Ondan önce
Artık özgür olmak istiyordum. Sıkılmıştım bu vücutta sıkışıp kalmaktan. Sara durmadan özür diliyor, hata yapıyordu. Mümkün oldukca kontrolü almaya çalışıyordum. Kontrol bende olduğunda kendime zarar veriyor - ki bundam zevk alıyordum - aileme bunu anlatıyor kafayı yemelerini izliyordum. Kaos yaratmak en sevdiğim şeydi.
Onunla
O bize iyi davranıyordu. Haddinden fazla iyi. Kimsenin dinlemediği, önemsemediği, ilgilenmediği kadar bizimle ilgileniyordu. Bu insan gerçek miydi? Yani kimseyi sevememekti benim özelliğim, karakterim. Komse için endişelenmemek. Ama o bana bir şeyler hiss ettiriyordu. Onun için katil bile ola bilirdim artık. Benim düşüncelerimi görse benden korkardı herhalde. Her karşılaştığım insana ölüm ve işkence şekli seçerdim. Ama oma bana bunu hiç yaptıamıştı. Ne garip değil mi?
Ondan sonra
Onu öyle yerde yatarken görünce çok sinirlenmiştim. Aklımdan tek geçen intikam almaktı.
Hiç zaman kayb etmeden adamların peşimden gidip biraz ileride onları buldum ve takip ettim. Bir hayli böyle devam ettik. Salaklar onları takip ettiğimi bile fark etmiyorlardı.
Bir barın önününde durdular. Aceleyle koşup içeri girdiler. Ben de onların peşinden gittim.
Bugün kapalıyız. Hadi uzaklaş buradan" dedi siyah uniformalı adam.
Ona yaklaşıp bacak arasına tekme geçirdim ve koşarak içeriye girdim. Içerisi gerçekten sessizlikti. Yavaşca içeriye doğru ilerlemeye başladım. Siyah giyen adamları görünce duvarın arkasına saklandım.
"Sana ne oluyor burada dedim! Patron nerede?" Diye sordu kel adam.
"Gördüğün gibi artık ben varım." koltukta oturup bacağını bacak üstüne atan adam sakince cevap verdi. Sanırım ertafını sarmış adamlar onun adamlarıydı.
Onlar kendi aralarında kavga ederken benim gözüm parmağımdaki yüzüğe takıldı. Ve sinirlendim. Ne yapacaktım diye düşünmeden hızla onlara doğru koştum. Elime aldığım bıçağı kel adamın boğazına sapladım. Sonra hızlıca bıçağı çıkarıp diğerinede aynı şeyi yaptım. Ikisininde vücudu yere düştü. O kadar hızlı haraket etmiştim ki kimse ne olduğunu anlamamıştı.
Yüzüme sıçrayan kana fikir vermeden koltukta oturan adama baktım. O da beni inceliyordu.
Birden ayağa kalkıp tam karşıma dikildi.
"Bunu neden yaptın?" dedi. Hmm bir düşüneyim. Sanırım gelecek işimin başlangıcıydı bu. Bir katil olmak hep iatwdiğim bir şeydi. Diğerleri bundan hep korkardı ama şimdi hayallerim gerçekleşmiş ve intikamımı almıştım. Ama onları sorgulasam daha iyi olurdu tabii ki. Acı çekmeleri gerekirdi. Onlara işkence yapmlıydım. Hem bu işin arkasında daha büyük şeyler ola bilirdi.
Ona bakmadan arkamı dönüp kapıya doğru addımlamaya başladım. Ama gitmeme izin vermeden adamları silahlarını bana doğrultular. Bu beni durdurmadı ve çıkışa ilerlemeye devam ettim. Sonra arkamda bir haraketlilik hissettim. Hızla geri dönüp bıçağımı arkamdaki adamın dizine sapladım ve tekme atıp onu yere serdim. Diğerleri ile savaşmaya zamanım yetmeden bir şeyle kafama darbe yedim. Yere düştüm ama bayılmadım. Ayağa kalkmaya çalıştım. Dizlerimin üstüne oturdum. Karşımdaki adama bakıp "Bunu ödeyeceksin!" dedim ve yine darbe yedim.
