İçeriğe geç

SAMYELİ MAHALLESİ

Bölüm 1 · 15 dk okuma

SAMYELİ MAHALLESİ

Bölüm 1

1

Herkese merhaba yaşam ateşlerim. Samyeli Mahallesi ne buradan devam edeceğiz. Her gün ikişer bölüm gelecek. Daha benden tam çözüp alışamadım ama halledeceğiz birlikte. Oy ve yorum yapılıyorsa şimdiden ellerinizi yerim. İyi okumalar dilerim.

❤️‍🩹

Revan'ın üzerime koşarak elindeki şişeyi bana salladığını gördüm.

Hızlıca ona arkamı dönerek koşmaya başladım.

'Gökalp korkma biraz ıslatacağım' diye bağıran Revan'ın saçlarından ayaklarına kadar ıslak olduğu geldi aklıma. Hızımı durdurup yanıma gelmesini bekledim.

Koşarken rüzgar yiyecek ve hasta olacaktı. Revan, asla istediğini almadan durmayacağı için beni ıslatmadan durmayacaktı.

'Tamam ıslat ama artık yavaşla Revan' diye seslendiğim de gülümseyerek yavaşladı.

Yanıma geldiğinde elindeki şişeyi kafamdan aşağı döktü ve gülerek bana baktı.

Ben tepkisiz ona bakarken arkadan Nazeni ve Melih geliyordu.

Elini yanağıma dokundurduğunda gözlerinin içine baktım. Parlıyordu.

Yanağımdan makas alırken 'Ödeştik mi Gökalp bey' dedi.

'Ödeştik Revan hanım' dedim . Melih ve Nazeni yanında durdular.

'Halimiz tam hal oldu' dedi Melih.

'Eve gidin kızlar hasta olmayın' dedi Melih.

Melih'e baktığımda o da benim gibi sırılsıklamdı. 'Abi, akşam Serhat gelmeyeceğini söyledi, işi varmış' dedi Revan, Melih' e bakarak.

'Ne işi varmış bizsiz?' diye sorarken gözlerini devirdi Melih.

'Ne bilelim biz?' diye çıkıştı Nazeni.

'Tamam akşam ben hallederim' dedim Melih' e bakarak.

'Ben pastaneye geçeceğim akşama haberleşiriz' diye ekleyip arkamı döndüm.

Sahil kıyısına doğru yürürken telefonumu çıkarıp Serhat'ı aradım.

Telefon çalarken pastanenin önünde durup kapıdaki masalardan birine oturdum.

'Söyle paşam' diye telefon açıldığında gözlerimi devirdim.

'Akşam gelmiyormuşsun' diye sordum.

'İşim var be Gökalp'

'Ne işin var lan akşamdan önemli?' diye çıkıştım.

'Abi sorgulama ya işim var işte' deyip yüzüme kapattığında telefonumu masanın üzerine sertçe koydum.

Arkamdan birisi omuzlarıma tutup sarıldığında kafamı yukarı doğru çevirdim.

Annem, ' ıslanmışsın' diye sitem dolu sesiyle bana sarılmaya devam ediyordu.

'Değişirim şimdi' dedim omuzlarımdaki ellerini öperken.

'Akşam Melih'lerin yerine gideceğiz' dedim.

'Biliyorum'

'Nerden?' diye sordum

'Bizde toplanacağız akşam' dedi annem geri çekilirken.

'Neden' dedim arkamı dönerek.

'Davet bebeğim' dedi annem ve arkasını dönüp içeri girdi.

Masaların sağında olan merdivenlerden yukarı çıkıp çatıdaki küçük odaya girdim.

Dolaptan siyah eşofman takımını çıkarıp üzerimdeki ıslak kıyafetlerden kurtuldum. Eşofmanları giyip yatağın üzerine oturdum.

Aynanın yanında takılı olan; Revan, Melih, Nazeni, Serhat ve benim birbirimize sarılmış fotoğrafımıza bakıp gülümsedim.

