Hayatımda HİÇ futbol takımından biriyle yatmadım.
Ağzımdan çıkanlar bulunduğum ortamda küçük bir şok etkisi yaratmış olsa da bu konuda yalan söylemezdim. Sadece bir oyun oynuyor olabilirdik ancak ben yalan söyleme hakkımı daha ciddi şeylerde kullanmayı tercih ederdim. Ayrıca suçu biraz da tekilaya atabilirdim sanırım, içerisinde çok fazla shot bulunan bir never i have ever oyunu oynuyorduk. Ancak söylediklerime karşılık olarak benim dışımda hiçbir kızın el kaldırmamış olması beni şaşırtmamıştı bile. Aslında ağzımdan kaçmış olan bu gerçek sadece görünmez olduğumun bir kanıtıydı. En azından Pacific Grove Üniversitesi için.
Bu okulda yaşadığım ilk günün ardından aksini beklemem aptallık olurdu
Ne yaşadığımı merak ettiğinizi biliyorum ancak öncelikle kendimi tanıtmalıyım sanırım. Merhaba, ben Isabella Muñoz. Söylediğim gibi, bu okulda aslında var olmayan, görünmez biriyim.
Söylediklerimin ardından birkaç fısıldanma yaşanmış olacak ki futbol takımından Thomas, “Eğer bu bir meydan okumaysa kabul ediyorum, Kıvırcık.” Dediğinde söylediklerine anlam verebilmek için birkaç kez gözlerimi kırpıştırdım.
Ve sonra ona orta parmağımı gösterdim.
Ne de olsa kimin arkadaşı olduğu belliydi, öyle değil mi?
Aslına bakarsanız Thomas ve ben birbirimizi tanımıyorduk. Kahverengi saçlı, ela gözlü bir çocuktu. Futbol takımının geri kalanı gibi o da uzun boylu ve yapılıydı.
Ancak bulunduğumuz topluluklar gereği – sık sık aynı ortama girsek bile futbol takımından uzak durabilmek adına elimden gelen her şeyi yapıyordum. Çünkü istediklerinde ne kadar aşağılayıcı ve bencil olduklarının fazlasıyla farkındaydım.
Görünmez olmamın sebebi içlerinden biriydi.
Takımın kaptanı ve “altın çocuk” olan Kyle Hart.
--------------------------------------------ORYANTASYON GÜNÜ-------------------------------------------------------------
Daha önce hiç yurt dışına çıkmamış biri olarak yaptığım bir başvuru hayatımı değiştirmişti. Cheerleading, Avrupada Amerika’daki kadar popüler olmayabilirdi ancak lisemde böyle bir topluluk olduğunu gördüğümde resmen atlamıştım. 4 sene boyunca İspanya’nın en ünlü okullarından birinin cheerleading kaptanlığını yaptıktan sonra lisemin son iki senesi için ulusal takıma seçilmiştim. Top flyer olarak ulusal takımda yarışırken orada olduğum iki senede İspanya olarak ICU WORLDS’te bir birincilik bir de üçüncülük almayı başardık.
Üniversite tercihlerimde ise UPNA’ya gideceğim hemen hemen belliydi. İşletme okumak istediğimi biliyordum, gelecekte kendimi Wall Street’te hayal edebiliyordum.
Ancak ulusal takıma girmiş olmam her şeyi değiştirdi, artık uluslararası bir yarışmadan alınmış iki madalyam vardı.
Ailemin durumunu ve hayallerimi bilen öğretmenlerimden biri üniversite için Amerika’yı deneyebileceğimi söyledi. En kötü ihtimalle UPNA ile hala bir şansım vardı. Böylece şansımı Amerika’daki birkaç okul ile denemeye karar verdim.
Pacific Grove ilk tercihim olsa da kuzeydeki birkaç okula daha başvuru yapmıştım. Bazı okulların imkanları buradan çok daha iyiydi ancak ben bir ispanyoldum ve soğuk bana göre değildi.
Bu şekilde Miami’ye Pacific Grove’a geldim.
Ardından ilk günümde Kyle Hart tarafından aşağılandım.
Konferans başladığında Dekanımız bize sıkıcı ancak yararlı bilgiler verirken bir yandan onu dinliyordum, daha doğrusu –mış gibi yapıyordum. Çünkü anlattıkları gerçekten sıkıcıydı. Yararlı oldukları bir gerçekti, bursumu geride bırakmak gibi bir seçeneğim yoktu. Ayrıca orta halli ve çok çocuklu bir İspanyol ailenin en büyük çocuğu olarak okulun imkanları ile fazlasıyla ilgileniyordum ancak herkesin benim kadar ilgili olmadığının farkındaydım. Aslına bakarsanız arkamda bir çiftin bir şeyler yaptığını bile söyleyebilirdim, konuşmayı ya da oryantasyonu kimsenin umursadığı yoktu.
Ancak konuşma bittiğinde benden önceki birkaç sorunun ardından diploma geçerliliği ile ilgili bir soru sormak için elimi kaldırdığımda hayatımın hatasını yaptığımı fark etmemiştim. Çünkü soru ağzımdan çıktığı an iki sıra önümde oturan Kyle bana kahkahalarla güldü. Kaşlarımı çatarak ona baktığımda ağzından şu cümleler çıktı.
“İngilizce konuşmalısın, KIVIRCIK.” Bu sözün ardından bütün birinci sınıflar onunla birlikte gülmeye başladı. Gözlerim çoktan dolmuştu ancak istediğine ulaşmasına izin vermeyecektim. Son bir kez ona nefretle baktım.
