İçeriğe geç

Sana Rağmen 𝓑𝓲𝔃

Bölüm 1 · 20 dk okuma

Sana Rağmen 𝓑𝓲𝔃

Bölüm 1

İLK KARŞILAŞMA

Gülce Aydın

Denizin sesi, etrafımızdaki bütün sesleri bastırıyordu. Dalgalar kıyıya vuruyor, sonra usulca geri çekiliyordu. Ben ise birkaç dakika önce içecek almak için markete giden Alper’i beklerken gözlerimi denizden ayırmıyordum. Ellerimi arkamda birleştirip derin bir nefes aldım. Hava sıcaktı ama denizden gelen hafif rüzgâr yüzüme vurdukça içim serinliyordu. Alper’in gitmesinin üzerinden çok uzun zaman geçmemişti. Yine de gözüm istemsizce sürekli geldiği yöne kayıyordu. Tam tekrar denize dönecekken uzaktan tanıdık bir ses duydum.

“Gülce!”

Başımı çevirdiğimde Alper’i gördüm. Ama yalnız değildi. Yanında Köpük vardı. Bir an şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Köpük, kuyruğunu sallaya sallaya Alper’in yanında yürüyordu. “Sen de mi geldin?” dedim gülerek.

Köpük beni görür görmez hızlandı. Alper’in yanından ayrılıp doğrudan bana doğru koşmaya başlayınca ben de olduğum yerde eğildim. “Gel bakalım, güzel kız.”

Köpük yanıma ulaştığında ellerimi onun başına götürüp tüylerini okşamaya başladım. Kuyruğunu daha da hızlı sallıyordu. “Ben seni dolaşıyor sanıyordum. Meğer Alper’in peşinden gitmişsin.”

Alper yanımıza geldiğinde elindeki içecekleri gösterdi. “Geldim güzelim. Biraz beklettim seni, kusura bakma.”

Başımı kaldırıp ona baktım. “Hayır, bekletmedin ki.”

“Emin misin?”

“Eminim.”

Yanıma otururken içeceklerden birini bana uzattı. “Al o zaman.”

“Teşekkür ederim.” Şişeyi alıp bir yudum içtim. Alper de yanımda oturdu ve birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadan denize baktık. Köpük ise sanki bütün gün bizi beklemiş gibi önce benim yanıma, sonra Alper’in yanına gidip duruyordu. Gülümseyerek ona baktım. “Bence sen bugün bize arkadaşlık etmeye karar verdin.”

Alper, Köpük’ün başını okşadı. “Bence o kararını çoktan verdi.”

“Öyle mi?”

“Öyle.”

Köpük başını Alper’in dizine koyunca gülmeye başladım. “Bak, seni seçmiş.”

Alper bana baktı. “Beni mi?”

“Evet.”

“Ben de seni seçtim ama.”

İstemsizce gülümsedim. “Biliyorum.”

Alper’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. Köpük hâlâ ikimizin arasında uzanmış, keyifle denizi izliyordu. Ben de elimi onun başından çekmeden biraz daha yanına sokuldum. “Bugün çok güzel değil mi?”

Alper denize baktı. “Güzel.”

“Denizden mi bahsediyorum, yoksa…”

Başını bana çevirdi. “Yoksa?”

Gülümsedim. “Hiç.”

Alper hafifçe güldü. “Tam söyleyecektin.”

“Vazgeçtim.”

“Gülce.”

“Efendim?”

“Böyle yapınca daha çok merak ediyorum.”

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. “Merak et.” Köpük o sırada ayağa kalkıp önümüzdeki kuma doğru ilerledi. Birkaç adım attıktan sonra dönüp bize baktı. “Bak, bizi çağırıyor.”

Alper ayağa kalktı. “Gidelim o zaman.”

Ben de kalktım. Köpük birkaç adım önden ilerlerken biz de arkasından yürümeye başladık. Bir süre sonra Alper elimi tuttu. Ben de parmaklarımı onun parmaklarının arasına geçirdim. “Köpük!”

Köpük de beni görünce hızlandı. Elimi Alper'in elinden ayırdım ve arkamı dönüp ona baktım. “Yakalarsan beklerim!”

“Sen var ya…” Cümlesini tamamlamadan o da koşmaya başladı. Kahkaham sahile yayıldı. Köpük önümüzde koşturuyor, ara sıra dönüp bize bakıyor, sonra yeniden hızlanıyordu. Ben de ona yetişmeye çalışıyordum.

“Köpük, yavaşla!” Sanki söylediklerimi anlamış gibi bir an yavaşladı. Tam ona yaklaşmıştım ki tekrar koşmaya başladı. “Bizi kandırıyor!”

Alper arkamdan güldü. “Bence özellikle sana yapıyor.”

“Niye bana?”

“Çünkü peşinden koşacağını biliyor.”

“Sen de koşuyorsun ama!”

“Ben senin peşinden koşuyorum.”

Gülerek başımı çevirdim. “Yakalayamazsın!”

“Göreceğiz.”

Alper hızlanınca ben de hızlandım. Köpük ise önümüzde çılgınca koşmaya devam ediyordu. Bir süre sonra üçümüz de yorulup kuma oturduk. Köpük hemen yanıma gelip başını bacağıma koydu. Nefes nefese kalmıştım ama hâlâ gülüyordum. “Sen var ya… bizi mahvettin.”

Alper yanıma oturdu. “Ben gayet iyiyim.”