Ayıldığımda ne kadar zaman geçtiğinden bihaberdim. Bir sandalyede oturmuştum. Ama ellerim bağlı değildi. Karşımda yine o adam oturuyordu. Bu adamın oturmaktan başka işi yokmuydu ya.
Burada olduğum sürece kişilik değiştirmesem iyi olurdu. Zayıf görünmek istemezdim. Planımıza göre yedi kişilik ve hepsine haftanın bir günü düşüyordu. Ama bunu daha yapamamıştık.
Adamın yanında duran çocuk beni sinirli bir şekilde süzüyordu: "Kesin eminim bu o. Bu Mehmetin yanında gördüğüm kız. Mehmet nerede cevap ver! Günlerdir ulaşamıyoruz ona. Han, kesin bir şey yaptı ona eminim."
Demek ismi Handı. Güzel isim.
"Deniz kenarının iki sokak ötesinde olması lazım." dedim düz bir sesle. Çocuk koşar adımlarla uzaklaştı. Odada sadece ben, Han ve bir kaç adam vardı.
"Ne işim var burada?" Diye sordum sakin sesle. Bana bakarak gülümsüyor ben de karşılık veriyordum. Sanki yeni oyuncağını bulmuştu.
"Korumam olmanı istiyorum. Çok güçlü ve çeviksin. Zaten kendime bir koruma arıyordum. Gel ve bana çalış. Iyi maaş veririm." Dedi.
"Ama ben dövüşmeyi bilmiyorum" dedim. Ayrıca ben hızlı ve güçlü falanda değildim. Hayatımda hiç spor yapmamış sürekli yemek yemiş bir insandım. Ama tabi son üç ayda o kadar az yemek yiyordum ki bayağı kilo vermiştim. Dün adamları öldürme şeklimi yıllar önceden planladığı şeydi. Hepsi filmler ve diziler izleyerek öğrenmiş olduğum bir şeydi.
"Onu merak etme eğitim alacaksın. Ayrıca kaç yaşındasın?" Diye sordu
"18" dedim.
Bir kaşını kaldırdı. Sonra güldü. "Hakkında yeterince araştırma yaptım. Daha gencsin.
Evden kaçmışsın. Polisler peşinde. Herkes seni arıyor ismin Sara. Senin için yeterli mi?"
Onu oyalarken kolumdaki sargıdan jiletimi çıkarıp ellerimi açtım ve ayağa kalktım. Adamlar silahlarını bana doğrulttular ama umursamadım "Sanki başka çıkış yolum var" dedim alay ederek. "Hadi sesli düşünelim. Sanırım mafya gibi bir şeysin. Beni de araştırmışsın. Yüzümü gördün yerimi biliyorsun. Yani polise gide bilirsin. Karşında iki adam öldürdüm kamera görüntüleri vardır büyük ihtimal. Yani bununla beni tehdit bile ede bilirsin. O yüzden kabul etmekten başka çıkış yolum yok. Yani evet sanki hiç seni koruyacak adamın yokmuş gibi seni korurum. Ayrıca kulağa eğlenceli geliyor"
"Efendim ne yapalım?" Diye sordu adamlardan biri bana doğru addımlarken. Ben de ona doğru addım attım. Elindeki silahı ters çevirerek kıvrak bir şekilde elinden aldım. Bacak arasına tekmeyi geçirip yere yıktım adamı. Silahı Han denen adama doğruttum.
