İçeriğe geç

Sahne Senin

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Sahne Senin

Bölüm 1

KIRMIZI HALI

Bazı geceler vardır, daha evden çıkmadan ertesi gün hakkında ne yazılacağını bilirsiniz.

Bu gece onlardan biriydi. Aynadaki yansımama son kez baktım, elbisemin omzunu düzelttim ve saçımın tek bir telinin bile olması gereken yerden ayrılmadığından emin oldum. Sonra kendime bakıp içimden, “Gülce, sakın düşme,” dedim. Çünkü bu sektörde ne kadar başarılı olursanız olun, kaç ödülünüz, kaç milyon dinlenmeniz, kaç hayranınız olursa olsun, kırmızı halıda düşerseniz bütün bunların hiçbir önemi kalmıyordu.

Ertesi gün kimse yeni şarkınızı konuşmazdı. Herkes yere nasıl düştüğünüzü konuşurdu. Ben de kariyerimin bir halı yüzünden tehlikeye girmesine izin verecek kadar aptal değildim.

Arabadan indiğim anda flaşlar patlamaya başladı. Önce birkaç taneydi, sonra sayamayacağım kadar çoğaldı. Fotoğrafçılar adımı bağırıyor, gazeteciler mikrofonlarını uzatıyor, kameralar üzerimde dolaşıyordu.

Birkaç yıl önce böyle bir kalabalığın ortasında kalsam ne yapacağımı bilemezdim. Şimdi ise hangi kameraya ne kadar süre bakmam gerektiğini, ne zaman gülümseyeceğimi, hangi soruya şaka yapıp hangisine ciddi cevap vermem gerektiğini ezbere biliyordum. İnsanlar buna özgüven diyordu. Ben buna mecburiyet diyordum. Çünkü kameraların önünde bir saniyelik tereddüt bile ertesi gün bambaşka bir hikâyeye dönüşebilirdi.

“Gülce! Buraya bakar mısın?” diye bağıran bir muhabire döndüm. Gülümsedim. “Gülce, elbisenizi kim tasarladı?” diye başka biri sordu. Ona da döndüm. “Gülce, bu gece kaç ödül bekliyorsunuz?” İşte bu soruya vereceğim cevap biraz tehlikeliydi.

“Hepsini,” demek istiyordum ama bunu söylersem fazla iddialı olacaktım. “Hiçbirini,” dersem bu kez de mütevazı görünmeye çalışıyormuşum gibi olacaktı.

Ben de ikisinin ortasında yürümeyi seçtim. “Kaç tane alacağımı bilmiyorum ama annemin yarın beni arayıp ‘Sen geçen hafta çok emindin’ demesini istemiyorum,” dedim. Etraftan kahkahalar yükseldi. Ben de güldüm. Tamam, ilk kriz başarıyla atlatılmıştı.

Sonra beklediğim soru geldi. “Peki Asır Karen?” Bir an gözlerimi kırpıştırdım. Tabii. Asır. Son aylarda adını o kadar çok duyuyordum ki bazen kendi ismimden sonra en çok onun ismini işitiyor olabilirdim. Müzik listelerinde, magazin programlarında, ödül törenlerinde, sosyal medyada... Ve tabii ASEF yüzünden. İnternetin bize layık gördüğü o garip isim.

Ben Gülce, doğrusu anlamışsınızdır onu zaten. Tam adım Eflin Gülce Şen. Bu sektöre tam 4 yıl önce katıldım ve yaklaşık 2 yıldır gündemdeki birinciliğimi koruyorum.

Tabikide bu zor bir şey. Fakat seyircinin istediğini verirseniz işler değişir.

Her fan hayran olduğu kişinin onlarla olan iletişimine, şarkı söylerken kullandığı mimiklere, yapılan hayran bulusmalarına ve mikrafonda söylenen sözlere bakar.

Bazende bir shipe

Her ünlü kişinin başına gelebilecek muhtemel bir olay. Iki aynı sektördeki birbirinden çok farklı hayatlar süren kişiler bir gün tesadüf eseri aynı kareye gelir ve BAM! Ertesi gün Instagram da ikiniz adına bir sürü ship sayfası açılmış.

Şimdi bana yakıştırılan kişiyi soruyorsunuz değil mi? O Asrın, Asrın Karen. Birleştirince ASEF. Hayranlarımız bunu o kadar benimsemişti ki bazen gerçekten bizim haberimiz olmadan düğün tarihi belirleyeceklerinden korkuyordum.