“Tabii.”

“Cidden.”

“Az önce benden önce nefes nefese kaldın.”

“Çünkü sen çok hızlı koşuyorsun.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Suçu bana atma.”

Alper güldü. Köpük de sanki konuşmamızı dinliyormuş gibi başını kaldırdı. Elimi onun başında gezdirdim. “Sen de yoruldun mu kızım?”

Köpük kuyruğunu hafifçe salladı. Alper ona baktı. “Yok, birazdan yine başlar.”

“Başlasın.”

“Sonra yine peşinden koşacaksın.”

“Koşarım.”

Alper bana baktı ve gülümsedi. “Ben de koşarım.”

Gülümsedim. “Tamam.”

Köpük bir anda ayağa kalkıp birkaç adım uzaklaştı. İkimiz de aynı anda ona baktık. Sonra Köpük koşmaya başlayınca ben de ayağa kalktım. “Yine gidiyor!”

Alper kahkaha attı. “Hazır mısın?”

“Her zaman.”

Ve üçümüz yeniden sahil boyunca koşmaya başladık.

gitmeye çalışıyordum. “Yakalayacağım seni!” Tam hızımı artırmıştım ki ayağım kuma takıldı. Dengemi toparlayamadan öne doğru sendeledim ve kendimi kuma bırakıverdim. Bir süre olduğum yerde kaldım. Nefes nefese kalmıştım. Kollarımı kumun üzerine bırakıp birkaç saniye sadece soluklandım.

“Gülce!”

Alper’in sesini duyunca başımı hafifçe kaldırdım. “İyiyim…”

Alper hemen yanıma geldi. “İyi misin?”

“İyiyim, sadece…” Derin bir nefes aldım. “…biraz nefesleniyorum.”

Alper yanıma çömeldi. “Bir anda yere kapaklandın.”

“Çünkü kum ayağımı tuttu.”

“Tabii. Suçlu kum.”

Gülmemek için yüzümü buruşturdum. “Kesinlikle.”

O sırada Köpük de yanıma gelip başını omzuma doğru uzattı. “Köpük de geldi.”

Elimi uzatıp başını okşadım. “Sen de mi merak ettin beni?”

Köpük kuyruğunu salladı. Alper gülümseyerek bize baktı. “Bence sen düşünce o da korktu.”

“Ben düşmedim ki.”

Alper kaşlarını kaldırdı. “Az önce yerdeydin.”

“Dinleniyordum.”

“Yerde?”

“Evet.”

Alper başını iki yana sallayarak güldü. “Tamam güzelim. Sen dinlen.”

Ben de kuma biraz daha yaslandım. Dilimi dışarı çıkarıp soluklandım. “Beş dakika.”

“Sonra?”

Alper Köpük’e baktı. “Sonra şu ikinizin peşinden yine koşarım.”

Gülümsedim. “Anlaştık.”

Köpük başını yeniden kucağıma koydu. Ben de onun tüylerini okşarken gözlerimi bir anlığına kapattım. Denizin sesi, rüzgâr ve uzaktan gelen dalga uğultusu arasında birkaç dakika sadece öylece kaldık. Biraz daha soluklandıktan sonra yavaşça doğruldum. Köpük hemen ayağa kalkıp bana baktı. Alper de elini bana uzattı. “Hazır mısın?”

Elini tutup ayağa kalktım. “Bir saniye…” Alper’e doğru birkaç adım atıp ellerimi dizlerime koydum. “Alper…”

“Efendim?”

“Ölüyorum.”

Alper’in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu. “Saçmalama. Tövbe de.”

İkimiz de aynı anda gülmeye başladık. “Yorgunluktan diyorum!”

“Öyle deme ama.”

“Tamam, tamam.” Başımı sallayıp derin bir nefes aldım. “Dinledim.”

Alper kaşlarını kaldırdı. “Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

“Emin misin?”

“Eminim.” Tam o sırada Köpük yeniden koşmaya başlayınca ona baktım. “Gidiyor!”

Alper de Köpük’ün peşinden bakıp güldü. “Sen demin ölmüyordun?”

“Dinlendim ya!” Cevabımı beklemeden koşmaya başladım.

“Gülce!”

“Yakalarsan konuşuruz!”

Alper kahkahayla arkamdan koşmaya başladı. Köpük ise çoktan ikimizin önüne geçmişti. Bir kez daha üçümüz sahil boyunca koşmaya başladık. Köpük biraz ileride yavaşlayınca hızımı artırdım. “Yakaladım seni!” Eğilip onu kucağıma aldığımda Köpük hemen kollarımın arasına yerleşti. “Sonunda yakaladım.”

Köpük kuyruğunu sallarken gülerek tüylerini okşamaya başladım. “Bizi ne kadar koşturdun sen, biliyor musun?”

Alper yanımıza geldiğinde hâlâ nefes nefeseydi. “Bence bunu özellikle yapıyor.”

“Bence de.” Köpük başını göğsüme yaslayınca yanağımı onun başına yaklaştırdım. “Sen çok tatlısın ama.”

Alper gülümseyerek bize baktı. “Onu biraz fazla şımartıyorsun.”

“Şımartmayayım mı?”

“Şımart.”

“Ben de öyle düşünüyordum.”