Telefonumu alıp, gurubumuza girip Serhat'ın akşam gelmeyeceğine dair bir mesaj yazıp yolladım.

Revan'ı aramaya tıklayıp telefonu açmasını bekledim.

'Efendim' diyen yumuşak sesi kalbime işliyordu.

'Pastaneye geçecek misiniz siz?' diye sordum

'Yok ya ben Nazeni ile çarşıya çıkacağım birazdan. Abim de evde durup rapor hazırlayacakmış akşama yetişsin diye' cevapladığında koca bir siktir çektim içimden.

'Raporlar amına koyayım' derken telefonda Revan'ın olduğu unuttum.

'Birde ben küfür ederken ağzımı kapatırsınız Gökalp Bey' dedi sitemle.

'Dünyadan bi habersin be nasıl tıp kazandın bir de üçüncü sınıfa geldin sen?' diye sorarken sesi dalgalıydı.

'Valla Revan'cım sen nasıl o kafayla kimya kazanıp hazırlığını ingilizce okuyorsan bende o kafayla Tıp kazandım' dedim gülerek.

'Laf yetiştireceğine koş raporlarınızı yetiştirin, hasta olursak kimlerin eline kaldık yarabbim' dedi sitemkar çıkan sesiyle.

'Sen hasta olma' dedim sessizce.

'Anlamadım' diye soran Revan'a nasıl toparlayacağımı düşündüm.

'Abin diyorum seni hasta etmez merak etme sen' dedim.

Güldü. 'Haklısın be bende bu abi varken ben ölmem bile' dedi

'Tamam akşama görüşürüz' derken elim kapatma tuşuna gidiyordu.

'Akşam ne giyeceksin?' diye sordu

'siyah gömlek ile siyah kumaş pantolonumu' diye cevapladım.

'Tamamdır Gökalp aşko' dedi ve telefonu kapattı.

Gökalpaşko cümlesi kalbimi hızlandırırken aynadaki kendime baktım.

Kendine gel Gökalp..

Yanaklarıma vurup ayağa kalktım ve telefonu da cebime atıp çatıdan aşağı indim.

Pastaneye girip, oturan annemin karşısına geçtim.

'Rapor hazırlamaya Melih'lere gidiyorum sen idare edersin bugün anne' dedim.

'Git, git oğlum zaten Sermen gelecek. Bende ona bırakıp babanın yanına geçeceğim oradan da davete gideceğiz' dedi.

'Kimlerde toplanacaksınız siz?' diye sordum.

'Melek teyzenlerde' diye cevapladı.

Kafamı salladım ve el sallayarak pastaneden çıktım.

Telefonumu cebimden çıkarıp Melih'i aradım.

'He kardeş' diye telefonu açtı.

'Yer aç raporlar için geliyorum' dedim.

'Gel başımın belası gel' dedi gülerek ve telefonu kapattı.

Biz böyleydik işte. Birbirimizin Gökalp aşkosu, baş belası, siniri, bebekliği, her şeyiydik.

Serhat, Nazeni, Revan, Melih ve ben bebeklik arkadaşıydık. Aynı mahallede doğmuş, aynı mahallede birlikte büyümüş, aynı üniversiteyi kazanmıştık.

Revan ve Nazeni 20; Melih, ben, Serhat 23 yaşındaydık.

Revan ve Nazeni kimya bölümünü okurlarken biz üçümüz ise tıp okuyorduk.

Revan ve Melih kardeşlerdi. Nazeni, Serhat ve ben tek çocuktuk ama aslında tek de değildik. Biz dört kardeştik.

Revan benim için hiçbir zaman kardeş olmamıştı. Yeri benim içimde çok derindi... Bir gün her şey biter, herkes gidebilirdi; buna hazırlıklıydım, yıkılmazdım.

Ama Revan giderse ve Revan biterse hayatımın duracağını hissediyordum.

