Her giriş kapısının bir çıkışı olduğunu herkes söyler. Önemli olan o çıkış kapısını doğru bir şekilde bulmaktı. Nereye doğru gittiğimi bile bilmeyen birisi için garip bir şekilde o yolda emin adımlarla gidiyordum. Bu durum karışık duruydu. Yaşadığım şeyler gibi karışıktı. Açıklanacak tek noktası benim ondan başka yerim olmamasıydı. Bu acı verici bir gerçekti.
Gerçekler. Neden her zaman gerçekleri sorgulamak zorundaydık? Bizi biz yaptığımız için mi? En büyük çıkış kapımız olduğu için mi? Neden her zaman ona kızdığımız halde yine de ona sığınıyoruz? Kendimizi her defasında ondan kaçarken yine ondan buluyoruz. Sorguladığımız tüm geçmiş onda gizli.
Geçmişe sorduğum soruların bir kaçı dışında cevaplarını aldığımda mutlu olmuştum. Peki diğer sorularımın cevapları? Onların cevaplarını kim verecekti? Cevaplarını alabilmek için daha ne kadar beklemem gerekiyordu? Kimden veya kimlerden cevap alacaktım?
Kafamın içinde dolaşan soruların cevapları sadece ondaydı. Ve ben ondan öğreneceğinden veya öğreneceklerim den korkuyordum. Korkularımla yüzleşmekten de korkuyordum. Çelişkiler birbirini kovalıyordu. Beni öldürerek birbirini kovalıyorlardı.
Çıkmaz sokakta kendime yeni bir sokak arıyordum. Bunun imkansızolduğunun farkındaydım ama bunu durduramıyordum. Bu yol beni iyi sonuçlara çıkmasını istiyordum. Kendimi bunun için avutuyordum. Buna ihtiyacım var.
Ailem buna bir şey yapamıyordu. Bunu fark etmiştim. Bu duruma kimse bir şey yapamıyordu. Aksine bu durum benimle birlikte onları da bitiriyordu. Buna karşı gelemiyorduk.
Kahvaltı yaparken normal zamanda sürekli birkaç konu hakkında konuşurken şimdi ağzımızı bile açmıyorduk. Babam ve annem birbirine bakıp daha sonra bana bakıyorlardı ondan sonra da kahvaltı yapmaya devam ediyorlardı. Derin bir nefes alıp verdim ve çatalı tabağın yanına koyup kaşlarımı çatarak;
“Evet sorun ne?” Diye sordum. Bu durumdan sıkılmıştım ve artık bir son vermek istiyordum. Babam kısa bir süre yüzüme bakıp kahvaltısına dönerken annem;
“Bir sorun yok tatlım.” Deyip kahvaltısına geri döndü. Ama emindim bir sorun vardı. Sadece söylemiyorlardı. Göz devirip kahvaltı yapmaya devam ettim. Kısa sessizliği babam kısa öksürüğü bozdu. Ona dikkat kesilmiştim. Çünkü babam önemli bir konu konuştuğu zaman böyle yapardı. Tek kaşımı kaldırıp ona baktım. Babam çatalını bırakıp önce anneme baktı o kafa salladığı zaman bana bakıp;
“Yaz tatiline teyzenin yanına gitmeye ne dersin?” Diye sordu. Gözlerimi büyültüp;
“Tabii ki hayır. Asla gitmem.” Dedim. Teyzemle iyi anlaşamıyorduk. Sebebi ise onun dediklerini yerine getirmememdi. Lise ve üniversiteyi onun yanında okumamı istemişti ama bunun aksine ikisini de ailemin yanında okumuştum ki bundan da pişman değildim. İyi ki ailemin yanında okudum diyordum. Ama teyzem tam bunun zıttını düşünüyordu. Sebebi ise kuzenim Aysun’du. Aysun’un dersleri aşırı kötüydü. Ki lisenin ilk yılı sınıfta kalmış ondan sonra ki yılları da zorla okumuş üniversite sınavını hiçbir şekilde kazanamamıştı. Teyzemin benden istediği şey ise lise ve üniversiteyi onların yanında kalıp Aysun’u ders çalıştıracaktım. Bunu kabul etmemiştim ve teyzem de benimle konuşmamaya başlamıştı. Onların yanında olmak istememiştim çünkü Aysun hiçbir şekilde hiçbir şeyden anlamayan birisiydi. Ona göre o her zaman diğer insanlardan daha iyiydi. Ama her insanın iyi olmadığı konulardı vardı tıpkı onun da olduğu gibi ama o bunu hiçbir şekilde anlamazdı. Bu yüzden iyi anlaşamazdık. Tabii bu olay boyut atlamıştı çünkü o lisenin ilk yılı sınıfta kaldıktan sonra bana düşman olmuş daha sonra ben üniversiteyi istediğim bölümü kazanıp okurken o hiçbir şekilde kazanamaması da üzerine tuz biber olmuştu. Bu yüzden sürekli benim üzerime gelirdi. Onu umursamadığım için daha fazla üste çıkmaya çalışırdı bu sefer devreye aileler girerdi. Tabii ben yine onu umursamazdım. Her yaz onların yanına gitmek yerine ya kızlarla birlikte ailelerimizle bir yerlere giderdik ya da dayımların yanına Antalya’ya giderdik. Bu herkes için daha iyi oluyordu. Benim düşüncem böyleydi tabii. Babama göre teyzemle aramızı düzletmemiz gerekiyordu. Ama ben bunu istemiyordum. Beni zorlayamazlardı. Hem de hiçbir şekilde zorlayamazdı. Bunu çok iyi biliyordu.
