Merhaba...
Nasılsınız??
Umarım her şey yolundadır.
Sakura adlı eserim ile karşınızdayım.
Profilimden beni takip edebilirsiniz.
Bol bol yorum yapmayı unutmayınız.
Keyifli okumalar...
&&&
Altında ıslandığımız yağmurlara…
Çocuksu heyecanlarımıza…
İlk aşklara…
&&&
Burnuna soktuğu bambu çubukları ile aynada kendine bakan Tsukikage, bambu çubuklarını biraz daha burnuna sokmuş ve kendine aynada yeniden bakmıştı. Sanki burnunda iki tane sivri diş görüntüsü vardı ve bu çok hoşuna gitmişti. Kıkırdadı ve telefonunu eline alarak klozete oturdu. Ardından telefonun kamerasını ayarladı ve birkaç tane (kendince seksi) fotoğraf çekindi. Ardından bunu Kurayami’ye gönderdi.
“Hazır klozetin üstündeyken işiyim bari.”
Baksırını çıkardı ve klozete tekrardan oturdu. Zaten altında sadece baksırı vardı. Tsukikage işini görürken, evinde huzurla yatakta oturmuş anime izleyen Kurayami telefonuna gelen mesaj bildirimi ile animeyi durdurmuş ve telefonunu eline almıştı. Gelen mesaja tıkladığında ise gördüğü fotoğraflar ile sinirle bağırmıştı. Tsukikage altında sadece Spiderman’in olduğu baksır ve burnuna soktuğu bambu çubukları ile klozetin üstüne oturmuş seksi pozlar vermeye çalışarak fotoğraf çekinmişti. Birinde dilini orta ve işaret parmağı arasına koymuş, birinde dudaklarını büzüştürmüş, diğerinde ise dilini dudağının kenarına koymuştu. Altına da ‘Haşin erkeğime gece mesaisi fotoğrafları’ demişti. Kurayami sinirle parmaklarını klavyede gezdiriyordu ki üstten gelen arama ile hemen aramayı onayladı.
“Baka baka sömürdün beni ha? Çok beğendiysen ev boş bebeğim. Gelsene. Beni sömür.”
“Lan piç! Ne sapık sapık fotoğraflar çekip atıyorsun! Delirdin mi oğlum sen?!”
Tsukikage yüzünü buruşturarak telefonu biraz kulağından uzaklaştırmış ardından tekrardan kulağına dayanmıştı.
“Seni bu kadar azdırdığımı bilmiyordum kocacığımmm.”
Kurayami sinirle burun kemerini sıkmış ve bağırarak konuşmaya devam etmişti.
“Ulan ibne! Bana bak oraya gelirsem sikerim seni! Kocacığımmış! Nereden kocan oluyorum lan senin?!”
“Altıma girdiğin günden beri.”
Kurayami, Tsukikage’nin verdiği sakin ve cilveli cevaplardan daha da çok sinirlenirken Tsukikage burnundaki bambulardan birini çıkarmış ve burnundan çubuğa uzayan sümüğüne bakmıştı. Sonra bambunun ucundaki sümüğüne dilini değdirmiş ve birazını ağzına alarak tadına bakmıştı.
Tuzlu tat ile biraz daha bambunun ucunu yalamış ve ‘benim sümüğüm çok lezzetli’ diyerek övünmüştü. Sonrasında diğer bambuyu da çıkarmış ve ondaki sümüğünü de yalamıştı. Bir yandan da hâlâ telefondan gelen sesi dinliyordu.
“Lan ne zaman altına girdim?!”
“Bir ara işte. Sen hatırlamazsın şimdi. Seni bayıltana kadar si-“
“Kes lan sesini bok parçası!”
Tsukikage burnunu çekti ve ağlamaklı bir ses tonuyla konuştu.
“Kocana böyle davranman hiç hoş değil.”
Kurayami sinirle nefesini vermiş ve sanki karşısında biri varmış gibi parmağını sallayarak konuşmuştu.
“Şimdi bu telefonu kapatıyorsun ve beni rahatsız etmiyorsun! Duydun mu bebe beni! Bu sefer de ağzını yamulturum bak! Gece gece uğraştığım şeye bak!”
“Önce sen kapa aşkım.”
“Yarın siktim seni Tsukikage! Kolla oğlum götünü! Bir hafta yürüyemeyeceksin!”
“Kocamdan gelen her şey başım gözüm üstüne. Biliyorsun ben kocasına düşkün bir adamım.”
“Piç kurusu!”
Kurayami sinirle telefonu kapattı ve yatağın üstüne fırlattı. Ellerini gözüne batan saçlarında gezdirdi ve arkasında yaslandı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti ve yarın okul vardı. Gece gece sinirlenmesine daha çok sinirlenip bilgisayarı kapattı ve masasına koydu. Ardından üstündeki tişörtü çıkardı ve eşofmanı ile yatağa girdi. Alarmını kurdu ve gözlerini yumdu ama gelen mesaj sesiyle tekrardan gözlerini açtı.
