Eskimiş yatağımda düşüncelerimle baş başa otururken kapı kolunun bir anda aşağı çekilmesiyle ayağa fırladım.
Gelen kişi annemdi. Kaldığım yatak odası oldukça lüks bir evin en berbat odasıydı. Eşyalar çöpten alınmış gibiydi. Çünkü bu oda benimdi. Ailesi tarafından istenmeyen çocuk Gece'nin.
"Hala oturuyor musun sen burada? Ne dedim ben sana!"
Yüzüne korkuyla baktım. Ne demişti ki?
Kolumdan tutarak odadan sürükledi. Beni kendi lüks ötesi odasına götürdü. Ne olduğunu anlamadan makyaj masasına doğru çekti ve oturttu.
"Ayseel! Gel çabuk!"
Annemin saç makyaj gibi işleriyle ilgilenen hizmetçisi Aysel Hanım telaşla odadan içeriye girdi.
"Evet, efendim?"
"Gel de şu çirkini biraz güzelleştir. Fazla abartmadan bir makyaj yap, bir de saçlarını tara azıcık. Geliyorum ben."
Benim hiç makyaj malzemem olmamıştı. Oysa çok özenirdim annemin ve kız kardeşimin her gün makyaj yapıp saçlarını yapmalarına.
Annem çıktıktan sonra Aysel Hanım yanıma geçerek yüzümü temizleme suyuyla arındırdı. Sonrasında fondötenle yüzümü kapladı. Ben hala neden annemin böyle bir şey istediğini anlamış halde değildim.
Hafif bir göz makyajının ardından yüzümü parlattı. Allıktan sonra dudaklarıma geçti. Koyu pembe ve kırmızı arasında bir rengi olan nemlendirici sürdü. Parlak bir gloss sürdüğünde işi bitmişti. Aynadan kendime baktım. Tanrım, bu ben değilim.
Kumralımsı sarı saçlarımdan saç tokasını çıkardı. Şekillendirici olarak tahmin ettiğim bir şey sürdü. Ve maşayla hafif bukleler yapmaya başladı.
Annem bana böyle şeyleri genelde eve önemli iş insanlarını davet ettiklerinde ya da zorunluluktan insan içine çıkmam gerektiğinde yaptırırdı. Acaba şimdi ne içindi?
Saçlarımla işi bittiğinde annem elinde bir kutuyla odaya girmişti.
"İşin bittiyse çıkabilirsin Aysel."
Aysel Hanım çıktığında ayağa kalktım ve bana uzattığı kutuyla kaşlarımı çattım.
"Ne bekliyorsun al da giy şunu."
Kutuyu aldığımda annem odadan giyinmemi bekler gibi çıkmıştı.
Kutuyu açtım ve ellerime aldığım elbiseyle ciddi anlamda büyülendim.

(Elbisenin üzerinde duruşu.)
Elbiseyi giyip aynadan kendime baktığımda ilk defa kendimi bu denli beğendiğimi fark etmiştim.
Biraz uzun süre kendime bakmış olmalıyım ki annem kapıda söylenmeye başlamıştı.
"Ne verdik de ne giyiyor sanki, nerede kaldı bu ya."
Özellikle duymam için bağırarak söylemişti.
Kendime kızıp kapıyı açtım. Annem beni görünce kaşlarını çatmıştı. Eğer cidden güzel olsaydım bile iltifat etmezdi zaten. Kız kardeşimle beni karşılaştırsaydık eğer, onun gözünde kız kardeşim prensesken ben evdeki hizmetçi olurdum.
Ailem bana karşı hiç bir zaman sevgi beslememişti. Bu karşılıklıydı. Babam küçükken sinirlendiğinde beni döverdi. Her yanım morluklarla doluydu. Kardeşim oyuncaklarıyla oynarken bense yaralarımı iyileştirmeye çalışırdım.
Ben onların kuklasıydım.
Kolumdan tutup evin holüne sürükledi. Yüzüne bile bakmak istemediğim adam, babam da buradaydı. Kafamı eğik tuttum. Hiçbirini bu halimle görmek istemiyordum.
