İçeriğe geç

Sana 7 kala

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Sana 7 kala

Bölüm 1

1. Kafamdaki durgunluk

Sana 7 KALA

Hayat çok ilginç bir kavram.Bi an akıp giderken kimi zaman bir dakika zamanın içinde akıp geliyor kuş misali yuvadan ailemizden sevdiklerimizden dertlerimizden arınıp uçarken dilediğim herkese ve herşeye rağmen ayakta kalabilmekti kalamadım ama kalabilen biri varsa oda ruhtu bana göre pes etsen edemez kalsan kalamaz sadece ve sadece ilahi takdire boyun eğen yüce bir varlık..

benim hayat hikayem ise boyun eğen,fakat içinde bulunduğu kötü ruhların arasında bile parlayan 2. Bir şansı hak eden.. o ruhum.

Firuzeden izmir 2026 ..

-başın sağ olsun firum.

Diye bir ses duydu, dalmışım kafamı gözlerimi ayıltırcasına kapayıp açtım.Kurumuş dudaklarımı yaladım;

-dostlar sağ olsun canım, dedim. yapay bir gülümseme ile

Kimseye gülmek istemiyordum. gülmeyi bırak ölmek istiyordum bi insan kötü anlarında rol yapamaz. Ama ben güçlü gözükmek için yapabilirdim bu gün olamazdı kime güclü gözükeceğim ki?

Yavaşça anneme döndüm saçı dağılmış gözleri kıpkırmızıydı kaşlarımı çattım neden buraya gelmişti ki? Kızını 12 yaşında bırakıp izlandaya taşınan o değilmiydi babamı yalnız bırakan,bizi onsuzluğa beni annesizliğe sürükleyen ayda 1 aradığı bazende 3 ayda bir varlığını unuttuğu sözde evladıydım.

Onun babamı zamanında sevdiğini biliyordum ama bana olan sevgisi sorgulanırdı keşke bizimle ayda bir görüntülü konuşmak dışında bir amacı olsaydı annelik dışında tüm vasıflara sahipti.

Annem bana dönüp elindeki tabağı bana doğrulttu çatalında bi parça pilav alıp bana uzattı ağzımı açmayınca geri indirdi ve ağzı sonunda açıldı

-firuzem yemek yesene baban duymasın ağlar aç kalma canım benim

dedi ve sırtıma dokunmak için eli havaya kalktı bana dokunmak için hareket ederken elini sertçe ittim. Kimdi o ki bana dokunabilir?

-BIRAK NE YAPIYORSUN BANA ELİNİ SÜRME SAKIN diyerek çemkirdim aptal değildim babam yoktu..

Babam

Benim

Babam.

Ellerimi yüzüme örttüm hıçkırıklarımla boğulurken en yakın arkadaşım koşarak yanıma geldi gözlerinde yoğun hüzün vardı

babasını kaybetmemişti ama Maria vatanında yani lübnanda asker abisini kaybetmiş şehit düştüğü sırada 12 yaşındaymış abi tanımı ona baba gibi geldiği için beni anlıyordu.tek arkadaşım ve asosyalliğimi kırdığım tek insan..

Ellerimi tutup bana baktı

-bana bak firuze bak ağlama yapma takma annen kadın seni düşünüyor inat etme

Benimi?histerik güldüm sinirle güldüm ona baktım

-maria annemi duydunmu ağlarmış babam hah öldü be benim canım toprağa girdi

Derken gözlerim yeniden doldu; onun yokluğu, henüz yeni başlamış olmasına rağmen, şimdiden göğsüme ağır bir taş gibi oturmuştu. Derin bir nefes aldım, boğazımdaki düğümü çözmek istercesine ciğerlerimi havayla doldurdum. Yanımdaki biri sessizce bana su uzattı. Titreyen ellerimle bardağı aldım, küçük bir yudum içtim; su, kuruyan boğazımı hafifçe rahatlattı ama kalbimdeki yangını söndürmedi. Gözlerimi peçeteyle sildim, içimdeki boşlukla doğruldum ve ağır adımlarla taziye evinden, yani babaannemin evinden çıktım.