Beşimizin ailesi ortak bir pastane zinciri yönetiyordu. Çanakkale'nin her yerinde Pastanelerimiz vardı. Sadece biz değil; ailelerimiz de birbirine bağlı, yılların dostuydular.

Melih ve Revan'ın anne babası Feyza teyze ve Akif amca bizim ailelerimize işi teklif edenler olmuştu.

Serhat'ın anne babası Melek teyze ve Yusuf amca yurt dışında galeri işletirken, Hümeyra teyze ve Akif amcanın iş teklifini kabul edip büyük bir ortaklığı başlamaya adım atan ilk kişilerdi.

Nazeni'nin annesi ve babası; Nazeni 14 yaşındayken boşanmışlardı. Nazeni, annesiyle kalıyordu ve iş teklifini kabul etmişlerdi.

Benim ailem ise annem Hümeyra, babam Murat'tı. Feyza teyze ve Akif amcanın teklifi geldiğinde geleceğimiz için mantıklı deyip kabul etmişlerdi.

Böylelikle Samyeli beşlik Pastanesi ilk olarak Samyeli mahallesinde, yani bizim mahallemizde daha sonrasında ise sadece Çanakkale ile kalmamış diğer şehirlere de yavaş yavaş açılmaya başlayarak büyümüştü.

Çanakkale'deki merkez pastane diye adlandırdığımız beş pastanede ise her aile vardı.

Melih'lerin evine gelip zili çaldım. Karşıda ki komşu mahallenin en yaşlılarından Makbule teyze cama çıkmış hayırsız evlatları gelsin diye bekliyordu ama her zaman ki gibi yine gelen giden yoktu.

'Makbule teyzem, nasılsın?' diye bağırdım elimi sallayarak.

'İyiyim Alp oğlum sağ olasın, sen nasılsın?' diye sordu kekeleyerek.

Gülümsedim. 'İyiyim teyzem iyiyim. Var mı bir şeye ihtiyacın?' diye sorarken kapı açıldı.

'Ne bağırıyorsun oğlum?' diye bağırdı Melih.

'Makbuşla konuşuyorum' diye cevapladım.

' Allah razı olsun Alp'im' dedi gülümseyerek.

Ben ona el sallarken Melih de el salladı ve içeri geçtik.

'Raporları unutmuşum sikeyim' dedim Melih'in odasına doğru ilerlerken.

'Revan hatırlattı' diye ekledim ve aklıma yine Gökalp aşko dediği geldi.

'Leyla mısın oğlum sen' dedi gülerek.

'Kes be kes yapalım da bitirelim şunları' dedim.

'Serhat niye gelmeyecekmiş' diye sordu.

'Bir şey demedi' dedim yatağa otururken.

'Ayıp ediyor' dedi sinirle.

'Her zaman ki Serhat' dedim gözlerimi devirerek.

Melih de masasının başına oturdu ve tabletini önüne açtı bana da bilgisayarını uzattı.

Bilgisayarı alıp yatak da bağdaş kurdum ve önümde açtım.

Sisteme girip raporlar bölgesini açtım. 'Yarıladın mı sen?' diye sordum.

'Yok be nerde' dedi elini sallayarak.

' Beş sen, beş ben yapsak yeter zaten beşten fazla hazırlayan olmaz bizim sınıfta' dedim.

'Sınırı on ya gülüm' dedi. 'Herkes iki üç yapacak zaten biz beş hazırlayınca beş üstünden değerlendirmeye alır geçeriz her türlü' dedim.

'Riske gerek var mı olum zaman var işte' dedi sitem ederek.

'Boş çabaya gerek yok' diye cevapladım.

'İyi bana uyar' dedi ve tabletine döndü.

Raporu hazırlamaya başlarken Melih kendine bir sigara yaktı.

Sigara paketini bana doğru attı. İçinden bir dal alıp, içinde ki çakmakla yaktım.

