İçeriğe geç

Sancağın Gelini

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Sancağın Gelini

Bölüm 1

1- Avluda Saklanan Sır

Bölüm 1: Avluda Saklanan Sır

Mardin’de bazı evlerin sadece kapıları olmazdı.

Bazı evlerin hafızası olurdu.

Yıllar boyunca aynı taş duvarların arasında söylenen sözleri, edilen yeminleri, dökülen gözyaşlarını ve saklanan sırları taşırlardı. Güneş her sabah aynı taşlara vurur, aynı avluları aydınlatırdı ama o duvarların içinde yaşayan insanların kaderi bir gecede değişebilirdi.

Aslanbey Konağı da böyle bir yerdi.

Mardin’in eski sokaklarından birinin sonunda duran büyük taş konak, yıllardır aynı gururla ayakta duruyordu. Yüksek kapısından içeri girildiğinde geniş bir avlu karşılar, avlunun ortasındaki eski taş çeşmeden akan suyun sesi konağın sessizliğine karışırdı.

O sabah ise Aslanbey Konağı hiç olmadığı kadar hareketliydi.

Kadınların telaşlı ayak sesleri avluda yankılanıyor, sandıklardan çıkarılan kumaşlar bir oraya bir buraya taşınıyordu.

Çünkü büyük bir hazırlık vardı.

Aslanbey ailesinin büyük kızı Avşin Aslanbey evlenecekti.

Ve bu, sıradan bir düğün değildi.

Çünkü Avşin, Mardin’in köklü ailelerinden biri olan Sancak ailesine gelin gidecekti.

Avlunun bir köşesinde oturan Narin Aslanbey, elindeki işlemeli kumaşı dikkatlice katlıyordu. Yüzünde sakin bir ifade vardı. Her zamanki gibi sessizdi.

Narin, evin ortanca kızıydı.

Ne ablası Avşin gibi herkesin dikkatini üzerine çeken bir güzelliği vardı ne de küçük kardeşi Baran gibi konağın en sevilen çocuğu olmanın rahatlığı…

O, hep biraz kenarda duran ama herkesin yükünü sessizce taşıyan kişiydi.

Yanına gelen Avşin’in sesini duyunca başını kaldırdı.

“Yine tek başına uğraşıyorsun.”

Narin gülümseyerek ablasına baktı.

“Senin düğünün abla. Yardım etmeyeceğim de ne yapacağım?”

Avşin, kardeşinin yanına oturdu.

“Sen hep böyleydin zaten.”

“Nasılmışım?”

“Benim yükümü bile kendi yükün gibi taşıyorsun.”

Narin hafifçe omuz silkti.

“Sen benim ablamsın.”

Bu basit cümle Avşin’in gözlerini kısa bir anlığına doldurdu.

Çünkü Narin bilmiyordu.

Bazen insan en çok sevdiği kişinin omuzlarına en ağır yükü bırakırdı. Vicdanı sızladı.

Avşin yüzünü küçük meleğine çevirdi.

“Narin…”

“Efendim ablacım?”

“Sence ben kötü bir insan mıyım?”

Narin şaşkınlıkla ona baktı.

“Ne diyorsun ablacım, ne alaka şimdi bu?”

Avşin gözlerini kaçırdı.

“Bilmiyorum. Son zamanlarda içimde garip bir his var.”

Narin elindeki kumaşı bıraktı.

“Düğün heyecanı olabilir mi prenses?”

Avşin acı bir gülümseme verdi.

“Belki de.”

Ama ikisi de biliyordu.

Bazı korkuların adı heyecan değildi.

Öğle saatlerinde konağın büyük odasında erkekler toplanmıştı.

Halil Aslanbey, odanın baş köşesinde oturuyor, karşısındaki adamlara dikkatle bakıyordu.

Yanında oğlu Baran, biraz ileride ise aile büyükleri vardı.

Konuşulan konu belliydi.

Sancak ailesi.

“Düğün hazırlıkları güzel gidiyor mu?” diye sordu Halil Bey.

Baran başını salladı.

“Gidiyor baba. Herkes harıl harıl çalışıyor.”

Halil Bey memnuniyetle başını salladı.

“Bu evlilik iki aile için de çok önemli. Hele ki Aslanbey'ler için güzel bir imza olacak”

O sırada Narin, annesi Zehra Hanım ile birlikte odaya çay bırakmak için geldi.

Karan’ın adı ilk kez o gün yine duyuldu.