Mesaja baktığında ise işaret ve başparmağı ile kalp yapmış sevimlice gülen bir Tsukikage fotoğrafı ile karşılaştı. Fotoğrafın altına ‘İyi geceler kocacığım. Rüyanda beni görürsen ve canın beni çekerse adresi biliyorsun. Muah!’ yazmıştı. Kurayami telefonu sıktı ve oflayarak geri yerine koydu. Kafasını yastığa koydu ve uyumadan önce sinirle boşluğa bir küfür savurdu.
“Kodumun manyağı.”
Tsukikage işini hallettikten sonra klozetten kalktı ve sifonu çekti. Ellerini de yıkadıktan sonra banyodan çıktı. Sırtı kaşınmaya başlamıştı ki çözümü gardırobunun kenarına sürterek buldu.
“Oh. Ne de güzel kaşınıyor.”
Kendini biraz daha sağa sola hareket ettirdikten sonra kaşıntısı geçti ve yerdeki kıyafetlerini ayağıyla itekleyerek yatağına zıpladı.
“Ne yorucu bir gündü ama.” diyerek konuştu ve ağzını kapatmadan esnedi. Ardından telefonunu yastığının altına sıkıştırdı ve ışığı kapattı. Kalçasını kaşıdı ve tekrar esneyerek uykuya daldı.
ERTESİ GÜN
“Nerede kaldı bu herif?” diye söylendi Kurayami. Gözleri etrafta gezinirken birkaç kızın ona bakıp gülümsediğini gördü. Kurayami gülümsemeyi çok beceremediği için sadece kafa sallamakla yetindi.
Sırtını duvardan çekti ve kollarını başının üstünde esnetti. Tam o sırada ise duyduğu ses ile kaşlarını çattı.
“Kurayami Ryuzaki!” Arkasına dönmüştü ki kucağına atlayan Tsukikage ile yere sırt üstü düştüler.
“Seni çok özlemişim aşkım!” Tsukikage’nin gülen suratına yumruk atan Kurayami hemen Tsukikage’yi itti ve ayağa kalktı. Etraftakiler ise onların bu hallerine alışık oldukları için bir şey yapmadılar. Sadece gülüp geçtiler.
“Ah, acıdı.” dedi ve kızaran yanağını okşadı Tsukikage. Bir tane de kafasına vurdu Kurayami.
“İstersen götüme şaplak atabilirsin. Hadi sen Md ol bende Chanwoo.”
Kurayami kaşlarını çattı ve bağırarak konuşmaya başladı.
“Ulan hâlâ akıllanmadın bebe! Manyak mısın oğlum sen?!”
“Sanki bilmiyorsun manyak olduğumu.”
Kurayami sinirle nefesini verdi.
“Biliyorum biliyorum. Senin nasıl bir manyak olduğunu en iyi ben biliyorum. Yıllardır senden çektiğim nedir be!”
Tsukikage’nin gözleri dolmuş ve Kurayami’ye bakmıştı.
“Ayıp. Anneme söylerim bak sonra annem kızar sana.” Kurayami bir tane de karın boşluğuna yumruk attı Tsukikage’nin. Tsukikage karnını tutarak konuştu.
“Çok nazlısın kocacığım.”
“Şimdi sikicem kocanı.”
“Kendini nasıl sikiceksin ki?”
Kurayami ‘ciddi misin?’ bakışı atmıştı ama Tsukikage ona gayet de ciddi bakıyordu. Tsukikage’nin gömleğinin yakasından tuttu ve önüne doğru fırlattı.
“Hadi çok konuşma da sınıfa gidelim. Senin yüzünden sürekli geç kalıyoruz.” Kurayami kaşlarını çattı. “Hem sen bu sefer niye geç kaldın?”
Tsukikage kafasını kaşıdı ve pantolonunu yukarı çekti.
“Dün gece fazla mesai yapmışım. O yüzden uykumu tam alamadım. Biraz daha uyuyayım, diye diye geç kaldım.”
“Senin mesaine sıçayım. Bir daha da öyle fotoğraflar atma bana. Aptal gibi duruyorsun. Zaten aptalsın da…”
Tsukikage gülerek kolunu Kurayami’nin omzuna attı.
“Bir kere namus elden gitti. Hem beni o halimle görmek isteyen kaç kişi var biliyor musun?”
Kurayami düz bir ifadeyle Tsukikage’ye baktı.
“Kaç kişi var?”
Tsukikage parmaklarını ikisinin de gözünün önüne getirdi ve ağzından mırıldanmaya başladı. Arada bir durdu sonra devam etti. Parmakları bitince Kurayami’ye baktı.
