İçeriğe geç

SAKLI KALAN

Bölüm 1 · 6 dk okuma

SAKLI KALAN

Bölüm 1

Başlangıç

*******

Usulca gelip tek kişilik koltuğa otururken etrafına baktı. kitaplarının arasında eski bir günlük takıldığında gözüne gülümsedi. Anılar insanın belki de en değerli hazinesiydi. Elini usulca günlüğün üzerinde gezdirirken yüreğinde tarifi imkansız duygular belirdi. Tıpkı bir yusufçuk kuşunun çırpınışı gibiydi belki. Zira Özlem duyduğu, sevindiği, sevdiği o yıllara gitmek kendisini hüzünlendirse de yeniden görmek huzur vericiydi. İlk sayfayı açtığında ilk satırları okudu.

(Yıl: 1996)

Ne vakit başlamıştı emin değilim. Düşünmek de istemiyordum zira hatırlamak beni cevabını istemediğim sonuçlara çıkaracaktı biliyorum. Bu sonuçların sonunu bilmekse en kötü kabuslarıma denk olacaktı. Çünkü O benim çocukluğumdu. En gizli sırlarımın sahibi.

Nasıl unutmadım. Nasıl bu kadar net hatırlıyorum hala emin değilim. Yaşadığım her sahneyi, her sözü ve görünüşü. Sahi, onu ilk kez o gün görmüştüm, iki çocuğu da acımadan döverken. Öyle korkmuş ve şaşırmıştım ki dizlerimin bağının çözüldüğüne yemin edebilirdim. Yazık. Yalvarıp af dileseler de onları görmüyor, duymuyordu. Yeşil gözlerinde ki o korkunç bakış bile geri adım atmanıza yetecekken ölesiye dayak yemenin acısını tarif edemezdim sanırım.

Öylece durmuş nefes almaya çalışırken ben, dövdüğü iki çocuğun ortasında hafif kambur durmuş eliyle çenesini siliyordu o. Öfkesinin dinip dinmediğinden bile emin değildim. Yeni taşındığımız mahallede ilk göreceğim manzaranın bu olacağını düşünmemiştim.

Annemin naif sesini işittiğimde bile başımı ondan tarafa çeviremedim. Ancak kolumu tuttuğunda fark ettim. "İçeri gir." Dedi sert bir sesle beni çekerken. Muhtemelen aynı manzarayı o da görmüştü. Bir süre sonra kızgın bir ifadeyle dışarı çıkarken nereye gittiğini anlayıp birden ağlayarak ona yetişmeye çalıştım. Ya anneme de bir şey yaparsa ne yapardım. Öylece titrerken salonun ortasında ne kadar beklediğimi bilmediğim bir sürenin sonunda pencerenin önünde nihayet annemin kızgın silüetini görebildim.

Sabırsızlıkla ve heyecanla ayaklarımı yere vurarak beklerken içeri girdi. Hızla üstüne atladığımda şaşırdı. Ben ağlamaya başladığımda bekledi ve ardından başımı okşayarak şefkatle kucağına alıp beni sakinleştirmeye çalıştı. Dudaklarımı ısırırken boynuna sarıldığımda yaşlı gözlerimin ardından tekrar gördüm onu. Kapının arkasında boş gözlerle bana bakarken irkilmeden edemedim.

O an annemin de başını çevirdiğini fark ettiğim de, benim katil olarak gördüğüm çocuğa gülümseyerek baktı ve elini ona doğru uzattığında, bu kez o da ifadesiz bir suratla uzatılan ele boş boş baktı.

"Gel içeri."

Annemin nasıl bu çocuğa karşı birden bu kadar merhamete geldiğini anlayamamıştım. Hoşnutsuz bir ifadeyle ona bakarken kucağında huzursuzca kıpırdandım. Ve o hiç bir şey söylemeden giderken annem sessizce ardından bakarak bana daha sıkı sarıldı. Hem rahatlamış hem korkmuştum. Ne olduğunu hala anlamış değildim.