Babam göz devirip; “Teyzenle aranı düzeltmeni istediğimi biliyorsun. İnadını anlamış değilim.”
“Ben inat etmiyorum. Teyzem sadece beni Aysun için yanında istiyor. Söylesene en son aradığımda neden konu dönüp dolaşıp bana ve Aysun’a gelmişti? Veya en son beni yanına neden çağırmıştı. Resmen çıkar için beni yanında istiyor bunun başka bir açıklaması olamaz. Yanlarına gitmeyeceğim. Eğer çok gitmek istiyorsan annemle birlikte gidebilirsin seni zorla tutmuyor kimse.” Dedim sinirle. Gitmek istemiyordum bunu anlayacağını sanıyordum.
Kaşlarını çatıp; “Her zaman aynı konular olacak ve sen konu da hiç değişmeyeceksin” Dedi.
“Eğer sizin düşünceniz ve onların düşünceleri değişirse ben de bu konuda değişirim.” Dedim ve ağayı kalkıp; ”Şimdi izninizle hazırlanıp kütüphaneye gideceğim belki sonra da kızlarla yemek yemeye gideriz.” Deyip odama gittim ve hazırlanmaya başladım. Arada kızlara mesaj atıp kütüphane de buluşmak istediğimi söyledim. Onlarda kabul etmişti anında.
Hazırlanmam bittiğinde anneme ‘Ben çıkıyorum. Geç kalmamaya çalışırım’ Deyip evden ayrılmıştım. Kütüphane bizim eve 45 dakika uzaklıktaydı. 45 Dakika boyunca yürümek zorunda kalıyordum. Müzik dinleyerek gitmiştim tüm yolu. Kütüphane’ye vardığımda ise kızlar çoktan varmıştı. Onlarla ilk başta dışarıda ki banklarda oturup kahvaltıda ki tüm konuşmayı anlatmıştım. İkisi de benim ve Aysun arasında ki tüm olayları bildikleri için karşı çıkmışlardı. Hatta yazın üçümüz bir şeyler yapmayı önermişlerdi. Bunu düşüneceğimi söylemiştim. Ve sonrasında kütüphanede ders çalışmaya başlamıştık. Arada mola vermiştik ama bu aralar çok kısa sürmüştü. Tabii en sonunda Sevgi dayanamayıp;
“Ben çok acıktım.” Demişti. Nisan göz devirip;
“Sanki kaç saat oldu çalışalı da hemen acıktın.” Dedi. Saatime bakıp;
“4 Saat 35 dakika olmuş.” Dedim.
Sevgi; “Çok olmuş işte hadi gidelim bir şeyler yiyelim.” Diye ısrar etti.
Nisan ona aşırı bir sakinlikle donup; “Sadece yarım saat. Yarım saat daha dayan hamburgerciye gider sana iki menü alırım. Ama yarım saat daha dayanacaksın tamam mı?” Dedi. Nisan Sevgi’nin en kötü noktasından vurmuştu. Sevgi hamburgeri çok severdi ve 2 menü yediği zamanlar oluyordu. Ki biz bir menüyü zar zor bitirirdik.
