İçeriğe geç

Sancağın Gelini

Bölüm 21 · 7 dk okuma

Sancağın Gelini

Bölüm 21

20:Fırtına

20: Fırtına

Sancak Konağı’nın avlusuna giren arabanın lastiklerinin sert mermerle buluştuğu o ses, gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti. Konağın o kalın, yüksek taş duvarları arasında yankılanan fren sesi, o akşama kadar bu çatının altında duyulan tüm seslerden farklıydı; keskin, öfkeli ve mutlak bir fırtınanın habercisiydi.

Geniş avlunun ortasında duran arabanın farları, karanlık taş duvarlara uzun, ürkütücü gölgeler düşürdü. O sırada alt kattaki geniş salondan ve mutfaktan gelen mırıltılar aniden kesildi. Mutfakta gümüş tepsileri parlatan hizmetliler, sesin yankısıyla ellerindeki bezi aniden durdurdu; herkes birbirine baktı. Yan tezgahta baharatları ayırt eden Hacer, kalbine saplanan o ani sızıyla soluğunu tuttu. Berfin’in az önce odaya fırlatılıp atılışının yarattığı hınç daha soğumamışken, avluya düşen bu araba sesi konağın üzerindeki tüm dengeleri yine altüst etmişti.

Üst katta, Süreyya Hanım’ın odasında ise zaman sanki yavaş akıyordu. Süreyya, elindeki tespihi her zamanki ritmiyle çekerken, pencereye vuran araba farının ışığı ve avludan gelen o ani gürültü zihninde çoktan yerini bulmuştu. Zeliha’ya dönmeden, "Aşağıda ne bu telaş?" diye sordu; sesi, odadaki o ağır kokulu havayı donduracak kadar sakindi. Zeliha kapıya doğru bir adım atarken, "Hanımım, Karan Ağa... Arabadan indi. Narin Hanım’ı kollarının arasında taşıyor. Düşük tehlikesi atlattığı söyleniyor, yüzü kireç gibi beyazdı" dedi.

üreyya’nın tespih çeken parmakları aniden durdu. Gözlerindeki o sakin maske bir an için çatladı; içindeki o köklü soy, konakta devam edecek olan Sancak kanı sarsılıyordu. Torunu, o konağın geleceği tehlikedeydi. Yüzüne yayılan o sert gölge, bu kez sinsi bir plandan ziyade, o eski ve acımasız otoritenin verdiği derin bir endişeyle gerildi. "Hastaneden mi..." diye mırıldandı, sesi taştan duvarlarda yankılanırken hızla ayağa kalktı. "O delinin ellerinde çocuk telef olacak... Çabuk ol Zeliha, aşağı iniyoruz."

Avluda ise kapılar açılmış, Karan arabadan inip vakit kaybetmeden Narin’i kollarının arasında dikkatle dışarı çıkarmıştı. Narin’in yüzü solgundu, nefes almakta zorlanıyordu ama gözlerindeki o dik duruş, konağın bu vahşi ortamında bile sönmemişti. Konağın pencerelerine ve merdiven başlarına dökülen kalabalık, bu manzarayı nefesini tutarak izliyordu. Kerem hemen arkada, abisinin omuzlarına binen bu yükün altında ezilir gibi başını öne eğmişti. Berfin, odasının penceresinden bu sahneyi izlerken içi hem bir korkuyla hem de tarifsiz bir tatminle doluydu. Leyla ve küçük kardeş Zeynep köşede sessizce olanları izlerken, Cevdet Ağa ve Şahin Bey merdivenlerden aşağıya doğru yürümeye başladı.

Karan, karısını kollarında sıkıca tutarak geniş mermer holün ortasına adım attığı an, Cevdet Ağa’nın o otoriter sesi yukarıdan yankılandı.

"Bu ne hal, Karan?" dedi Cevdet Ağa, merdivenlerin başında durarak. "Gelin hanımın neyi var? Konağın kapısında bu neyin gürültüsü?"

Karan, babasının o küçümseyen ve sorgulayan tavrına karşı tek bir adım bile atmadı. Narin’i sıkıca tutarak, sesini konağın en uzak köşesine bile ulaştıracak kadar net, vahşi ve kükreyen bir tonla salona saldı

"Eğer bu konakta bir daha o masanın etrafında dönen oyunlar, o zorbalıklar ve baskılar karıma ve karnındaki çocuğa yaklaşırsa..." Karan, gözlerini amcasına, babasına ve merdivenlerin başında beliren Süreyya’ya tek tek çevirdi, "...bu konağı da o masayı da başınıza yıkarım! Bu son uyarım!"