“Asır da başarılı bir sanatçı,” dedim kameraya dönerek. “Aramızda bir rekabet olduğu doğru ama bunun müziği daha iyi yerlere taşıdığına inanıyorum.” Gayet güzel. Diplomatik, profesyonel ve yeterince sıkıcı. Tam menajerimin duymaktan hoşlanacağı türden bir cevap. Fakat muhabir bununla yetinmedi. “Peki ASEF hakkında ne düşünüyorsunuz?” dedi.

İçimden, “İnsanların gerçekten yapacak başka işi yok mu?” diye geçirdim. Dışarıdan ise gülümsedim. “Hayranlarımın hayal gücü benden güçlü,” dedim. Kahkahalar yükseldi. Ben de onlara eşlik ettim ama içimden hâlâ ASEF kelimesine sinir oluyordum.

Asır'la iki kez aynı kareye girmiştik. Biri ödül töreninde yan yana yürümüştük. Diğeri ise sahne arkasında birbirimize bakıp gülmüştük. Hepsi buydu. Ama dediğim gibi internet için bu kadarı yeterliydi. Bir bakış, bir gülümseme, aynı renk kıyafet ve hop, yeni aşk hikâyesi.

Tam yürümek üzereyken kalabalığın sesi değişti. Flaşların yönü bir anda arkamdaki tarafa döndü. Fotoğrafçıların bağırışları yükseldi. “Asır! Buraya bak!” “Asır, bir poz alabilir miyiz?” “Asır, Gülce'yle aynı kareye geçecek misiniz?” Başımı çevirmeden kimin geldiğini anlamıştım.

Yine de döndüm.

Asır Karen kırmızı halının diğer ucunda duruyordu. Siyah takım elbisesiyle, her zamanki o rahat tavrıyla etrafa bakıyordu. Sanki buraya ödül almaya değil de evinden markete ekmek almaya gelmiş gibiydi. İnsanların neden bu kadar ilgisini çektiğini anlamıyordum. Gerçi anlıyordum. Bunu kabul etmek istemiyordum sadece.

Bakışlarımız kesişti.

Bir saniye.

Belki iki.

Sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Gülümsedi.

Ben de gülümsedim.

Ama benim gülümsememin anlamı farklıydı.

“Bu gece seni geçeceğim.”

Onunki ise sanki cevabı çoktan hazırmış gibi görünüyordu.

“Dene bakalım.”

İşte o anda gecenin geri kalanının sakin geçmeyeceğini anladım.

Çünkü artık ödül töreninde iki kişi vardı ve bütün kameralar bunu fark etmişti.

Eflin Gülce Şen.

Asır Karen.

Ve birkaç saniye içinde sosyal medyada üçüncü bir isim daha yükselecekti.

ASEF.

Asır yanıma doğru yürümeye başladığında fotoğrafçılar neredeyse kırmızı halının iki yanındaki bariyerleri devirecekti. Herkes aynı anda bağırıyor, aynı anda fotoğraf çekiyor, aynı anda bizden bir şey bekliyordu. Ben ise yüzümdeki gülümsemeyi korumaya çalışırken içimden menajerimin bütün uyarılarını tekrarlıyordum.

Yaklaşma.

Fazla samimi görünme.

Aynı kareye girerseniz aranızda mesafe olsun.

Ve ne olursa olsun, ona meydan okur gibi bakma.

Asır tam karşıma geldiğinde ilk üç kuralı uygulayabildim. Dördüncüsünde başarısız oldum.

“Gülce,” dedi, sanki burada yüzlerce insan yokmuş gibi sakin bir sesle. “Bu gece düşmemeye dikkat et.”

Gülümsemem dondu.

“Sen de ödül konuşmalarında fazla uzatma,” dedim. “İnsanlar sıkılabilir.”

“Benim konuşmalarım sıkıcı değildir.”

“Bunu kendin mi söyledin?”

“Hayır. Hayranlarım söylüyor.”

“Hayranların sana her şeyi söylüyor olabilir.”

“Senin hayranların da senin adına düğün tarihi belirliyor.”

Bu kez gerçekten sustum.

Asır’ın gözlerinde belli belirsiz bir zafer parıltısı vardı. Bunu fark ettiğim anda kameraların önünde olduğumuzu unutmadan bir adım ona yaklaştım.

“Bu gece seni geçeceğim,” diye fısıldadım. "Yine."

“Bunu az önce de söyledin.”

“Duymamış gibi davranabilirsin.”

“Ben kaybetmiş gibi davranmayı sevmem.”

Fotoğrafçılardan biri bağırdı: “Birbirinize bakın!” İkimiz de aynı anda kameraya döndük. Flaşlar patladı. Bir saniye sonra başka biri, “Biraz daha yakın!” diye seslendi.

