~Aylardan Ağustos. Yaz yağmuru bulutlarda birikip hafifçe mavi gökyüzünden kayarcasına gri şehirlere dökülüyor. Islak bir sokak. Dışarıdan korna ve araba sesleri yükseliyor. Şehrin karmaşıklık senfonisi bu.~
Şahmaran'ın glow up önceleriydi o zamanlar. O haliyle bile aşırı çekici bir aurası vardı. Bunu kendisi de biliyordu. Şahmaran klasik bir şekilde masa başında 4 kişilik arkadaş grubuna yazıyordu. Simya, Ayberi, Ekim ve tabii ki Şahmaran ablacım💅. Ayberinin doğum günü partisi düzenleniyor, dışarı çıkılacak, bir kafede güzel bir kutlamayla parti yapılacaktı plana göre. Şahmaran bu plan için dışarı çıkmak suretiyle makyaj masasına oturdu. O sırada menajeri ve destekçisi olan Binnurnaz ile vakit geçirmek için onu aradı:
"Alo?"
"Alo, efendim?"
"Biz arkadaşlarla dışarı çıkacağız şimdi, makyaj yapıyorum güzel olduğumda haber ver."
"Şahmaran. Nazlanma. Sen hep güzelsin. Yakıyorsun Ortalığı."
"Ya teşekkürlerrrrrrrrr (sonsuz rli)."
(Bu konuşma çoğunlukla Şahmaran'ın datelerinden ve arkadaş toplantısından önce yaşanıyor, ve hikayede çok fazla yer verilecek.)
Şahmaran sonunda hazır olunca arkadaşlarını aradı, ve buluşma yerine gitti. Telefonundan kamerayı açıp kendini son kez checkledi -14 yaşındaki bir kıza göre hayli büyük, olgun gösteriyordu Şahmaran-. Arkadaş grubundan Ekim, babasının mekanına torpille soktu tüm grubu ve diğer parti üyelerini. Şahmaran, eski günlerde tanıştığı ve onun sayesinde bu arkadaş grubunu edindiği Ayberi'ye alelacele elde paketlendiği belli olan ancak yine de şıklığı ve zarafetiyle göz önüne çıkan mükemmel bir kolye verdi çantasından çıkarıp. Diğer arkadaşların hediyeleri de bir hayli kibar ve şıktı✨. Neyse gelgelelim hasret gideriliyor, erkek konuları konuşuluyordu ancak Şahmaran'ın o sıralar gönlünde bir love yok tabii. Birazdan olacaklardan habersiz bir şekilde şampanyalar patlatılıyor, hafif bir müzik eşliğinde içkiler yavaşça yudumlanıyordu. O sırada mekana siyah saçlı, kara gözlü, çok yakışıklı bir karşı cins varlık telaşlı adımlarla içeri girdi. Belli ki doğum gününe geç kalmıştı. Hızlıca yaklaşıp Ayberi'ye hediyesini tutuşturup birkaç kelime sarf etti:
"Bu, senin için. Küçük bir şey ancak umarım beğenirsin."
Ayberi teşekkür ettikten sonra onu masaya davet etti, Şahmaran'ın hemen yanına. Bu yakışıklı delikanlı hemen bizim Şahmaran'ın ilgisini üzerine çekti. Ayberi hemen fark edip atladı tabii:
"Şahmaran, bu Akdeniz. Ekim'in bir arkadaşı. Onu da çağırmak istedim. Ancak görünüşe bakılırsa her zamanki gibi geç kaldı." *gülüşmeler*
*Şahmaran'ı göstererek Akdeniz'e* "Bu da Şahmaran."
Akdeniz ukala bir şekilde şöyle söyledi:
"Tanıştığımıza memnun oldum, Şahmeran."
ve elini uzattı. Şahmaran, adının yanlış söylenmesine katlanamayan biriydi. Bu yüzden sert çıkıştı:
"İSMİM ŞAHMARAN YALNIZ, DELİOĞLAN!!!" dedi. ve aniden ona bir tokat attı. Akdeniz neye uğradığını şaşırdı ve ayağa kalktı. Aslında ondan çok etkilenmişti. Bunu belli etmemeliydi. Bu yüzden oradan koşarak uzaklaştı. Aslında bakarsanız Şahmaran da oldukça etkilenmişti, Akdeniz'in cazibesine alıkoyamamıştı. İkisi de o gün oracıkta bunu belli etmemişlerdi, ancak yeni bir aşk fişekleniyordu. Neyse, olayın üzerinden saatler geçti, güldüler, eğlendiler. Parti sabah 02.00'de bitmesine rağmen bu 4 arkadaş sabaha karşı mekandan çakırkeyif bir şekilde çıktılar, saat sabah tam 05:47'de. Ekim ve Simya, evlerinin biraz uzak olması nedeniyle taksiden indikten sonra farklı bir yola ayrıldı. Ayberiyle Şahmaran, baş başa kaldı. Ayberi Şahmaran'a dönerek:
"Akdeniz'e neden bu kadar sinirlendin? Yoksa tam da gördüğüm gibi içinde ona karşı bir şey mi var?😏."
Şahmaran sinirlendi ve Ayberi'ye bağırarak:
"NE ALAKASI VAR AYBERİ. SEN DE BİLİYORSUN İSMİM YANLIŞ TELAFFUZ EDİLİNCE DELİYE DÖNÜYORUM." dedi.
Ayberi: "Tamam tamam, biliyorum, ancak bence sizin aranızdaki elektriği herkes gördü."