Salondaki herkesin nefesi kesildi. Hacer, kapının aralığından gördüğü bu tablo karşısında ellerini istemsizce göğsüne bastırdı; Narin’e karşı içinde büyüyen o derin nefret, bu tehdit karşısında daha da harlanırken, Şahin Bey oturduğu yerde gerilerek gözlerini büyük yeğenine dikti. Konağın içinde bir erkeğin büyüklerine böyle kafa tutması, yazılı olmayan kurallara göre ölümcül bir meydan okumaydı.

Süreyya Hanım, merdivenlerin başından yavaşça öne doğru bir adım attı. Gözlerinde torununun taşıdığı o kanın endişesi, ama bir o kadar da oğlunun kendisine karşı gösterdiği bu cürete duyulan o keskin öfke vardı.

"O kundaktaki bebek bu konağın can damarıdır Karan," dedi Süreyya, sesi salonda buzlu ve otoriter bir rüzgar gibi esti. "Onu korumaya çalışırken, etrafına ördüğün bu öfke duvarı ocağımızı söndürecek. Aklını başına al, o odaya çıkmadan önce ne yaptığının farkına var."

Karan, annesinin bu uyarısına kulak asmadan Narin’i merdivenlerden yukarı, odalarına doğru taşımaya devam etti. Odaya girip kapıyı ardından kilitlediklerinde, Karan Narin’i yatağa yatırıp yanına çöktü; ellerini karısının yüzüne koyduğunda, parmaklarının titremesine engel olamadı.

"Buradan gideceğiz," dedi Karan, kararlı ve fısıltılı bir sesle. "Bu cehennemden seni de bebeğimi de koparıp alacağım."

Narin, zayıf ama kararlı bir tebessümle elini Karan’ın elinin üzerine koydu. "Kaçarak değil, Karan," dedi gözlerinin içine bakarak. "Onları kendi silahlarıyla yenerek."

Dışarıda gece Sancak Konağı’nın üzerine karanlık bir örtü gibi inerken, bu fırtınanın habercisi olan asıl bomba ise çok uzakta, iki aile arasındaki o kanlı hudutta patlamak üzereydi. Sancakların ölümcül düşmanı Azad Karahan ile Narin’in ablası Avşin’in, iki aileyi ateşe atacak olan o büyük kaçış haberi, her an konağın kapısına dayanmak üzereydi.

Odanın içerisindeki o ağır, sessiz soluk alıp verişler dışarıdaki fırtınanın şiddetini bastıracak kadar derindi. Karan, yatağın kenarında diz çökmüş, Narin’in buz tutmuş parmaklarını kendi avuçları arasında ısıtmaya çalışıyordu. Ama asıl yangın dışarıdaydı; konağın o geniş, yankılı taş koridorlarında.

Aşağıda, merdivenlerin başında duran Cevdet Ağa’nın yüzü öfkeden kireç gibi olmuştu. Yanında dikilen Şahin Bey, bu meydan okumayı sineye çekmeyeceğinin sinyallerini verircesine bıyıklarının altından sertçe soluyordu. Süreyya Hanım ise merdivenlerden yavaşça inerken, bastonunun yere vuruş sesi salondaki tüm fısıltıları bıçak gibi kesti.

"Bırakın gitsinler," dedi Süreyya, sesi konağın en yüksek tavanlarında bile yankılanacak kadar soğuk ve otoriterdi. "Kendi hırsıyla gözü dönmüş bir adamın duvara çarpmasını izleyeceğiz. Ama unutmayın; o çocuk sadece onların değil, bu Sancak soyunun kanıdır. Karan’ın o öfkesi gözünü kör ettiğinde, asıl darbeyi nereden yiyeceğini zaman gösterecek."

Hacer, mutfağın kapı aralığından bu sahneyi izlerken içindeki hırsla dudaklarını ısırdı. Kızı Berfin zorla odaya kapatılmış, kaderin taş duvarları arasında ezilirken; Narin’in hala bu konakta başı dik gezmesi, Karan’ın tüm konağı ateşe verecek kadar karısına sahip çıkması onun gözünü döndürüyordu. Hacer, sinsice mutfağa geri çekilip, konaktaki diğer hizmetlilerin arasında Narin’e karşı türlü vesveseler yaymak için ilk adımı çoktan attı. Sancak Konağı’nın içinde, dışarıdan görünmeyen ama derinden oyulan başka bir savaş daha başlıyordu.

