7: Baba Ocağından Sancak Konağı'na
Sabah ezanının sesi, Aslanbey Konağı'nın taş duvarları arasında yankılanırken avluda hummalı bir hazırlık çoktan başlamıştı.
Kadınlar mutfağa girip çıkıyor, büyük bakır kazanlarda yemekler hazırlanıyor, hizmetçiler avludaki son eksikleri tamamlamak için koşturuyordu. Konağın ön kapısına kırmızı işlemeli kumaşlar asılmış, düğün için getirilen sandıklar duvar kenarına dizilmişti.
Dışarıdan bakıldığında bugün bu konakta büyük bir düğün varmış gibi görünüyordu.
Oysa içeride bulunan herkes bunun bir düğünden çok, iki aileyi ayakta tutmaya çalışan ağır bir anlaşma olduğunu biliyordu.
Narin, odasının penceresinin önünde durmuş avluya bakıyordu.
Üzerinde ince, beyaz geceliği vardı. Gözlerinin altındaki morluklar, gece boyunca neredeyse hiç uyumadığını belli ediyordu.
Kapı yavaşça çalındı.
"Narin."
Zehra Hanım'ın sesi duyuldu.
"Kızım, içeri gelebilir miyim?"
Narin cevap vermedi. Zehra Hanım kızının 'gel' demesini beklemeden kapıyı açıp içeri girdi.
Elinde işlemeli kadife bir bohça vardı.
Kapıyı sessizce kapattıktan sonra kızına baktı.
"Hiç uyumadın değil mi kızım?" Kızın tüm gece ağladığını, gözlerinde ki kan çanağından görebiliyordu.
Narin pencereye dönük durmaya devam etti.
"Uyuyamadım ki" Diye mırıldandı Narin. Beyaz teni sararmış, göz altları sararmıştı.
Zehra Hanım bohçayı yatağın üzerine bırakıp, kızına doğru yürüdü. Yaşadıkları kolay değildi. Sonuçta bir kızı kaçmış, diğer kızını da büyük kızının yaptığı hataya karşılık hayatını berdele mahkum etmişlerdi.
"Aynı şeyi ben de yaşadım kızım." Narin annesine döndü.
"Zaten hangi kadının söz hakkı olur ki ana? Sana da mı sormadılar?"
Zehra Hanım buruk bir gülümsemeyle başını salladı.
"Bizim zamanımızda isteyen kız mı vardı?" Narin'in gözleri doldu.
"Ama ben hiç hazır değilim ana..."
Zehra Hanım kızının yanına gelip, İki elini Narin'in omuzlarına koydu.
"Keşke elimden bir şey gelseydi." dedi gözleri dolu bir şekilde.
"İnan bana, seni bu odadan gelinlikle çıkarmak benim için de kolay değil kızım."
Narin dudaklarını ısırdı.
"Babam benim yüzüme bile bakamıyor ana."
Zehra Hanım derin bir nefes aldı.
"Baban sana çok kızgın. Babanı da anla."dedi.
"Ben kötü bir şey yapmadım, babam çocuklarını bu kadar seviyorsa ablama sormalıydı. Belki ben bu hatayı yapmayacaktım." Dedi ağlamaklı sesiyle.
Zehra Hanım kızının bu sözleri üzerine kızına uzun uzun baktı.
"Ama şu an kimse yaptığın şeyin nedenini düşünmüyor Narin."
O sırada kapı yeniden çalındı.
İçeri konağın en yaşlı hizmetlisi Zeliha Hanım girdi. Elindeki büyük bohçayı yatağın üzerine bıraktı.
"Hanımım." dedi saygıyla.
"Gelinliği hazırladık."
Bu cümle üzerine Narin istemsizce bohçaya baktı.
Zeliha Hanım bohçayı açınca beyaz ipek gelinlik odanın içine yayıldı.
İşlemeleri tamamen elde yapılmıştı.İnci taşları sabah güneşiyle parlıyor, uzun duvağı yatağın kenarından yere kadar uzanıyordu.
Narin hızla ayağa kalkıp, birkaç adım geri çekildi.
"Ben bunu giyemem." dedi korkuyla.
Sesi titriyordu.
Zehra Hanım kızının ellerine uzanıp tuttu.
"Giyeceksin kızım."
Narin başını iki yana salladı.
"Anne, ne olur..." boğazı düğümlendi.
"Ne olur beni gönderme."
Zehra Hanım'ın gözleri doldu. Kızını kollarının arasına aldı.
"Sana 'gitme' demeyi ben de isterdim."dedi.
"Ama bilirsin kızım. Anaların sözü, büyüklerin verdiği kararın önüne geçmez."