Görünüşe bakılırsa bu gördüğüm ilk ilkel manzara olmayacaktı.

Çevreme bir kez daha baktım. Sıradan bir mahallenin bahçeli bir apartmanıyla ilk tanışmamdı bu. Aslında burası annemin sürekli anlattığı, "bir gün zor durumda kalırsak bir yuvamız daha var" dediği dedemin eviydi. Kendisiyle tanışamamıştım çünkü ben doğmadan önce vefat etmişti. Bu yüzden, bıyıkları aşağı doğru gür, sert bakışlı kocaman bir portresi duvarda asılı duruyordu. Ancak kaldığımız o kocaman evden sonra burası benim diğer evimde ki odam kadardı. Bu çok sinir bozucuydu ve sık sık huysuzluk edişlerim bundandı sanırım.

"Banane ya. İştemiyom. Sevmedim. İştemiyorum. Annecim ne olur eve gidelim."

"Oğlum. Burası artık bizim yeni evimiz. Alışmak zorundasın."

Büyüklerin sözleri ve davranışları küçük çocuklar için bir anlam ifade etmiyordu. Bende onlardandım. Diğerleri gibi yalnızca istediklerim olsun diyenlerden. Özellikle varlıklı bir ailenin içinde her istediğim olmuşken birden bu garip hayata alışmak hiç kolay olmayacaktı.

****

Üç günlük limitsiz huysuzluklarımdan sonra nihayet pes edip dışarı çıkmıştım. Annem komşularla hızla uyum sağlasa da benim bu garip mahallenin çocuklarıyla anlaşmam mümkün olacak gibi değildi. Beni itip kakmaları yada oyuncaklarımı almalarından bahsetmiyordum bile.

Üzgün kırgın ve anlamsız adımlarla adımlarken evin karşısında ki mahalleye daldığımı fark etmemiştim. Birden put gibi dikildiğimde vücudumdan bir titreme geçti. Çünkü ilk gün gördüğüm o korkunç çocuk diğer çocukların arasında kocaman bir adam gibi oturuyordu. Bir kere baktı bana ve başını çevirdi. Arkamı dönüp kaçacakken o gün sürekli benimle uğraşan iki aptala rast gelmek de benim bu mahellede ki en garip şanslarımdan biriydi. Benden ne istediklerini anlayamıyordum.

"Sen ne yapıyorsun lan burda." Dediğinde uzun boylusu, ben korkuyla bir şey diyemeden kaçacakken önde ki beni sırtımdan hızla itti ve yere düşürdü. Dizlerimin üstüne kalkarken kanadığını gördüğümde şok geçirdim. Askılı kısa pantolonumun askısından tutup gülerek beni kaldırmaya çalışırken o, ben çırpınmaya başlamıştım. Arkadan bir ses:

"Buraya getirin." Diye bağırdığında nefes alamadım. Can havliyle bir kez daha kaçmaya çalıştım ama yapamadım. Bağıramadım. Yanımdakiler öylece birbirlerine bakarken aynı ses tekrarladı.

"Ben mi geleyim."

Birden hareketlendiklerinde beni de çekmeye başladılar. Geri geri sürüklenirken ben güneşin aydınlattığı sokağa baktım. Ne zaman bu ara sokağa girdiğimi hatırlayamadım bile. Gözlerim yaşlarla ıslanırken ayaklarımı direttim ama işe yaramadı. En sonunda beni bir kez daha ittiklerinde kıç üstü yere düştüm. Yüzüm o boşluğa dönükken sırtım o katile dönüktü. Ürperirken hızla nefes alıp verdim.