Köpük’ü biraz daha sıkıca tutup şezlongların olduğu tarafa doğru yürümeye başladım. Alper de yanımızdan ilerliyordu. Şezlongların yanına geldiğimizde Köpük’ü dikkatlice yere bıraktım. “Gel bakalım kızım.” Çantamı açıp içinden küçük atıştırmalık paketini çıkardım. Alper bana bakıp gülümsedi.

“Yine getirmişsin.”

“Tabii ki getirdim.” Köpük hemen yanıma oturdu. “Senin atıştırmalıklarını unutur muyum hiç?” Paketi açıp ona birkaç parça verdim. Köpük hemen yemeye başlayınca başını okşadım. “Aferin benim kızıma.”

Alper kendi şezlonguna oturup elindeki içeceği açtı. “Bana da böyle bakıyor musun?”

Ona dönüp güldüm. “Sen kendi atıştırmalığını kendin alabilirsin.”

“Anladım.”

“Senin de ihtiyaçların var mı?”

“Var.”

“Neymiş?”

“Biraz daha az koşmak.”

Kahkaha attım. “Onu Köpük’e söyle.”

Köpük atıştırmalığını yerken kuyruğunu salladı. Alper de ona baktı. “Bak, hiç pişman değil.”

“Ben de değilim.” Şezlongun kenarına oturup kendi atıştırmalığımdan bir parça aldım. Köpük de ayaklarımın yanında keyifle oturuyordu. Denizin sesi yeniden etrafımızı doldururken üçümüz bir süre sessizce atıştırmalıklarımızı yemeye devam ettik. Alper bir süre sonra gözlerini önümdeki cips paketine dikti. Elini uzatıp pakete doğru ilerledi. Tam parmakları pakete ulaşacakken bileğinden tuttum. “Hey!”

Alper ne olduğunu anlamadan onu kendime doğru çekince ikimiz de dengesimizi kaybedip kuma yuvarlandık. “Kahkaha atma!”

“Sen çektin beni!”

“Çünkü cipsime göz koydun.”

Alper de gülmeye başlayınca ben de kendimi tutamadım. Bir süre kumun üzerinde öylece gülüştük. Sonra Alper bana bakıp başını iki yana salladı. “Bir cips için yaptıklarına bak.”

Ben de gülerek omuz silktim. “Benim atıştırmalığım da bu.” dedim ve dudağımı Alper'in dudağıyla birleştirdim. Birkaç saniye sonra usulca ayrıldım ve kıkırdadım.

Alper birkaç saniye bana bakakaldı. “Cidden mi?”

“Cidden.”

İkimiz yeniden kahkahaya boğulduk. Köpük ise şezlongun yanından başını kaldırıp bize baktı. Sanki ne yaptığımızı anlamaya çalışıyordu. Alper onu gösterdi. “Bence Köpük bile senden utanıyor.”

“Hayır, o benim tarafımda.” Köpük’ü yanıma çağırdım. “Gel kızım, sen benim tarafımdasın.” Köpük hemen yanıma koşunca gülümseyerek başını okşadım. “Gördün mü? Kazandım.”

Alper başını kuma yaslayıp güldü. “Tamam, sen kazandın.” Bir süre daha kumun üzerinde gülüştükten sonra Alper elini bana uzattı. “Haydi, kalkalım.”

Elini tutup ayağa kalktım. Üzerimdeki kumları silkerken Alper de kendi üstünü temizledi. Sonra ikimiz aynı anda Köpük’e baktık. Kollarımı açınca Köpük hemen yanıma geldi. Onu kucağıma alıp göğsüme yasladım.

“Sen de bizimlesin.” Köpük kuyruğunu salladı. Alper yanıma gelip omzunu omzuma yasladı. Ben kucağımda Köpük’ü tutarken Alper de bir kolunu omuzlarıma doladı. Üçümüz yan yana durduk. Alper gülümseyerek Köpük’e baktı.

“Güzel aile olduk.”

Ben de başımı onun omzuna yasladım. “Olduk.” Köpük sanki bizi onaylıyormuş gibi kuyruğunu salladı. Gülümseyerek onun başını okşadım. “Bizim kızımız da burada.”

Alper güldü. “Evet. Eksik değiliz.” Birbirimize bakıp gülümsedik. Alper biraz sessiz kaldıktan sonra yüzünde yaramaz bir gülümseme belirdi. “Bir bebeğimiz olsaydı da güzel olurdu aslında.”

Ne dediğini anlamam birkaç saniye sürdü. Ardından kaşlarımı kaldırıp koluna hafifçe vurdum. “Alper!”

Kahkaha atmaya başladı. “Ne var?”

“Ne biçim konuşuyorsun?”

“Gerçeği söylüyorum.”

Bir kez daha koluna vurdum. “Sus!”

Alper gülmeye devam ederken Köpük kucağımda huzursuzca kıpırdandı. “Bak, Köpük bile şaşırdı.”

Alper Köpük’e baktı. “Sen ne diyorsun kızım?”

Köpük sadece kuyruğunu salladı. Ben de başımı iki yana sallayıp gülmeye başladım. “İkiniz de aynısınız.”

Alper omuz silkti. “Bence güzel fikir.”

“Alper!”

“Tamam, tamam!”

Yine kahkahaya boğulduk. Köpük ise kucağımda usulca dururken ben onun başını okşamaya devam ettim…

Koltukta oturmuş, ellerimi birbirine kenetlemiş bir şekilde Alper’i izliyordum. Gergindim. Hem de fazlasıyla. Alper odanın içinde bir şeyleri toparlıyor, eşyalarını çantasına yerleştiriyor, arada bir çekmeceleri açıp kapatıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Sanki birazdan bu evden çıkıp gidecek olan o değilmiş gibi.

