Sabahın erken saatleriydi. Güneş, perdelerin arasından sızarak odanın duvarlarına solgun bir sıcaklık bırakıyordu. Miray, elinde telefonuyla mutfakta dolaşıyor, kahve makinesinin sesini dinlerken heyecanla plan yapıyordu.Bugün Tolga’nın doğum günüydü. Günlerdir gizlice hazırlık yapmıştı; küçük bir kutlama, birkaç yakın arkadaş, Tolga’nın en sevdiği pasta… Her şeyin mükemmel olmasını istiyordu.Pencerenin aralığından içeri giren sabah rüzgârı, mutfaktaki tülleri hafifçe dalgalandırdı. İnce bir uğultu, kahve kokusuna karıştı. Miray, o sesi hep severdi. Rüzgârın sesi ona hep bir şeyler anlatırdı; bazen huzur, bazen de yaklaşan bir değişimin haberi gibi.Telefonuna baktı. Tolga’dan sabah erken bir mesaj gelmişti:“Toplantıya erken gideceğim, akşam biraz geç dönebilirim. Seni seviyorum.”Miray gülümsedi. “Ben de seni,” diye fısıldadı kendi kendine. Sonra hemen not defterine döndü.Balonlar alındı. Pasta siparişi hazır. Mumlar dolapta. Tolga’nın sevdiği şarkı listesi tamam.Kahvesinden bir yudum aldı. Rüzgâr, pencerenin kenarındaki menekşelerin yapraklarını titretti. İçinde tatlı bir heyecan vardı. Bu sürpriz, aralarındaki son zamanlardaki soğukluğu da belki biraz dağıtırdı. Tolga son haftalarda gergindi, sürekli işten bahsediyor, telefonda bile kısa konuşuyordu. Miray bunu yorgunluğa vermişti. “İş yoğunluğu geçince her şey düzelir,” diyordu kendine.Öğleden sonra çiçekçiye uğradı. Tolga’nın sevdiği beyaz zambaklardan bir demet yaptırdı. “Kart ekleyelim mi?” diye sordu çiçekçi.Miray gülümsedi. “Evet, yazın lütfen: ‘Seni her gün yeniden seçiyorum.’”Eve dönerken rüzgâr saçlarını savurdu. Gökyüzü açık, hava serindi. Rüzgârın sesi, sokak lambalarının tellerinde ince bir ıslık gibi yankılanıyordu. Miray, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. İçinde bir huzur vardı. Akşam olduğunda Tolga kapıdan içeri girdiğinde şaşıracak, belki de uzun zamandır ilk kez gerçekten gülümseyecekti.Eve vardığında hazırlıklara başladı. Masayı kurdu, mumları yerleştirdi, müziği açtı. Saat ilerledikçe heyecanı arttı. Tolga’dan hâlâ haber yoktu. “Toplantı uzamıştır,” diye düşündü.Saat dokuzu geçtiğinde telefonu çaldı. Tolga arıyordu.“Biraz daha gecikeceğim,” dedi, sesi yorgun ama mesafeliydi.“Tamam, sorun değil. Dikkat et olur mu?”“Olur.”Telefon kapandı. Miray, masadaki mumlara baktı. Alevleri titriyordu. Dışarıdan gelen rüzgâr, pencerenin aralığından içeri süzülüp alevleri hafifçe eğdi. İçinde bir huzursuzluk belirdi ama bastırdı. “Biraz daha beklerim,” dedi.Saatler geçti. Mumlar sönmüş, müzik durmuştu. Miray, koltukta otururken göz kapakları ağırlaştı. “Gelir,” diye mırıldandı. “Birazdan gelir.” Ama gelmedi. O gece, rüzgârın sesi pencereden içeri dolarken Miray uyuyakaldı.Sabah olduğunda başında hafif bir ağrı vardı. Gözlerini açtığında masa hâlâ kurulu, mumlar yarı erimiş haldeydi. Tolga’dan hâlâ haber yoktu. Telefonuna baktı; ne bir mesaj, ne bir arama.