Dışarıda hava serindi; sokaktan hafif bir rüzgâr esiyor, yapraklar ayaklarımın dibinde savruluyordu. Uzun, derin nefesler alarak ara sokakta yürümeye başladım. Her adımda, sanki bedenimle birlikte yüküm de ağırlaşıyordu. Günlerdir telefonuma dokunmamıştım; sessizlikle baş başa kalmıştım. Sonunda çantamdan çıkarıp ekranı açtım. Ekran bir anda yüzlerce bildirimle doldu; başsağlığı mesajları, geçmiş olsun dilekleri… Her bir kelime ruhuma dokundu ama aynı zamanda yokluğunu daha da hissettirdi.soluklar alarak ara sokakta yürümeye başladım günlerdir telefonuma bakmıyordum açıp baktım ve yüzlerce başsağlığı mesajı..

Hiçbirine bakmadan hızla deniz kenarına yürüdüm izmirin denizi… unutulmazdı hele o suyu. Babamla hayatımız burada geçti unutmak mümkün değildi 21 yıllık hayatımın en boş zamanı babamsızlıktı aklıma babam geldikçe kafayı yiyecek gibi oluyordum telefonum çaldı

Caner arıyor….

Derin bir nefes alarak telefonuma baktım. “Kızım, neredesin? Meraktan ölüyorum, hemen konum at,” diye söylendi bana

Gözlerimi kapattım, uzun uzun soluk aldım. “Sahildeydim ama geziyorum, gelme Caner. İyi değilim. Biraz yalnız kalmam gerekiyor, inan bana en doğrusu bu,” diye cevap verdim.

“Kızım, babanı sevdiğini biliyorum ama bu kadar da değil. Ölmek istiyorsun, deli misin sen?” diye yanıtladı.

“Caner,” diye dedim kısık sesle içimden.

Canım sıkılmıştı. Gerçekten zor bir dönemden geçiyordum. Avukat olmuştum ama daha aylar olmuştu ve babamın sevincini görememek beni daha da üzmüştü. Daha çok erken olduğunu hissediyordum. Daha değildi daha çok erken baba.

Onun neler dediğini umursamadan hızlıca kapattım telefonunu suya attım sesli çığlık atıp yere çöktüm insanların neler dediğini umursamadım

benim babam ölmüştü onların değil onların babası hem anne olup hem arkadaş hem baba olamazdı olabilirmiydi? Hadi firu baban gitti ölsene at kendini suya bitir hadi hadi

Kafamdaki sesler susmuyordu kafamı iki yana salladım

Sakinleşmeyi bekledim ve yavaşça ayağa kalktım kollarım bedenim üşüyordu o sırada caddeden geçen 7 tane klasik araba ve şarkı olarak

Öyle bir geçer zamanki

Dediğim aynığı ile baki

Öyle bir geçer zamanki

.

.

Duyduğum müzik babamı hatırlattı ölümüne aylar önce sahilde beraber iken birlilteydik.

Sabahın erken saatleri, buz gibi bir hava İstanbul’u sarmıştı. Saat henüz altıydı, ama babam çoktan uyanmıştı. Hafif kırlaşmış saçları, ela gözleri ve güzel yüzüyle, unutulmayacak kadar güzel bir babaydı. “Babaaa yapma, su buz gibi sabah 6,” diye seslendim ona. Gülerek bana baktı, o gülüşüyle içimi ısıttı.

Yirmi yıldır, her fırsatta İstanbul’a gitmeyi teklif ederdi. “Gidelim,” derdi, “sen ağlardın gidelim diye.” Ama şimdi, avukat olduğumda, sosyetemi olduğumda, gidecek zamanımız mı kalmıştı? “Yahu babacım, gir,” dedim, “yirmi senedir sen ağlardın gidelim diye, ne oldu? Avukata oldum, sosyetemi oldum.” Gülerek, hatta güçlü kahkahalar atarak, babamın omzuna acıtmayacak şekilde vurdum.