Köpük ise bir an bile yanından ayrılmıyordu. Alper nereye gitse peşinden gidiyor, odaya giriyor, tekrar çıkıyor, sonra yeniden yanına dönüyordu. En sonunda Alper eğilip Köpük’ün başını okşadı. “Köpük, sen benimle geliyorsun kızım.”

Başımı hemen kaldırdım. “Saçmalama.”

Alper bana döndü. “Ne?”

“Köpük benimle kalacak.”

“Hayır, Gülce. Köpük benim köpeğim.”

“Bizim köpeğimiz.” dedim sertçe.

“Ben onunla ilgileniyorum.”

“Ben de ilgileniyorum.” Sesim gittikçe yükseliyordu. Alper de artık sakinliğini korumakta zorlanıyordu.

“Ben onu bırakıp gitmeyeceğim.” dedi elindeki kutuyu bırakıp.

“Ben de bırak demiyorum zaten!”

“Öyle konuşuyorsun.”

“Çünkü onu da alıp gitmeni istemiyorum!”

Köpük bir süre ikimize baktı. Sonra yavaşça odadan çıktı. “Gülce, yeter.”

“Yeter olan ne, Alper? Her şeyi kavga hâline getiriyorsun.” Gözlerim dolmuştu ama umursamadım. “Sen gidiyorsun!” Sesim titredi. “Evi terk eden sensin.”

İkimiz de aynı anda sustuk. Ama birkaç saniye sonra tartışma yeniden başladı. Seslerimiz yükseliyor, birbirimizin sözünü kesiyor, ikimiz de kendimizi anlatmaya çalışıyorduk. “Ben ne yapacağım peki?”

“Bilmiyorum!”

“Tabii, sen bilmiyorsun! Çünkü ne söylesem yanlış!” dedi Alper sesini yükselterek. Belki de…”

“Yeter!” Bir anda elimdeki cam bardağı duvara doğru fırlattım. Bardağın duvara çarpmasıyla çıkan ses bütün odayı doldurdu. Cam parçaları yere saçıldı. Bir an donup kaldım. Sonra sol elimdeki acıyla nefesimi tuttum. Alper’in yüzündeki öfke bir anda kayboldu.

“Gülce!” Hızla yanıma geldi. “Manyak mısın sen!?” Elimi tutmaya çalıştı ama hemen durdu. “Cam bardağı niye duvara fırlatıyorsun?”

“Ben…”

Ne diyeceğimi bilemedim. Alper kenarda duran temiz bir kumaşı aldı ve dikkatlice elime bastırdı. “Tut bunu.”

“Alper…”

“Konuşma şimdi.” Sesi hâlâ sertti ama gözlerindeki korkuyu saklayamıyordu. Elimi dikkatlice kontrol etti. “İyi misin?”

Başımı eğdim. “Bilmiyorum.”

Alper derin bir nefes aldı. “Bana bir şey olacak diye değil…” Sözünü tamamlamadan sustu. Sonra elime biraz daha dikkatli bastırdı. “Senin canın yansın istemiyorum, Gülce.”

O cümleyle birlikte içimdeki bütün öfke bir anlığına sustu. Odanın içinde yalnızca ikimizin nefesi ve yerdeki cam parçalarının sessizliği kaldı. Elimdeki kumaşı çekmeye çalıştım. Ona olan öfkem yeniden körüklenmişti. “Bırak beni!”

Alper’in eli bir anda durdu. “Ne?”

“Bırak dedim!”

“Gülce, elin..”

“Umurumda değil!” Elimi kendime çekmeye çalışırken Alper de iyice öfkelendi.

“Benim umurumda!” Sesi odanın içinde yankılandı. Alper’in yüzündeki öfke artık saklanmıyordu. “Sen ne yaptığının farkında mısın?”

“Farkındayım!”

“Hayır, değilsin!”

“Beni rahat bırak!” dedim çırpınırken.

“Rahat bırakayım mı?” Sesini daha da yükseltti. “Camı duvara fırlatıyorsun, elini yaralıyorsun, sonra da bana ‘rahat bırak’ diyorsun!”

“Çünkü gitmek isteyen sensin!” dedim bağırarak. Boğazım yanıyordu.

“Gitmek istemeseydim ne olacaktı?”

“Bilmiyorum!”

“İşte sorun da bu!” Alper bir an ellerini saçlarına götürüp derin bir nefes aldı. Sonra tekrar bana döndü. “Sen böyle yaptığında ne yapmamı bekliyorsun, Gülce?” Cevap veremedim. “Bana kızabilirsin. Bağırabilirsin. İstersen benden nefret ettiğini bile söyle. Ama kendine zarar verecek bir şey yaptığında öylece durmamı bekleme!”

Başımı çevirdim. “Ben bunu yapmak istemedim…”

“Biliyorum!” Alper’in sesi yeniden yükseldi. “Ama yaptın!”

Odanın içinde birkaç saniyelik ağır bir sessizlik oluştu. Alper elindeki kumaşı hâlâ elimin üzerinde tutuyordu. “Bırak beni diyorsun…” Sesi bu kez daha düşüktü. “Ama ben seni öylece bırakıp gidemem.”