İçinde bir sıkışma hissetti. “Belki işi uzadı,” dedi kendi kendine. Ama kalbinin derininde bir ses, bu bahaneye inanmıyordu.Montunu aldı, anahtarını çantasına koydu ve dışarı çıktı. Sabah serinliği yüzüne çarptı. Rüzgâr, saçlarını savuruyor, adımlarını hızlandırıyordu. Sokak lambalarının altında yürürken kalbi hızla atıyordu. “Sadece merak,” dedi kendi kendine. “Sadece merak.”Tolga’nın apartmanına vardığında kapının önünde durdu. Elini çantasına attı, anahtarı çıkardı. Bir an durdu, nefesini tuttu. “Belki uyuyordur,” diye fısıldadı. Sonra anahtarı çevirdi.Kapı yavaşça açıldı. İçeriden hafif bir müzik sesi geliyordu. Salonun ışığı açıktı. Miray, adımını attı. Ayakkabılarının sesi parkede yankılandı.Tolga, salonun ortasında ayakta duruyordu. Karşısındaki kadın, ona öyle yakın duruyordu ki aralarındaki mesafe neredeyse yoktu. Kadının parmakları Tolga’nın gömleğinin yakasında geziniyor, başını hafifçe kaldırdığında saçları omzundan kayıp düşüyordu.Tolga bir şeyler söylüyordu, sesi alçaktı ama tonu tanıdıktı — Miray’a konuşurkenki gibi yumuşak, dikkatli. Kadın gülümsedi, sonra bir anda Tolga’nın yüzüne yaklaştı. Dudakları birbirine değdi.Öpüşme sesleri odayı doldurdu. Miray’ın nefesi kesildi. Zaman bir anlığına durdu.Elindeki anahtar parmaklarının arasından kayıp yere düştü. Metalin sesi, o anın sessizliğini parçaladı. Tolga irkildi, başını çevirdi. Gözleri Miray’la buluştuğunda, yüzündeki şaşkınlık yerini suçluluğa bıraktı.“Miray…” dedi, sesi kısık, suçlulukla dolu.Miray hiçbir şey söylemedi. Gözleri doldu ama ağlamadı. Sadece geri adım attı.Tolga bir adım attı. “Açıklayabilirim,” dedi.Miray başını iki yana salladı. “Açıklanacak bir şey yok,” dedi sessizce. “Ben sadece seni sevmiştim.”Sonra döndü, kapıdan çıktı. Merdivenleri inerken kalbi göğsünde yankılanıyordu.Sokağa çıktığında sabah güneşi doğuyordu. Rüzgâr, saçlarını savurdu, gözlerini yaktı.Bir süre yürüdü. Adımları otomatikti, nereye gittiğini bilmiyordu. Sonra fark etti — eve doğru gidiyordu.Ama birkaç adım sonra durdu. O ev, Tolga’nın akrabasının eviydi. Kısa süreliğine kalmak için gitmişti oraya, kira ödüyordu ama hiçbir zaman kendi evi gibi hissetmemişti. Şimdi ise o ev, Tolga’nın bildiği tek yerdi. Oraya gitmek, onunla yeniden yüzleşmek demekti.“Hayır,” dedi kendi kendine. “Oraya dönmeyeceğim.”Etrafına baktı. Sokaklar yavaş yavaş kalabalıklaşıyordu. İnsanlar işe, okula gidiyordu. Miray’ınsa gidecek yeri yoktu. Bir an düşündü. Sonra aklına geldi — üniversite.Orası hâlâ ona ait bir yerdi. Sessiz, tanıdık, güvenli. Tolga’nın asla aramayacağı bir yer.Adımlarını hızlandırdı. Rüzgâr, arkasından esiyor, sanki onu oraya yönlendiriyordu.Kampüs kapısına vardığında içini garip bir huzur kapladı. Bahçedeki ağaçlar arasında yürürken, yaprakların arasından süzülen ışık gözlerini kamaştırdı. Her şey aynıydı ama o artık bambaşka