'Akşam bizimkiler Melek teyzeler de toplanacaklarmış' dedim.

'Aynen annem dedi. Yemeğe çağırmış Melek teyze' dedi.

' Lan Melek teyze hep dışarıda verir davetini ne alaka ev diye düşünüyorum sabahtan beri' dedim raporu düzenlemeye devam ederken.

'Al benden de o kadar bende şaşırdım' diye cevapladı.

Yan tarafta masanın üzerinde duran küllüğe uzanıp aldım ve sigaramı üzerine koydum.

'Bir itlik var gibi ama bakalım' diye ekledi Melih.

' Bize sıçramasında gerisi fasa fiso' dedim.

' Revan'la Nazeni'de de bir itlik var gibi' dedi Melih.

'Nasıl?' diye sordum sesim gereğinden fazla sert çıkmıştı..

' Bilmiyorum da çıkar kokusu yakında. Gereğinden fazla bir fısır fısırlık var.' diye cevapladı.

' Her zaman ki halleridir be' dedim ve ilk raporu bitirip ikinci rapora geçtim.

Sigaradan bir duman daha çekip söndürdüm ve rapora devam ettim.

Yarım saat içinde beş raporu bitirip saate baktığım da akşam 5 i gösteriyordu.

'Bitti mi lan?' diye sordum Melih'e.

'Bitti, bitti' diye cevapladı.

'Kızları arasana ben de raporları sisteme atayım' dedi.

Telefonumu alıp arama kısmına girdim ve Revan'ın üzerine tıkladım.

'Buyurun Gökalp Beycim' diye telefonu açtı.

'Neredesiniz güzelim' diye sordum.

'Kahve içiyoruz' diye cevapladı.

'Taksit taksit mi anlatacaksın gülüm' diye sordum.

'Eren'lerin yerindeyiz' diye cevapladığın da: 'Pastaneye geçin Revan' dedim ve telefonu kapattım.

'Neredelermiş?' diye sordu Melih.

'Eren'lerin mekanında' dedim sesimi sinirlerimden uzak tutup.

'Az kaldı' dedi. Melih, 'Yemin ederim belasını arıyor bu çocuk' diye ekledi.

'Bizim kızlar kaşınıyor' dedim. 'Raporları yüklediysen çıkıp alalım. Kızlara, sizin pastaneye geçin dedim.' diye ekledim.

'Gruba yazalım direkt su altına gelsinler sinirlendim almaya falan gitmem' dedi ve masadan kalktı.

Telefonunu eline alıp bir şeyler yaptı ve guruba mesaj düştü.

Üzerinde ki siyah t-shirtü çıkarırken bana da dolabından siyah gömleğini uzattı.

Kendine de beyaz gömlek çıkartıp üzerine giydi. Yataktan kalkıp sweatimi çıkardım ve gömleği giydim.

Dolabının önüne geçip siyah kumaş pantolonlarından bir tane aldım ve ona da siyah bir kot uzattım.

Altında ki eşofmanını çıkarırken bende çıkardım ve pantolonu üzerime geçirdim.

Melih de pantolonu giydikten sonra aynaya doğru baktı.

'Olduk, olduk' dedi ve saçlarını karıştırdı. Masasında duran kokusunu da sıkarken bana baktı. 'Senin, beni geçen yakışıklılığını sikeyim Gökalp.' dediğinde gülüp omuzuna dokundum.

'6 yıl oldu ha' dedim ayna da ikimize bakarken. Gülümsedi. O da kolunu omuzuma attı. 'koca bir 6 yıl' dedi.

'Elimde büyüdün kerata' dediğin de ensesine vurdum.

' 6 yıl önce bugün' dediğim de sözümü kesip konuşmaya başladı '6 yıl önce bugün kardeşim' dedi ve ekledi '6 yıl önce bugün birbirimiz için, hiç kopmamak adına bir adım attık' dedi ve gülümsedi.. Haklıydı biz kopsak bile artık kopamazdık..