Narin annesine sıkıca sarıldı. İkisi de uzun süre konuşamadı. Sessizce için için ağlıyorlardı.
Kapının dışında bekleyen hizmetçiler sessizce başlarını öne eğmişti.
Hiçbiri içeri girmeye cesaret edemiyordu.
Tam o sırada koridordan Halil Aslanbey'in sesi duyuldu.
"Zehra." Sesi her zamanki gibi sertti.
"Hazırlıklar ne durumda?"
Zehra Hanım gözyaşlarını hızla sildi.
"Bitmek üzere." diye bağırdı. Sesinin tonunu güçlü tutmaya çalışıyordu.
Halil Bey kapıyı açmadan konuşmaya devam etti.
"Sancaklar öğlene doğru burada olacak."
Kısa bir sessizlik oldu.
"O zamana kadar Narin hazırlanmış olsun."
Ayak sesleri koridorda uzaklaşırken odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Narin kapıya baktı.
"Bir kez olsun..."dedi fısıltıyla.
"Bir kez olsun 'istemiyorsan yapmayalım' deseydi."
Zehra Hanım kızının saçlarını okşadı.
"Babanın ne halde olduğunu düşün kızım.."
"Senin baban, önce Aslanbey'dir..."
Sonra gözlerini kapattı.
"...sonra babandır."
Narin bu sözün üzerine hiçbir şey söyleyemedi.
Pencereye doğru döndü.
Avluda davul sesleri yavaş yavaş duyulmaya başlamıştı.
Sancak Konağı'nın gelin alayı hazırlanıyordu.
Ve birkaç saat sonra, Aslanbey Konağı'nın kapısından çıkan kişi artık Narin Aslanbey değil...
Narin Sancak olacaktı
Aşkım çok sevindim bunu beğenmene. 🥹🖤 Bu çizgide devam edelim. Aynı roman diliyle, uzun sahneler ve doğal diyaloglarla ilerliyorum.
----
Sancak Konağı
Avluda çalışanlar bir an olsun durmuyordu. Erkek hizmetkârlar misafirler için uzun masaları taşırken kadınlar mutfakta düğün hazırlıklarını tamamlıyordu. Konağın büyük kapısının önüne siyah ve bordo işlemeli sancaklar asılmış, avlunun dört bir yanına aileyi temsil eden renkler serilmişti.
Karan odasının penceresinden avluya baktı.
Karan, yatağın üzerine özenle bırakılmış siyah şalvarını eline aldı. Mardin'de erkekler düğünlerde ve aile için önem taşıyan özel günlerde bu geleneksel kıyafeti giyerdi. Babasından, dedesinden kalan bu gelenek yıllardır değişmeden sürüyordu. Şalvarını giydikten sonra beyaz gömleğini düzeltti, işlemeli yeleğini omuzlarına geçirdi ve beline geniş kuşağını bağladı.
Kapı hafifçe çalındı.
"Gel."dedi Karan.
Kapıyı açan kişi Kerem'di.
Kerem içeri girdikten sonra kapıyı kapattı.
"Aşağıda herkes seni bekliyor."
Karan başını salladı.
"Biliyorum."
Kerem birkaç adım yaklaştı.
"İstersen babamla bir kez daha konuş."
Karan kardeşine baktı.
"Kimse bu karardan vazgeçmeyecek Kerem."
"Belki bu evlilik..."
Karan sözünü kesti. "Karar dün verildi, kimse kendini yormasın." Sesi sakindi ama sertti.
"Bu saatten sonra konuşmanın kimseye faydası yok."
Kerem derin bir nefes aldı.
"Abi, bak kızmakta öfkelenmekte haklısın ama o kızın bir günahı yok."keskin bir sesle
Karan acı bir tebessüm etti.
"Benim ne düşündüğümün bir önemi olsaydı şu an bunları yaşıyor olmazdım Kerem."
Tam o sırada kapı yeniden çalındı.
İçeri Süreyya Hanım girdi.
Üzerinde koyu yeşil bindallısı vardı. Başındaki yazma özenle bağlanmıştı. Oğlu ile aynı gözlere sahip yeşil gözlerinden kıvılcımlar saçıyordu.
Oğluna birkaç saniye baktı.
"Hazır mısın oğul?"
Karan annesinin gözlerine baktı.
"Hazır olmak zorundayım."
Süreyya Hanım yavaşça başını salladı.
"Bugün ne hissedersen hisset, dışarıya belli etmeyeceksin."
Karan sessiz kaldı.
Süreyya Hanım devam etti.
"Bugün tüm gözler Sancak ailesinin üzerinde olacak."