Kız kardeşim beni gördüğünde elbisemi tutup çekti.
Mızmızlanarak "anne ya bu elbiseyi ben giymek istemiştim."
"Kızım bu sana hiç olur muydu, sen uzunsun bu kıyafet sana olmaz."
"Ya o neden giyiyor ama?"
"Aleyna mızmızlanma senin üstündeki çok daha güzel."
"Hıh, en azından ben daha güzelim."
Gerçekten kız kardeşim bu kadar şanslıyken onun bu şımarık hallerine dayanamıyordum.
Hala yüzlerine anlamsızca bakarken açıklama yapma gereği bile duymadan annem bana bir çift beyaz topuklu ayakkabı fırlattı. Ayakkabıyı giyinmeye çalışırken bana oldukça büyük geldiğini farkettim.
Kapının yanında çıkmamızı bekleyen Selen Hanım'a döndüm. Bu kadın benimle ilgilenen ve konuşabildiğim tek kişiydi.
Ha bir de, ben konuşamıyorum. Sesimi 6 yaşındayken beni oldukça etkileyen bir olaydan sonra kaybetmiştim.
İşaret diliyle bu ayakkabıların çok büyük geldiğini anneme söylemesini istedim.
Annem benimle konuşamadığı ve sürekli not defterim ve kalemim yanımda olamadığı için evde bir hizmetçimize işaret dili öğrettirmişti.
Kadın bana gülümsedi ve dediklerimi anneme iletti. Annem bana döndü.
"Yok başka ayakkabı, idare et."
Umutsuzca bugünkü çekeceğim çileyi düşündüm ve ayakkabıyı giyinmeye başladım.

(Bu ayakkabılar.)
Mutsuzca evden çıkıp diğerlerini takip ettim. Arabaya bindiklerini gördüm ve arka koltuğa kız kardeşimin yanına oturdum.
Bana yandan bir bakış attı ve telefonuyla oyalanmaya başladı.
Elindeki iphone marka telefonu görünce bir içim sızlamadı değil. Neyse, bir telefonum olmasına şükretmeliyim.
Hala nereye gideceğimizi merak ederken camdan dışarıyı izlemeye başladım. Yaklaşık bir 20 - 30 dakika sonra oldukça gösterişli bir villaya geldik.
Arabadan inip taşlı yolda ince topuklularımda zorlukla yürümeye çalıştım. Bir yerde düşücem, eminim.
Aleyna yanımdan alay edercesine hızla geçti. Bana karşı bu tutumunu hiç anlamamışımdır.
Zorlukla da olsa villanın kapısına ulaştığımda annem kolumu yakalayıp beni kendine çekti. Kapıyı açan hizmetliye bakıp annemin çekiştirmesiyle içeri girdim. Annem kulağıma eğildi.
"Gülümse, şirin gözük, biraz elit davran."
Dediklerini yapmaya çalışırken hala artan bir merak içerisindeydim.
Evin içerisi gerçekten çok büyüktü. Bizi çok güzel bir kadın karşıladı. Tanrım, bu kadını tanıyorum.
"Hoşgeldiniz, biz de sizi bekliyorduk." Diyerek bana baktı ve gülümsedi.
Kadına gülümseyerek bizi yönlendirdiği yere doğru yürüdüm. Bizi çok güzel bir salon karşıladı. Kocası olduğunu tahmin ettiğim adam yaklaşarak hepimizle selamlaştı. Sonrasında koltuklara yerleştik.
Bu çift çok ünlü bir tekstil giyim markasının sahibiydi. Alvéra tekstil...
Şirketleri tam bizim ajansın karşısındaydı. Birkaç kere içeri girip görme fırsatım olmuştu. Sanırsam iki tane oğulları vardı. Onur ve Çağrı.
Onur aralarından büyük olanıydı, o daha çok şirketle ilgilenirdi ve bu yüzden sürekli oralardaydı. Ama diğeri, Çağrı, onu daha önce bir ya da iki kez şirkette görmüşümdür.
