Sınava iki saat kalmıştı ve eğer eviniz okulunuzdan iki kilometre kadar uzaksa hemen yola çıkmanız mantıklı bir seçim olur. Ömer son tekrarlarını yaptı ve hızlıca evden çıktı. Yaşadığı ev şehirden bir hayli uzaktı. Ev arkadaşı Faruk’un dedesinden ona miras kalmıştı, kirayı arkadaşına ödediğinden gayet makul bir fiyattı. Üç arkadaş aynı çatıyı paylaşıyorlardı. Mersin üniversitesi diş hekimliği bölümü birinci sınıf öğrencisiydi. Pek parlak bir öğrenci sayılmazdı.
Geç kalmaktan korkuyordu, dolmuş durağına gitmek için kestirmeyi kullanmaya karar verdi. Böylelikle geç kalma olasılığı bir hayli azalacaktı fakat kestirme yol ormanlık bir alandan geçiyordu ve bu Ömer’in içinin ürpermesi için yeterli bir sebepti, yine de girmeye karar verdi. Başına gelebilecek musibetlerin siluetleri etrafını sarmıştı, bir an olsun zihnini boşaltamıyordu. İçindeki korku git gide büyüyor okumaya çalıştığı notları beyninin ücra bir köşesine yol alıyor, ne yaparsa yapsın odaklanamıyordu.
Notlarından kafasını kaldırdığında yanlış yola saptığını fark etti. Hızlıca telefonundaki navigasyondan yardım alarak bilmediği bir yoldan durağa doğru hızlıca yürümeye devam etti. Farklı şeylerle odağını dağıtmadan yürümeye devam etti. Birden adımları yavaşladı, tüm dikkati ondan azımsanamayacak ölçüde uzak olan iki adama kaydı.
Küçük bir derenin yanındaydı, olduğu yerden adamları incelemeye başladı. Aralarında ciddi bir yaş farkı olduğunu düşündüğü adamların baba oğul olduğuna kanaat getirdi. Diğerinin babası olduğunu düşündüğü adamın elinde küçük bir şişe vardı, yüzündeki ifadeden çok yorgun olduğu belliydi gözlerinde pişmanlık ve acıma duygusu okunuyordu. Oğluna bakıyordu acıyarak dokunsan ağlayacak gibi bir hali vardı adamın, elindeki şişeye baktı ve oğluna uzattı küçük içinde sarı bir sıvı olan şişeyi. Şişeyi alan adam daha soğukkanlıydı acımadan eser yoktu yüzünde ya da pişmanlıktan sadece kurtulmak istiyordu bir şeylerden, bir hatadan. Ömer yüzünü çevirdiğinde kurtulmaya çalıştıkları şeyi gördü, cansız bir vaziyette öylece yatan bir vücut.

