Okulun o sıkıcı havası yine ciğerlerimize dolmuştu. Öğrenciler bence çok sabırlılar. Günde sekiz saat ders sonrası ev ödevi işkencesine haftanın beş günü katlanmak kolay değil. Benim işim daha kolay en azından yanımda arkadaş grubum var. Onları da tanıtayım: Bendeniz Şimal (arkadaşlarına düşkün biriyim. Kitap kurdu sayılabilirim. Özellikle suç romanı okumaya bayılırım.), Ecem (kendisi benim sırdaşım, dert ortağım olur. Taş bebek gibidir ama bunu pek kabul etmez.), Buğra (grubun mizahşörü unvanına sahiptir. Hayatı dalgaya almak konusunda üstüne yoktur. Olaylar çok karıştığında yumuşatıcı etkisi görür.), Sarp (Buğra'nın aksine olaylara hep ciddi bakar, sorunları çözmek için hemen planlar üretir.) Son olarak Adal (sporcu, özgür ruhlu, liderlik iç güdüsü ile emir vermeyi seven bi yapısı vardır.) Adal benim sevgilim olur. Buğra da Ecem'e körkütük aşık ama henüz açılamıyor kendine güvenemiyor paşam. Bence Ecem de Buğra'dan hoşlanıyor ama belli etmemeye çalışıyor. Ne zaman konusunu açsam hemen sohbeti değiştiriyor bu işte bir iş var. Sarp aşka uzak bakan biri taliplerini de reddediyor. Doğru kişiyi beklediğini ve onu bulana kadar yalnız kalacağını söylüyor. Kendimizi böyle özetleyebilirim. Adal ve Buğra aynı sınıftalar. Ben, Sarp ve Ecem de aynı sınıftayız. Acaba Adal ve Buğra ne yapıyor şuan? Büyük ihtimal onlar da sıkılıyordur. Ecem derin bi uykuda mağlum coğrafya dersi uyumak içindir. Uzun bir bekleyiş (yaklaşık 5 dk) sonrasında tenefüs zili çaldı. Hemen 10/B'nin kapısına koştum. Adal da beni bekliyor olacak ki hemen yanıma geldi, "Bu Buğra'yı alın benim yanımdan ya beni de rezil ediyor millete." Buğra yine bişeyler yapıp sinirlendirmiş belli. "Ne oldu gene Allah aşkına?", "Hemen anlatayım Sarpcığım ben hiç birşey yapmadım hep Adal'ın uydurması bunlar." Buğra savunma olarak Adal'ı suçlamaya geçtiyse kesin haksızdır. "Tabi Buğra, edebiyat hocasıyla dalga geçen de bendim zaten.", "Ne? Yuh ama Buğra ne bu adamın senden çektiği? Sene sonunda neden sözlü notumu düşük verdi diye zırlarsın ama." Dip not olarak açıklayayım Buğra her edebiyat dersinde hocayla uğraşıp hocayı çıldırtır. Bi keresinde whatsapp grubundaki bir sohbet esnasında hocaya 'lgbtyi destekliyor musunuz?' diye sormuştu. Hoca 'Buğra sohbeti tadında bırakalım istersen ne dersin?' diyerek konuyu kapatmaya çalışsa da Buğra durur mu? 'Tamam hocam ben sizinle sonra konuşurum merak etmeyin karınıza da söylemem' diye mum dikmişti. Sonra da hoca bana taktı diyor. "Adam espriden anlamıyorsa benim suçum ne? Çok güzel bi espri yapmıştım herkes güldü zaten." "Hoca dışında." diye araya girdi Adal. "Bak işte anlamamış. Size de yapayım bak çok komik: Girişe öğretmenler günü için pano hazırlamışlar ya hani bütün hocaların resmi var. Hoca onu gördünüz mü diye sordu. Bende dedim ki gördüm hocam hatta saçınız vardı çok şaşırdım. Ben sizi hep böyle hayal etmiştim tanıyamadım başta dedim. Puhahahahaha" İstemsizce gülmeye başladım. Adal ters ters bakıyordu suratıma. "Boşluğuma geldi bir anda pardon." Diyip boğazımı temizledim. Belli ki herkes gülmemek için zor tutuyordu kendini. Bir bakışma ardından hepimiz gülmeye başladık. Gülmemiz bittiğinde Ecem söze girdi, "Bugün etüte kalacak mıyız ona göre anneme