“ Baba bu Cevdet Sancak’ın büyük oğlu Karan nasıl biri?” diye sordu Baran merakla.

Halil Bey ağır bir nefes verdi.

“Karan Sancak kolay biri değildir oğlum. Kolay kolay kimseyle evlenecek bir adam değil, bu yüzden Avşin ablan, Karan'ı hep başının üstünde tutmalı. ”

Narin istemeden kulak kabarttı.

“Nasıl yani baba?” diye sordu Baran.

Halil Bey cevap verdi:

“Gururlu bir adamdır. Ailesinin sözünü dinler. Ama öyle her önüne gelenle de yakın olmaz.”

Zehra Hanım sessizce kızlarına baktı.

Avşin’in yüzündeki ifade bir anlığına değişti.

Narin bunu fark etti.

Ama nedenini anlayamadı. İçine bir sıkıntı girdi. Bir ara ablasını köşeye sıkıştırıp, ne olduğunu soracaktı.

Aynı saatlerde Sancak Konağı’nda da önemli bir konuşma vardı.

Büyük avluda Cevdet Sancak, kardeşi Şahin Sancak ile oturuyordu.

Şahin Bey bir süredir söylemek istediği şeyi sonunda dile getirdi.

“Cevdet…”

“Dinliyorum kardeşim,” dedi Cevdet Bey.

Şahin Bey elindeki kahveyi bıraktı.

“Berfin meselesini hiç konuşmadık.”

Cevdet Bey kaşlarını hafifçe çattı.

“Ne meselesi Bıremın?” (Kürtçe de kardeşim demek)

“Benim kızım Berfin’den bahsediyorum.”

Bir sessizlik oldu.

Şahin Bey devam etti:

“Berfin bu konağın içinde büyüdü. Karan’ı çocukluğundan beri tanır. Yabancı biri değil. Kendi soyumuzdan, kendi kanımızdan.”

Cevdet Bey ne demek istediğini anlamıştı.

“Şahin…” Şahin bey, Cevdet beyin konuşmasına fırsat vermeden devam etti.

“Yanlış anlama kardeşim. Avşin kötü kız demiyorum. Ama bizim kızımız dururken başka aileden gelin almak…”

Cevdet Bey sözünü kesti.

“Biz Aslanbeylerle sözleştik Şahin.”

Şahin Bey sustu.

Cevdet Bey tespihini eline aldı.

“Bu aile yıllardır verdiği sözlerle ayakta duruyor. Bugün kendi söylediğimizi yarın inkâr edersek kim bize güvenir?”

Şahin Bey başını eğdi.

“Peki Berfin?”

Cevdet Bey daha yumuşak konuştu.

“Berfin bizim evladımızdır. Onun yeri de kıymeti de ayrıdır. Kısmet olursa ileride Kerem ile düşünülür.”

Kapının dışında duran Berfin, duyduğu son cümleyle olduğu yerde kaldı.

Kerem.

Onun için söylenen kişi Karan değildi.

Yıllardır kalbinde büyüttüğü adam değildi.

Berfin o an ilk kez anladı.

Bazı hayaller insanın elinden alınmadan önce, sessizce yok olmaya başlardı.

Akşam olduğunda Aslanbey Konağı yeniden kalabalıklaştı.

Narin, avluda ablasıyla oturuyordu.

Gökyüzünde yıldızlar görünmeye başlamıştı.

“Abla…”

“Efendim?”

“Gerçekten mutlu musun?”

Avşin cevap vermedi.

Uzun süre sadece çeşmeden akan suyun sesi duyuldu.

Sonra Avşin yavaşça konuştu.

“Narin…”

“Efendim?”

“Bir gün sana çok büyük bir yanlış yaptığımı düşünürsen…”

Narin kaşlarını çattı.

“Sen bana yanlış yapmazsın ki ablam.”

Avşin’in gözleri doldu.

“Bunu nereden biliyorsun?”

“Çünkü sen benim ablamsın.”

Avşin kardeşinin elini tuttu.

O an içinde taşıdığı sırrın ağırlığı daha da büyüdü.

Çünkü Narin bilmiyordu.

Yakında hayatındaki bütün dengeler değişecekti.

Bildiği tek şey şuydu:

Ablası evlenecekti.

Sancak Konağı’na gelin gidecekti.

Ve Narin, o gün avluda otururken…

Taş duvarların kendisine sakladığı sırrı henüz bilmiyordu.

Çünkü bazı felaketler geldiğinde değil, yaklaşırken ses çıkarırdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.