Annem ile babam onlarla güçlü bir iş konuşmasına girişmişlerdi. Kardeşim ise sıkılmış görünüyordu. Açıkçası ben de sıkılmıştım ve hala neden burada olduğumu anlayamamıştım.Derken merdivenlerden birinin ayak sesleri yükseldi. Bu Çağrı'ydı. Kafamı kaldırıp ona baktım. Buraya hiç inmek istemiyormuş gibi görünüyordu. Koyu kahve saçları dağınıktı. Bakışları soğuktu. Ne yalan söyleyeyim, karizmatik bir yüzü vardı.
Annem ona baktı ardından bana ve tekrar ona. Sonra gülümseyerek benim asılmış suratıma gülümse işareti yaptı.
Eve gidince azar yememek için sahte bir tebessüm takındım dudaklarıma. O sırada adam geldi ve tam karşımdaki koltuğa oturdu.
Annesi bizi tanıştırmaya girişti. Önce annem ve babamın kim olduğundan söz etti -ki gerçek kişiliklerini bilse böyle söyler miydi onu bilemem. Kız kardeşimi de kısaca tanıttıktan sonra Aleyna'ya baktım. Yine her zamanki umursamazlığı üzerindeydi.Sonra bana baktı ve konuştu "Bu da Gece. Ailenin büyük kızı. Çok da büyük sayılmaz ama, 21 yaşında. Yanlış hatırlamıyorum değil mi Gece?"
Hafif bir baş sallamasıyla onayladım. Ama çok geçmeden üzerimde hissettiğim delici bakışları sebebiyle kafamı tekrar ona çevirdim.
Gözleri korkusuzca yüzümde gezindi ve sonra sol koluma doğru kaydı. Hafifçe kaşları çatıldı.Sol kolumda babam yüzünden oluşmuş bir morluk vardı. Kolumu o kadar sıkmıştı ki hala geçmemişti. Hassas bir cildim vardı. Yaralarımın iyileşmesi uzun sürüyordu.Bakışlarından rahatsız olup diğer elimi morluğun üzerine koydum ve başımı eğdim. Şuan alay mı ediyordur yoksa iğreniyor mudur acaba?
Annesinin davetkar bakışlarını görünce dikkatim dağıldı. Eliyle bahçeye açılan kapıyı gösteriyordu.
"Yemeğe geçelim isterseniz."
Onaylayan bakışların uzağında kalıp herkesin arkasından yürümeye karar verdim. Annem kontrol edici bir bakış atıp önüne döndü. O anda birinin nefes kesici kokusunu yanımda hissettim.
Çağrı.
Benden bir hayli uzundu. Yüzünü görebilmem için başımı epey kaldırmam gerekiyordu. Bakışlarının altında ezilirken hızlandım. Benimle birlikte hızlandı ve beni geçip bahçeye çıktı.
Yuvarlak yemek masasına yaklaştığımda herkesin oturduğunu farkettim. Bana özel ayrılmış gibi olan tek boş yer kız kardeşim ve Çağrı'nın arasındaki sandalyeydi.
Oturdum ve bir kez daha ayakkabım için lanet okudum. Benden en az 3 numara büyük olmalıydı.
Tabağıma koyulan etten bir parça aldım. Aç değildim ama ayıp olmasın diye biraz yiyebilirdim. Hem bana evde verilen yemeklerden çok daha iyiydi.
Diğerleri kendi aralarında bir konuşmaya başladılar. Daha çok benim ve Çağrı'nın hakkında konuşuyorlardı.
Şaşırdım çünkü annem genelde beni ya hiç böyle yerlere getirmez, gelirsem de beni görmezden gelip kız kardeşimi konuşurdu.
Belki de artık beni seviyordur.
Konuşma onlar arasında o kadar keyifli bir hal almıştı ki umursamaz kız kardeşim bile arada yorum yapar hale gelmişti.
Tek konuşamayan ben ve yanımdaki şahıstı.
Dakikalar sonra Çağrı'nın babası Soner Bey bana bir soru yöneltti.
"Seni hiç ajansınızda görmedim kızım. Gün içinde neler yapıyorsun?"