haber vereceğim?" Adal yine lider edasıyla "Daha önceden de kararlaştırdığımız gibi kalıyoruz." dedi. Herkes başıyla onayladı. "Kalalım. Etütler eğlenceli geçiyor ders çalışmaktan başka herşeyi yapıyoruz ama olsun." Sarp haklıydı. Bizim için etüt bir bahaneydi. Hocalardan izin alıp kütüphaneye çekiliyoruz (kütüphane dediğime bakmayın okulun en üst katında iki sınıf büyüklüğünde aradığımız kitapların çoğunu bulamadığımız bir yer) ve defter kitap bile açmadan bir buçuk saat boyunca türlü şebeklikler yapıyoruz. Derken ders zili çalmaya başladığında Ecem ile oflaya poflaya sınıfa çıktık. Sarp bizim arkamızdan geliyordu. Son ders de coğrafya ben de biraz uyuyayım da sonrası için enerji toplayayım.(37 dakikalık bir uyku ardından) Küp gibi uyumuşum oh. Son 3 dakika kalmış toparlanayım bari. Ettiğim lafa bak sanki dersi pür dikkat dinlemişim gibi. Neyse ders bitti şükür. Zil çaldığı gibi toparlanıp kütüphaneye çıktık. Herkes eşyalarını yetleştirdikten sonra aşağıya inip hocadan izin almaya gittik. Tahmin ettiğimiz gibi kolayca izin aldık. Kütüphaneye geri geldiğimizde kapıyı da kitledik oh artık rahattık. "Herşey hallolduğuna göre ilk aktivitemizi seçelim. Önerileriniz nedir?" Adal soruyu sorduğu gibi cevapladık. "TABU!!" Gelenek devam etmeli diye düşündüğümüz çok belliydi. Bizim grup geleneğimiz etüt günlerini tabu oyunu ile başlatmaktır. Beş kişi olduğumuzdan bir kişi hakem olur ve puanlama, yasaklı kelime kontrolü gibi şeyleri o kişi yapar. Bu kişi de sıraya göre ya da isteğe göre belirlenir. "Ben hakemim bugün.", "Ama sıra Sarp'taydı. Ecem senin hakem olmana daha iki hafta var.", "Ay Buğra sanki her zaman sırayı takip ediyoruz gibi konuşuyosun. Canım istedi ne olur sanki ben olsam?" Buğra'nın amacı sıra falan değildi aslında tek amacı Ecem'le aynı takımda olmak. Eğer Sarp hakem olursa ben Adal ile dolayısıyla Buğra ile de Ecem takım oluyordu. Bu tartışma biraz daha böyle devam etti. Ecem kendi isteği (ve ısrarı) üzerine hakem oldu. Buğra Ecem'e kıyamayıp yelkenleri suya indirdi. "Ben de sizin grubu bozacağım o zaman. Adal sen benimle takım ol. Sarp ve Şimal de diğer takım olsun.", "Oğlum sen niye böyle yapıyorsun bir tabu zevkim var onda da sevgilimle takım olamıyorum." Adal'ın sinirleri başta bozulsa da hepimiz bu teklifi kabul ettik. Tabii bu benim sayemde oldu. Adal'ın yumuşak karnını biliyorum. Kulağına 'Elleme çocuğu zaten istediği kişi ile olamadı bari şimdi dediğini yapalım. Yapmazsak küser ona da yazık.' dedim grupta üzgün insan olmasına gözyumamayacak olan Adal da böyle diyince kabul etmek zorunda kaldı. "Siz anca tartışın. Ben iyi bir hakem olarak görevlerimi yerine getiriyorum." Elini de beline koyduğunda o kadar komikti ki gülmekten başka çaremiz yoktu. Ecem önce anlamayan gözlerle baksa da camdaki yansımasını gördüğü gibi o da gülmeye başladı. Takımlar yerlerini aldı ve maç başlasın! İlk turda Buğra, Adal'a anlatmaya başladı. "Şimdi senin sevdiğin şeylerden biri bu", Adal'dan beklediğim cevap geldi. "Şimal!" Buğra'nın suratı buruştu."Ay tamam en kılıbık sensin." Bunu söylerken ellerini çenesine koydu ve poz verdi. "Zamanınız azalıyor." Ecem'in ikazından sonra Adal Buğra'ya sert bir bakış attı. Buğra hemen anlatmaya koyuldu. "Sen