İçeriğe geç

SANRI

Bölüm 1 · 3 dk okuma

SANRI

Bölüm 1

BÖLÜM 1

Annemle babamın polis olmaları, benim için sürekli bir ayrılık demekti. Onlar görevdeyken, dünyam babaannemin şefkatli ama benim için dar gelen evine sıkışıp kalırdı. Bedenen güvende olsam da, kalbim sürekli bir özlem fırtınası içindeydi. İstediğim tek şey, o üniformaları çıkarıp benimle olmayı seçmeleriydi. Her zaman, "Söz veriyoruz, bu hafta sonu sadece seninleyiz," derlerdi. Ama o sözler, sanki hiç söylenmemiş gibi, rüzgârda kaybolup giderdi. O gün, içimdeki birikmiş hasret volkanı patladı. "Banane! Annemi ve babamı istiyorum!" diye haykırdım, sesim titriyordu. Babaannem, yılların yorgunluğunu taşıyan beliyle yavaşça bana yaklaştı. Yüzünde hem bir anlayış hem de çaresizlik ifadesi vardı. "Yavrum, güzel kızım benim... Neden böyle yapıyorsun? Annenle baban çalışıyor, vatan için görev yapıyorlar..." "İstiyordum işte! Gitmek istiyorum! Kendi evime, onların yanına..." "Dur bakalım, dur. Ben bir onları arayayım şimdi," dedi, sesi yumuşak ama kararlıydı. Babaannem, inleyerek belini tuttu ve sanki her adım bin yıllık bir ağırlık taşıyormuş gibi yavaşça telefona yöneldi. Babamın numarasını tuşlarken, ben arkasından sessizce, göğsümün sıkışmasından neredeyse nefes alamayarak izledim. Kısa bir süre sonra, kapı açıldı ve annemle babam, üzerlerinde henüz çıkarmadıkları üniformalarıyla içeri girdiler. Yüzlerinde hem aceleci bir telaş hem de bana olan sevgilerini gizleyen bir suçluluk vardı. "Sizin bu kızınız hiç durmadı. Ağlamaktan gözleri şişti yine..." Babaannem, sitemle karışık bir iç çekişle durumu özetledi. Babam hemen diz çöktü, beni kollarının arasına aldı. "Sanrı'm, birtanem, neyin var yine? Bu kadar mı özledin bizi?" "Gitmek istiyorum. Yarın okul var ve ben en sevdiğim defteri, ödevimi evde unuttum. Sözünüzü tutmadınız!" Son cümlem, ağlamaktan çatallaşmış bir fısıltı gibi çıktı. Unutulan ödev bahane, tutulmayan sözler ise asıl yaraydı. Babaannemin evinden, o tanıdık, hüzünlü vedalaşmanın ardından nihayet çıkıp arabaya bindik. Babam motoru çalıştırdı, sessizliği bozan tek ses motorun homurtusuydu. Koltuğuma yerleştim ve hemen yanımda duran defterime sarıldım. Resim çizmek, benim sessiz dünyamdı. Kalemimi elime aldım ve kağıda sonsuz bir tatil hayali çizmeye başladım. Annem, arka koltuktan usulca bana doğru eğildi. Yorgun gözlerinde yine o tanıdık, suçlu parıltı vardı. "Benim güzel kızım... Ne çiziyor bakalım o minik eller?" Kağıdı ona gösterdim. Büyük, parlak bir güneşin altında, el ele yürüyen iki figür vardı. "Bu babaannem, bu da benim. Beraber çok uzaklara, Tatile gidiyoruz." Annemin sesi kısıldı, kalbi sıkışmış gibiydi. "Yavru kuşum... Peki, anne ve baba nerede?" Gözlerimi kağıttan ayırıp, arabanın camından geçen ışıklara baktım. Sesimdeki tüm çocuksu neşeyi silip süpürmüştüm. "Siz yoksunuz. Hiçbir zaman sözünüzü tutmuyorsunuz. Hiç yanımda değilsiniz. Her zaman bir görev var." Babam, dikiz aynasından bize bakıyordu. Göz göze geldik. Onun gözlerinde, benim hissettiğim acının derin bir yansımasını gördüm. "Lütfen... Lütfen, lütfen, lütfennn bizi de çiz. Söz veriyoruz, düzelteceğiz," diye yalvardı annem, sesi neredeyse bir hıçkırığa dönüşecekti. "Bilmiyorum..." dedim, kararsızdım. Onlara bu mutluluğu, bu hayali vermek istemiyordum. "Lütfennn..." Annemin yalvarışı, içimdeki duvarı yıktı. "Peki..." Kalemimi yeniden kağıda değdirdim. Onları da çizdim. Dört kişilik mutlu bir aile tablosu. O an, o kısacık anda, hep birlikte gülümsedik. Omuzlarımdaki tüm yük kalkmıştı. Babam ve annem, arabanın içini neşe ile dolduracak eski bir şarkıyı söylemeye başladılar. Bu, hayatımın en mutlu, en gerçek anıydı. Tam o anda, yanımızdan hızla gelen bir arabanın farları, o anlık mutluluğumuzu kesip attı. Gözümü alan o parlak ışık, bir kabusun perdesi gibi indi. Ardından, metalin metale çarptığı o dehşet verici, sağır edici ses... Bir anda, arabanın kontrolünü kaybettik. Her şey yavaş çekimde gibiydi, midem boşalmış, dünya baş aşağı dönüyordu. Sesler, çarpışmalar, camların kırılma sesi... araba, bir teneke kutu gibi yuvarlanmaya başladı. Her şey durduğunda, başım dönüyor, kulaklarım uğulduyordu. Gözlerimi açmaya çalıştım. Etraf zifiri karanlık, sadece kırılan camlardan sızan loş sokak lambası ışığı vardı. Annem ve babam... Onlar, kanlar içinde, hareketsizdiler. Üniformalarının üzerindeki kan lekeleri, kalbime bir buz gibi saplandı. "Anneee!" diye bağırdım. Sadece bir fısıltı çıktı. Annemi sarsmaya çalıştım. Soğuktu. Babamı uyandırmaya çalıştım. Cevap yoktu. Söz vermelerine rağmen beni bırakmışlardı... Bu kez sonsuza dek. Gözlerim yavaş yavaş kararmaya başladı. Son bir çabayla, bize çarpan arabanın kapısının açıldığını, bulanık bir silüetin indiğini gördüm. Sonra, soğuk ve yabancı bir adam sesi, o korkunç sessizliği bozdu: "Öldüler mi?" Ve o sesin yankısı kulaklarımda uğuldarken, dünya tamamen karardı.

Bölüm sonu

2 yorum