“Ee kaç kişi bakalım?”
“Parmaklarım yetmediği için sayamıyorum.” Kurayami, Tsukikage’nin karnına dirseğiyle hafifçe vurdu.
“Yalanını sevsinler.”
“Sevsene o zaman.”
Kurayami onunla laf atışmasına girerse her şeye bir cevap vereceği için susmayı tercih etti. Tsukikage ise onunla uğraşamaya devam etti.
“Sevsene ya. Sev. Sev. Sev. Sev. Sev. Sev. Sev. Sev. Sev. Sev.” Hiç susmadan bunu söylemeye devam etti. Kurayami en sonunda dayanamadı ve sınıfa girerken bir tane daha yumruk attı Tsukikage’nin suratına.
“Vicdansız piç!”
“Doğrudur.” dedi ve yerine oturdu Kurayami. Tsukikage ise ağlamaklı bir surat ifadesi ile hemen Kurayami’nin önüne arkasına oturdu.
Kurayami kafasını masaya koydu ve ders başlayana kadar uyumaya karar verdi. Tsukikage ise camdan dışarıyı izlemeye başladı.
Ağaçları, dışarıdaki öğrencileri, kuşları…
Sonrasında ise camın önüne konan kelebeğe baktı. Aklına geçen hafta derste işledikleri kelebek etkisi gelmişti. Hemen ayağıyla önünde oturan Kurayami’nin sandalyesini dürtükledi.
“Ne var lan yine?!” Kafasını kaldırmadan boğuk gelen sesi ile konuştu.
Kurayami’nin uykusundan uyandırılmayı sevmediğini bilse bile bu soruyu soracaktı. Hem de gıcıklık olsun diye yapıyordu biraz da.
“Hani kelebek etkisi var ya.”
“E?”
“Sence bütün kelebekler aynı anda kanat çırpsa ve kelebek etkisi yaratsa dünya yok mu olurdu?”
“Beni bunu için mi rahatsız ettin?”
“Hıhım.”
“O kelebek götüne girsin.”
“Götüme girmesini istediğim daha güzel şeyler var.”
“Of!”
Kurayami kafasını kollarının arasına daha çok gömdü. Tsukikage sustu ve kelebeği izlemeye devam etti. Ders zili çalınca ise hoca sınıfa girdi. Tsukikage, Kurayami’nin kulağına üfleyerek onu uyandırdı ardından dersi dinlemeye başladılar.
Ders boyunca Tsukikage kağıttan origami yapmış ve bazılarını Kurayami’nin sırasına fırlatmıştı. Kurayami ise kağıtların üstüne küfürler yazarak geri göndermişti. Dersi dinlememiş ve arada bir mırıldanarak şarkı söylemişti Tsukikage.
En sonunda ders bitince işaret parmağını kulağının içine yerleştirmiş ve kaşımıştı sonrasında ise arkasına yaslanarak ağzını kapatmadan esnemişti.
“Çok yoruldum. Neredeyse bütün soruları çözdüm. Zeki olmak ne zor.”
Önüne bakınca ona düz ve soğuk bakışları ile bakan Kurayami ile karşılaştı.
“Kalk hadi. Bana yemek ısmarla.” Tsukikage ayağa kalkan Kurayami’ye baktı ve ellerini ensesine koydu.
“Yemek istiyorsan beni ye.”
“Boş yapma da kaldır kıçını.”
“Tamam tamam.” dedi ve ayağa kalktı. Kurayami’ye yetişti ve kalçasına şaplak attı. Kurayami kaşlarını çattı ve Tsukikage’nin ensesine vurdu.
“Ne yapıyorsun lan sen! Elimde kalacaksın bak!”
Tsukikage ensesini ovaladı ve omuz silkti.
“Güzel duruyordu. Sende öyle kıvıra kıvıra gidince dayanamadım.”
“Lan ne kıvırması? Adam gibi yürüyorum işte!”
“He he. Senin gibi götüm olsa üstüne oturmam.”
Kurayami sinirle önüne döndü ve Tsukikage’nin arkasından gitmeye başladı. Kalçasına şaplak yemek istemiyordu.
Yemekhaneye indiklerinde iki tablet yemek alıp bir masaya oturdular.
Tsukikage kendi yemeğini yemeye başladı ama arada bir Kurayami’nin tabletindeki pilav ve yumurtaları da yiyordu.
“Lan bana ne kaldı?”
“Daha var ya.”
“Bari etlerime dokunma.”
“Tamam be.”
Tsukikage kendi yemeğine döndü. Yemeğin yanına aldığı pudingi açtı ve birkaç kaşık ağzına doldurdu. Ardından Kurayami’yi dürtükledi. Kurayami yine ona düz bakışları ile bakarken Tsukikage ağzındaki pudingi dişleri arasından çıkararak şov yapmaya başladı.
