Rüzgar beye imzalatmam lazım benim için yapar mısın.
-Tabi ki de yaparım. Annenin kötü bir şeyi yok demi.
Daha demin gülen yünden eser yoktu.
-Umarım. Bende hastaneye gidince öğreneceğim, Rüzgar bey Ramada restoranda beni bekliyor oraya gidebilir misin?
-Elbette giderim.
-Çok teşekkür ederim ama acele etmen lazım. Dedi ve boynuma sarıldı.
Şirketin önünde ilk bulduğum taksiye bindim ki aklıma Rüzgar beyin kim olduğunu bilmediğim geldi. Aylin'e sormazsın bunu neyse umarım garsonlar tanıyordur Rüzgar beyi. Restorana vardım garsonlara sordum kimse tanımıyormuş Rüzgar beyi tam çıkacakken biri bana çarptı döndüm ve 2 gün önce çarpıştığım adamı gördüm burada ne işi vardı. Bana üzgün bir ifadeyle baktı;
-Senn burada ne yapıyorsun ya da her neyse bana bir iyilik borcun var ve hemen bana bir iyilik yap.
-Ne diyorsun sen ya ne iyiliği?
-Şu masayı görüyor musun?
-Elbette kör değilim.
-Sen düzgün konuşmayı bilmez misin her neyse beni o masadaki kadından kurtar be aramızda olanları unutayım.
Evet işte beklediğim fırsat ayağıma gelmişti bana ters davranıp bağırmasının intikamını alacaktım.
-Aaa... Tatbikî de yardım ederim sana şimdi masaya git ve beni bekle. Gülümseyerek yüzüme baktı yazık birazdan olacaklardan habersizdi...
Garsona gidip ekstra sıcak bir kahve istedim ve masalarına yaklaştım.
-Buyurun çayınız. dedim ve üstüne döktüm. Yüzüme acıyla baktı.
-Sen sen ne yaptığını sanıyorsun. Kafayı mı yedin.
-Yedim canım sen beni burada bu kadınla nasıl aldatırsın ha. Bana bak kızım seni bir daha sevgilimin yanında görürsem sana ona yaptığımın on katını yaparım anladın mı beni.
Yüzüme ne kadar acımasız olduğumu anlayabileceği bir ifade takındım ve kalkana kadar gözlerimi yüzünden ayırmadım. Kız masadan resmen koşarak kalktı.
-Kızım sen manyak mısın ya yaktın beni bu sefer öldürdüm seni.
-Bir dakika sen bana yardım et demedin mi ben de yardım ettim.
Bu sırada üstüme geliyordu bende yavaş yavaş geriye doğru ilerliyordum.
-Yardım et dedim de beni yak mı dedim.
Sinirden dişlerini sıkıyordu. Hatta dişleri sıkılı bir halde konuşuyordu.
Tamam biraz ileri gitmiş olabilirim ama ne yapayım kaşındı bir kere ve kaşımadan duramazdım. Ne olduğunu anlamadan koşmaya başladım. Arkamdan oda koşuyordu o sırada garsonlar onu tutu ve bende arabama bindim bana öyle bir bakış fırlattı ki bir an beni öldüreceğini düşündüm bu sefer galiba fazla ileri gitmiştim.
Aylin'i aradım;
-Aylin Rüzgar beyi buladım restoranda.
-Tamam sen beni bekle biraz Rüzgar beyi arayayım.
10 dk sonra bana geri döndü.
-Alo Melek konuştum Rüzgar beyle çok sinirliydi yarına kalsın şuan uğraşamam dedi kapattı sende evine git yarın hallederiz artık.
-Tamam canım annen nasıl?
-Sadece tansiyonu yükselmiş babamda korkmuş hastaneye getirmiş.
-Tamam canım çok geçmiş olsun yarın görüşürüz o zaman.
-Görüşürüz.
Arzudan sonra kimseyle arkadaş olamam sanıyordum ama Aylin de başka bir şey vardı güler yüzlü sıcak kanlı birisi onu ilk gördüğümde kanım ona çok ısındı.
...
Dosyalar bende kalmıştı. O yüzden işe biraz erken gitmem lazımdı erken kalktım. Hazırlandım ve kahvaltımın tadını çıkardım. Arabama binip şirketin yolunu tuttum. İşe gelir gelmez Aylin beni karşıladı tanışalı iki gün olmuştu ama o bana iki yıllık arkadaşıymışım gibi davranıyordu.
-Dosyaları getirdin mi? Rüzgar bey birazdan burada olur.
-Getirdim. İmzalasa da kurtulsak artık.
O sırada dolaptan bir kaç dosya almak için yöneldim. Arkamdan Aylin hoş geldiniz Rüzgar bey dedi. Tam dönecektim ki...
-Hoş bulduk Aylin imzalamam gereken dosyalar nerede?
Aman Allah'ım bu ses o bay odun ne yapacağım ben ya hadi işten geçtim canımı nasıl kurtaracağım. Aylin bana dönüp Melek dosyaları Rüzgar beye getirsene dedi ve ölüm fermanımı imzaladı. Döndüm ve o yeşil gözler üzerimde gezindi
-Sennn senin ne işin var burada?
Aylin sözü bana bırakmadan Melek babanızın yeni sekreteri dedi.
Muzipçe gülmeye başladı.
-Demek yeni sekreter HA. Birde Melek yoksa şeytan mı demeliyim.
-Şey ben gitmeliyim galiba.
- Hiç bir yere gitmiyorsun küçük hanım on dakika sonra odamda ol .
Bana yaklaştı ve kulağıma fısıldadı:
-Bu sefer sen bana geldin küçük cadı bana yaptıklarının hesabını bir bir vereceksin...
Gülümsemesi yüzüne iyice yayıldı. Şimdi bittiğimin resmidir işte.
...
Hayat bazen seçenekler sunmaz sadece yapman gerekeni yapmandan başka çare bırakmaz.
...
Artık Ali yoktu ve aşkta yoktu. Yorgundum ben aşk yorgunu.
****