"Şah ve mat. Ben de ölürüm ama onuda kendimle birlikte götürürüm"
Biz konuşurken bir anda Mehmetin peşinden giden çocuk içeriye daldı. "Biliyordum. Ona bir şey yapacağını biliyordum. Onu öldürdün!" Deyip üzerime doğru hızla addımlıyordu. Silahı ona doğrulttum. Oysa geri çekildi. Sinirle bana sonra Hana baktı.
"Yavaş ol! Ne oluyor anlat. Neden bahs ediyorsun."
"Dediği yere gittik. Mehmeti orada ölü bulduk. Adamlar şimdi aldılar getiriyorlar. Ben biliyordum bu kızın bir sorun çıkaracağını. Aramızdan birine zarar verdi. Cezalandırmamız gerek! Bunu ödemeli!"
"Onun yaptığından şüpheliyim Kenan sakin ol. Hadi neler olduğunu ona soralım. Neler oldu?"
Omuzlarımı kaldırıp indirdim. Cevap vermedim.
"Civardaki kameraları taratın. Sen hadi kalk odanı göstersinler sana. Buranın kurallarını öğrenmen gerek.
Hiçbir şey beklediğim gibi olmamıştı. Hanın babası büyük patron Hanı dinlememiş bana zorlu eğitimler vermişti. Hanın baş koruması olacaktım sonuçta. Yani fiziksel olarak elektriği bile tatmıştım. Her sabah aynı şeyleri yapıyordum. Önce koşu on kilometre koşuyordum. Azdı aslında. Türlü türlü dövüş sanatlarını öğreniyordum. Bizim çocuklar arasında birinciydim. Hatta büyük patron gücümü yoklamak için beni kafes dövüşlerine bile göndermişti. En son dövüşümde kurallara uymadığım için atılmıştım. Ama nerede duyulmuş yasal olmayan kafes dövüşlerinde kurallar olduğu. Saçma.
Çok yorulduğum günlerde üsyan edip odamdaki dolaba saklanıyor ve diğerleri ile konuşuyordum. Ilk defa bu kadar uzun süre başka kişilikte kalmıştım. Diğerleri rahatsız değildi. Sonuçta para kazanıyor, sıcak odam ve yemeğim vardı. Bana bir banka hesabı açmış kafes dövüşlerinden kazandığım parayı oraya aktarmışlardı. Hatta kendime bile zarar vermeyi bırakmıştım.
Ama bir gün artık canıma tak etti ve büyük patronun önüne çıkıp "Efendim ben artık hazır olduğumu düşünüyorum lütfen oğlunuzu korumama izin verin" demiştim. Ondan sonra bana sahte kimlik düzeltmiş beni Hanın üniversitesine kayd etmişlerdi. Evet fizik yaşım küçüktü ama pasaportumdaki yaşımı görenler görünüşümü önemsememişlerdi.
Bugün ilk görev günümdü. Siyah eteğimin üzerine siyah gömlek giymiştim. Onlarında üzerine bana özel hazırlanmış kurşun geçirmez korset giymiştim. Hep bir korsetim olsun istemiştim. Yandan ipleri çıkıyordu çok güzeldi.
"Yakıyorsun bugün. Ayrıca ilk görevin kutlu olsun." Demişti Han. Başımla selam vermiş ve gülümsemiştim. Bence Han ile iyi anlaşıyorduk. Babasının bana yaptıklarından hiç mutlu değildi mesela. Arada şakalaşıp dururduk. Bazen gizlice eğitimlerime katılır birlikte koşu yapardık.
Han ikinci sınıf bilgisayar mühendisliği okuyordu. Hiç anlamazdım bilgisayar işinden. Buraya ev ödevi yapmaya gelmemiştim zaten.
Han okulda çok popülerdi. Her zaman korumaları ile gelmesi insanların konuşmalarına sebep oluyordu. Bu aralar korumalar artmıştı. Sanırım yeni düşman edinmişlerdi. Zaten bu yüzden benide göreve göndermişlerdi.