“Yine iğrençleştin.”
Kurayami bir peçete aldı ve Tsukikage’nin çenesine doğru akan pudingleri sildi.
“Çikolata çeşmesi diye buna denir.”
“Çocuk gibisin.”
Tsukikage tatlı tatlı sırıtırken Kurayami çenesini ve ağzını silmeye devam etti. Ama yemekhanenin kapısından gireni gördüğü an ağzında hâlâ duran pudingi çenesini ve ağzını silen Kurayami’nin yüzüne püskürttü.
“Yapacağın işi de seni de…”
“Sonra sikersin. Gelene bak.”
Aynı peçeteyle bu sefer kendi yüzünü temizlemeye çalışan Kurayami gelen kişiye baktığında bunun okulun kavgacı ve sürekli sorun çıkaran öğrencisi olan Touma Hamasaki olduğunu gördü.
“Uzaklaştırma cezası bitmiş anlaşılan.”
“Çok dayanmaz bu okulda. Sürekli kavga ediyor.”
Touma yemekhaneye girdiğinde fısıldaşmalar başlamıştı ama Touma’nın çokta umurunda gibi değildi. Yanında olan birkaç arkadaşı ile yemek alıp uzakta olan bir masaya oturmuşlardı.
“Acaba ben de mi saçımı mavi yapsam?”
“Saçmalama. Bok gibi durur sende. Ayrıca kendi saç rengi iyi.”
“Ama Touma Hamasaki‘de güzel duruyor. Ben de güzel durur.”
“Durmaz.”
“O zaman pembe yapayım?”
“Hayır.”
“Mor?”
“Hayır.”
“Kırmızı?”
“Hayır.”
“Sıkıcısın.”
“Biliyorum.”
Tsukikage çenesini peçeteyle temizledi ve pudingini yemeye devam etti. Yemekleri bitince yemekhaneden ayrıldılar ve bahçeye çıkıp banklardan birine oturdular.
Kurayami etrafına göz gezdirirken yine bir dürtüklenme ile başını sağa çevirdi. Tsukikage dilini burnuna değdiriyor ve bunu heyecanla Kurayami’ye gösteriyordu. Kurayami, Tsukikage’nin burnunu sıktı ve futbol sahasındaki oyunculara baktı. Aralarında okulun başarılı öğrencisi olan Raijin Kimura’da vardı. Bazen beraber de oynuyorlardı ama bir yakınlıkları yoktu. Olması da gerekmiyordu. Kurayami’ye Tsukikage yetiyordu.
Tsukikage, Kurayami’nin dizine yattı ve ensesine doğru uzanan saçlarını düzeltti.
“Zilin çalmasına biraz var. Kestireyim bari.”
Kurayami dizlerinin üstünde gözlerini kapatmış sırt üstü yatan Tsukikage’ye baktı. Yüzü gerçekten çok güzeldi. Cildine bakıyordu ve bu da beyaz cildine parlaklık katıyordu ama Tsukikage’nin ayrı bir çekiciliği vardı. Kurayami bunun farkındaydı. Adının anlamı ay ışığı demekti ve Tsukikage bunu taşıyordu. Esen rüzgâr ile Tsukikage’nin uzamış saçları yüzünde dağılıyordu. Kurayami işaret parmağı ile hafifçe saçlarını yüzünden çekti.
‘Saçları çok yumuşak.’ diye düşündü.
Biraz daha inceledi yüzünü ama sonra Tsukikage’nin tilki uykusunda olabileceği düşüncesi gözlerini ondan çekti ve karşısındaki sahaya baktı.
Raijin karşı kaleye bir gol daha atmış ve oyuncular sevinmişti. Düz bakışları ile maçı izlerken sahaya Touma’nın girdiğini gördü. Saçları çok kısa değildi ve maviydi. Tsukikage, Touma’yı ne zaman görse saçlarını hep mavi yapmak istiyordu. Tsukikage’nin açık kumral saç rengi vardı ve buna çok yakışıyordu. Kurayami ona mavi saçın yakışmayacağını biliyordu.
Touma sahanın ortasında durmuş su içen Raijin’e doğru yürüdü. Arkasında ise arkadaşları vardı. Okulda bir çete gibiydi. Gerçekten belalı bir tipti ama kendilerine karşı bir zararı olmamıştı Touma’nın. Arada bir kavga etmelerini saymıyordu.
Touma, Raijin’e bir şeyler söyledi ve Raijin şişeyi indirip ona sırıtarak baktı ardından ona yaklaştı ve bir şeyler söyledi. Kurayami yakın olmadığı için onları duyamıyordu, sadece izledi.
