Bölüm 2 – Io Sono Gabriella
Bölüm Şarkısı:
🎵 “Dark Paradise” – Lana Del Rey
“Every time I close my eyes, it’s like a dark paradise...”
_________
Adımlarım taş zeminde sertçe yankılanıyordu. Dün geceki kart masasının ağır kokusu — sigara, viski ve gerilim — hâlâ üzerimdeydi. Her nefeste o anı tekrar yaşıyordum.
Ben Gabriella Moretti’yim.
Napoli’nin en karanlık ismiyle anılan adamın tek kızı. Cesare Moretti’nin kanlı mirasının varisi. Dışarıdan herkes beni zarif, sessiz ve tehlikeli derecede güzel sanır. Ama gerçek çok daha basit ve çok daha kirli:
Ben bir canavarım.
Küçükken oyuncak bebeklerle değil, babamın masasındaki haritalar ve silah parçalarıyla büyüdüm. İlk kanımı döktüğümde on yaşındaydım. Gülümsemeyi öğrendiğim gün, aynı anda yalan söylemeyi de öğrendim. Bu dünyada masum kalanlar çok çabuk ölür.
Dün gece o masada babamı bile yendim.
Herkesin gözleri önünde.
Ama zaferin tadı yoktu. Sadece derin bir boşluk hissettim.
Çünkü o masada oturan tek kişi vardı ki, onu yenmek yetmiyordu. Onu ezmek, parçalamak, yok etmek istiyordum.
Matteo De Luca.
O lanet soyadını her duyduğumda midem kasılıyor. De Luca’lar annemin ölümünde parmağı olan aile. Babamın en büyük düşmanı. Ve o piç kurusu, her nefesiyle varlığıma meydan okuyor gibi.
Ondan nefret ediyorum.
Hem de delicesine.
Odamın kapısını arkamdan kapattığım anda maskem tamamen düştü. Sırtımı kapıya yasladım ve yavaşça yere kaydım. Ellerim hafif titriyordu. Hançerimi baldırımdan çıkardım, parmaklarımın arasında çevirdim. Soğuk metal her zamanki gibi beni sakinleştirdi.
Gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım.
Ona dokunursam... onu öldürürüm.
Ya da o beni öldürür.
Bu düşünceyi aklımdan atmaya çalıştım ama yapamadım. Matteo De Luca’yı düşünmek bile içimi zehirliyordu.
Ertesi Sabah – Scuola del Silenzio
Sabah erken saatlerde okula geldim. Siyah çantamı omzuma atmış, koridorda yürüyordum. Yüzüm her zamanki gibi ifadesizdi.
“Gabiiiiiiii!”
Aria Conti koşarak yanıma geldi ve koluma yapıştı. Her zamanki enerjik haliyle bana sarıldı.
“Kızım dün gece efsaneydin! Herkes senden bahsediyor. Babana rest çektin ha? Gerçekten Cesare’yi yendin mi? Anlat hadi, detay detay!”
Hafifçe güldüm. Aria’ya karşı biraz daha rahat olabiliyordum.
“Evet yendim. Ama o kadar abartılacak bir şey değildi. Sadece herkesin sandığından daha iyi oynuyormuşum.”
Aria gözlerini kocaman açtı ve koluma daha sıkı tutundu. Sesini alçaltarak merakla sordu:
“Peki Matteo De Luca? O da masadaymış! Tanrım, ikiniz aynı masada… Gerilimden öleceğim. Sana nasıl baktı? Sen ona? Yine birbirinizi öldürecek gibi miydiniz yoksa başka türlü mü?”
Bir an durakladım. Matteo’nun ismini duyunca çenem gerildi. Aria’ya dönüp omuz silktim.
“Nasıl baksın ki? O iğrenç De Luca piçiyle göz göze gelmek bile midemi bulandırıyor. Ona baktığımda sadece öldürmek istediğim bir adam görüyorum. Bir an önce gebermesini istediğim biri.”
Aria kıkır kıkır güldü ve kolumu salladı:
“Offf yine başladın! Bence aranızda başka bir şey var. O kadar yoğun bakıyorsunuz ki… Nefret mi, yoksa başka bir şey mi, karar veremiyorum.”
Gözlerimi devirdim ama dudaklarımda hafif bir tebessüm belirdi.
“Aria, saçmalama. O adamla aramda tek bir şey olabilir: Ölüm. Ya ben onu öldürürüm ya o beni. Başka hiçbir şey yok.”
Aria göz kırptı ve muzip bir sesle fısıldadı:
“Henüz yok diyorsun yani…”
Omzuna hafifçe vurdum.
“Kes sesini. Yoksa seni de hançerlerim.”
İkimiz de güldük. Ama gülüşümün arkasında ciddiydim.
Koridorun sonuna yaklaştığımızda onu gördüm.
Matteo.
Duvara yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuş, doğrudan bana bakıyordu. Bakışlarımız kesiştiği anda etrafımızdaki hava ağırlaştı.
Aria kolumu bıraktı ve “Oha, geliyor…” diye fısıldadı.
Yürümeye devam ettim. Matteo da yerinden ayrıldı. Tam ortada karşılaştık.
Birkaç saniye birbirimize baktık. Nefretim gözlerimden akıyordu.
Matteo alçak ve küstah bir sesle konuştu:
“Dün gece şanslıydın, Moretti.”
Dudaklarım alaycı bir şekilde kıvrıldı. Sesim zehir gibiydi:
“Şans değil, De Luca. Senin gibi aptalların anlayamayacağı bir şey.”
Matteo bir adım yaklaştı. Bakışları yüzümde gezindi.
“Bir gün o masada seni dizlerinin üzerine çökerteceğim.”
Soğuk bir kahkaha attım.
“Denersen seni öldürürüm. Hem de zevkle.”
Arkamı döndüm ve yürümeye başladım. Aria hemen peşime takıldı.
Ama hissettim.
Matteo hâlâ arkamdan bakıyordu.
Ve o bakışta nefret kadar tehlikeli başka bir şey daha vardı.