Sakamoto’nun dükkânının kapısından içeri adım attığımızda, marketin o kendine has, tanıdık kokusu bizi karşıladı. Raflarda düzenli duran abur cuburlar, taze ekmek kokusu ve içerideki o sakin hava, dışarıdaki acımasız suikastçı dünyasından tamamen uzaktı. Tabii, kasanın arkasında devasa cüssesiyle oturan Sakamoto’yu ve elindeki tüy dökücüyle etrafı temizleyen Shin’i saymazsak.
"Arruyawa-san! Nagumo-san!"
Shin bizi görür görmez elindekileri bırakıp öne atıldı. Hemen arkasından da dükkânın tavan arasındaki gizli bölmeden, ağzında lolipopuyla Lu aşağı atladı. Ancak Lu’nun gözleri doğrudan Nagumo’ya kaymıştı. Yanakları hafifçe kızarırken saçlarını arkaya attı ve ses tonunu biraz incelterek konuştu:
"Ah, Nagumo... Bugün yine çok şık görünüyorsun. Dükkâna geleceğini bilseydim daha iyi bir şeyler giyerdim."
Nagumo, dışarıdaki liseli kızlara yaptığı o bildik hamleyi hiç sektirmeden Lu’ya da uyguladı. Hafifçe eğilip Lu’nun elini sıktı ve gözlerinin içine bakarak,
"Teşekkürler, Lu-chan. Ama sen her hâlinle çok sevimlisin," dedi.
Lu o an kelimenin tam anlamıyla erirken, ben arkada kollarımı göğsümde kavuşturmuş, bu tiyatroyu izliyordum.
Sakamoto ise her zamanki ifadesiz yüzüyle kasadan bize baktı. Gözlüklerinin arkasındaki gözleri, benim ela gözlerimle kesişti. Eski bir Order üyesi olarak benim ne kadar profesyonel olduğumu ve Nagumo’nun bu flörtöz tavırlarının arkasında her zaman bir plan yattığını en iyi o biliyordu. Sakamoto hafifçe başını sallayarak bizi arka odaya, dükkânın deposuna davet etti.
Deponun ağır demir kapısı kapandığı anda, dükkânın o neşeli havası bıçakla kesilir gibi dağıldı. Nagumo’nun yüzündeki o oyuncu gülümseme saniyeler içinde kayboldu. Cebinden siyah bir dosya çıkarıp masanın üzerine fırlattı.
"Eğlence bitti," dedi Nagumo. Sesi, az önce Lu ile konuşan adamınkinden tamamen farklı, buz gibi bir tondaydı. "Slur’ün adamları, bizim eski ortaklık dönemimize ait bazı JCC arşivlerini ele geçirmiş. Ve tahmin edin, listede kimin adı ilk sırada?"
Dosyanın kapağını araladığımda karşıma çıkan fotoğraf, benim birkaç yıl önceki suikastçı profilimdi. Beyaz tenim ve o zamanlar daha kısa olan kumral saçlarımla, bir hedefi indirdikten hemen sonra çekilmiş bir fotoğraftı bu.
"Seni hedef alıyorlar, Arruyawa," dedi Nagumo.
Bu sefer sesinde alaycılık yoktu. Gözleri doğrudan benim üzerimdeydi ve o her zamanki gevşek duruşunun yerini, her an saldırmaya hazır bir kaplanın gerginliği almıştı.
"Eski ortağımı benden koparabileceklerini sanıyorlar."
Sakamoto masaya doğru yaklaştı, kâğıda yazarak Shin aracılığıyla konuştu. Shin hemen tercüme etti:
"Sakamoto diyor ki; Arruyawa bizim korumamız altında. Ama Nagumo, senin bu işte kişisel bir öfken var gibi görünüyor."
Nagumo hafifçe güldü ama bu seferki gülüşü etrafa tamamen tehlike saçıyordu. Adımlarını bana doğru attı, aramızdaki mesafeyi kapatıp tam karşımda durdu. Deponun loş ışığı, onun keskin yüz hatlarını daha da belirginleştiriyordu.
"Kişisel mi? Kesinlikle kişisel. Bu dünyada benim olan şeylere dokunulmasından nefret ederim. Hele ki bu kişi, sırtımı gözüm kapalı yaslayabildiğim tek suikastçıysa."
Elini kaldırıp hafifçe omzuma koydu. Dokunuşu sıkıydı; adeta, "Seni hiçbir yere bırakmıyorum," der gibiydi. Ela gözlerimin içine bakarken, dışarıdaki o hayran hayran bakan kızların asla göremeyeceği, sadece bana özel olan o karanlık ve korumacı sadakati görebiliyordum.
"Hazırlan, Arruyawa-chan," diye fısıldadı kulağıma doğru. "Eski günlerdeki gibi bir temizlik yapmamız gerekecek. Ve bu sefer, kimsenin dikkatini dağıtmasına izin vermeyeceğim. Sadece sen ve ben."