Touma sinirli bir şekilde bir şeyler söylerken Raijin gayet sakin ve gülerek konuşuyordu. Araya diğer öğrencilerde karıştı ama çok büyük bir kavga çıkmadan araya küçük sınıftaki öğrencilerin girmesiyle olay çıkmadı. Raijin sırıtarak bir şeyler söyledi, Touma ise sinirle tekrardan bağırdı.
Ardından ayaklarını vurarak geri çekildi Touma. Raijin ise şişesindeki suyu kafasından aşağı çıplak bedenine döktü ve kafasını sağ sol yaparak saçlarında kalan suyu akıttı. Ardından ensesine kadar uzanan saçlarını eliyle düzeltti. Touma ise üzerindeki okul üniformasının gömleğini çıkardı ve onun yerine uzun askılı bir basketbol tişörtü giydi. Sahaya indiğinde arkadaşları sol kaleyi aldı. Sağ kaleye ise Raijin ve diğerleri geçti. Anlaşılan maç yapacaklardı. Öğrencilerden biri düdüğü çaldığında Touma hızla topu ayağına aldı. Sağa sola giderek rakiplerinden topu sakınırken sol ayağı ile takım arkadaşına hafifçe aşırtma yaptı. Top, takım arkadaşına gittiğinde koşarak karşısına geçti. Raijin ise sakin bir şekilde oynuyordu. Diğerleri topu onlardan almaya çalışırken oyuncu topu attı ama diğer oyuncu tutamadı ve saha dışına çıktı.
“Aut!”
Hakemin düdüğü ile herkes durdu. Top tekrardan ortaya konulduğunda düdük ile yeniden maç başladı. Bu sefer Raijin hızlı davranıp topu ayakları arasına aldı ve hızla topu sağ sol yaparak kaleye yaklaştırdı. Kalenin yakınında bekleyen takım arkadaşına pas attı ve koşmaya devam etti. Karşı takım ise onlarla mücadele ederken takım arkadaşı tekrardan Raijin’e pas attı ve Raijin kavisli bir ayak vuruşu ile kalecinin yakalayamayacağı bir gol attı. Raijin ve takım arkadaşları sevinirken Touma sinirle ayağını yere vurdu ve ikinci turu başlatmasını istedi hakemden.
“Bu gidişle yenilir, zaten Raijin’e karşı yarışıyor. Hiç kazanamaz.”
Kurayami duyduğu ses ile kafasını aşağı eğdi. Tsukikage alttan ona gülümseyerek baktı ve el salladı.
“Merhaba kocacığım.”
Kurayami dizinin üstüne kafasını koyan Tsukikage’yi itti.
“Aptal mısın oğlum sen?”
Tsukikage dudaklarını büzdü ve dolmuş gözleri ile Kurayami’ye baktı.
“Ne? Ne ara gözlerin doldu?”
Tsukikage burnunu çekti. Kurayami ensesini kaşıdı ve ayağa kalktı.
“Kalk hadi. Ders zili çalacak.”
“Kalkamam.” Kurayami kaşlarını çattı ve Tsukikage’ye arkasını dönmeden sadece başını çevirerek baktı.
“Neden?”
“Bağcığım açıldı da ondan.” Kurayami bakışlarını Tsukikage’nin ayaklarına çevirdi. Sonra oflayarak arkasına döndü ve Tsukikage’nin önünde eğildi.
“Tsukikage-kun, on yedi yaşındasın ama hâlâ bağcıklarını bağlamayı öğrenemedin.”
“On sekiz olacağım ben.”
“Bağcık bağlamayı bilmeyen biri olarak on sekiz olacaksın.”
“Ama çok karışık. Anlamıyorum.”
“Sana kaç defa gösterdim, neyini anlamıyorsun?”
“Hiçbir şeyini.”
Kurayami, Tsukikage’nin bağcıklarını bağladıktan sonra ayağa kalktı.
“Hadi kalk.”
Tsukikage ayağa kalktı ve Kurayami’yi takip ederek sınıfa çıktılar.
***
“Sikeyim! Bu sahayı hep bunla kullanıyor. Bize sıra gelmiyor.” Touma Hamasaki sinirle söylendi.
“Raijin ve grubu her gün oynuyorlar saha da. Kendi alanları gibi. Sen okuldan uzaklaştırma alınca daha da bir sahiplendiler sahayı.”
Touma sinirle ayağa kalktı. O saha da sürekli onların oynaması haksızlıktı.
“Touma nereye?”
Touma arkasına dönmeden yürümeye başladı.
“Sahayı onların ellerinden almaya.”
Diğerleri de Touma’yı takip etti. Sahaya girdiklerinde ise Raijin denilen çocuk bir gol daha atmıştı ve takım arkadaşları sevinçle koşturuyordu. Ardından Raijin su şişesini eline aldı ve içmeye başladı. Gerçekten çok susamıştı. Yanına gelen mavi kafa ile suyunu içmeye devam etti.