Konuşamadığımı bilmiyor mu?
Ortamda bir sessizlik oluştu. Çaresizce aileme baktım. Annem ağzını açmıştı ki babam söze girdi.
"Konuşamıyor."
"Özür dilerim, benim hatam, nasıl unuturum."
Adam mahcup bir şekilde bana bakarken midemin bulandığını hissettim.
Kızım, kendine gel, iyisin.
Ardından annem gözlerimin kocaman açılmasına neden olan bir cevap verdi.
"Kızım çok yeteneklidir. Yemek yapar, evde bize yardım eder. Mücevherlerin tasarımında ilham kaynağı oluyor bana."
Şuan şok geçiriyorum. Bırak ajansın mücevherlerine ilham kaynağı olmayı, evde yemek yapmama bile izin vermez.
Oysa ne çok isterdim, gerçekten böyle olmak.
Annem bu oyunu neden oynuyor hiçbir fikrim yok ama sessizce dinliyorum.
Her konuşmada annemin beni anlatışı içimi dolduruyor, olmadığım biri gibi hissediyorum.
"Evlenme çağına da geldi zaten, değil mi Gece."
Tam şuan kusabilirim. Ona anlam veremeyerek baktım ama yine de yavaşça başımı salladım.
Neden böyle diyor ki?
Çok stresli hissetmem ellerimi titretmeye başladı. Umarım eve gidince bana bir açıklama yapar.
Lütfen artık bitsin ve eve gidelim.
Annem böyle şeyler söylemeye devam etti ve sadece izlemekle yetindim. Bu o kadar zoruma gitmeye başladı ki resmen kaçmaya yer aradım.
Arada sırada sağımdaki adamın bana baktığını hissediyordum. Ama benim ona bakmaya cesaretim yoktu.
Saat geç olmaya başlayınca babam artık veda sözlerine geçmeye başlamıştı. Ben de bir oh çektim.
Kısa sürede vedalaşıp çıkış holüne yöneldik. Annem ve Çağrı'nın annesi İlkim Hanım biraz geride kalmıştı. En azından belki ben de birşeyler öğrenebilirim diye konuşmalarını duymak için onlara yakın yürümeye çalıştım.
"Gece kabul eder, en fazla 2 - 3 ay zaten."
"Öyle mi diyorsun, benim oğlana bir sorayım yine de istemez gibi geliyor. Onun istemediği bir şey yapamam."
"Kız ikna edersin işte, hem Soner Bey de istekli."
"Bak'ıcaz artık dediğim gibi, sonra tekrar konuşuruz."
Ne demek şimdi bu?
Ben neyi kabul ederim ya?
Kaşlarımı çattım, bugün olan biten hiçbir şey normal değildi. Hole geldiğimde o en istemediğim şey gerçekleşti. Lanet olası ayakkabı!
Ayağım parkenin arasındaki boşluğa takıldı ve çabucak kaydım. Çok ufak ve silik bir çığlıkla kendimi yerde bulmaya hazırlandım ki, bir el belimi kavradı.
Sıkıca kapattığım gözlerimi açtım. Karşımda kaşları çatık ve karizmatik bir yüz görünce benim de kaşlarım çatıldı.
Rahatsız olmuş gibi gözleri ayakkabılarımda oyalandı. Ve beni serbest bıraktı. Durumun şaşkınlığından kurtulup dikkatlice yürüyerek arabaya ulaşabilmiştim.
Arabaya bindiğimde kardeşim yanımdaki yerini aldı ve çok uzun kalmamızdan şikayet etmeye başladı. Her zamanki gibi.
Kısa süre sonra babam arabayı çalıştırdı ve düşüncelerimle başa çıkmaya çabalarken karanlık yolları izleyerek uyumamaya çalıştım.
⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘⫘
Bölüm nasıldı? Bu arada karakterlerimiz için seçtiğim modeller aşağıdaa ♡♡

Gece Kılıç (21)

Çağrı Kandemir (26)
Nasıl buldunuzzz?
Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorumm ♡♡♡