Eve geri dönerken arkamızdaki arabanın hala bizi takip ettiğini fark ettim. Açıkca takip ediliyorduk. Sonra şöförle göz göze geldik. Aramızda bir fare vardı. Ne güzel.
Korsetimde sakladığım bıçağı çıkarıp adamın boğazını kestiğim gibi araba durdu. Ve ikinci arabamızdaki adamlar telaşla dışarı çıktı. Han bana sorgular bir şekilde bakıyordu. O an çatışma başladı. Araba kurşun geçirmez olduğu için güvendeydik. Ama beş dakika sonra Han sabırsızca arabadan inip adamlara kurşun yağdırmaya başladı. Ben de arkasından inip yanına gittim. Çatışma sonunda bitmişdi.
"Iyi atıştı" dedim. Bana hava atarak saçını düzeltti. Drama queen gerçekten.
Arkama döndüğüm an adamlardan birinin ayağa kalktığını gördüm. Anında elimdeki bıçağı kafasına hedef alıp attım ve kendimde Hanın üzerine atladım. Ama gecikmiş vurulmuştum. Han beni kucağına alıp endişeyle beni süzdü.
Benin için üzülmüştü...
Sırtımda büyük bir acı vardı. Nefes bile alamıyordum. Gözlerim kapanmadan gülümseyerek fısıldadım "Bıçağımı geri almayı unutma."
Sonra bir hastane odasında oyanmıştım. Han yanımda benim uyanmamı bekliyordu. Üzerimde hastane kıyafeti vardı. Kolları kısa olduğu için yaralarımı görmüş olmaları lazımdı.
Gözlerim Han ile kesişti "Yapacak ödevin yok mu senin?" dedim alayla.
"Iyisin iyi. Al kendinden değerli bıçağın" deyip bıçağımı yanıma bıraktı. "Iyi ben gidiyorum iyice iyileş seni bekleyeceğim. Koşu yarışı yapacağız daha."
"Ben senin korumanım canım senin yolunda feda efendim" dedim yine alayla. Gözlerini devirdi ve odanın çıkışına doğru ilerledi.
Gece kimseyi dinlemeyip bizim mekana geri dönmüştüm. Beni iyi yetiştirmişlerdi. Acı dostum olmuştu. Hem hastanelerden nefret ederdim. Han beni karşısında görünce şaşırmıştı ama bir şey dememişti. Tüm gece kardeşlerimle konuşmuş Gökçeye güvende olduğumuzu anlatmaya çalışmıştım dolabımızın içinde oturarak.
Gökçe en küçüğümüzdü on iki yaşındaydı. En yaşlımızda Gölgeydi kırktan fazla yaşı vardı. Diğerleri benle yaşıttı yirmi yaşındaydık. Bir tek Sara vücudumuzun sahibi olduğu için on yedi yaşındaydı.
Bu bir yıl içinde Han babasını bir suikastte kaybetti. Ama hiç üzülmüş gibi gözükmüyordu. Zaten araları iyi değil gibi gözüküyordu.
Bir gün Han odama geldi. Garip davranıyordu.
"Arkadaş olalım" dedi. Suç işlemiş çocuk gibi davranıyordu. Ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım.
"Efendim?"
"Arkadaş olalım. Konuşalım, gülelim, şakalaşalım. Birbirimize sırlarımızı anlatalım. Kafeye gidelim bir şeyler yiyelim, içelim. Olmaz mı?" Diye sordu.
"Ama bu hiç profesyonelce değil?"
Gıcık olmuş bir yüz ifadesi vardı: "Bırak profesyonelliği şimdi. Aslında şöyle bende senin iki sırrın var." Dedi çekincence. Kaşlarımı çattım.
Ayağa kalkıp yatağımın yanındaki komodinin altından bir şey çıkardı. Küçük bir cihazdı.