“Lan sizin bu sahaya olan sevdanızı ne yapacağız biz? Bi’ siktirip gidemezdiniz amına koyayım.”
Raijin su şişesini dudaklarından ayırdı ve sağına baktı. Gelen kişi okulun belalı tipi olan Touma Hamasaki’ydi. Dağınık mavi saçları, kızgın yüz ifadesi, kızıl gözleri ve sert bakışlarıyla tam Raijin’e bakıyordu. Raijin, Touma’ya yaklaştı.
“Hayırdır? Kafan mı güzel?” Raijin’in sırıtarak ve laubali konuşması Touma’yı sinirlendirmişti.
“Nereden geliyor lan senin bu özgüvenin?”
“Bilmem nereden geliyor acaba? Ama seninkinin yuvarlak popişinden çıktığı belli.” Raijin sırıtarak Touma’ya karşı konuştuğunda Touma iyice sinirlendi ve Raijin’in üstüne yürüdü. Ama diğer öğrenciler araya girerek kavga çıkmasını önledi. Raijin hâlâ sakin ve sırıtarak konuşuyordu.
“Bana bak oğlum! Bu dediklerini senin götüne çiviyle çakarım!”
“Merak ettim nasıl yapacaksın, yapsana.”
Touma sinirle diğer öğrencilerin tuttuğunu kollarını itti ama çok sıkı tutuyorlardı.
“Şimdi siktim belanı…”
Raijin sırıtarak diğerlerine kafa hareketi yaptı ve Touma’yı serbest bıraktılar.
“Kavga ederek hiçbir şey çözülmez mavi mankafa. Saha da konuştur bakalım o yuvarlak popişinden çıkan özgüveni. Hım?” Raijin cümlesini bitirdikten sonra yüzüne samimi bir gülümseme yerleştirdi ama Touma bunu kendi algılardın da ‘Hadi götün yiyorsa benimle kafa göz kapış’ demekti.
“Tamam lan!”
“Ama…” dedi Raijin bir adım daha atarak ve aradaki mesafeyi biraz daha kapatarak. Touma ise çatık kaşlarını biraz daha çatmıştı. “Eğer kaybedersen bana yemek ısmarlarsın.”
Touma ‘ciddi misin sen?’ bakışı attıktan sonra sinirle konuştu.
“Ne diyorsun lan sen götveren! Kendi paran yok mu git al yemeğini zıkkımlan! Ne sikimsonik bir iş bu be!”
Raijin sırıtarak konuşmaya devam etti.
“Ama açım ve karnımı doyurmak istiyorum. Eğer sen kazanırsan sana ısmarlarım ama eğer ben kazanırsam sen bana ısmarlarsın.”
“Siktir git.”
“Ne o korktun mu?”
Raijin, Touma’yı gaza getirerek sinir ediyor aynı zamanda da ortaya bir şart koyuyordu. Ve açıkçası söylemek gerekirse, Raijin’in karşısındaki bu mavi mankafayı sinir etmek hoşuna gitmişti.
“Ne korkacağım lan senden! Senden korkan senin gibi olsun!”
“O zaman…”
“Kabul amına koyayım. Kabul! Ama bil ki ben kazanacağım ve sendeki tüm cebindeki parayı gömeceğim!”
Ardından Touma arkasını dönüp ayaklarını yere sertçe vurarak ilerledi. Raijin ise sırıtarak elindeki su şişesinde kalan suyu çıplak bedenine kafasından aşağı boşalttı. Ensesine doğru uzanana saçlarını eliyle düzeltti. Touma ise üzerindeki üniformasının gömleğini çıkardı ve uzun askılı bir basketbol tişörtü giydi.
“Bana bakın, sakın yenileyim demeyin. Bu piçlere yenilmeye hiç niyetim yok.”
“Tamamdır. Endişelenme.”
“Ben ne endişeleneceğim be! Asıl endişelenmesi gereken o bok böceği sürüsü.”
Touma kafasıyla işaret verdikten sonra herkes sahaya indi. Touma ve takım arkadaşları sol kaleyi alırken, Raijin ve diğerleri sağ kaleyi almıştı.
Herkes hazır olduktan sonra alt sınıflardan biri düdüğü çaldı ve maç başladı. Touma hırsla başlamıştı. Raijin ise oldukça sakin ve soğukkanlıydı. Touma topu ayağına alıp sağ sol yapıyor ve rakip takımdan topu sakınıyordu. Aynı zamanda etrafına bakıyor pas atabileceği birini arıyordu. O sırada sağ çaprazında duran arkadaşına baktı ve topu ona hafifçe vurarak pas attı. Top pas attığı arkadaşına gittiğinde hızla koşmaya başladı. O sırada oyuncu, topu diğer takım arkadaşına attı, o da diğerine ama topu alan kişi ile karşı takımdan biri topu almak için kapışmaya başladı.