“İlahi baba, ne sosyetesi,” dedim, “sen İstanbul’u görsen, okulum olmasa oradakileri istemem bile. Sen yetersin. İmzirim ve canım babam.” Ama içimden bir ses, bir yıl bile olsa insanın suya hasret kalabileceğini fısıldıyordu. O an, geçmişin tatlı anılarıyla doldu içim. İstanbul’un sokaklarında birlikte yürüdüğümüz günleri, Boğaz’ın serin esintisini, simit kokusunu hatırladım. Babamın bana anlattığı hikayeleri, gülüşünü, her şeyini özledim.

Zaman akıp gidiyordu, ama o an, benim için sonsuza dek kalacaktı. Babamla paylaştığımız o özel anılar, kalbimde bir hazine gibi saklı kalacaktı. Ve ben, o anıların ışığında yoluma devam edecektim.

-sen allahtan burdasın be firuzem ya savcı olsaydın onun sınavı cartı curtu ömrüm yetmezdi Allah uzun sağlıklı ömür verse

Gözlerimi korkuyla kırpıştırdım aman ölmesindi o benim babamdı ilk aşkım annem herşeyimdi

-amann baba o ne biçim laf sana bazen kızıyorum ağlatıyorsun bilerek suya giriyorum gelme yanıma

Dedim ve koşarak suya atladım iskeleden atlamak ne keyifliydi ihtiyar ise kenardan merdiveni kullanıyordu aman 4 sene önce 10 çeşit atlama çeşidi denemiştik yüzmeyi bilen en iyilerindendi belki profesyonel atletik yüzücü değildi ama benim babamdı anılar..

Derin düşüncemden sıyrıldım ve aradan dakikalar geçse bile anlamamıştım. Yavaşça tebessüm ettim, sanırım delirmiştim. “Aha, zırlattık!” ve “Firu, sen koskoca firuze, erden git, delir!” diye kendi kendime bağırdım. Yürürken kendi kendime “Hah!” sesi çıkardım. Yanımdan yürüyen kadınlar bana bakıp “Cık cık!” yaptıklarında kendime engel olamıyordum.

-noluyo hanımlar sokakta ses çıkarmak yasakmı kamu yerindeyiz anayasanı-

derken birine çarptım yüzüne bile bakmadan hızla eve koştum.

yağmur başlamıştı eve 40 dakika rötarlı vardıktan sonra ıslak kara saçlarımı sıktım,dudaklarım kanamış karnım açlıktan gurulduyordu hemen su içip duşa gittim küvette sıcak suyu açtım doldurdum

O sırada salona yöneldim ki kutu vardı nerden gelmişti evime birimi girmişti?kutuyu salladım içi dolu gibiydi taziye için bırakılan bir hediye olabilirdi çünkü renkli bir hediye değildi

dışı siyahkurdele ile bağlanmış siyah işlemeli bir kutuda gönderilmişti elimden bi tık büyüktü ve dantel işlemeli mühürü olan bir zarfı vardı beyaz zarfı yırtıp açtım

“Ebediyet sonsuzluk ise ölüm nedir ki o zaman her sona karşı çıkan bir başlangıçmı? Yada bir zindan ” okuduğumdan etkilenmiştim şiir gibi yazılmış olan bu söz bana farklı bir his vermişti kimdi bu? Babam olsaydı bu Kadar edebi yazamazdı neydi bu?

