Odasının ışığı hep yarım yanardı. Tam aydınlık olursa sanki düşünceleri de dağılacakmış gibi hissederdi. Kulaklığını taktı, sevdiği şarkının en sakin yerini açtı ve telefonu tripodun üstüne yerleştirdi.
Bugün yine bir şey deneyecekti.
Aynanın karşısında durdu, birkaç saniye kendine baktı. Ne yaparsa yapsın içindeki o “yeterince iyi değil” sesi susmuyordu. Ama yine de derin bir nefes aldı.
“Bir kez daha,” dedi kendi kendine.
Müziğin ritmi başladı. Yavaşça şarkıya girdi. Sesini ilk başta düşük tuttu, sonra biraz daha cesaretlendi. Gözlerini kapattı. Sanki kimse yokmuş gibi… sadece o ve şarkı.
Video bittiğinde hemen izlemeye cesaret edemedi. Telefonu elinde tuttu, birkaç saniye öylece kaldı. Sonra “yükle” butonuna bastı.
Başlığı basitti: cover.
Ve gönderdi.
Ertesi gün hiçbir şey değişmemişti.
Okulda kimse ona bakmıyordu. Zaten bakmalarını da beklemiyordu. Ama teneffüste tuvaletten çıkarken iki kişinin fısıldaştığını duydu.
“Bu o değil mi… videodaki?”
Durdu.
Bir an kalbi hızlandı.
Sonra diğer ses geldi: “Ya cringe resmen.”
Yutkundu. Hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.
Telefonu çaldı o sırada. Bildirimler artmıştı.
Ama bu, düşündüğü gibi bir “başarı” değildi.
Yorumlar doluydu.
“Bırak bu işleri.”
“Sesin berbat.”
“Bunu kim keşfetti ya?”
Ekranı kapattı.
Bir süre öylece oturdu.
Ve ilk kez şunu düşündü:
“Ben gerçekten bunu yapmalı mıyım?”
Ama sonra, içindeki başka bir ses daha fısıldadı.
“Ya devam edersem?”