Bir başkası da oyuncuyu sıkıştırdığında artık topu atmaktan başka olasılığı yoktu. Topu ayaklarının arasından takım arkadaşına gönderdi ama takım arkadaşı tutamadı ve saha dışına çıktı.
Hakemden gelen ses ve düdük ile herkes birbirinden ayrıldı.
“Aut!”
Touma sinirle bir şekilde elini kaldırıp havaya yumruk atar gibi yaptı. Raijin hafifçe sırıtırken Touma’nın bu kışkırtılmış hali ona zevk verdi.
“Onunla daha çok uğraşmalıyım.” diye mırıldandı kendi kendine. Touma ise sinirle Raijin’e baktı. Raijin ona bakarken sırıttı ve el salladı. Touma burnundan derin bir nefes verdi ve arkadaşına döndü.
“Topu nasıl tutamadın amına koyayım! Tam açıkta ve rahat tutabileceğin bir pozisyondaydı!”
“Tutamadım işte. Kusura bakma.”
Touma ellerini yüzüne koydu ve bağırdı. Ardından hakemin düdüğü ile tekrar yerlerine geçtiler.
‘Bu sefer siktim belanızı.’ diye düşündü kendi kendine Touma.
Top tekrardan ortaya konulduğunda düdük ile yeniden maç başladı. Touma hızla koşmaya başlamıştı ki Raijin ondan önce davranıp topu ayakları arasına aldı. Touma onun bu hızına şaşırıp kalmıştı. O, gerçekten de çok hızlıydı. Hızla topu sağ sol yaparak kaleye yaklaştırdı. Raijin, kalenin yakınında bekleyen takım arkadaşına pas attı ve koşmaya devam etti. Karşı takım ise onlarla mücadele ederken takım arkadaşı tekrardan Raijin’e pas attı ve Raijin kavisli bir ayak vuruşu ile kalecinin yakalayamayacağı bir gol attı.
“Gooooool! Goooool! Goooool! Raijin harikasın dostum!”
Raijin kendine yapılan tezahüratlardan sonra Touma’ya baktı ama o yerinde kızgın bir boğa gibi dönüp duruyordu. Sinirle ayağını yere vurdu ve ikinci turu başlatmasını istedi hakemden.
“Yenilmeye doyamamış gibisin. Unutma, yemek ısmarlayacaksın bana.” Raijin arkasını dönüp giderken Touma konuşmaya başladı.
“O yemeği alıp senin gö-“ Raijin durdu ve hafifçe arkasını döndü. Yüzünde ise yine bir sırıtma vardı.
“Bir şey mi dedin?”
“Önüne dön ibne.” Touma’nın alev çıkan gözlerine baktıkça zevkten kuduruyordu ve bunu Touma’a duysa bu sefer kesinlikle çıldırırdı.
Raijin yerini almış ve düdüğün çalmasını beklemişti. Herkes hazır olunca hakem düdüğü çalmış ve maçı başlatmıştı.
Sonraki maçlar ise hep Raijin ve takımının kazandığı maçlar olmuştu ve ikisi hariç gollerin hepsini Raijin atmıştı.
Hakem düdüğü çaldı ve elleri ile ‘bitti’ işareti yaptı.
“Kazanan Raijin ve takımı!”
Raijin ve diğerleri sevinirken Touma sinirle küfretmiş ve gidip ağaca tekme atmıştı.
“Göt lalesi! Amcık kılı! Sikik ağızlı! Bok sıçması! Ah!”
Touma sinirle ağzına gelen küfürleri sıralarken Raijin arkasından ona yaklaştı ve kollarını göğsünde bağladı.
“E mankafa? Yemeğe nereye götürüyorsun beni?”
Touma sinirle arkasında kendine sırıtarak bakan Raijin’e baktı.
“Derdin ne lan senin?!”
“Asıl senin derdin ne?” Raijin tek kaşını kaldırmış ve konuşmaya devam etmişti. “Sahaya gelip ahkâm kesen sensin, kaybeden de sensin ve yemek ısmarlamamak için elinden gelen her şeyi yapan yine sensin.”
Touma tamamen Raijin’e döndü ve aradaki mesafeyi birkaç adımla kapattı.
“Hile mi yaptın lan götveren?”
Raijin kollarına doladığı parmaklarını ritim tutarak oynatmaya başladı.
“Ne hilesi? Sende gördün, hakkımla kazandım.”
Touma düşününce cidden onun hile yapmadığını gördü. İyi oynamıştı, yalan yoktu. Ayrıca hem hızlı hem de ayak hareketleri çok profesyoneldi.
“Ne yemek istiyorsun?”
Raijin düşünür gibi elini çenesine koydu ve yukarı baktı. Ardından parmaklarını şıklatarak konuştu.