Gözlerimi kaldırıp ona baktım. İkimizin de öfkesi hâlâ geçmemişti. Ama o an, ikimizin de aslında aynı şeyden korktuğunu anlayabiliyordum.

Ayrılık…

Alper’in söylediklerinden sonra tek kelime etmeden arkamı döndüm.

“Gülce…”

Cevap vermedim. Koridora çıkıp banyoya girdim ve kapıyı arkamdan kapattım. Lavabonun başına geçip musluğu açtım. Sol elimi soğuk suyun altına tuttum. İçimden bir nefes çektim. Canım yanıyordu ama bunu Alper’e belli etmeyecektim. Artık onun bana acımasını istemiyordum. Gözlerimi kapatıp birkaç saniye öylece durdum. Az önce birbirimize bağırdığımız anlar hâlâ kulaklarımdaydı. Belki de birazdan gerçekten gidecekti. Belki de bu evde onunla geçirdiğim son saatlerdi. Ve ben, bütün bunların ortasında, ona hâlâ ne kadar kırıldığımı bile söyleyemiyordum. Elimi sudan çekip dikkatlice kurularken kapının diğer tarafından Alper’in sesi geldi.

“Gülce?”

Gözlerimi kapattım. “Ne var?”

“İyi misin?”

Soruya birkaç saniye sonra cevap verdim. “İyiyim.” Yalan söyledim. Ama sesimi olabildiğince normal çıkarmaya çalıştım.

“Kapıyı açar mısın?”

“Hayır.”

“Gülce…”

“Alper, bırak beni.” Bu kez sesim daha sakindi. Ama içimdeki hiçbir şey sakin değildi. Kapının diğer tarafında sessizlik oldu. Sonra Alper’in ayak seslerini duydum. Uzaklaştı.

Ben de birkaç saniye daha aynadaki yansımama baktım. Sonra derin bir nefes aldım. Çünkü birazdan bu kapıyı açtığımda, hiçbir şey olmamış gibi davranmak zorundaydım. Musluğu kapatıp ellerimi kuruladıktan sonra banyodan çıkmadan önce bir kez daha etrafa baktım. Gözüm rafta duran küçük parfüm şişesine takıldı.

Onu elime aldım. Şişeyi çevirip arkasındaki etikete baktığımda kaşlarım çatıldı. Son kullanma tarihi iki yıl önceydi. Bir süre etikete öylece baktım. “Bunun da mı son kullanma tarihi varmış?” İstemeden güldüm.

Üç yıldır evliydik. Demek ki bu parfümün tarihi, evliliğimizin daha ilk yılında geçmişti. Ama hâlâ buradaydı. Hâlâ rafta duruyordu. Hâlâ atmamıştık.

Parmaklarım şişenin üzerinde birkaç saniye daha kaldı. Nedense onu elimden bırakmak istemedim. Sonra başımı iki yana salladım. “Saçmalama, Gülce.”

Parfümü yeniden rafa bıraktım. Tam olması gereken yere, sanki hiçbir şey değişmemiş gibi. Ama değişmişti. Belki de o küçük şişe, bizim fark etmeden geride bıraktığımız bir şeyin son hatırasıydı. Ben ise onu hâlâ atamamıştım.

Banyodan çıktığımda koridorda Alper’le karşılaştım. Sanki beni bekliyormuş gibi hemen bana döndü. “İyi misin?”

Daha bir şey söylemesine izin vermeden kaşlarımı çattım. “Rahat bırak beni!” Sesim yine yükselmişti.

“Gülce, sadece…”

“Bir şey istemiyorum!” Tam arkamdan tanıdık bir tırnak sesi duyuldu. Köpük başını bacaklarıma sürtüp yanıma geldi. Ona baktığım anda yüzüm biraz yumuşadı. “Gel kızım.” Eğilip onu kucağıma aldım. Köpük hemen boynumun yanına sokuldu.

Alper bize bakarak ellerini belinde birleştirdi. “Köpük benimle geliyor.”

Başımı kaldırdım. “Hayır.”

“Gülce…”

“Köpük benimle gelecek.”

“Onu benden ayırma.”

“Ben ayırmıyorum. Sen gidiyorsun.”

Alper’in yüzü gerildi. “Ben giderken onu da götürmek zorundayım.”

“Hayır, değilsin.”

“Gülce, o benim..”

“Bizim!” Sesim yeniden yükseldi. Köpük kucağımda kıpırdandı. Alper birkaç saniye bana baktıktan sonra gözleri elimdeki kumaşa kaydı. İfadesi hemen değişti.

“Tamam.”

Şaşkınlıkla ona baktım. “Ne?”

“Kavga etmeyeceğim.” Ses tonu artık daha sakindi. “Seninle bunu tartışmayacağım. Önce eline bakalım.”

“İyiyim.”

“Gülce.” Bu kez sesini yükseltmedi. Sadece ciddi bir şekilde bana baktı. “Lütfen.” Kucağımdaki Köpük’ü biraz daha sıkı tuttum. Alper bir adım yaklaştı ama durdu. “Sonra konuşuruz.”

Gözlerimi kaçırdım. “Konuşacak bir şeyimiz kalmadı.”

Alper’in yüzündeki ifade bir anlığına değişti ama cevap vermedi.

“Yine de önce elin.”