"Ana." dedi Karan. Süreyya hanım oğlunun konuşmasına fırsat vermeden devam etti. "Ben kimseyi mahcup etmek istemiyorum oğlum." Dedi yalvarır bakışlarla.
"Biliyorum ana."
Süreyya Hanım oğlunun omzuna dokundu.
"Ama şunu da unutma."
Sesi biraz daha sertleşti.
"O kız bu konağa gelin geliyor olabilir. Bu, ona bir gelinmiş gibi davranacağım, güveneceğimiz anlamına gelmez."
Karan annesinin yüzüne baktı.
"Narin'in yaptığı şeyi unutmadım." Süreyya hanım Narin'e olan kini, nefreti her geçen saniyede artıyor gibiydi.
Süreyya Hanım başını salladı.
"Ben de unutmadım, unutturmam da." Sert sesiyle.
Süreyya Hanım bu söz üzerine oğluna dikkatle baktı.
"Merhamet başka şeydir Karan." dedi.
"Ailenin verdiği sözü çiğnemek başka."
Karan sadece başını sallamakla yetindi.
Aynı saatlerde Aslanbey Konağı'nda hazırlıklar tamamlanmıştı.
Narin, odasının ortasında hareketsiz duruyordu.
Üzerindeki gelinlik bütün ihtişamına rağmen omuzlarına yük gibi çökmüştü.
Melek, duvağı dikkatlice düzeltti.
"Çok güzel oldunuz." dedi gülümseyerek.
Narin aynadaki yansımasına baktı.
Gördüğü genç kadın kendisine yabancı geliyordu.
Kapı açıldı. İçeri Berfin girdi.
Arkasından Hacer Hanım da odaya girdi.
Berfin birkaç saniye Narin'e baktı.
"Geçmiş olsun."dedi sessizce.
Narin şaşkınlıkla ona döndü.
"Geçmiş olsun derken?"
Berfin toparlanmaya çalıştı.
"Yani... demek istediğim..."
Hacer Hanım kızının sözünü kesti.
"Berfin."
Berfin sustu.
Hacer Hanım yüzüne üzgün bir ifade yerleştirdi.
"Narin, kızım."
"Yaşananları kimse istemezdi."
Narin hiçbir şey söyleyemedi.
Hacer Hanım devam etti. "Allah sabır versin."
Berfin başını eğdi.
Dışarıdan bakıldığında Narin'le aynı üzüntüyü paylaşıyor gibiydi. Ama içinin derinliklerinde, kız konağa gelir gelmez burnundan getireceklerini haykırıyorlardı.
Kapının önünden geçen Zeliha Hanım seslendi.
"Gelin alayı göründü!"
Avludaki hareketlilik bir anda arttı.
Davul sesleri konağın taş duvarlarında yankılanırken kadınlar telaşla dışarı çıkmaya başladı.
Narin olduğu yerde kaldı.
Zehra Hanım kızının elini tuttu.
"Hadi kızım."dedi.
"Vakit geldi...." Vakit gelmişti, cehenneme bir adım daha yaklamıştım."
Narin annesine baktı, soğuk terler döküyordu.
"Ana..."Sesi titredi.
"Çok korkuyorum."
Zehra Hanım kızının yanağını okşadı.
"Korkma kızım, sen de artık bir hanım olacaksın."dedi. Kızının içini rahatlatmak istiyordu.
Avlunun büyük kapısı yavaşça açılırken Sancak ailesinin gelin alayı ağır ağır konağın içine girdi.
En önde yürüyen Karan'ın bakışları istemsizce merdivenlere çevrildi.
Merdivenlerin başında duran Narin'le göz göze geldiler. İkisi de birbirlerine bakarken lâl olmuş gibilerdi.
Davulun sesi Aslanbey Konağı’nın avlusunda yankılanırken herkes yerini almıştı. Kadınlar kapının önünde toplanmış, erkekler avlunun diğer tarafında misafirleri karşılıyordu. Sancak ailesinin gelin alayı ağır ağır konağın içine girerken gözler merdivenlere çevrildi.
Narin, Zehra Hanım’ın kolunda merdivenlerden inmeye başladı.
Gelinliği her adımında yere sürtünüyor, duvağı omuzlarından aşağı süzülüyordu. Avludaki kalabalık onu izliyordu ama Narin hiçbirine bakamıyordu. Başını hafifçe eğmiş, sadece önündeki taş basamaklara odaklanmıştı.
Karan, avlunun ortasında durmuş onu bekliyordu
Narin son basamağa geldiğinde Zehra Hanım kızının elini biraz daha sıktı. Sadece kızının duyacağı şekilde "Başını dik tut kızım.” dedi.