'Başaramayız dediğimizin şeyin 6. yılı' dedim. 'Başardık kardeşim' dedi önüme geçip sarıldı bana.

Sırtını sıvazlayıp bende ona sarıldım.

'Tamam yeter lan bu duygusallık' dedim ve geri çekildim.

'Bir araba yeter bize bugün' derken gözlerini ovuşturuyordu.

Aklıma Ezelden bir replik geldi ve omuzuna vurarak 'Ömer duygusal çocuktu' dedim gülerek.

'Kes be Eyşan Gökalp kes' dedi.

'Senin arabayla gidelim' diye ekledi. Kafamı salladım. Telefonum çalmaya başlarken eşofmanımın cebinde kalan telefonumu çıkarıp gelen aramaya baktım.

Revan arıyordu. 'Gökalp çabuk buraya gelin' dedi ve kapattı.

'Yürü' dedim Melih'e sesimi bastırarak.

'Ne oldu?' diye sordu

'Sorma abi yürü' dedim ve telefonumu cebime atıp hızlıca odadan çıktım. Arkamdan da Melih geliyordu.

Ayakkabılarımı giyip Melih'in arabasına doğru koştum. O sırada Melih çoktan arabasını açmıştı.

Sürücü koltuğuna geçip Melih'in arabaya binmesini bekledim.

Anahtarı bana uzatıp arabaya bindi ve kapısını kapattı. Anahtarı takıp arabayı çalıştırdım. Son gazı verip sürmeye başladığım da mahallede ki herkes bize bakıyordu geçerken.

'Ne oldu?' diye sordu tekrar.

'Bilmiyorum çabuk gelin dedi Revan' dedim ve sola dönüp arabayı durdurdum.

'Hızlıca arabadan inip karşıya baktım. Kafenin önünde dolu dolu insan vardı. 'Sikeyim' diye bağırdım.

Melih arkamdan koşup kalabalığın ortasına daldığın da arkasından geçip yanında durdum.

Eren, altta Serhat üstte birbirlerini dövüyorlardı. Nazeni ve Revan'da onları ayırmaya çalışıyordu. Gülümseyip, Revan'ı kolundan tutup yanıma çektim.

Melih de Nazeni'yi tutup yanına çekti ve Serhatla Eren'i izlemeye başladık.

Serhat yumruklarını Eren'in yüzüne geçirirken söylediği tek şey 'sana uzak dur demiştim' diye bağırıyordu.

'Aferin aslanıma' diye bağırdım. 'Serhat durursan ben döverim seni' diye bağırdı Melih. Kızlar durun diye bağırırken kalabalıktan bir çocuk araya girmeye çalıştı.

Kolundan çekip 'Jarışma' dedim gözlerine bakarak. Çocuk geri çekildi. Eren 'in yüzü gözü kan olunca Serhat'ı tutup üzerinden kaldırdım. Melih kalabalığı dağıtırken Serhat'a bakıp 'Olay ne?' diye sordum.

'Amına koyduğumun şerefsizi gelip geçip kızların masasından Naze'nin saçıyla oynuyordu' diye bağırdı Eren'i gösterip .

'Yüz kere uyardım uzak duracaksın Nazeni'den' diye bağırdı.

Serhat Nazeni'nin gözlerine bakarken; Nazeni, Serhat'ın yanına geldi ve elini tuttu.

'Biz hallediyorduk Serhat. Sana karışma, yapma dedim.' Dedi.

'Sana dokunamaz o şerefsiz' dedi ve Eren'e doğru tükürdü.

'Ne sıfatla buna karar veriyorsun Serhat? Sanane' diye bağırdı Nazeni ve tuttuğu eli bırakıp karşısına geçti.

'Beni düşürdüğün durumun rezilliğinin farkında mısın sen? ' diye bağırdı ve Eren'i gösterdi.