Köpük başını omzuma yasladı. Ben ise hiçbir şey söylemeden onu kucağımda tutmaya devam ettim. Köpük hâlâ kucağımdaydı. Bir elimle onu tutarken diğer elimle başını okşamaya başladım. Parmaklarım tüylerinin arasında yavaşça ilerliyordu. Köpük gözlerini kapatıp başını omzuma yasladı. “Sen benimle geleceksin kızım.”

Alper’in sesi hemen arkamdan geldi. “Gülce, saçmalama artık. Köpük’ü bırak demiyorum. Önce şu eline bakmama izin ver.”

Elimi biraz daha saklamaya çalıştım. “Bir şeyim yok.”

“Bir şeyin yok mu?” Sesinde yeniden öfke vardı ama bu kez öfkesinin altında endişe açıkça hissediliyordu. “Gülce, elin sandığından çok daha kötü.”

“Geçer.”

“Geçer diye bekleyemeyiz.”

Başımı çevirdim. “Ben iyiyim.”

Alper birkaç saniye boyunca bana baktı. Sonra daha sakin bir sesle konuştu. “Güzelim…” Bu hitapla gözlerimi kaçırdım. “Şu yaraya bakmama izin ver. Sonra istersen yine benimle kavga edersin.” Alper elime doğru uzandı ama bana dokunmadan önce durdu. “Lütfen.”

Köpük’ün tüylerini okşamaya devam ettim. İçimdeki bütün öfkeye rağmen, onun sesindeki korkuyu duyabiliyordum. Sonunda elimdeki kumaşı biraz gevşettim. Alper dikkatlice baktı. Yüzündeki ifade bir anda ciddileşti. “Bu derin.”

“Biliyorum.”

“Ve hâlâ ‘bir şeyim yok’ diyorsun.” Alper derin bir nefes aldı. “Tamam. Tartışmayacağım.” Gözlerini elimden ayırmadan devam etti. “Ama bununla ilgilenmemiz gerekiyor.”

Kucağımdaki Köpük başını kaldırıp ikimize baktı. Ben de onun başını okşamaya devam ettim. “Tamam…” Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Alper bunu duyunca biraz olsun rahatladı. Dikkatlice kumaşı kenara çekti. Daha ilk anda yüzüm gerildi. “Ah…” Elimi istemsizce geri çekmeye çalıştım.

“Dur.” Alper hemen bileğimi sabitledi. “Bir saniye.”

“Canım yanıyor!” diye çığlık attım

“Biliyorum.”

“Biliyorsan bırak!”

“Bırakırsam daha kötü olacak.”

Dişlerimi sıktım. Alper mümkün olduğunca dikkatli davranmaya çalışıyordu ama yaptığı her küçük hareket bile canımı yakıyordu. “Alper, yavaş!”

“Yavaşım.”

“Değilsin!”

“Gülce, elimden geleni yapıyorum.”

“Siktir!” Gözlerimi sıkıca kapattım. “Canımı yakıyorsun, öküz!” Alper hiçbir şey söylemeden işine devam etti. Ben ise öfkeyle ona bakmaya çalışıyordum ama gözlerim yeniden dolmuştu.

“Bitti.” Alper elindeki kumaşı düzeltti ve elimi dikkatlice bıraktı. “Bitti.”

Birkaç saniye boyunca ona baktım. Sonra sinirle diğer elimle sırtına bir kez vurdum. “Öküz.”

Alper başını bana çevirdi. “Başka?”

“Başka mı? Kocaman bir öküz.”

Alper derin bir nefes verdi. “Tamam.”

“Tamam ne?”

“Öküzüm.”

Kaşlarımı çattım. “Sinir bozucusun.”

“Biliyorum.”

“Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorsun.”

“Onu da biliyorum.”

“Bir de cevap veriyorsun!”

Alper’in yüzünde küçücük bir gülümseme belirdi ama hemen kayboldu. “Çünkü hâlâ konuşabiliyorsun. Demek ki biraz daha iyisin.”

Gözlerimi devirdim. “Hiç komik değil.”

“Komik olsun diye söylemedim.”

Aramızdaki sessizlik yeniden ağırlaştı. Az önceki kavga hâlâ ikimizin arasında duruyordu. Ne söylediklerimizi unutmuştuk ne de birbirimize olan kırgınlığımız geçmişti. Alper yalnızca yarama bakmıştı. Ben de yalnızca canım daha fazla yanmasın diye onun yardımına izin vermiştim. Hepsi buydu.

“Şimdi siktir git başımdan.”

Alper birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Sonra hiçbir şey söylemeden geri çekildi. Ben de Köpük’ü kucağımdan indirip koltuğa doğru yürüdüm. Kendimi koltuğa bıraktım. Başımı arkaya yaslayıp gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım. Göğsüm sıkışıyordu, gözlerimin dolduğunu hissediyordum. “Hayır…” Fısıltıyla kendi kendime söyledim. “Ağlamayacağım.”

Gözlerimi daha sıkı kapattım. Ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım, boğazımdaki düğüm çözülmüyordu. Alper’in az önceki sesi hâlâ kulaklarımdaydı. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Onun karşısında özellikle ağlamayacaktım.

Başımı yana çevirip derin bir iç çektim. Köpük sessizce yanıma gelip ayaklarımın dibine oturdu. Elimi uzatıp başını okşadım. “Sen kal. Sen gitme.” Köpük başını dizime yasladı. Ben de gözlerimi kapattım. Bir damlanın yanağımdan süzülmesine izin vermeden önce elimle hızlıca sildim. “Ben ağlamıyorum.” Kendi kendime söylediğim bu cümleye bile inanmadığımı fark ettim.