hergün gidiyorsun ya hani." Adal heyecanla "Spor salonu!", "Tamam şey bir insan artık nefes almıyorsa nedir?" Ah keşke bu kelime bana gelmiş olsaydı, tam benlik bir konu. "Ölüdür." "Heh evet peki ölü insana ne deriz?" Tut kendini Şimal. Sus ve sakın söyleme. "Ceset" sonunda bildiler. "Bir yerden bir yere gitmek için kullanılan.." Derken zamanları doldu. "BİTTİ! Artı iki puanınız var arkadaşlar. Sıra Şimal ve Sarp'ta." Aradan geçen süre ardından tabloya baktığımızda Buğra ve Adal'ın on iki ben ve Sarp'ın on dört puanı vardı. "Oyunumuzun kazananı Sarp ve Şimal oldu. Hepinizi tebrik ederim." Ecem kendini hakemliğe çabuk adapte etmişti. Ciddi bir müsabaka gibi tepkiler veriyordu. Hemen sonra sessiz sinema oynamaya başladık. Sırayla hocaları taklit ettik. Ne kadar zaman geçirdiğimizi kimse umursamıyordu. Saate bakan bile olmamıştı. Ta ki telefonuma bildirim gelene kadar. Baktığımda bildirimin önemsiz bir reklam olduğunu gördüm. Ama saat konusunda gözümün açılmasını sağladı. Saat 17.40'tı. Buraya geleli 2 saat olmuştu. Yaklaşık yarım saat önce etüt bitmiş ve tüm okul dağılmıştı. "Oha lan saat altıya yirmi var.", "Şaka mı yapıyosun Şimal o kadar geçmemiştir." Telefonu onlara doğru tutarak, "Şimdi inandın mı Sarp? Hangi ara iki saat oldu ya.", "Mükemmel taklitlerime gülmekten zamanın nası geçtiğini anlamadınız tabii." Adal bunu söylediğinde hepimiz gülmeye başladık. Buğra alınmış olacak ki, "Şu espriyi ben yapsam çıtınız çıkmaz üstüne bana kızarsınız ama Adal yapınca kahkahalara boğulun hıh." Ah be Buğra gene tribe bağladı. "Kıskanma Buğra kabul et sen de güldün." Evet Adal da inat etmeye geçtiyse curcuna zamanı. "Canlarım saat baya geçmiş artık çıksak. Ya okulda kitli kaldıysak ayy.", "Sakin ol Ecem ben burdayım bişey olmaz.", "Ne yapacaksın kitli kaldıysak Buğra duvarları mı deliceksin." Söylene söylene kapıya giden Ecem kapı açılmayınca yuvasından fırlayan gözlerle bize döndü, "Demiştim kitli kalmışızdır diye of burda kaldık işte". "Ecem sen iyi misin? Al işte anahtarımız var ya hani biz kitledik kapıyı.", "Aaa doğru ben bir anda korktum. Oh içim rahatladı cidden okulda kaldık sandım. Ama hala tehlike devam ediyor." Dışarı çıktık. Ödümüz kopmuş olsa da kapılar açıktı. Hademe Kenan abi bugün 19.00'a kadar burdayım dedi. Kenan abi bizi proje yapıyor sanıyor çaktırmayın. Biz oyalana oyalana en üst kattan aşağı inmeye başladık. Tam idare katına geldik ki Adal'ın aklına pek parlak olmayan bir fikir geldi, "Madem akşam 7'ye kadar rahatız taklitlerimizi canlı canlı yapalım ne dersiniz?" Demiştim pek parlak bi fikir değil. Tamamen anladığımız da söylenemez. Adal sırıta sırıta cevap bekliyorken Buğra sanki aydınlanma yaşamış gibi hareketler yaparak Adal'a yaklaştı. "Oğlum sen nasıl bir manyaksın ya? Böyle bişey benim bile aklıma gelmezdi. Dur şunlara da açıklayayım aydınlansınlar. Şimdi millet, Adalcığım diyor ki müdürün, müdür yardımcısının odasına girip taklitlerimizi gerçekçi yapalım. Kardeşim benim nasıl da akıllı. Hadi gidiyor muyuz?" Sarp ile ne diyor bunlar? der gibi bakıştık. O an ergen damarımız tutmuş olacak ki Ecem gibi heyecanla "Cidden mi?" dedik. Odaya doğru yöneldik. Ecem koşup kapıyı açmayı denedi. Bilin bakalım ne oldu? Tabii ki kapı