'Gökalp çekmese öldürüyordun çocuğu' dediğinde Serhat, Nazeni'ye sadece baktı ve oradan uzaklaştı.

'Ağır konuştun' dedi Revan Nazeni'nin yanına giderek. Nazeni'nin dolu gözleri, Revan'ın sözü üzerine artık kendini serbest bırakmıştı.

'Ne geliyor ne gidiyor yoruldum' dedi Nazeni ve Revan'a sarıldı.

'Aslında geliyor ama sen görmüyorsun onu Nazeni' dedim.

'Biz mekana geçelim siz de toparlanın gelirsiniz' dedi Melih.

Yerde hala Eren yatıyordu. 'Cem'i arada gelip toplasın pisliğini' dedim Eren'e bakarak.

Melih telefonunu çıkarıp biraz uzaklaştı. Revan, Nazeni'nin eşyalarını almaya içeri gitmişti. Nazeni'nin yanına gittim.

'Biraz gör güzelim' dedim.

'Biraz aç gözünü' dedim ve koluna dokundum.

'Çocuğun attığı adımların hesabı yok Nazeni.' Dedim.

'Sen hiçbir şey yapmıyorsun. Ama Serhat ? ' dedim ve kolumun altına aldım Nazeni'yi.

'Serhat'ı hepimizden daha iyi tanıyorsun. Serhat'ın, seni nereye koyduğunu çok iyi biliyorsun. Neden görmek istemiyorsun?' diye sordum.

'Gökalp' dedi ağlayan sesiyle.

'Ben çok yoruldum bir gün gelip on gün gitmesinden ya da net olmamasından.' 'Yıllardır böyle' dedi ve ekledi:

'Ben artık net bir adım istiyorum. Ben artık bir gelip on adım giden bir adamın gelgitlerini istemiyorum.'

Nazeni'ye sarılıp sırtını sıvazladım. 'Olacaksınız da olana kadar da kıyameti koparacaksınız.' derken Revan'la göz göze geldim.

Nazeni'den ayrılıp yanımda duran Revan'a baktım. 'Sadece biz mi kıyameti koparacağız Gökalp bey.' dedi göz kırparak.

'Görüşürüz, toparlayın kendinizi de öyle gelin' dedim ve Revan'ın yanağından makas alıp Nazeni'ye göz kırptım.

'Kaç, kaç Gökalp bey' diye bağırırken Nazeni, ben adımlarımı hızlandırıp Melih'in yanına gitmiştim.

Melih telefonu kapatıp bana baktı. 'Ne yapıyoruz şimdi?' diye sordu.

'Serhat'ın yanına gidelim' dedim. 'Aradım gelmeyin' dedi.

'Yürü gidelim' dedim. 'Araba kalsın burada kızlar alır' diye ekledim. Kafasını salladı.

'Çam ağacında mıdır?' diye sordu Melih. Kaşımı kaldırıp, 'sence?' diye sordum.

Gülümsedi.

Kolunu omuzuma atıp yürümeye başladı. 'Bunlar ne zaman olacak da bizim bu çilemiz bitecek be' diye sordu. 'İkisi de birbirinden bir sürü şey bekliyor ama zaten o biri sürü şeyi yapmış durumdalar' dedim.

'Adam 20 yıldır aşık' dedi Melih. 'Kız değil mi?' diye sordum. 'Öyle de ne bileyim Serhat daha fazla gibi geliyor, Nazeni hep ters.' diye cevapladı.

'İstiyorum diyemeyen bir adamı nasıl kabul edecek ki?' diye sordum ama aslında bu soru kendimeydi.

Nasıl kabul edilirdi ki? Korkaksın Gökalp diye fısıldadı içimdeki ses.

'Kendisi istediğini söylese Serhat'ta söyleyecek zaten' diye sitem etti Melih.

'Bilmiyorum artık dedim.' Melih' e dönerek. 'Zor be abi' dedi Melih.