Yukarıdaki odada ise kapı kilitli, dış dünyadaki tüm sesler kesilmişti. Karan, alnını Narin’in alnına dayayıp soluklandığında, gözlerindeki o sert maske yerini derin bir korkuya bırakmıştı. "Seni bir daha o hastaneye o halde getirmelerine asla izin vermeyeceğim," diye fısıldadı. Narin ise konağın taşa kazınmış kurallarını tek tek yerle bir edeceği o sessiz planın ilk tuğlasını zihninde yerleştiriyordu.

Yukarıdaki odada sessizlik hüküm sürerken, konağın alt katındaki taş koridorlarda ve divanda fırtına bambaşka bir boyuta evriliyordu. Hacer, mutfaktan çıkıp koridora yöneldiğinde, içindeki o zehirli öfkeyle etrafı kolaçan ediyordu. Kızı Berfin zorla odaya kapatılmışken, Narin’in hala bu konakta başı dik gezmesi ve Karan'ın tüm konağı karşısına alması onu çıldırtıyordu.

Bu sırada merdiven altındaki loş karanlıkta, Kerem ile Berfin’in yolları kesişti. Berfin, kapatıldığı odadan bir şekilde çıkmayı başarmış, öfkeden deliye dönmüş bir halde koridorun köşesinde soluk soluğa kalmıştı. Karşısında, aynı yükü altında ezilen Kerem’i gördüğünde, ikisinin de gözlerindeki o ortak isyan ateşi parıldadı.

"Gördün mü?" dedi Berfin, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Karan Ağa karısı için bütün konağı ateşe veriyor, herkese meydan okuyor. Biz ise bu masanın ellerinde harcanıp gidiyoruz, Kerem!"

İçindeki asıl yangın, kalbinin Karan’a mühürlenmiş olması ve bu karmaşanın arasında öz abisinin gölgesinde ezilen Kerem’le evlenmeye zorlanmasıydı. Karşısında, abisi Karan kadar yakışıklı ve sert hatlara sahip olan Kerem duruyordu; ama Kerem’in o an gözlerinde ne bir isyan ateşi ne de meydan okuma vardı. Çaresizliğin getirdiği o ağır kabullenişle soluyordu.

Kerem, duvara yaslanmış bir halde ellerini saçlarından geçirdi; gözlerindeki o öfke yerini derin bir çaresizliğe bırakmıştı. Berfin’e doğru yorgun bir adım atıp, fısıltıyla konuştu:

"Yapacak bir şey yok Berfin," dedi Kerem, sesindeki o acı acziyetle. "Büyüklerin fermanı kesildi bir kere... Karar bu, kaçışımız yok. Evleneceğiz. Başka çaremiz olmadığını ikimiz de çok iyi biliyoruz."

Berfin, gözlerindeki dolan yaşları tutmaya çalışarak başını iki yana salladı; içi hem Karan’a duyduğu yasak aşkla hem de bu kaçınılmaz kadere mahkum edilişiyle kavruluyordu.

Berfin, Kerem’in bu kabulleniş dolu sözleri karşısında yutkundu; göğsündeki o kor gibi yanan sızı, gözlerinden süzülen bir damla yaşla dışarı taştı. Kerem ise daha fazla orada kalamayacağını bildiğinden, başını öne eğip ağır adımlarla loş koridorun karanlığına doğru uzaklaştı. Berfin, kapatıldığı odaya geri dönmek zorundaydı; çünkü Sancak Konağı’nda kimsenin kaderine karşı gelme lüksü yoktu.

Aynı dakikalarda, konağın en üst katındaki loş odada zaman adeta durmuştu.

Karan, karısının üstünü dikkatle örtüp yatağın kenarına sessizce çöktü. Odanın içini dolduran tek ses, Narin’in yorgunluktan ve geçirdiği o büyük tehlikeden geriye kalan düzensiz nefes alış verişleriydi. Hastanede atlatılan o ölümün kıyısındaki anların izleri hala yüzündeydi; teni mermer gibi solgundu, kirpikleri yorgunluktan birbirine ağırlıkla düşüyordu.

Karan, parmak uçlarını hafifçe Narin’in yanağına değdirdi, ardından saçlarına doğru uzanıp o siyah tutamları yüzünden usulca çekti. İçindeki o dinmek bilmeyen öfke, karısının huzura kavuştuğunu gördüğü an yerini derin bir koruma içgüdüsüne bırakıyordu. Başını yatağa yaslayıp gözlerini bir an olsun ondan ayırmadan, sabaha kadar onun nefes alışını dinleyerek nöbet tutmaya başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.