Yırtıp açtıktan sonra içinden defter ve anahtar çıkmıştı skaşlarımı çattım ve inceledim.dışı eski kabartmalı olan siyaha yakın bronz anahtarlıktı

Defterin üzerinde altın işlemeli kızıma.. yazıyordu gözlerim yeniden doldu bakmayacaktım o ölmedi ölemezdi onun bunu yazdığına imkan veremezken nasıl olurda bu sözü yazıp gitti? Ne uğruna baba? atlatamıyordum bunları defteri hızlıca kenara atıp banyoya gittim mumlarımı yakıp ışıklarımı kapattım ortamın sessizliği mumun ışığı dinginleştiriyordu insanı

Gözlerim ağrıyordu. Ellerimi ovup kan akışı yaptım üstümü parça parça çıkarttım en son tamamen çıplak kaldığımda sıcak suya girdim gevşemiştim yavaşça elimdeki anahtarı inceledim

acaba neyindi hangi kapıyı açıyordu bunu düşünürken babamın o defterde bana ne dediğini merak ettim elimde anahtarla oynamaya kafamı dağıtıp bunu neden bıraktığına dair kafa yormaya başladım

Ne demişti firuze? Gözlerim yandı anahtarı sıktım ağlamak zayıflıktı bunu unutmam lazımdı ama sıktıkça içimde bireyler daha çok kopuyordu derin nefes aldım ve anahtarı muma yaklaştırdım yeni hayat yeni başlangıç yakarsam babamın verdiği son parça bana vasiyeti olanı bitirip yeni başlangıça imza atacağım

Değilmi

Yeni hayat babanı unutmak demek sohbet arasında sokakta insanların yüzüne bakarken babanı arayacak yalnız olduğunu hatırlayacaksın unutma

Sen

Hiçsin

Halit ender olmadan

Hiçsin

Gözlerim sel olmuşken anahtarın ucu erimişti biraz daha kaynarsa suya düşecekti umursamadım bekledim tam düşeceği sırada anahtarla birlikte kendimi suyun içine ittim;boğulsam. Yada ölsem bi ihtimal babamın yanına giderim yada onunla birlikte olmaya,ama ben kendimi öldürürsem cennete giremem. Babam orada yalnız kalır ama denemem lazım ebediyet benim huzurum olacak.

Anahtar suda fokurdamaya cızırtılı sesler duymaya başladım normaldi kafamdaki seslerdi gözlerimi sımsıkı kapattım önemsizdi suyun içinde hafif deprem hissi olmaya başladığında bi an sadece bi an korktum ama o benim suda çırpınışlarımdı ama bu artıyordu ben bu kadarı yapamazdım bekledim az kalmıştı ölücektim son birkaç saniyem belki 23 22..

Baba ben gelecektim senin yanına kızma ama erken değilki kimsesiz kalmak bana göre değil ki baba bekle az kaldı biraz daha duracağım bekledim bekledim ama su yakıyordu anahtar kaynar oluyordu elimde gözlerimi açmadım yer altımdan kayıyordu sıcaklık hissettim sanırım bitiyordu

Nefesim kesiliyordu işte hazır son kez gözümü açmak istedim ama açacağım sırada su tsunami etkisi almış gibi dışa taşıyordu su azaldığında yerlere akıyordu su gözlerimi açtığımda hava aydınlıktı

Hayır sudan

Hayır sudan değildi

Gözlerimi ovuşturup sudan çıktım öksürerek çıktım nefesim yoktu kesilen nefesim çok zorlamıştı beni doğrulmak istedim ama çok zordu kendime hala inanamıyordum su akmasaydı ölecektim, ne kadar büyük bir sorumluluk almıştım ki kendimi öldürecektim. Amacım olduğu sürece sorun bende değildir

Kendimi öldürmeye kalktım ben duydunmu iç ses?

Duydum aptal az kalmıştı siktir olup gitmeye nefes al yeniden deneriz sonra uyan önce

Uyan.

Gözlerimi açıp sakinleştiğimde kendime inanamadım burası yemin ederim benim evim değildi

Nasıl??