'Zor' diye fısıldadım. Çamlığa geldiğimizde hepimizin korkup kaçmak istediği zamanlar sığındığımız çam ağacının yanına doğru yürüdük Melih'le.

Serhat tam altında oturmuş sigara içiyordu.

Yanına gidip oturduk bir şey söylemeden. Serhat'ın elinden sigarasını aldığımda önce bana sonra Melih'e baktı.

'Kız haklı' dedi kendince. 'Ben kimim ki?' diye sordu.

'Nazeni'nin hayalet yari' dedi Melih ve elimde ki sigarayı alıp bir duman çekti içine.

'Ben bile ona dokunamazken şerefsizin teki benim uzaktan sevdiğim saçlarına dokunup, oynuyor' dedi. Elini yumruk yapıyordu. ' Sanırım artık net bir şekilde konuşman lazım Serhat' Dedim.

'Sanırım değil kesinlikle.' dedi Melih.

'Ya kaybedersem onu?' dediğinde acı boğazıma oturdu.

Ya kaybedersem Revan'ı diye düşüne düşüne geç kalmıştım ona.

'Ya kaybetmezsen?' diye soru Melih.

'Dayanamam abi.' dedi Serhat.

'Bugün bile akşam sürpriz yapacağım diye gelmeyeyim dedim' dedi.

'Altı yıl önce ki geceye ait ilk hediyelerimizi buldum.' diye ekledi.

Serhat'a döndüm. 'Serhat belki de kaybedeceğim diye ona geç kalıyorsundur' dedim. 'Böylesi daha kötü kardeşim' dedi Melih.

'İnan bana, Nazeni de seninle aynı durumda' dedim.

'Akşam hediyeleri verirken konuşacağım.' Dedi.

'Bizim bizden başka kimsemiz yok Serhat. Eğer olmazsa da unutma bunu' dedim.

'Biz bitsek bile bitemeyiz.' diye ekledi Melih.

'Bunu demeyi sevmiyorum ama iyi ki siz' dedi Serhat.

Saçlarını karıştırdım. Melih, ayağa kalkıp ' haydi gidelim saat 7 olmuş' dedi.

Ayağa kalkıp Serhat'a elimi uzattım. Elimi tutup ayağa kalktı. Üçümüz yan yana buraya yakın olan, Melih'lerin su altına doğru yürümeye başladık.

Kaldığımız yer, her yer çok yakındı; yürüyerek de arabayla da bunun rahatlığı bizi yükseltmişti.

Su altı ise Melih'lerin havuzunun altında olan, bizim 6 yıl önce açtığımız, mahallemizde ki kimsesiz çocukların kaldığı bakım eviydi.

Biz 5 kişi bir bakımevi açıp bunu 6 yıldır devam ettirmiştik. Bakım evinde sadece kimsesiz çocuklar vardı. Eğitimleri ve hayat koşullarına dair her şeyi biz karşılıyorduk.

Bu yola çıktığımız da herkes bize yapamaz başaramaz gözüyle baksa da biz yavaş yavaş kimseden destek almadan büyümüştük.

Bugün 6. yılımızı kutlamak için su altına gidiyorduk.

Duygularımı hissedip yansıtamayan biride olsam, şu an her şeyin en derininden yaşıyordum. Su altının önünde durup 6 yıl önceki bize baktım.

Melih ve Serhat bana döndüğünde 'Başarmak garip.' dedim.

'Ee haydi.' dedi Serhat ve kapıdan içeriye adım attı.

Ardından Melih' de içeri geçerken bende girdim ve lobiye doğru ilerledik.

Su altı bugün boştu. Çocukları, Kartepeye tatile yollamıştık.