Tabii Nisan’ın cümlesinden sonra Sevgi’nin gözleri parlayarak ders çalışmaya dönmüştü. İkimiz onun bu haline gülüp ders çalışmaya devam etmiştik.
5 Saat çalışmanın sonunda hepimiz eşyalarımızı toplayıp hamburger yemeye gitmiştik. Sevgi hızlı hızlı gidiyordu. Arada bize bakıp ‘Çok yavaşsınız’ ‘Hızlı olun biraz’ gibi cümleler söylüyordu ama yine de ona yetişememiştik. Ancak hamburgercinin önüne geldiğimizde bizi beklemişti. Nisan Sevgi’nin yanında durup kafasına bir tane geçirdi ve gidip 3 tane menü alıp geldi. Sevgi önündekine bakıp;
“Hani benim ikinci menüm?” Diye sordu dudaklarını büzerek.
“Onu bir yer daha sonra alacağım.” Dedi Nisan. Oda kafa sallayıp önündekini yemeye başladı. Onun bu haline gülmüştük. Yemek yemeyi çok seviyordu ama buna rağmen çok zayıftı.
Onu umursamayıp yemek yemeye başlamıştık. Sevgi bir ara durup;
“Bu gün Önder mesaj attı. Diyor ki ‘Yazın birlikte tatile gidelim’ Ne tepki vereceğimi şaşardım. Annem Önder’le sevgili olmamı daha yeni yeni sındırmışken birde Önder’in böyle bir teklifte bulunduğunu öğrense önce Önder’le beni ayırır sonra parçalara ayırır galiba.” Dediğinde Nisan’la kahkahalara boğulmuştuk. Bu konuda haklıydı. Sevgi ne kadar deli dolu olsa da Ayşin teyze onun tam aksine çok kuralcı bir kadındı. Dediğim dediklerdendi ve dediği olmadığı zaman ortalığı ayağı kaldırabilirdi. Bu yüzden ne Sevgi ne ben ne de Nisan onu sinirlendirebilecek bir şey yapıyorduk. Bizi kızı gibi gördüğü için bize de arada bir çıkışıyordu. Bu duruma çok alışmıştık.
Nisan; “Hele bir çık zaten Ayşin teyzeden önce ben seni parçalara ayırırım.” Dedi. Eh yapardı. Beklerdim ondan. Sevgi ise;
“Yaparsın senden beklerim.” Dedi göz devirerek. Gülmüştüm buna. Sevgi biraz bekledikten sonra;
“Ben sizin ilişkinizi anlamıyorum. Sabah kavga edip akşama barışıyorsunuz. Şimdi de geçmiş ‘Bana tatile gitmeyi teklif etti’ diyorsun. Bu ne çeşit bir ilişki?” Demişti.
Sevgi büyük bir ciddiyetle elinde ki hamburgeri bırakıp arkasına bıraktı. Sevgi çoğu zaman deli dolu olsa da iş ciddiye bindimi bu dünya ki diğer insanlar bile onun yanından geçemezdi ve şuan o anlardan birisiydi.
“Bizim aramızda olanları bazen biz bile anlamıyoruz. Onun benim benimde ondan başka gidecek herhangi bir kapısı yok. Bazen birbirimizi öldürmek istesek bile bizi en iyi biz anlıyoruz. Hem biz başkasına göre sevgiliyiz. Bana göre o ona göre ben sadece sevgiliden daha fazlasıyız.” Dedi ve aynı ciddiyetle hamburgerine geri döndü. Nisan’la birbirimize baktık daha sonra önümüzdekine geri döndük. Yemekler bittiğinde ki Sevgi iki menü bitirmesinden bahsediyorum. Nisanların evine kalmaya gitmiştik. Ailesi iş için şehir dışına çıktığı için evde tek kalacakmış bu yüzden onun yanında kalmaya karar vermiştik.
Eve girip kıyafetlerimizi giyip film izlemeye karar vermiştik. Açlık Oyunlarını izleme kararı almıştık. İlk filmden son filme kadar hepsini izlemiştik. Bu da bizi iki kat daha fazla yormuştu. Yatıp uyuduğumuz da saat 1’dı. Ama o sıra bizi uyutmayan şey ise Sevgi ve Özgün’ün telefon konuşmasıydı. Tabii Nisan sinirle Sevgi’nin elinden telefonu alıp kapatmasıyla konuşma son buluştu. Daha sonra da derin bir şekilde uyumuştuk.