kitli. Derken Sarp ikinci deneyişinde zorlu da olsa kapıyı açtı. "Kapı sıkışmış. Abi şu okulun herşeyi milattan önceden kalma." İçeri girdiğimizde Buğra'nın gözleri parlıyordu. Hemen sandalyeye oturup role girdi. "Okulumuz öğrencilerimize bir yuva olmak amacıyla yanıp tutuşuyor. Tamam arada bir kapılar sıkışıyor, spor salonu yaptırmayacak kadar pintiyiz, konferans salonumuz da aslında sığınak ama olsun. Efendim Kenan bey. Ne kapıların kolu mu düşüyor? Geri vidalayın efendim bu da sorun mu, Yalama mı olmuş? Olsun olsun sen vidala ne zamana kadar dayanırsa. Evet öğrenciler içerde kalana kadar akıllanmayacağım. Başka soru yoksa ÇIK!" Yerlere yattık gülmekten. Ama mecazi falan değil bildiğiniz yere yattık. Adal yuvarlanıyor gözümün önünde. "Yuvarlanın çocuklar okulum adına hiç bi vasıfta bulunmasam bile odamı günde üç kere sildiriyorum. Hijyen önemli bir konudur evlat." Şimdi de gitti Sarp'ın omuzunu tutup nasihat veriyor. "Yeter artık karnım ağrıdı yeter be.", "Yeter dediysen yeter Ecemciğim hemen geliyorum gidelim artık." Yalaka Buğra. Adal yerden kalkarken dengesini sağlayamayınca bir yerden tutundu. Ama tutunduğu yer bir dolap kapağıydı. Dolap açıldı ve içinden bikaç kitap yere düştü. Sarp yerleştirmek için kitapları eline aldı ve, "Bunların hepsi kitap değil bakın bu bizim lisenin yıllığı. Her sene için bir sayfa var kaç mezun verdiği, okulun resimleri, başarı ve tebrik yazıları falan var. Gelmişken incelesek mi. Hem annemin senesine de bakmış olurum." Şimdi de okulun yıllığını bulduk. Yıllığı açıp okuma kararı kötü olmasa gerek. Sonuçta öğrencisi olduğumuz okulun yıllığını okumak bir problem arz etmiyor. Sarp heyecanla sayfaları hızlı hızlı çevirmeye başladı. 1998 yılına geldiğinde durdu ve isimleri tek tek incelemeye koyuldu. "Mehtap Çetinöz" ismini buldu ve okumaya başladı. Ben fotoğraflara bakmakla yetiniyordum. Mehtap teyzeyi gördüğüm gibi tanıdım. "Gençken de çok güzelmiş. Şuna bak asalet fışkırıyo kadından." Sarp gülümsedi, "Her zaman güzel şimdide yaşıtlarına taş çıkartır." Sarp yıllığı kapattı tam ayaklanıyordu ki Ecem el attı. "Biraz daha baksak olur mu? Bizden önceki seneleri merak ediyorum." Hiç birimiz hayır demedik çünkü hepimiz birbirimizden meraklıyız. İlk kitap, kuruluş tarihinden 2003 tarihine kadardı. İkincisi 2004'ten itibaren günümüze kadardı. Adal, ben, sarp ilk yıllığı; Ecem ile Buğra ikinci yıllığı inceliyordu. İçeride bir kütüphane sessizliği vardı. Ecem bu sessizliği bozdu. "Buğra bir önceki sayfayı açsana. Bir dakika bir dakika iyi de burda 2011'den sonra 2013'e geçiyor.", "Nasıl ya? Anaa cidden öyle. 2012 yok." Bir anda Ecem ve Buğra'nın yanına ışınlandık. "Baksanıza yırtılmış bi sayfa görünmüyor. O yıl kitaba konulmamış." Adal'ın da yaptığı tespit üzerine 2012 yılı sayfasının yırtılma ihtimali ortadan kalktı. Afallamış şekilde bakıştık. "Daha fazla burda kalmasak mı arkadaşlar? Evden merak ediyorlardır şimdi.", "Buğra haklı. Hadi gidelim ama önce şu yıllıkları yerine koyalım." Yıllıkları yerine koyduktan sonra dışarı çıktık. Sonrasında evlere dağıldık. Kafamda soru işaretleriyle anahtarımı çıkartıp kapıyı açtım.
Bölüm 1
HENÜZ HİÇ BİRŞEYDEN HABERİMİZ YOKKEN
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.