biriydi.Kütüphaneye yöneldi. Kapıdan içeri girdiğinde sessizlik onu karşıladı. Rafların arasında ilerledi, en arka köşedeki pencere kenarına oturdu. Çantasını yanına koydu, başını cama yasladı.Dışarıda rüzgâr ağaçların dallarını eğiyor, yaprakları savuruyordu. O sesi dinledi bir süre. Bu kez acıtmıyordu. Sadece hatırlatıyordu.Elini çantasına attı, defterini çıkardı. Sayfayı açtı, kalemi eline aldı.Bir süre boşluğa baktı, sonra yazmaya başladı:“Bugün rüzgâr başka esiyor. Belki de ben değiştim.”Kalemi durdu, gözleri doldu ama ağlamadı.Kütüphanenin sessizliğinde, rüzgârın sesiyle birlikte, içinden bir şeyler yavaşça çözülmeye başladı.O an anladı; artık hiçbir yer, hiçbir insan, hiçbir anı onu tutamayacaktı.Yeni bir yer bulacaktı.Yeni bir hayat.Ve belki, rüzgârın yönü bu kez onu doğru yere götürecekti.Kütüphanenin sessizliğinde geçen birkaç saatin ardından Miray, biraz hava almak için dışarı çıktı. Kampüsün bahçesinde yürürken derin bir nefes aldı. Rüzgâr, saçlarını savuruyor, yüzüne serin bir dokunuş bırakıyordu. İçinde hâlâ bir ağırlık vardı ama en azından burası güvenliydi. Tolga’nın onu burada bulamayacağını düşünüyordu.Oysa Tolga, sabahın erken saatlerinden beri Miray’ı arıyordu. Evine gitmiş, telefonuna defalarca mesaj atmış, arkadaşlarına sormuştu. Hiçbirinden cevap alamayınca, son çare olarak üniversiteye gitmeye karar verdi. “Belki oradadır,” dedi kendi kendine. “Orası onun sığınağı.”Kampüs kapısından içeri girdiğinde kalbi hızla atıyordu. Bahçede yürüyen kalabalığın arasında gözleri Miray’ı aradı. Ve onu gördü. Kütüphanenin önünde, başı hafif öne eğik, düşünceli bir şekilde yürüyordu.Tolga bir an durdu, sonra hızla ona doğru yürüdü.“Miray!” diye seslendi.Miray irkildi. O sesi tanımamak imkânsızdı. Başını çevirdiğinde Tolga’yı gördü. Kalbi sıkıştı.“Ne işin var burada?” dedi, sesi titrek ama öfkeliydi.Tolga yanına geldi, nefes nefeseydi. “Lütfen dinle beni. O gece… o bir hata—”“Kes!” diye kesti sözünü Miray. “Dinlemek istemiyorum.”Tolga elini uzattı, Miray geri çekildi. “Git buradan.”“Hayır, gitmeyeceğim. Seni seviyorum, Miray. Hâlâ seviyorum.”Miray arkasını dönüp yürümeye başladı ama Tolga kolundan tuttu.“Bırak!” dedi sertçe.“Bir dakika, lütfen! Sadece bir dakika dinle beni!”Miray’ın sabrı taştı. Sesini yükseltti, kampüsün sessizliğini yırtan bir çığlık gibi yankılandı:“Bırak peşimi! Biz ayrıldık, artık olmayız!”Etraftaki öğrenciler dönüp bakmaya başladı. Fısıldaşmalar arttı. Tolga’nın yüzü soldu ama bırakmadı.“Miray, ne olur… bir hata yaptım, ama seni kaybedemem.”Miray’ın gözleri doldu, sesi titredi ama öfke ağır bastı.“Allah’ın belası! Bırak peşimi! Beni aldattın, şimdi nasıl peşimden koşarsın?”Tolga bir adım geri çekildi ama hâlâ gitmiyordu.“Affet beni, ne olur…”Miray bağırdı: “Artık git! Nefret ediyorum senden!”Kalabalık iyice toplanmıştı. Herkes onları izliyordu. O an, kalabalığın arasından bir ses duyuldu.