Barin B. Taçyıldız
Bazı anlarda, bir insanı davet ettiğinizde, davet ettiğiniz yere gelmesini beklersiniz değil mi? Gelmedi benim davet ettiğim bana...
Bu yüzden ben birazdan kaçıracağım onu.
Siz peki? Davet ettiğiniz kişi size gelmediğinde ne yaparsınız? Bu sadece bir soru. Tabi ki de kaçıracaksınız. Aynı birazdan benim yapacağım gibi.
"Gece?" Diye fısıldadım karanlığa doğru. Uyuyor olabilirdi ve ben onu uykusundan etmek istemezdim ama yapabileceğim hiçbir şey yoktu şu an. Tabi beni gördüğünde saldırıya geçmeyip bayılırsa işimiz vardı. Ya da bayılmayıp saldırıya geçerse eğer, daha büyük işimiz vardı.
Odasındaydım. Yatağında yatan bedenini görüyordum ama uyumamış olması gerçekten büyük bir sorundu. Uzun zamandır boks yaptığını biliyordum. Uyanıp, boks becerilerini üzerimde denerse mahvolurdum.
Sessizce yatağına doğru yaklaştım. Tekrar ona seslenip, bir iki kez dürttüm kolundan. Uyansaydı şimdi yaptığım bu hareketle uyanırdı değil mi ama? Uyanmadı. Yorganı açıp içine girmeye üşenmişti anlaşılan. Yatağın direkt üstünde uyuyordu.
"Gece?" Işık açıldığında yerimde sıçradım. Arkamı dönüp gelenle göz göze geldiğimde ufak bir siktir çekmekten kendimi alıkoyamamıştım.
"Gece?" Gelen Gece'ydi. Peki yatakta yatan kimdi? Yavaşça başımı yatağa çevirdim. Annesiydi.
"Ne işin var oğlum sen burada!?" Tekrar Gece'ye dönüp gülümsemeye çalıştım.
"Seni kaçırmaya gelmiştim."
"Ne diyorsun be!?" Yüzüme şaşkınlıktan hala bir gülümseme konduramadığımda hiddetle tekrarladım dediklerimi.
"Seni kaçırmaya geldim!" Hızla yanıma gelip ağzımı kapadı. Yatakta bir kıpırtı duyduğumda gözlerimi kapatıp bekledim. Sonra kısık bir sesle Gece'nin sesini duydum.
"Barin! Deli misin sen aptal adam!?" Gözlerimi açıp onun gözlerine baktım. Avcuyla hala ağzımı kapatıyordu bir yanıt veremedim bu yüzden. "Delisin bence. Yürü." Avcuyla hala ağzımı kapatırken diğer elini koluma tutup yürütmeye çalıştı. Yürümediğimde kaşlarını çatıp bana baktı. "Yürüyene oğlum!" İlişkinin erkeği hangimiz olacaktık kim bilir..?
Avcunu ağzımdan çekip ufak bir tokat attı yanağıma. Hafifte olsa acıtmıştı.
"Yürüsene!" Kolumdan bir daha çekiştirdiğinde onunla birlikte yürümeye başladım. Bir kez arkasına bakıp sonra önüne döndü hemen. Odadan çıktığımız an da kapıyı kapatıp, odanın dışında kalmamızı sağladı.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen!" Sinirle bana döndüğü an öylece kalakaldım. Şaşırmıştım. Bir anda bağırmasını beklemiyordum. Arkasındaki kapıya bakıp tekrar ona döndüm.
"Annen içeride uyuyor. Ne diye bağırıyorsun ki?"
"Sana mı soracağım ne diye bağırıp bağırmayacağımı?" Ona gülümseyip, gözlerimde zerre ışık yokken hem de... Şaşırdı.
"Ne biçim gülümsüyorsun sen?" Dudaklarımdaki gülümsemeyi silip, bu sefer ben ona şaşkınlıkla baktım. Ne biçim gülümsemiştim ki?
"Allah'ım sen bana sabır ver ya rabbim!" İçten derince ettiği duasına 'amin' diyerek yanıt verdim. Gözleri tekrar şaşkınlıkla bana döndü.
Dövülmek değildi niyetim ama 'dövülmek mi istiyorsun' der gibi bakıyordu. Ona tekrar gülümseyip arkamı döndüm. Merdiveni gördüğüm gibi hızla indim aşağıya. O da peşimden geldi.
"Dursana oğlum!" Bir anda seslenmesi ile durdum olduğum yerde, o dikkat etmeyip bana çarptı arkamdan. Merdivenlerden birlikte, az daha yuvarlanıyorduk.
Omzumun üzerinden ona baktım. Bana gülümseyip, bir basamak yukarıya çıktı. "Dön bana." Yavaşça ona döndüm. "Neden gelmiştin sen?"
