Dışardan gelen insanların ve arabaların sesleri içeriye geliyordu. Bu sabah dünden daha serindi. Sonbahar iyice kendini gösteriyordu. Çiseleyen, hafif ve güzel bir yağmur sesine uyandım. Yağmur hep bana mutluluk getiriyordu. Hava güzeldi ancak bugünü kötü kılacak tek şey uzun derslere katlanmak zorunda olmamdı. Hiç kalkıp okula gitmek istemesemde, bu okul için heba ettiğim ders çalışma gecelerim aklımdan çıkmıyordu.
Yavaşça ayağa kalktım, çıplak ayaklarım soğuk zemine deyince içimden bir ürperti geçti. Hızlıca elimi yüzümü yıkadım, koyu kahverengi saçlarımı sade bir örgü yaptım. Hafif bir makyaj, klasik kazak ve köy pantolon kombini yapıp odamdan çıkarken, beklenmedik bir ses duydum. Bu Servet abim ile Ömer abimin sesiydi ve sanırım, kavga ediyorlardı. Hızlıca koridora çıkıp salonun girişine doğru koştum, tam da beklediğim şeyi gördüm.
Servet abim, düzgün iliklenmemiş ve birbirine karışmış siyah saç sakalı ile her zamankinden daha dağınık duruyordu, muhtemelen sarhoştu yine. Ömer abim ise her zamanki gibi harika temiz bir tıraşa sahipti, uzun boyu ile Servet abimin üstüne yürüyordu, üstünde kaslarını gizlemeyen ince bir atlet vardı. Servet abim, "ulan sana mı soracağım ne yapacağımı?" diye sesini kaldırdı.
Ömer abim, kendisinden büyük olan abisine saygısızlık etmeye alışık değildi ancak Servet son zamanlarda sınırını aşıyordu. Tüm gün içiyor veya uyuyor, tavla atmak veya yiyecek almak dışında bir şey için dışarı çıkmıyordu. Yiyecek aldığı paranın hepsini ise Ömer abim kazanıyordu, bu evde maaşı olan tek kişi oydu.
"Sana abi dedik be! Senin gibi abi olmaz OLSUN...!"
Ömer abim öyle bir bağırdı ki bir an sesi tutunduğum kapıyı salladı sandım. Annemi köşede ki koltukta oturmuş, dizlerini döverek ağlarken görünce içimde ki üzüntü, şok ve gerginlik daha da arttı. Ben ne yapacağımı bilemedim ilk başta ancak sonra koşarak annemin yanına çömeldim, onun sırtına bir el koydum. "Anne? Anne iyi misin?"
Abilerim beni hiç duymadan tartışmaya devam etti. "Altı üstü bir ev, yenisini bulun, ne olacak?"
Servet abimin bu sözleri eve ölüm sessizliği getirdi. Annemin nefesi kesildi, gözleri fal taşı gibi açıldı, elleri inanılmaz titriyordu. Ömer abimin ağzının nerdeyse bir karış açıldığını görebiliyordum. Ne evinden bahsettikleri hakkında bir fikrim yoktu bile, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
"Ev mi?!!" Annemin çığlığı kulağımda yankılandı. "Sen evimizi mi sattın?.."
"Sen banka da ki parayla oynamadın mı bu kumarı?!" Ömer abimin de elleri hafifçe titremeye başlamıştı. Bu olanların gerçek olmadığına inanmak için dua eder gibi baktı ona, yüzünde ki nefret ve ihaneti okuyabiliyordum.
"O bitti... Bende evi sattım. İyi paraya sattım ama—" daha Servet abimin sözü bitmeden Ömer derinin deriye çarpma sesini en sert şekilde duyuracak bir yumruk attı yüzüne. Servet abim inledi, sendeleyip arkasında ki koltuğa yığıldı, burnundan ve patlamış dudağından kırmızı sıvıları sakallarını karışıyordu.
Annem şuan gözyaşlarına boğulmuştu, kadın resmen konuşamıyordu, hıçkırıklarını tutamıyordu ve anlamadığım bir şeyler söylüyordu. Ben ise olayları yavaş yavaş anlıyordum. Servet abim babamın ölümünden sonra sahip olduğumuz tek şeyi, bu evi kumar oynamak için satmıştı. O yıllardır kumar ve alkol bağımlısıydı ama asla bu raddeye geleceğini düşünmemiştim. Bende kendi gözlerimin yaşardığını hissedebiliyorum.