Ardından yerime sindim ve konferans boyunca bir kez daha sesimi çıkarmadım.
----------------------------------------------GÜNÜMÜZ------------------------------------------------------------------------
Oyun bile olsa bunu itiraf ettiğim için ya aptal ya da çok içmiş olmalıydım. Hangisi olduğumdan pek emin değildim ama aklımın başında olmadığı kesindi. Aslında Kyle Hart’ın sadece bana özel olan alaycı bakışları aklımın başında olmadığını doğruluyordu. Dudakları hafifçe kıvrılmış, her zamanki gibi ben bilirim havası ile birlikte kaşlarını havaya kaldırmıştı. Karşılık olarak gözlerimi devirdim ve farklı bir odaya doğru ilerledim. Ne kadar sarhoş olursam olayım bir bardak daha içkiye ihtiyacım vardı. Mutfağa girdiğimde Cheerleader takımından arkadaşım Kylie ve erkek arkadaşı Zack’ten başka kimse yoktu. Onları rahatsız etmek istememiştim ancak gerçekten de bir şeyler içmeye ve biraz daha sakin bir yerde bulunmaya ihtiyacım vardı. Bira alabilmek için bira fıçısının yanındaki kırmızı bardaklardan birini alarak bardağımı doldurdum. Sonrasında arkamı döndüğümde ise onu arkamda görmeyi beklemiyordum.
Gözlerini üzerime dikmişti. Çekilmemimi bekliyordu? Eğer istediği buysa bunu ona verebilirdim, tek istediğim şey benden uzak durmasıydı.
İnsanların onu tanımlama biçimi benden çok farklıydı. Mavi gözleri, sarı saçları ve altın rengi teni ile birlikte “altın çocuk” lakabının hakkını veriyordu. Onlara göre o kelimenin tam anlamıyla Pacific Grove’un altın çocuğuydu. Zengin bir aile, akademik başarı ve futbol takımının kaptanı. Erkekler o olmak istiyor, kızlar ise onunla olmak istiyordu.
Bana soracak olursanız onu sevebilmek adına bir sebep bulamıyordum. Okula başladığım günü benim için kötü bir deneyime dönüştürmüş, okuldaki herkesin önünde beni aşağılamış ve herkesin bana “KIVIRCIK” demesine sebep olmuştu. Zorba bir imajı olmayabilirdi ancak içerisinde o ışığa sahipti.
Şimdi ise karşıma geçmiş, mavi gözlerini üzerime dikmişti.
“NE VAR?” dercesine kaldırdığım kaşlarıma karşılık olarak omuzlarını silkti. Bira fıçısından uzaklaşabileceğim kadar uzaklaştım ve pencerelerden birinin pervazına oturdum. Ancak bu sefer kaçmayı başaramamıştım, istediği şey bira değildi.
Ben miydim?
Karşıma oturduğunda yüzüne bakmamak için elimden geleni yaptım, okulun ilk gününden bu yana ikinci bir rezil olma ihtimalime karşılık ondan uzak durabilmek için çok çalışmıştım. Farklı bölümlerde olabilirdik ancak amigo kızlar ve futbol takımı, neredeyse bir bütündü.
Ben ona bakmıyorken bile mavi gözleri hala üzerimdeydi. Sonunda konuştuğunda sorusu beni şaşırtmıştı.“Neden beni görmezden geliyorsun?” Onun alaycı gülüşlerinden birini taklit ettim. “Sence neden?” Omuzlarını silkti. “Bilmiyorum.”
Acaba o da mı çok içmişti? Alaycı tavırları gitmiş, umursamaz bir haldeydi. Amacını anlayabilmek adına ilk kez yüzüne döndüm. Bu sefer aklında ne olduğunu kim bilebilirdi ki? Gözlerimi hafifçe kısarak onu cevapladım. “Ne istiyorsun Kyle?” Alaycı gülümsemesi sonunda geri döndü.”Sonunda gerçek yüzünü gösterdin.” Gözlerim ona duyduğum nefretle biraz daha kısılırken bana yaklaştı.”Benden kaçmak içimn ne kadar uğraştığının farkındayım.” ” Üstelik sana defalarca meydan okumama rağmen benden kaçma sebebini anlamıyorum Isabella.” Omuzlarımı silktim. “Uğraşmaya değer biri değilsin Kyle.” Bu sefer gerçekten gülümsedi. “Öyle mi? Göreceğiz Isabella.” Kaşlarımı çattım. “Gerçekten ne istiyorsun?” Omuzlarını silkti. “Sadece sıkılıyorum ve seninle uğraşmak hoşuma gidiyor.” “Ayrıca...” diye ekledi.” Ne zaman pes edeceğini merak ediyorum.”
Yeter. Artık.
Şimdiye kadar herhangi bir olay çıkarmamak veya bursumu kaybetmemek adına sesimi çıkarmamış olabilirdim.Ancak şimdiye kadar sessiz kalmış olmam her zaman kalacağım anlamına gelmiyordu. Hiçbir zaman gelmemişti. Biz sadece ateşkes halindeydik.
Gözlelerimi kısarak üzerine diktim.
“Ojo por ojo, diente por diente.”
Ne dediğimi anlamamış olabilirdi ancak bir şeyin ikimiz de farkındaydık.
Az önce Kyle Hart’a meydan okumuştum.