Ellerim titremeye başlayınca yavaşça eğildim ve Köpük’ü yerden kaldırıp yan tarafa indirdim. “Git kızım… biraz bekle.” Köpük birkaç adım uzaklaşıp bana baktı. Ben ise başımı öne eğdim. Ve artık kendimi tutamadım. İlk gözyaşı yanağımdan süzüldüğünde hemen sildim. Ardından bir yenisi geldi. “Hayır…”

Nefes almaya çalıştım ama göğsümdeki sıkışıklık yüzünden nefesim düzensizleşti. Öksürmeye başladım. Öksürüklerim arttıkça nefesimi toparlamak daha da zorlaştı. Alper’in sesini duydum az çok. “Gülce?” Cevap veremedim. Bir kez daha öksürdüğümde Alper hemen yanıma geldi. “Gülce!”

Başımı kaldırmaya çalıştım ama gözyaşları yüzünden onu doğru düzgün göremiyordum. Alper hiç düşünmeden yanıma çöktü ve beni sıkıca kendine çekti. “Yapma, lütfen.” Kolları etrafımdaydı. “Lütfen böyle yapma.” Başımı göğsüne yasladım. Bir an direnmeyi düşündüm ama artık gücüm kalmamıştı. Kollarımı onun etrafına doladım. Sıkıca sarıldım ve ağlamaya devam ettim. Alper hiçbirşey söylemeden saçlarımı okşamaya başladı. Ben ise onun omzuna yaslanmış, nefesimi toparlamaya çalışırken gözyaşlarımı durduramıyordum.

Az önce birbirimize bağırmıştık. Birbirimizi kırmıştık. Hâlâ aramız açıktı. Ama şuan hiçbirimiz bunları düşünmüyorduk. Alper’in sesi kulağımın yanında yeniden duyuldu. “Tamam… ağla.” Gözlerimi kapattım. “Buradayım.” Bu cümleyle birlikte daha da sıkı sarıldım. Çünkü gitmesini istemediğimi söylemeye gururum yetmiyordu.

Alper mutfakta bir şeyler hazırlarken ben salonda Köpük’le oynuyordum. Köpük elindeki oyuncağı bir türlü bırakmıyor, ben de onu yakalamaya çalışıyordum. “Ver bakalım onu.” Köpük oyuncağı daha sıkı ısırdı. “İnatçı kız.” Kahkaha atıp oyuncağı biraz daha çektim. Tam o sırada mutfaktan Alper’in sesi geldi.

“Ben çıkıyorum.”

Başımı hemen ona çevirdim. “Ne?”

Alper mutfaktan çıkıp üzerini giymek için odasına doğru ilerledi. “İşe gideceğim.”

Köpük’ün oyuncağını bıraktım ve ayağa kalktım. “Gitme.”

Alper durup bana baktı. “Ne?”

Yanına doğru yürüdüm. “Bugün de gitme.”

Alper gülümsedi. “Gülce, işe gitmem gerekiyor.”

“Gitme işte.”

“Nasıl gitmeyeyim?”

“Gitme.”

Alper güldü. “Başka bir sebep?”

“Seninle vakit geçirmek istiyorum.”

Bu kez yüzündeki gülümseme biraz daha yumuşadı. “Bugün de mi?”

“Evet.” Kollarımı göğsümde birleştirdim. “Hem Köpük’le oynarız, sonra film izleriz. İstersen birlikte bir şeyler yaparız.”

Alper birkaç saniye düşündükten sonra derin bir nefes verdi. “Tamam.”

Gözlerim büyüdü. “Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

“İşe gitmeyecek misin?”

“Gitmeyeceğim.”

Sevinçle ona sarıldım. “Yaşasın!”

Alper kahkaha attı. “Bir gün işe gitmedim diye bu kadar sevinilir mi?”

“Sevinilir.”

Köpük de yanımıza gelip bacaklarımızın arasında dolaşmaya başladı. Alper eğilip onun başını okşadı. “Bak, senin yüzünden işe gidemiyorum.” Köpük kuyruğunu salladı. “Hiç umurunda değil.”

Ben de gülerek Alper’in koluna girdim. “Bugün bizimlesin.”

Alper başını bana çevirip gülümsedi. “Bugün sizinleyim.”

O zamanlar bir kelimeyle Alper’i durdurabiliyordum. Şimdi ise aynı kelime boğazımda düğümleniyordu. “Gitme ya.” Diyemiyordum gitmemesi için.

Gözlerimi kapattım. İçimde biriken her şey, sanki bir anda üzerime çökmüştü. Artık dik duracak hâlim kalmamıştı. Bütün ağırlığımı Alper’e bıraktım. Alper’in kolları beni tutarken başımı göğsüne yasladım. Çok yorulmuştum. Hem bedenim hem de zihnim. Nefesimi yavaşlatmaya çalıştım ama gözyaşlarım hâlâ durmuyordu.

“Bunu…” Sesim titredi. “Bunu bana yapma…” Sanki uyku ile uyanıklık arasında konuşuyordum. Aynı cümleyi yeniden, daha kısık bir sesle söyledim. “Bunu bana yapma…”

Alper’in kolları etrafımda biraz daha sıkılaştı. Ben ise gözlerimi açmadım. Çünkü açarsam, her şeyin gerçek olduğunu yeniden görecektim. Alper’in gideceğini, bizim ayrılacağımızı ve benim artık ona “gitme” diyemeyeceğimi. Başımı göğsüne biraz daha yasladım. “Ne olur…” Cümlem yarım kaldı. Uykunun ağırlığı gözlerimi daha da kapattı. Zar zor fısıldadım “...yapma.” diye.