"A—abi?" Zar zor seslendim, boğazımda bir düğüm oluşmaya başlıyordu. Abiminde kendini zor kontrol ettiğini görebiliyordum. Biz faturaları ve benim okul masraflarımı bile zar zor ödüyorduk, şimdi evimiz bile yoktu. "Abi, şimdi ne yapacağız? Bizi evden kovacaklar mı?"
"Dur, kızım, dur... Düşünüyoruz işte!" Ömer abimin sesi agresifti ama alınmadım veya kızmadım çünkü o çok daha sinirli olmayı hak ediyordu. Sonra dönüp kederli bir ifadeyle bana baktı, iç geçirdi. "Sen okuluna git, ben çaresine bakacağım..."
"Ama—" diyecek oldum ki beni "hadi git!" diyerek susturdu. Bende elimden başka bir şey gelmeyerek ayağa kalktım, dizlerim hafiften titriyordu. Annem koltuğun köşesine iyice sokulmuş, ruhu vücudundan ayrılmış gibi solgun duruyordu. Duygularıma yenik düşüp orda kalmamak için anneme bakmamaya çalıştım. Yavaş yavaş kapıya doğru yürüdüm, kol çantamı alıp evden çıktım. Kapıya dokunurken, dışarı adımımı atarken, her adımımda ister istemez bu evde ki anılarımı görmeye başladım. Doğduğumdan beri burdaydım. Herşeyim buradaydı, başka bir yatağım ve çatım olmamıştı. Babamı da kaybettikten sonra tek umudumuz hala evimizin olmasıydı, artık o da yoktu.
Otobüs geldi, okula vardım. Üniversitemi çok seviyordum, bilinen ve kapsamlı bir yerdi. Ancak şuan aklımda güzel anılar canlanmıyordu. Sınıfa girdim, nerdeyse mekanik ve donuk hareketlerle defterimi çıkardım ve not aldım. Kimse beni fark etmedi zaten, nasıl olduğumu sormadılar. Şaşırmadım. Ne kadar denesemde derse asla odaklanamıyordum, aklıma sürekli ağzı yüzü kan şekilde yatan abimin suratı ve annemin ağlayışı geliyordu.
Daha fazla dayanamayıp birinci ders bittiği gibi ikinciyi beklemeden çantamı alıp okulun koridoruna çıktım. Buna daha fazla dayanamazdım, umursamıyormuş gibi yapamazdım. Ancak aniden nerdeyse duvar kadar sert bir şeye çarptım, eğilip bana bakmasa bir insan olduğunu fark etmeyecektim. Geriye sendeledim ama düşmeden güçlü bir el kolumu kavradı ve beni geri çekti.
"Hale...?" Tanıdık bir ses duydum. Kafamı kaldırıp baktım, mavi gözler beni karşıladı.
"Sarp?" diyerek yüzümü buruşturdum. Dünyada görmek istediğim son kişi oydu. Ciddiysetsiz bir sırıtma ile bana bakıp kolumu geri bıraktı.
"Ne bu acele?" Sesi düşüncelerimi bölmeye yeterliydi, ancak hoş değil gıcık bir ses olduğu içindi. Ellerini eşofman altının ceplerine sokup sırıtmaya devam etti.
"Sana ne?" Gözlerimi devirip onun yanından geçip gitmeye çalıştım ancak bu sefer beni durdurmak için kolumu kavradı, şaşkınca yerimde kalakaldım.
Kaşlarını çattı, gülümsemesi silindi. "Mesajlarıma bakmadın. Geç bakma demiştim sana."
"Mesajlarını da al cehenneme git, Sarp!" Kolumu çekip kurtardım ve kol çantamı daha sıkı kavrayıp agresif adımlarla sonunda uzaklaştım.
"Bende seni özledim, Hale!" diye bağırdı arkamdan. İçimde ona yumruk atma isteği oluştu ama bastırıp yürümeye devam ettim.