Lobiye girdiğimiz de Serhat 6 yıl önce oturduğu tekli koltuğa oturdu. Melih karşısında L koltuğa oturup 6 yıl önce ki gibi ayaklarını sehpaya uzattı. Melih'in karşısında ki koltuğa geçip 6 yıl önce ki gibi 'Ne varda bu saatte bizi burada topladın' dedim Melih'e bakarak. 'Uyuyordum be' dedi Serhat gülerek.

'Kızlar gelsin konuşuruz' dedi Melih gülerek.

Gülümsedim. Biz hep bizdik ve biz olacaktık.

Melih telefonunu çıkarıp 'Revan'ı arayım bir' dedi ve telefonu kulağına götürdü.

Serhat'la ikimiz Melih'e bakarken bir kaç saniye sonra ' Neredesiniz' diye sordu Melih. 'Tamam geldik biz' dedi tekrar ve telefonu kapattı.

'Geliyorlarmış beş dakikaya' dedi 'Tek bırakıp yem etmeyin beni Nazeni'ye sakın' dedi Serhat. Melih bir kahkaha patlattığın da Serhat'a baktım. 'Ben bilmem Nazeni'yi tutarsam adam değilim' dedim gülerek.

'Sıra sana da gelir Gökalp' dediğinde Melih'le gözlerimiz denk geldi. Boğazımı temizleyip 'ne alaka?' dedim. 'Gelir kardeşim gelir.' dedi Melih.

'Öyle bir gelir ki sıra sana, hepimiz dumura uğrarız' diye ekledi.

'Yok be kardeşim benden bir şey gelmez' dedim sesimi koruyarak.

'Ama belki senden gelir ha' diye ekledim konuyu değiştirmek için 'Gecenin Prensi Melih Kaplan' dedi, Serhat gülerek.

'Ben hepinizi satıp sizin helvanızı yiyeceğim' dediği an da pencereler üzerimize patladı.

'Yat yere' diye bağırdı Serhat.

'Sikeyim' diye Melih bağırdığında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Üzerimize kurşun yağıyordu. 'Kızlardan birine yazın hemen sakın gelmesinler' diye bağırdım. Serhat ve Melih aynı anda elini telefona götürdüler.

Yavaşça ayağa kalktım; koltukların arkasına saklanarak kırık camdan bakmaya çalıştım.

Eren'in yüzünü gördüğüm de küfür savurdum ve telefonumu çıkarıp 'Mustafa'nın üzerine tıkladım.

'Kim var kim yoksa topla su altına gelin acil' diye bağırdım ve telefonu kapattım.

'Çocuklar gelene kadar dayanmamız gerek' diye bağırıp Serhat'ın yanına saklanarak gitmeye başladım.

Vücudumun sol tarafında bir acı hissettim ama koltuklardan birine çarptığımı düşünüyordum. Adımlarımı hızlandırırken acı daha da fazlalaşıyordu.

Serhat'ın yanına vardığımda 'kızlara haber verdiniz mi?' diye sordum. Kafasını salladı. 'Çocuklar geliyor dayanın biraz' dedim ve elim sol tarafıma gitti. Serhat ve Melih aynı anda elime baktıklarında kan görmüştük.

'Sikeyim' dedim ve gömleğimi çıkarıp kanın geldiği yere bastırdım.

Melih'le Serhat'a baktığımda sadece bana bakıyorlardı.

'Kendinize gelin hemen.' dedim. 'Dışarıda ki Eren.' diye ekledim.

'Gelmişini geçmişini sikmeyen.' diye bağırdı Melih ve yanıma geldi.

'Kan kaybediyorsun otur hemen yere' diye bağırdı. Serhat beni yere oturttururken boğazından acı bir ses duyuldu ve eli bacağına gitti.

'Melih, yere yat hemen dememe kalmadan melih de ağzından bir küfür savurdu ve kolunu tuttu.

'Salaklar' diye bağırdım. 'Sıçayım ağzınıza' diye bağırdım.

Buradan ya ölüp çıkacaktık ya da o Eren'i deşip çıkacaktık.

Bölüm sonu

1 yorum