İşe başlayalı henüz iki gün olmuştu.
Masamdaki dosyaları düzenlerken ofisin içinde garip bir sessizlik oluştu.
Klavyelerin sesi bile kesilmişti.
Başımı kaldırdığımda herkesin aynı yöne baktığını gördüm.
“Ne oluyor?” diye fısıldadım.
Elif telaşla ayağa kalktı.
“Bay Demir geliyor.”
İçimden gülmek geldi.
Bir insanın gelişi gerçekten bu kadar olay olabilir miydi?
Koridordan ağır adım sesleri yükselmeye başladı.
Tak…
Tak…
Tak…
Ne hızlı ne yavaş…
Kendinden emin.
Sanki binanın sahibi değil de bütün şehrin sahibiymiş gibi yürüyordu.
Merak edip başımı kaldıracakken Elif kolumu hafifçe tuttu.
“Sakın dik dik bakma.”
“Neden?”
“Çünkü kimse bakmaz.”
Bu cevap daha da meraklanmama neden olmuştu.
Ben yine de göz ucuyla koridora baktım.
Önce siyah ayakkabıları göründü.
Ardından kusursuz ütülenmiş siyah takım elbisesi…
Kolundaki saat güneş ışığını yansıtıyordu.
Yüzünü tam göreceğim sırada arkamdan biri seslendi.
“Arya Hanım, şu dosyayı alabilir miyim?”
Başımı çevirdim.
Tekrar koridora baktığımda ise adam çoktan asansöre binmişti.
Yüzünü görememiştim.
Öğle arasında Elif’le birlikte yemekhaneye indik.
“Bu Bay Demir kim?” diye sordum.
Elif çatalını bırakıp etrafına baktı.
“Burada onun hakkında fazla konuşulmaz.”
“Neden?”
“Çünkü kulağına gider.”
“Bir CEO sonuçta.”
Elif hafifçe güldü.
“Keşke sadece CEO olsa.”
Bu cümle hoşuma gitmemişti.
“Sence insanlar neden ondan bu kadar korkuyor?”
“Bilmiyorum.”
Ama gözleri bana başka bir şey söylüyordu.
Sanki biliyor ama anlatamıyordu.
Aynı saatlerde…
Binanın en üst katında.
Camdan bütün İstanbul ayaklarının altındaydı.
Masasının üzerinde onlarca dosya duruyordu.
Aras Demir dosyaları tek tek inceliyor, hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyordu.
Kapı çalındı.
“Gel.”
İçeri siyah takım elbiseli genç bir adam girdi.
“Murat.”
“Evet patron.”
“Yeni başlayan personeller.”
Murat masaya ince bir dosya bıraktı.
“Hepsi burada.”
Aras dosyaları tek tek çevirdi.
Bir anda eli durdu.
Fotoğraftaki genç kadına birkaç saniye sessizce baktı.
Arya Aktaş.
İzmir.
22 yaşında.
Yeni taşınmış.
Referansı yok.
Temiz sicil.
Aras dosyayı kapatmadı.
“Bu kız.”
Murat başını kaldırdı.
“Evet patron?”
“Neden İstanbul’a gelmiş?”
“Normal bir iş başvurusu gibi görünüyor.”
Aras gözlerini dosyadan ayırmadı.
“Normal insanlar geçmişlerinden kaçarak gelmez.”
Murat sessiz kaldı.
Aras dosyayı tekrar masaya bıraktı.
“Takip edin.”
“Anlaşıldı.”
Murat odadan çıktı.
Aras yeniden camın önüne geçti.
İçinde açıklayamadığı bir his vardı.
Sanki bu kızın gelişi…
Tesadüf değildi.
Mesai bitmişti.
Arya binadan çıkıp durağa doğru yürümeye başladı.
Tam kulaklığını takacağı sırada önünde siyah bir araç durdu.
Kapısı yavaşça açıldı.
İçeriden inen adamı ilk kez net gördü.
Uzun boylu.
Siyah takım elbiseli.
Keskin çeneli.
Soğuk bakışlı.
Adam bir anlığına gözlerini Arya’ya çevirdi.
İkisi de tek kelime etmedi.
Sadece birkaç saniye…
Göz göze kaldılar.
Sonra adam hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp binaya girdi.
Arya ise olduğu yerde kalmıştı.
Nedense…
O yabancının bakışları, bütün gün aklından çıkmayacaktı.