"Bana bak." Dediğinde, ben kımıldayamadım. Usulca başımı çevirip omuzumun üzerinden izledim yüzünü. Öylece bana bakarken tek kaşını kaldırdı. "Bana dön." Dedi. Usulca dönerken yanında oturan diğer çocuklara bakamadım bile. Hepsi benden büyüktüler muhtemelen, kızarmış burnumu çeke çeke ağlarken öne dönüp dizlerimin üzerine oturdum. Kızarmış yüzümle ona bakarken onun beni incelediğini gördüm. Karışık Sarı saçlarımdan yüzüme, bebek yaka beyaz gömleğimin üzerinde ki askılı kısa pantolunumdan, yeni spor ayakkabılarıma değin süzdü.

"Oyuncak bebek gibi." Dedi biri gülerken, diğeri:

"Bakıyım. Hareket ediyor valla." Diyerek bana dokunduğunda silkinerek kaşlarımı çattım.

Sessizce beni izlerken karşımda ki "Sen o gün ki çocuksun." Dedi. İyice yerime sindim. Keskin yeşil gözlerini benim mavi gözlerime diktiğinde korkudan ne yapacağımı bilemedim. "Adın ne?" Bana baktığını hissediyordum ama tek bir cevap çıkartamıyordum. Annem her zaman biri soru sorduğunda nezaketen cevap vermemi söylerdi. Ancak hiç bir şey söyleyemiyordum.

"Kaç yaşındasın?"

Bekledi ve ben cevap vermeyince hırlandı. "SANA SORUYORUM DİLİNİ Mİ YUTTUN BE..." Diye bağırınca:

"E, EVE GİTÇEM..." Diye bağırdım birden: "hiç, hiç sevmedim. Burayı hiç şevmedim. Sizi şevmedim. "Diye ağlarken, dizlerimi tuttum. "Evimi özledim. Eve gitçem..."

Bazılarının güldüğünü duyuyordum ama kızabilecek kadar bile gücüm yoktu. Birden bir ses gürlediğinde yerimden sıçradım.

"KESİN LAN."

Başımı dizlerimin üzerine koymuş hıçkırırken başımı kaldırıp ona baktım. Yeşil gözleri sert sert baksa da daha fazla kızmadı.

"Niye dövdüler seni?" Dedi. Hıçkırırken burnumu çektim. Bende bilmiyordum. Omuz silktiğimde arkamdakilere baktı. "Niye vurdunuz?" Dedi sakin sakin. Onlar birbirlerine bakarken bir şeyler söylüyorlardı ama hiç birini anlayamıyordum. Kulaklarımı uğuldatacak bir ses duyduğumda arkama baktım. Yanımda ki çocuk arkamdakine tokat atmıştı. Onlar hızla koşarlarken ben kocaman açtığım gözlerle yanımda ki çocuğa baktım. Kocaman görünüyordu. Başını çevirip bana baktığında titredim.

"Oyuncaklarını neden paylaşmadın." Dedi bana. Bir şey diyemedim. Elini kaldırdığında gözlerimi kapattım sırada ki bana gelecekti. Birden aynı parmakları başımda hissettim. Saçlarımı karıştırırken gözlerimi araladım.

"İyi çocuklardır ama kızmışlar sana." Dedi büyük adam gibi. "Hadi evine git."

Yavaş yavaş ayağa kalktığımda boyum karnından göğsüne kadar ancak geldi. Başımı kaldırıp şaşkın şaşkın yüzüne baktım. Bir iki adım geri geri gittim ve koşmaya başladım. Diğerlerinin güldüğünü duyuyordum ama önemli olan bu değildi. Kurtulmuştum. İki binanın sonunda ki caddeye ulaştığımda nihayet güneşi görebilmiştim.

Güneşi görebilmek? Mavi gökyüzünde özgürce bir uçurtma uçurabilmek gibiydi o zamanlar. Kahramanlar sahiden vardı. Sadece hepsinde kırmızı pelerin yoktu hepsi o.

Selam yeni bir kurguyla karşınızdayım umarım bu da diğerleri kadar hoşunuza gider, beğenmeyi unutmayın, şimdiden keyifli okumalar..:)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.