Alper’in eve gelmesini bekliyordum. Köpük yanımda uzanmış, başını dizlerime yaslamıştı. Bir elimle onun tüylerini okşarken diğer elimde telefonumu tutuyordum. Alper bana saat beşte evde olacağını söylemişti. Ama saat çoktan altı buçuğu geçmişti. Telefon ekranına yeniden baktım. Dört kere aramıştım ama cevap vermemişti. “Alper…” Telefonu tekrar aradım ama yine açmadı. İçimdeki endişe giderek büyüyordu. Belki yoldaydı, belki telefonu sessizdeydi. Aklıma türlü türlü şey gelmeye başlamıştı. Gözlerim doldu. Köpük başını kaldırıp yüzüme baktı. “Bir şey yok kızım.” Sesim titriyordu. “Gelecek.”

Ama bunu söylerken kendimi ikna etmeye çalışıyordum. Telefonu avucumun içinde sıktım. Tam gözyaşlarım yanağımdan süzülecekken kapının kilidi döndü. Başımı hızla kaldırdım. Alper içeri girdi ve elindeki çantasını yere bırakırken bana baktı. “Geldim güzelim.”

O an içimdeki bütün korku çözüldü. Hiç düşünmeden yerimden kalkıp ona doğru koştum. Alper daha ne olduğunu anlayamadan boynuna sarıldım. “Gülce?”

Cevap veremeden ağlamaya başladım.

“Ne oldu?”

Başımı onun göğsüne gömdüm. “Çok korktum.”

Alper’in kolları hemen etrafımı sardı. “Geldim ya.”

“Aradım seni.”

“Biliyorum, telefonumun şarjı bitmiş.”

“Bir daha yapma.”

Sesim ağlamaktan titriyordu. “Ne?”

“Bunu bize yapma.”

Alper sakince saçlarımı okşamaya başladı. “Tamam.” Tam o sırada Köpük de yanımıza geldi. Alper eğilip onu yere bıraktığında Köpük hemen bacaklarının etrafında dönmeye başladı. Kuyruğunu öyle hızlı sallıyordu ki bütün bedeni hareket ediyordu.

“Bak kim gelmiş!” Köpük Alper’in bacağına patilerini koyup zıplamaya başladı. Alper gülerek eğildi. “Özledin mi beni kızım?”

Köpük yeniden zıpladı. Ben gözyaşlarımı silmeye çalışırken ona baktım. Sonra eğilip Köpük’ü kucağıma aldım. Köpük hemen boynuma sokuldu. “Sen de çok korktun, değil mi?”

Köpük yüzümü yalayınca istemsizce güldüm. Alper bize bakıyordu sevgiyle. “İkinizi de fazla bekletmişim.”

Başımı salladım. “Bir daha böyle geç kalma.”

“Tamam.” Alper alnıma minik bir öpücük kondurduktan sonra Köpük’ün başını okşadı. “Bir daha yapmam.”

Alper’in alnıma kondurduğu küçük öpücüğün ardından birlikte koltuğa geçtik. Köpük de hemen peşimizden geldi. Ben koltuğa oturur oturmaz Köpük kucağıma çıktı. Birkaç saniye sakin sakin durduktan sonra bir anda ayağa kalkıp zıplamaya başladı. “Köpük!”

Kahkaha atarak onu tutmaya çalıştım. Ama Köpük hiç duracak gibi değildi. Alper de yanımıza oturup gülmeye başladı. “Bu kızın enerjisi nereden geliyor?”

“Bilmiyorum.” Köpük bir kez daha zıplayınca onu kucağımda tutup gülerek tüylerini okşadım. “Biraz sakin ol kızım.”

Köpük sanki beni hiç duymamış gibi yeniden hareketlendi. Alper başını iki yana salladı. “Böyle bir şey görmedim.”

“Bizim köpeğimiz.”

“Tabii.”

Köpük yeniden zıplarken Alper ona bakıp ciddi bir yüz ifadesi takındı. “Böyle hareketli bir gelecekte bebeğimiz olursa yandık.”

Bir an donup kaldım. Alper’e baktım. “Ne?”

Alper gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. “Ne var?”

Yüzümün ısındığını hissedince hemen Köpük’e döndüm. “Saçmalama!”

Sesim beklediğimden daha yüksek çıktı. Alper kahkahayı patlattı. “Niye bağırıyorsun?”

“Çünkü saçmalıyorsun!”

“Ben sadece ihtimali söyledim.”

“Hiçbir ihtimali falan söyleme!”

Alper hâlâ gülüyordu. Ben de utanarak yüzümü başka tarafa çevirdim. Köpük ise hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi kucağımda yeniden zıplamaya başladı. Alper ona bakıp başını salladı. “Bence gerçekten yandık.”

“Alper!” Kahkahamız yeniden yükseldi. Ben de istemeden gülmeye başladım. “Çok saçmasın.”

“Biliyorum.”

Köpük ikimizin arasında zıplamaya devam ederken, o akşamın geri kalanını kahkahalarla geçirdik…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.