“Ne oluyor burada?”Alara, merakla yaklaşmıştı. Gözleri Miray’a çevrildi.“Sen iyi misin?” diye sordu samimi bir sesle.Miray derin bir nefes aldı, gözyaşlarını silmeye çalıştı.“İyiyim… kusura bakmayın, sizi de rahatsız ettim.”Alara başını iki yana salladı. “Önemli değil. Sen iyi misin gerçekten?”Miray başını aşağı yukarı salladı, “İyiyim,” dercesine.Alara bu kez Tolga’ya döndü.“Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Kız konuşmak istemiyor. Gidin buradan.”Tolga bir an durdu, etrafına baktı. Herkesin bakışları üzerindeydi. Miray’ın gözleri öfke ve kırgınlıkla doluydu.Tolga sessizce başını eğdi. “Tamam… ama bu konuşma bitmedi. Yine konuşacağız, Miray.”Bir adım geri çekildi, sesi kısıldı ama kararlılıkla ekledi:“Seni kaybedemem.”Sonra arkasını dönüp uzaklaştı.Kalabalık yavaş yavaş dağıldı. Miray derin bir nefes aldı, kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Alara yanına geldi.“Gerçekten iyi misin?” diye sordu tekrar.Miray gülümsemeye çalıştı. “Gerçekten… iyiyim.”Ama adım atar atmaz başı döndü. Gözlerinin önündeki görüntüler bulanıklaştı. Kalbi hızlandı, kulaklarında uğultu başladı.Bir anlığına nefes alamadı.“Hey, iyi misin?” dedi Alara, endişeyle.Miray bir şey söylemeye çalıştı ama ağzı kilitlendi. Gözleri bir anlığına boşluğa baktı, sonra dizlerinin bağı çözüldü. Bedeni kontrolsüzce öne doğru devrildi ve sert zemine düştü.Alara panikle eğildi. “Hey! Ne oluyor sana?”Miray’ın vücudu yere çarptıktan sonra bir anda kasıldı. Çenesi kilitlendi, dişleri birbirine kenetlendi. Elleri istemsizce yumruldu, parmakları avuçlarının içine gömüldü. Kasları sertleşti, vücudu gerildi.Alara’nın sesi titredi. “Biri yardım etsin!”Miray’ın bedeni titremeye başladı. Gözleri bir noktaya sabitlendi, nefesi kesik kesikti. Dudaklarının arasından tek bir ses bile çıkmıyordu.Etraftakiler koştu. Birkaç öğrenci hemen yanlarına geldi.“Ambulans çağırın!” diye bağırdı biri.Miray’ın vücudu birkaç saniye boyunca kasılı kaldı, sonra titremeleri arttı. Elleri hâlâ sıkılıydı, tırnakları avuçlarını çizmişti.Alara, Miray’ın başını dikkatlice yana çevirdi, nefesini kontrol etmeye çalıştı. “Dayan… lütfen dayan…” diye fısıldadı.Miray’ın bilinci yavaşça kaybolurken, zihninde tek bir şey yankılandı:On yıl önceki gibi… yine aynı…Ve sonra her şey karardı. (Bu hikâyedeki epilepsi sahnesi, yazarın kendi deneyimlerinden ilham alınarak yazılmıştır. Epilepsiyle yaşamak, yalnızca nöbet anlarını değil; sonrasında gelen yorgunluğu, kas ağrılarını, zihinsel bulanıklığı, korkuyu ve yeniden hayata tutunma çabasını da beraberinde getirir. Bu satırlar, o görünmeyen yorgunluğun, sessizce taşınan acının ve her defasında yeniden ayağa kalkma gücünün bir yansımasıdır. Her nöbetin ardından gelen sessizlikte, yeniden nefes almayı öğrenen herkes için…)
Bölüm 1
Ben sadece seni sevmiştim
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.