Narin bu sözler üzerine, başını annesi çevirdi. Dolu gözleri yüzünde ki makyajı umursamadan tekrardan akmaya başladı. Sesinde ki korkuyu gizleyemeyerek.
"Ana, ben gidiyorum." Dedi. Zehra hanım kızından bakışlarını kaçırarak, o da aynı ağlamaklı gözlerle "Rabbim yar ve yardımcın olsun kızım" diyebildi
Annesi doğru demişti. Bu saaten sonra sadece ona Allah yardım edebilirdi.
Halil Bey merdiven bitiminin birkaç adım ötede durmuş kızına bakıyordu. Yüzü sertti ama gözlerinde saklayamadığı bir ağırlık vardı.
Halil Bey kızına uzun uzun baktı.
“Bugün buradan son kez Aslanbey’in kızı olarak çıkıyorsun.” sesi sertti.
Narin hiçbir şey diyemedi. Çünkü artık ne söylese hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordu.
------
Nikâh için hazırlanan yere geçildiğinde herkes sessizleşti.
Karan ve Narin ilk kez yan yana oturdu.
Aralarında sadece birkaç karış mesafe vardı ama o mesafe ikisine de çok uzak geliyordu.
Hemen çarprazlarında oturan Nikah memuru söze girdi.
Narin’in elleri titriyordu. Duvağının altında gözlerini yere indirmişti.
Onun ismi söylenene, acımasız kaderini düşünüp, uzaklara dalmıştı. Nikah memuru ses gelmeyince aynı cümleyi tekrar etti.
"Halil Kızı Narin Aslanbey..."
“Cevdet oğlu Karan Sancak ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”
Narin usulca başını kaldırıp, Nikah memuruna baktı.
'Hayır' diye bağırmak, ortalığı feryatlarıyla dağıtıp yıkmak istiyordu..
Avluda ki herkes Narin'e bakıp, sessizce cevabını bekliyorlardı.
Narin dudaklarını aralayıp sonunda konuştu.
"Evet."Dedi. Sanki başka bir şey söylemeye hakkı varmış gibi bir de ondan cevap bekliyorlardı.
Nikâh memuru bu seferde Karan'a döndü.
“Cevdet oğlu Karan Sancak, Halil kızı Narin Aslanbey ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz"
Karan bakışlarını Narin'e çevirdi. Gözlerini Narin’den ayırmadan cevap verdi.
"Evet."
Nikâh tamamlandığında avluda zoraki bir hareketlilik başladı. Kadınlar zılgırt çalıp, davul yeniden çalmaya başladı. Ama ne Narin ne de Karan bu seslere karşılık verebildi.
-----
Gelin alayı yeniden yola çıktığında Narin son kez Aslanbey Konağı’na baktı.
Çocukluğunun geçtiği taş duvarlar, avludaki nar ağacı, penceredeki işlemeli perdeler gözlerinin önünde kaldı.
Zehra Hanım kapının önünde durmuş ağlıyordu.Halil Bey ise birkaç adım geride, dimdik durmaya çalışıyordu. Narin arabaya binerken annesine baktı.
Zehra hanım usulca kızına bakmaya devam etti. "Seni Allah'ıma emanet ediyorum." Dedi sessizce.
Araba hareket ettiğinde Narin başını çevirip son kez konağa baktı.
------
Narin araba durunca bakışlarını yerden kaldırıp nereye geldiklerine baktı. Koskoca heybetli Sancak Konağı’na varmışlardı. Narin Evin kızları yardımıyla arabadan indi. Heybetli Sancak Konağının acımasız demir kapıları açılmıştı.
Avluya girdiklerinde, hizmetliler sıraya dizilmiş, emir bekliyorlardı.
Süreyya Hanım herkesten önce arabadan inmiş, kapının önünde durmuş yeni gelini bekliyordu.
Narin içeriye adımını attığında, konağın büyüklüğü karşısında bir an durdu.
Taş duvarlar, yüksek kemerler ve geniş avlu ona yabancı gelmişti.
Süreyya Hanım birkaç adım yaklaştı.
"Hoş geldin gelin." Sesi ne sıcak ne de tamamen soğuktu.
Karan birkaç adım geride durmuş gözlerinde ki sert bakışlarla onları izliyordu.
Narin üzerinde ki bakışları hissedip istemsizce ona baktı.
Karan’ın yüzündeki sert ifade değişmeden "odaya çık" dedi otoriter bir sesle.
Narin bu istek üzerine başını onaylarcasını yavaş yavaş salladı.
Melek ve Gülsüm onu merdivenlere doğru götürürken Narin son kez avluya baktı.
Ve Sancak Konağı’nda başlayan hayat, onun için hiç kolay olmayacaktı.