“Soba istiyorum ama üstünde somon ve yumurta olsun, büyük boyutta yirmiye yakın onigiri, ha bu arada sobayı üç kase istiyorum sonra…” Touma ağzını açmış Raijin’i dinliyordu. “İki kase de miso çorbası, California roll ve British Columbia Roll suşilerini çok severim. Acıyı sevmediğim için wasabi yerine soya sosu ya da gari tercih ediyorum. Bunların her birinden de beşer tane olsa yeter. Tatlı olarak da –“
“Yeterli.”
“Ama daha bitirmedim. Bil ki ona göre al.”
Touma gözlerini devirdi. Raijin ise konuşmaya devam etti.
“Dango ve Dorayaki severim. Her türlü tatlıyı sevmem bu da sana bonus bilgi olsun.”
“Bu benim ne işime yarayacak? Götüme mi sokacağım?”
“Bil diye dedim. Ne olur olmaz.”
Touma tekrardan gözlerini devirdi. Ardından bıkmış bir edayla Raijin’e baktı.
“Bitti mi?”
Raijin bakışlarını Touma’ya çevirdi.
“Evet, şimdilik bunlarla idare ederim.”
Touma sinirlenmemek için çok dayanmıştı ama yine kendini tutamadı.
“Ulan amına koyayım bir beni yemediğin kaldı!”
Raijin sırıttı ve aralarında sadece birkaç santim olmasına rağmen Touma’ya doğru eğildi. Bunu yaparken dağılmış saçları arasından alnına perçemlerinden birkaç tutam düştü.
“Seni yememi istersen hemen yerim.” Ardından sevimlice gülümsedi. Touma ise yüzüne yumruk geçirmemek için kendini zor tutuyordu. Aslında kendini zor tutması da gerekmiyordu.
Sol elini yumruk yaptı üstüne doğru eğilen yüze sert bir yumruk attı. Raijin’in yüzü sola dönerken ilk başta duraksadı ama sonra yine sırıttı.
“Elin de bayağı ağırmış ha.” dedi ve eliyle çenesini sıvazladı. Touma ise değişik bakışları ile Raijin’e bakıyordu.
“Ne biçim psikopatsın lan sen?!”
Raijin, Touma’ya döndü.
“Ben mi? Güldürme beni.” dedi ve Touma’nın mavi saçlarını karıştırdı. Ama Touma hemen elini itti.
“O elini alır, kırar ve götüne sokarım. Anladın mı beni?”
“İstersen direkt sok?”
Touma gözlerini büyülttü ve bakışları aşağı indi. İlk önce kendininkine sonra onunkine bakıp gözlerini tekrar Raijin’e çevirdi.
“Manyak mısın lan sen?! Ne sokması?!”
Raijin yine Touma’nın üzerine eğildi. Buz mavisi gözleri, kızıl gözlerle resmen yarışıyordu.
“Elimi diyorum hani kıracaktın da sokacaktın ya, direkt sok uğraşma diye dedim ama senin aklın başka şeylerde gibi.”
Touma hafifçe kızardı ve bakışlarını kaçırdı.
“Ne başka şeyi be! Saçma sapan konuşup da sinirimi bozma benim!”
“Sende de ne sinir varmış. Günde bir saat toprağa çıplak ayakla bas. Birkaç güne rahatlarsın.”
“Ben daha çok insanlarla atıyorum sinirimi.”
“O da bir yöntem tabi ama sinirini benimle atmak istersen o başka.”
Touma’nın yanakları iyice kızarmıştı.
“Saçmalama be!”
Raijin yine elini Touma’nın saçına koydu ve karıştırdı.
“Yüzündeki çiller, kızıl gözlerin, mavi kafan, kızaran yüzün… Tatlısın.”
Touma boş gözlerle Raijin’e bakarken, Raijin ona gülümsedi ve geri çekildi. Ardından arkasını dönüp yürümeye başladı ve arkasını dönmeden konuştu.
“Çıkışta beni çeşmenin önünde bekle Şirine.”
Touma ayağını yere vurdu ve bağırdı.
“Ben Şirine değilim!”
Raijin yine arkasını dönmeden konuştu ve yürümeye devam etti.
“Hayır Şirinesin.”
“Değilim!”
Touma, Raijin’in güldüğünü sallanan omuzlarından anlamıştı. Resmen alev topuna dönmüştü ama bir kere söz vermişti.
‘Bir kere gideceğiz ve bitecek.’ diye düşündü ama Raijin’i hiç tanımıyordu. Çünkü o, bu mavi saçlı Şirine’yle uğraşmayı sevmişti ve uzun zamandır bu kadar eğlenmemişti.
&&&
Bölüm sonu...
Düşünceleriniz nelerdir?
En kısa sürede görüşmek üzere...
Işıklarla kalın...