Asır başını bana doğru eğdi. Beyefendi bir hayli uzun olduğu için başım omzuna geliyordu. Elbisesinin kumaşı koluma sürtündü. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.

Kalabalığın çığlığı yükseldi.

Benimse kalbim, bütün o seslerin arasında gereğinden fazla belirgin bir şekilde atmaya başladı.

“Gülümse,” dedi Asır, dudaklarını kıpırdatmadan.

“Gülümsüyorum.”

“Hayır, şu an bana kızgın görünüyorsun.”

“Çünkü sana kızgınım.”

“Harika. Kameralar bunu seviyor.”

Dişlerimi sıkarak gülümsedim. O da aynı şeyi yaptı. Fotoğrafçılar için kusursuz bir pozdu. Benim içinse yaklaşan bir felaketin ilk karesi.

Tam o sırada sahneye geçmemiz gerektiğini söyleyen görevli yanımıza geldi. Asır geri çekildi, ben de derin bir nefes aldım. Fakat daha birkaç adım atmıştık ki telefonum titredi.

Menajerimden mesaj gelmişti.

“Basın odasına birlikte gireceksiniz. Yapımcılar ortak bir proje açıklamak istiyor.”

Mesajı bir kez daha okudum.

Sonra Asır’a baktım.

O da telefonuna bakıyordu. Başını kaldırdığında göz göze geldik.

“Sen de aldın mı?” diye sordum.

“Evet.”

“Ne projesi?”

“Bilmiyorum.”

“Ben de bilmiyorum.”

Asır kaşlarını kaldırdı.

“İlk kez aynı konuda hiçbir şey bilmiyoruz.”

“Bunun tadını çıkarma. Uzun sürmeyecek.”

“Belki de bu gece gerçekten birlikte çalışacağız.”

“Belki de bu gece kariyerimi kurtarmak için seni sahneden aşağı atacağım.”

“Bunu da kameraların önünde yaparsan çok izlenir.”

İstemeden güldüm.

Asır’ın yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Sanki gülmemi beklemiyordu. Ben de neden güldüğümü bilmiyordum. Belki gerginlikten, belki de onunla tartışmanın düşündüğüm kadar zor olmadığını fark ettiğimden.

Ama o an, salonun dev ekranında kırmızı halı görüntülerimiz belirdi.

Altında tek bir başlık vardı:

"YILLARIN TANINAN ISIMLERI EFLIN GÜLCE VE ASIR, ENES KIRAZOĞLU ILE YAN YANA PROGRAMINDA!"

Kalabalık alkışlamaya başladı. Demek söylenen proje buydu.

Asır ile aynı anda önce önümüzde parlayan kocaman ekrana, sonra birbirimize baktık. Benim yüzümdeki gülümsemenin yavaş yavaş kaybolduğunu hissedebiliyordum. Asır'ın yüzünde ise tam tersine, belli belirsiz bir eğlence ifadesi vardı. Sanki hayat ona biraz önce dünyanın en komik şakasını yapmıştı ve o da bunu benimle paylaşmaktan büyük keyif alıyordu.

“Hayır,” dedim.

Asır kaşını kaldırdı. “Hayır ne?”

“Ben bunu kabul etmiyorum.”

“Bence biraz geç kaldın.”

“Hayır, gerçekten kabul etmiyorum. Bunu kim düşündüyse toplantıya çağırın. Biraz konuşmamız lazım.”

“Ne konuşacaksın?”

“Mesela insanlara haber vermeden beni seninle aynı programa koymanın hukuki sonuçlarını.”

Asır güldü. “Sen gerçekten bunu yapabileceklerini düşünmüyor musun?”

“Benim hakkımda yıllardır benim fikrimi almadan karar veriyorlar. Ama bu...” Ekrana tekrar baktım. “Bu başka bir seviye.”

Enes Kirazoğlu'nun yüzü dev ekranda belirdi. Programın jeneriği başlamıştı. Salonun ışıkları biraz daha kısıldı ve sahnenin ortasına doğru yürümemiz için bir görevli elini uzattı.

İçimden küfür ettim.

Hem de birkaç tane.

Ama yüzümde gülümseme vardı.

Çünkü işin en sinir bozucu tarafı buydu. Ne kadar sinirlenirsem sinirleneyim, kameralar açıldığında bunu belli edemezdim. İnsanlar Gülce Gülce olduğu için izliyordu beni. Enerjik, neşeli, kendine güvenen, her soruya cevap verebilen ve gerektiğinde lafı tek cümleyle yerine oturtabilen kız.