"Ilk geldiğinde şüpheli olan herkese yaparız bunu. Odalarını dinleriz. Ve adamlarım senin birileriyle konuştuğunu duydular. Ama içeri hiç kimsenin görmediğinden eminlerdi. Ve artı telefonun yok. Bunu araştırmaya koyulduk. Ama adamlarım asla anlayamadılar. Sanırım ben olayı çözdüm. Senin çoklu kişilik bozukluğun var. Haksız mıyım?"
Öylece kaldım. Tüm sırrımı çözmüştü. Birileri duyarsa işimi ve evimi kaybede bilirdim.
"Ne istiyorsun?" Diye sordum.
"Ikinci sırrınsa kendine zarar vermen. Bunlar sayesinde buradan atılmazsın korkma ama seni terapiye gönderirler. Ve bunu da istemezsin sanırım. Hatta bu yüzden evden kaçtığını söylemiştin bana bir gün."
"Beni tehdit mi ediyorsun?"
"Hayır hayır kesinlikle öyle bi şey değil. Ben bunun kaşılığında sana iki sırrımı vermeye geldim."
Cevap vermeden ona bakmaya devam ettim.
"Otura bilir miyim?" Diye sordu yatağımı göstererek. Evet anlamında kafamı salladım. Oturdu ama çok rahatsızdı. Sanırım bu konuda gerçekten ciddiydi.
"Birincisi benim hiç arkadaşım yok." Dedi ve bana baktı. Cevap bekliyordu.
"Benimde hiç arkadaşım yok. Bu utanılacak bir şey değil Han." Kabul edercesine kafasını salladı.
"Ikincisi yönelimim hakkında" derin nefes alıp verdi. Elleri titriyordu.
Gökçe: ellerini tut
Yapamam. Hem ona dokunursak Sara rahatsız olur.
"Evet?" Dedim ve devam etmesini bekledim. Bir kaç dakika sustu sonra bir anda: "Ben erkeklerden hoşlanıyorum!" Dedi.
Ne? Sakladığı bu muydu? Gerçekten mi?
Kahkaha attım. Bana utanarak bakıyordu.
"Şapşal! Nasıl bir sır bu böyle. Pedosun zannettim ben de. Aklım çıktı."
Şaşırmıştı. Böyle bir tepki vermemi beklemiyordu. Onu dışlamamı bekliyordu.
"Al sana başka sırrım o zaman" dedim. Dikkatle bana baktı. Neden bu kadar ciddiydi gerçekten. "Ben kadınlardan da hoşlanıyorum" yine onu şarşırtmayı başarmıştım.
"Gerçekten mi? Bu... ne?..." bir kahkaha daha patlattım.
"Teklifini kabul ediyorum. Arkadaş olalım. Hep bir gey arkadaşım olsun istemişimdir."
Çok mutlu olmuştu. Bir anda ayağa kalkıp: o zaman müjdemi isterim arkadaşım" demişti. "Işe başlıyorsun. Babamdan farklı olarak barlar değil kafeler açmak istiyorum. Ve bu kafenin başına senin geçmeni istiyorum. Sana ev bile vereceğiz kafeye yakın artık buradan kurtuluyor kendi hayatını kuruyorsun." Ağzım açık kalmıştı.
"Yani kabul etmesem bana bu teklifi sunmazdın öyle mi?"
"Yani aslında buna çoktan karar vermiştim. Kabul etmesen bile sana bu işi teklif edecektim. Bu dünyadan olduğunca uzaklaştırmak istiyorum seni arkadaşım. Hatta bazen sana iş teklif ettiğim için pişmanlık duyuyorum." Üzülmüştü.
Onunla oturup nerede nasıl evim olacağını konuşmuştuk. Ona Gökçenin hep Tiny House'lara bayıldığını söylemiştim. O da bana onlardan diktireceğini söylemişti. Çok mutlu olmuştuk. Ve söylediğim her şeyi yapmıştı. Kafe çok güzeldi. Çalışanlar almış içerisini düzenlemiştik. Ama onun kendi işi olduğu için benimle olamamıştı. Söylediği gibi yemeklere çıkamamıştık hiç.