Şahmaran bir şey demedi. Oradan sonra vedalaşıp evlerine ayrıldılar. Şahmaran sabaha karşı eve girdiğinde önce kapıyı çarptı, sonra uzun çizmelerini bir kenara fırlattı. Başının ağrısına dayanamayarak mutfağa geçip kendine bir bardak su ve ağrı kesici paröl aldı. Evde neden sadece paröl var hiçbir şeyi geçirmiyor daha da ağrı yapıyor diye içten içe hayıflanarak odasına bardağı ve hapı götürdü. Bir süre yatağa uzandı. Ailesinden gizli dışarı çıkmıştı. -Çok katı bir ailesi vardı aslında- ancak ailesi bir haftalığına Borabora'da tatile gitmişti. Buna çok seviniyordu, çünkü yazın hep evde tıkılıp kalmasına rağmen bu bir hafta boyunca evde sigara bile yakabiliyordu arada. Bunları aklından geçirirken bir anda kalktı, bardağa ve ilaca uzandı. Güzelce ilacı içti ve bardağı masaya koydu. Yatağa tekrar oturup puantiyeli, şarap kırmızısı pijamalarını giymek için üstünü çıkarmaya başladı. Öncelikle file çorabı nazikce çekti, ancak çıkaramayınca sinirlenip cart diye yırtıverdi. Elbisesinin fermuarını da hayıflana hayıflana zorla açtı. Dar klasik bir parti elbisesiydi üstündeki. Şahmaran'ın favorisi. Pijamalarını ve onlarla süper uyumlu çoraplarını dolaptan çekiştirerek aldı. Sanki acelesi varmış gibi hızlıca giyiyordu pijamalarını hemen yatağa girip amelelik yapacağı işten önce birkaç saat bile olsun uyku çekebilmek için. Giyindikten sonra ufak gözüken bir buçuk kişilik yatağına atladı. Doğum günü partisinde yaşananları, ve Akdeniz'i düşündü bir süre. Elinde olmadan o çocukla ilgili saçma sapan hayaller kuruyordu. Şahmaran, öyle kolay kolay etkilenmezdi. Ancak Akdeniz'de farklı bir şeyler vardı. (Yazarın notu: Şahmaran her şeyden kolayca etkileniyor sadece romantik olsun diye öyle yazdım bakma sen.) Uzun süredir bir aşk içinde olmayan sap Şahmaranımıza yeni bir kısmet mi açılmıştı yoksa? Aman. Neyse. Şuan uyuması gerekiyordu. Çünkü sırf ailesi okumazsa elinde bir mesleği olsun diye onu kuaföre çırak olarak vermişti bu yaz. İş ise öğlen saat 12'de başlıyordu. Birkaç saat bile uyuyamadan bunların hepsini düşünürken alarmı zangırdadı. Kalkıp Binnurnaz'ı arayarak kuaföre tam bir mahalle kaşarı olarak gitmek için hazırlanmaya başladı. Ne sandınız? Bu marjinal kızlar da tabii ki hayatlarının bazı dönemlerinde mahalle karısı olurlar. Binnurnaz'a partide olanları tek tek anlattı. Binnurnaz tabii ki onun her yaptığını destekleyen bir arkadaş olduğundan gerek ki Akdeniz'i bulduğu için mutlu olduğunu ve çok yakışacaklarını söyledi. Şahmaran ise bunu düşüneceğini, daha emin olmadığını söyledi. Daha bir kere görmüştü onu sonuçta. Neyse. Evden çıkıp çalıştığı yere vardı, yarımyamalak sarhoş, baş ağrısı ek paketiyle beraber ayakta uyuyarak dedikodu dinliyor, Ayzibüge ablanın verdiği emirle yerdeki saçları temizliyor, kaş bıyık alıp ağda yapıyordu. Saat öğlen 4 civarı mesaisi bitince ise her seferinde olduğu gibi eve dönmek için yola çıktı. Yürüdü, yürüdü. Evinin on adım ötesinde aniden durdu. O da ne? Yolun ortasında duran partideki çocuğun silüeti. Akdeniz. Şahmaran gözlüklerini almamıştı. O muydu acaba? Ya değilse? Gitmeli miydi yanına? Diye düşünüp dururken Akdeniz onu gördü ve yanına geldi. Şahmaran'ın gözlerine bakarak:
"Merhaba. Adresini Ayberi'den aldım. Sırf özür dilemek için. Sana küçük bir şey getirdim al, bak."
diyerek bir paket uzattı. Şahmaran paketi araladı ve yavaşça içine uzandı, kutuyu aldı. Sonrasında GÖZLERİNE İNANAMADI. Akdeniz, ona Ğandora almıştı... Şahmaran orta halli bir ailede doğup büyümüştü. Bu yüzden bu hediye onun için çok çok fazlaydı. Şahmaran:
"Çok naziksin, ama ben bunu kabul edemem." diyerek hediyeyi geri çevirdi.
Akdeniz bunun üzerine:
"Hayır, prenses. Bu hediyeyi özrüm adına kabul etmelisin." dedi.
Şahmaran yine çok sinirlendi:
"BEN BIR PRENSESIM OYLE MI HA💅" diyerek Akdenize bir tokat daha attı oracıkta. Akdeniz:
"AMA NEDEN SENİN GÖNLÜNİ ALAMIYORUM😩" diye ağlanarak sordu. Şahmaran yanıtladı:
"Ben bir kraliçeyim. Öküz." dedi.
Şahmaranın bu tavırları Akdeniz'in daha da hoşuna gidiyordu. Belinden tutup ona yaklaştı, ve şunları söyledi:
"Bir gün benim olacaksın, kraliçem."