Kimse kuliste duvara bakıp “Ben neden buradayım?” diye düşünen tarafımı satın almamıştı.

Asır yanıma geldi.

“Hazır mısın?”

“Hayır.”

“Güzel.”

“Sen?”

“Ben her zaman hazırım.”

Ona döndüm. “Bu kadar kendine güvenmen bir gün başına bela olacak.”

“Senin yanında mı?”

Bir an sustum.

Sonra gülümsedim. “Özellikle benim yanımda.”

Asır'ın yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.

Allah'ım.

Bu çocuk benimle konuşurken neden her cümlesini sanki özellikle sinirimi bozmak için seçiyordu?

Daha kötüsü, ben de cevap vermekten neden bu kadar keyif alıyordum?

Sahneye çıktığımız anda alkışlar yükseldi. Enes Kirazoğlu bizi karşılamak için ortada duruyordu. Televizyon ekranlarında yıllardır gördüğüm o adam şimdi birkaç metre önümdeydi. Kameralar üzerimize döndü ve içgüdüsel olarak gülümsedim.

Enes önce bana, sonra Asır'a baktı.

“Sanırım bu gece salondaki en çok konuşulacak iki ismi aynı anda sahneye çıkarmayı başardık.” Kalabalıktan büyük bir alkış koptu. Ben mikrofonu elime aldım. “Bence siz daha ne yaptığınızı bilmiyorsunuz.” Salon güldü. Enes de kahkaha attı. “Neden?”

“Çünkü bizi aynı sahneye çıkardığınız için birazdan interneti beraber çökerteceğiz.” Bu kez alkışların arasına çığlıklar da karıştı. Göz ucuyla Asır'a baktım. Gülüyordu. Tabii ki gülüyordu.

Enes araya girdi. “İkiniz de bunun farkındasınız yani?”

“Fazlasıyla,” dedim. Asır mikrofonunu kaldırdı. “Ben Gülce'nin bu kadar endişeli olmasını anlayamıyorum.”

Başımı ona çevirdim. Aklı sıra beni zor duruma sokmaya çalışıyordu aptal. “Endişeli değilim.”

“Öyle görünüyorsun.”

“Ben sadece seninle aynı projede olmanın halk sağlığı açısından riskli olabileceğini düşünüyorum.”

Salon kahkahaya boğuldu, içlerinden bazıları isimlerimizi bağırıyor, bazıları ise kedi içlerinde bizim hakkımızda münakaşa yapıyordu.

Asır başını iki yana salladı. “Daha ilk dakikadan başladı.”

“Sen başlattın.”

“Ben sadece konuştum.”

“Senin konuşman zaten sorun.”

Enes ikimize bakıp gülüyordu. “Bence bu program beklediğimden daha eğlenceli olacak.” Ben de gülümsedim. Ama içimden geçen şey çok daha farklıydı.

Çünkü henüz kimse bize projenin ne olduğunu açıklamamıştı. Ve ben bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum. Enes elindeki kartlara baktı. “Evet, artık bu gecenin asıl sürprizini açıklayabiliriz.”

Salon bir anda sessizleşti. Benim de kalbim istemsizce hızlandı. Bundan öte daha ne olabilirdi ki?

Asır bana baktı. Ben ona baktım. İkimizin de yüzünde aynı soru vardı.

Ne sürprizi?

Enes gülümsedi. “Önümüzdeki üç ay boyunca Eflin Gülce Şen ve Asır Karen, Türkiye'nin farklı şehirlerinde gerçekleşecek ortak bir konser serisinin başrolünde olacak.”

Bir saniye boyunca hiçbir şey duymadım. Ne alkışı, ne çığlıkları, ne de müziği. Sadece kendi düşüncelerimi.

Üç ay.

Asır'la.

Aynı sahne.

Aynı konser.

Aynı şehirler.

Aynı oteller.

Aynı basın toplantıları.

Aynı kameralar.

Ve muhtemelen her gün yeni bir ASEF paylaşımı. Başımı yavaşça Asır'a çevirdim. O da bana bakıyordu. Dudaklarının kenarında o sinir bozucu gülümseme yeniden belirdi.

“Görünen o ki,” dedi, “bu gece beni sahneden aşağı atamayacaksın." Ben de ona gülümsedim. “Henüz gece bitmedi.”

Ve o an fark ettim. Bu sadece bir konser serisi veya ödül töreni değildi.

Bu, bütün müzik sektörünün bizi izlediği yeni bir oyunun başlangıcıydı.

Bölüm sonu

2 yorum