Gözlerimi bir daha ovuşturdum, hala inanamıyordum. Duvarlar, eski yeşil mozaiklerle kaplı, girintili çıkıntılı, altınlı, hafif varaklı, eski tip musluklu bir küvetin etrafını sarıyordu. Şu anda içinde olduğum küvetin kumaş perdesi ve iki ayarlı musluğu da cabası. Bu benim evim değildi, ama ilginç bir yerdi.sanırım benim evimdi.

Uyuşturucu? Hayır

Açlık? Olabilir

Hala uykudaydım sanırım yada rüyaydı bu eller dokunuyordu ama bu kadar gerçekçi bir halisülasyon olamazdı .duştan çıktım havlu aradım hızlıca elimde anahtarı sıkıca tutuyordum,titrek adımlarla bornoz buldum diğer bulduğum havluyu saçlarıma doladım tuvaletin işlemeli camlı kapısını açtım ve evime baktım

Bu benim evim değildi.

Ev, sıcak ve davetkar bir atmosfer yaratan sarı duvarlara sahipti. Oturma odasında, rahat bir ortam sunan hafif renkli bir halı üzerinde, modern ve şık bir tasarıma sahip oturma grupları bulunuyordu. Odanın köşesinde, nostaljik bir hava katan büyük bir radyo yer alıyordu. Dekoratif bitkiler, mekana canlılık ve ferahlık katarken, retro görünümlü dekoratif objeler ise evin karakterini belirginleştiriyordu. Bu detaylar, evin sıcak ve samimi bir ortama sahip olduğunu gösteriyordu.

Sokaklar kaldırım taşlı arabasız ve sessizdi top oynayan çocuklar gülüp şut çekiyordu bi an huzur içimi doldurdu kuşların sesi bile daha güzeldi ama yoldan araba geçmezmiydi ki?

Acaba ölmüşmüydüm?cennet daha güzeldir kesin ama burası.. saate baktım 09:07 ben gece duşa girmiştim ama? Nasıl oluyordu kafam almıyordu hemen evi kurcaladım ve kadın yaşadığını anladığım kıyafetlerden en eski moda bir puantiyeli beyaz sarı benekli elbise altına ayağıma küçük gelen rugan ayakkabılar vardı saçlarımı üstüme bıraktım ellerimle taradım ve kara saçlarımı arkama attım bunu anlamam lazımdı evi kurcaladım ama ne telefon vardı ne de bana ait bir şey evi dudaklarımı kemirerek inceledim ama yoktu sinirle ofladım aşağı indim kapıyı örtüp izmirin hafif esintili rüzgarı vurdu kendime geldim kızarmış yüzüme sıcak hava dindiriciydi gözlerimi kapattım sabır çektim

O sırada yankılanan bir çocuk sesi yankılandı

-yazıyor! Yazıyor! Tazecik gazeteler!

Gözlerimi kıstım ama o sırada aklıma birşey geldi çocuğun yanına koştum

-ablacım dur ay bekle

Dedim nefes nefese cocuk meraklı gözlerle bakarken

-abla gezmem lazım buyur alıcaksan dedi aceleci bir tebessümle

  • yıl kaç acil söyle dedim nefes nefese bu son çaremdi

Çocuk delirmişim gibi kaşlarını çattı soludu ve

-abla iyimisin 1970 ya yeni moda şeyim yıl sormak

Gözlerimin önü buğulandı nefes alamadım dalga geciyordu biliyordum imkansızdı ben burada olamam amına koyayım firuze Allah belamızı verdi.

Neye inanmıyorsun firuze bak bittin sen delirdin iyice

Sus aptal

Sen sesini kes bak ebeni sikicekler

1970…

1

9

7

0

Bu sayıyı duydukça nefesim daraldı

-abla i-iyimisin güneşli çarptı beyaaa 7 nisan 1970 abla neye üzüldün

Ben neredeydim lan??

Gözlerimin önünün yavaşça karardığını hissettim ellerim bağları çözülmüş gibi iken son hatırladıklarım etrafımdaki insanlardı…

Ebem sikilmişti gerçekten..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.