"Partime gelmeyeceğini anladığım için ben de seni kaçırmaya gelmiştim." Bir elini beline koydu, diğer eli ise trabzanlara yaslıydı. Tek kaşını kaldırıp bekledi bir süre.
"Bekle, birlikte çıkalım." Kaşlarımı çattım. Ne demek istiyordu?
"Ne?"
"Partiye götürmeye gelmedin mi beni?"
"Yok. Kaçırmaya gelmiştim."
"Aynı şey oluyor bu. Bekle biraz." Bana gülümsedi ve merdivenlerde bana arkasını dönüp yukarıya çıktı. Aceleci değildi. Onu bekleyeceğimi biliyordu.
Ayrıca kaçırmak ve onu almaya gelmek aynı şey miydi? Kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırıp olduğum yere oturdum.
Ben gelmesem de gelecek miydi partime? Sanırım evet.
Dudaklarıma bir gülümseme ulaştı bu düşünceyle.
Aptal aşık. Diye fısıldadı o sırada içimden bir ses. Ben harbiden aptal aşıktım. Ellerimi yüzüme kapatıp, derin nefesler alarak yüzümdeki sırıtmayı silmek istedim.
"Pardon?" Yerimde sıçradım gelen sesle. Ellerimi yüzümden çekip omzumdan arkaya daha sonra başımı kaldırarak yukarıya baktım.
Siktir.
Gece... Geceliğini yapmıştı yine.
Yavaşça yerimden kalkıp ona döndüm. İki dakikada nasıl giyinip gelmişti öyle? Yüzünde de hafif bir makyaj vardı.
"Bakma öyle, hazırdı zaten ne giyeceğim." Dudağımın kenarı kendiliğinden kıvrıldı. Gelecekti yani. Benimle inatlaşmış olsa da olmasa da gelecekti.
"Nasıl bakıyorum ki sana?" Diye fısıldadım.
"Bilmem, anlaşılmıyor. Çok karmakarışık." Aynı kafamın ve kalbimin içi gibi...
"Gidelim hadi. Gecelere akalım seninle Gece Hanım." Başını önüne eğip güldü. Merdivenlerden yanımdan geçip aşağıya indiğinde peşinden ilerledim.
Dış kapıdan beraber çıkıp, arabasına doğru ilerledik. Buraya gelirken arabayla değil de taksiyle gelmiştim. Onun arabasını alır onunla götürürüm onu diye ama artık gerek kalmamıştı.
"Arabanla gelmedin mi?" Başımı iki yana salladım. Bu sırada da gözleri üzerimdeydi zaten.
Anahtarı baş parmağı ve işaret parmağıyla tutarak bana uzattı.
"Sen sür o zaman." Elinden anahtarı alıp arabanın kilidini açtım. Bu sırada da şoför koltuğunun yanındaki yolcu koltuğunun kapısının önündeydik. Kapıyı açtım ve Gece'nin binmesini bekledim. Bana gülümseyip, bindi. Ben de kapıyı kapatıp, arabanın etrafında dolaşarak şoför koltuğuna geçtim.
"Dikkatli kullan lütfen."
"Gidip arabayı yerle bir edecek değilim." Ona göz kırptım.
"Onun yerine beni edebilirsin ama." Ben öylece kalakaldığımda o da bana göz kırptı. Bu cümlelerini nasıl yorumlamam gerektiğini anlamadım. Sinsice sırıttığında gözlerimi irice açıp ona baktım.
"Terbiyesiz." Ufak bir kahkaha attı dediğimden sonra.
"Ben terbiyesizce bir şey demedim."
"Demedin mi?"
"Sen nasıl yorumlamak istiyorsan öyle yorumladın."
"Pardon!?" Tek kaşını kaldırıp dudaklarında hafif bir tebessümle bana baktı bu sefer. "Kızım delirtme beni."
"Tamam. Tamam. Tamam." Ellerini suçlu gibi kaldırarak koltuğuna yaslandı. Kemerini takmak için elini sağına uzattı. Kemeri alıp yerine taktığında klik sesi sessizliğin içinde çınladı. Oradan kaçabilecek misin şimdi sen? "Hadi gidelim."
"Bence gitmeyelim. Böyle tam havamızdayız, bir şekilde geceyi kapatabiliriz."
"Terbiyesiz."
"Ne?"
"Terbiyesizsin!"
"Ben terbiyesizce bir şey söylemedim ki!"
"Söyledin!"
"Sen nasıl anlamak istiyorsan öyle anladın!" Kaşlarını çattı. Ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı.
"Barin!" Gülümseyip koltuğa yaslandım. Kemerimi yerine takarken ona kısa bir bakış atıp sonrasında göz kırptım.
Bu hali o kadar tatlıydı ki kızarmış yanaklarından ısırmak istedim.