Böylece yeni hayatım başlamıştı.
Birgün bizimkilerle yine kafede oturmuş telefonlarımızla ilgileniyorduk. Ben kendime güzel kıyafetler seçiyor Nile gösteriyordum. O ise benim zevkime hayranlıkla bakıyordu. Giyinmeyi kuşanmayı severdim. Sonuçta kendime değer veriyordum. Bugünde abartı olmayan makyajım ve pembe takım elbisemle modanın içinden geçiyordum.
Biz boş boş oturmaya devam ederken bir anda kapının önünde 3 siyah araba durdu. Ve hepsinden adamlar inmeye başladı. Elim belime gidiyordu ki onu gördüm. Içeriye girdi ve etrafı süzmeye başladı. Sonra bize döndü ve addımlamaya başladı.
Tam önümde durup tek dizinin üstüne çöktü ve cebinden yüzük çıkardı. Konuşmaya başladı:
"Sonsuza dek seni hiç yalnız bırakmamama izin verir misin? Ya da cebinde benimle aynı anahtarı taşır mısın?
Salonda uyuyakaldığımda kalk yerine yat diyenim olur musun? Diğerleri ile pür dikkat onu dinliyorduk."Her sabah, gündüz, akşam, evde, dışarıda, salonda, tolette yüzümü görüp benden bıkar mısın? Her yıl fazla işim olduğunda evlilik yıldönümümüzü unuttuğum için bana trip atar mısın? Sonsuza dek beninle olur musun?"
"Hayır" dedim kısaca. Yüzümü ekşitmiş ona bakıyordum.
"Ne?... nereden?... nasıl anladın hayır dediğini?" Deyip ayağa kalktı. Elini kafasına vurdu. "Neyi yanlış yaptım?" Diye sordu.
"Komik olmaya çalışıyordun anladık ama fazla soru sordun. Benimde komik olasım geldi yani." Omuz silktim.
Tuna "Tam olarak ne oluyor burada?" dedi.
Ona dönerek: "Sevgilisine evlenme teklifi etmiş ama redd edilmiş" diyerek özet geçtim. Ayağa kalkıp elimi onun omzuna koydum "Aga be gelecek sefere be dostum. Fazla üzülme"
Yüzünde bir gülümseme oluştu ve bir anda bağırdı "KABUL ETTI! EVET DEDI! INANA BILIYOR MUSUN?"
Ve bir anda beni kucağına alıp döndürdü. Ben de gülmeye başladım. Sonra yere bıraktı. Ve özür diledi bana dokunduğu için. Bir sorun olmadığını söyledim.
"Tamam Han insanları rahatsız etmeyelim. Sakin. Arkadaşlar bu gardaşım Han. 4 yıldır tanırız birbirimizi. Ara sıra konuşuruz kendisi sürekli şirketiyle uğraşır. Bunlar da en yakın arkadaşım Tuna, kardeşi Nil ve Rüzgar."
Rüzgar ile Han kötü kötü bakışmaya başladılar. Sanırım Rüzgar onun sadece arkadaş olmadığını anladı için, Han ise Tess'den birşeyler duyduğu için böyleydi. Tuna aradaki gerginliği görmüş olacak ortamı sakinleştirmiş şakalar yapmış, durmadan konuşmuştu.
Sonra Han bize sevgilisi Umutun fotoğraflarını göstermiş onun hakkında konuşmuştu. Bir saat sonra ise işleri olduğu için kalmıştı. Bana onunla ilgili anılarımı sorduklarında yarısı yalandan yarısı gerçekten okulda yaptığımız şaklabanlıkları falan anlatmıştım.
Böylece zaman geçmişti. Her şey çok iyiydi. Ama ne zaman sonsuz muuluğun var olduğunu düşünsem çok fena yanılıyordum.
xXx.