1.BÖLÜM
-UYKU-
Yemek salonuna doğru ilerliyordum. Babam bir şey açıklayacaktı. İçeri girdim, babam gelmem için bana işaret yaptı. “Gel Kendrick.” Sesi normaldi, yanına gittim. “Efendim baba.”
Bir sandalye çektim ve oturdum. Annemde oradaydı, pencereden bahçemizi izliyordu. “Biliyorsun oğlum, yakında bu krallığı sen yöneteceksin. O yüzden yakında krallıkları gezeceğiz ve sende kendine güzel bir prenses seçeceksin.” Dedi, babamda biliyordu evlenmek istemediğimi. Ama her zamanda bu konuyu açıyordu. “Baba, ben sana daha önceden de söyledim ben evlenmek istemiyorum.”
Elini havaya kaldırdı. “İtiraz istemiyorum Rick. Ben ne dediysem o!” Demesiyle annem yüzünü bana çevirdi ve “Kendrick sus ve itiraz etmeden babanı dinle.” Annemi hiç çekemezdim, onu umursamamaya çalıştım. “Yok, bu çocuk çok anormal zaten. Diğer prensler kadar centilmen veya karizmatik değil.” Yüzünü bana çevirdi, “Kendrick, hemen odana git!”
Ailem beni hiç sevmezdi, bende onları. Başımı aşağıya eğdim ve odayı terk ettim. Aşırı sinirlendim, elimi yumruk yapıp duvara vurdum. Elim kanıyordu, ama umurumda değildi. Odama gittim, penceremden içeriye ay ışığı geliyordu. Hizmetkârlardan birini çağırdım. “Bana hemen kılıcımı getirin.” Diye emrettim, Ay ışığında kılıç kullanmak bana çok iyi geliyordu.
Bahçeye indim ve kılıcımı kabzasından çıkardım. Sanki önümde biri varmış gibi kılıcımı hareket ettiriyordum. Bütün sinirimi kılıcımdan çıkarıyordum. Keşke saraydan uzak bir yere gidebilseydim. Bunları düşünürken yanıma bir hizmetçi geldi, “prens Kendrick babanız size bu bilgiyi iletmemi istedi. Yarın buraya yani Sword krallığına, Fatal kraliyeti gelecektir, bilginize.”
Babamın ne yapmaya çalıştığını tam anlayamadım. Zaten biz onlara gidiyorduk, tamam da onlar niye bize geliyordu? Babam yine bir şeylerin peşindeydi. Babamın yaptığı hiçbir şey bana yararlı olmazdı. O yüzden yarın kasabaya inecektim.
Kılıcımı kabzasına soktum ve odamın yolunu tuttum. Yatağıma uzandım, yarım saate kadar öyle kaldım. Ayağa kalktım ve odamı terk ettim. Kütüphanenin yolunu tuttum, uzun zamandır gitmiyordum. Kapıyı açar açmaz ciğerlerime toz doldu. Kütüphane aşırı büyüktü, yukarı çıktım. Raflardan birisinin arasına oturdum. Bir kitap dikkatimi çekmişti, kırmızı bir kapağı vardı. Onu aldım ve başlığını okudum tarihteki en iyi kılıç ustaları. Okumaya başladım, kılıç kullanma hakkında çeşitli yöntemler vardı. Bu benim hoşuma gitmişti.
Kitaba dalmıştım, uzun zamandır kitap okumuyordum. Gözlerimin ağardığını fark ettim. Kitabı da yanıma aldım ve kütüphaneden dışarıya çıktım. Gece olmuştu, odama giderken babamı gördüm. “Nerelerdeydin?” dedi, sesi sertti. “Kütüphanedeydim biraz kitap okudum.”
Başını hafifçe kaldırdı ve beni baştan aşağıya süzdü. “Git akşam yemeğini ye” dedi. Yanından yürüyerek kaçtım. Babamla konuşmak istemiyordum, kâbus gibi oluyordu. Odama gittim aç değildim ama uykum vardı. Odaya girer girmez yatağıma atladım. Hemen uykuya daldım.
Gözlerimi açtığımda güneş ışığı gözüme geliyordu. Yavaşça yataktan kalktım ve pencereden dışarıya baktım. Nerdeyse her yer yeşildi. Aynama gittim ve saçımı düzelttim. Kahvaltı yapmak için aşağıya, yemek odasına indim. Babam ve annem kahvaltılarını yapıyorlardı. Tabağımda ki yemeğimi aldım ve bahçeye gidecektim. “Nereye?” dedi babam. “Bahçede yiyeceğim.” Kimsede cevap gelmeyince yoluma devam ettim.
Bahçe sabah daha da güzel oluyordu. Yemeğimi yedikten sonra bir hizmetçiye kılıcımı getirmesini söyledim. Kılıcımı babam getiriyordu, anlayamamıştım neden babam getiriyordu ki? “Bakalım ne kadar iyisin” dedi, kılıcını çekti. Bende çektim ve pozisyonumu aldım. İlk atlayan babam oldu. Hemen karşılık verdim. Babamın darbeleri yumuşaktı ama benimkiler aşırı sertti. Hızlı hareket ediyordum, bu yüzden babamı kolay yenebilirdim. Babamın kılıcını sıkıştırdım ve düşmesini sağladım. Babam nefes nefese kalmıştı ama benim için aynı şey söylenemezdi. “Çok kötü değilsin.” Artık babamı dinlemek istemiyordum. Kılıcımı kabzasına soktum ve odama çıktım.
Hizmetkârım odama girdi. “ Prens Kendrick daha giyinmemişsiniz.” Doğruya bugün Fatal kraliyeti gelecekti. “Sen çık ben giyinirim.” Başıyla onayladı ve odamdan çıktı. Rahat bir şeyler giyindim ve kılıcımı da alıp odamdan gizlice çıktım. Atımı aldım ve ağaçların içine daldım.
Kasabada gezmek çok sıkıcıydı. Saat gece üç gibi eve vardım. Çok sessizce hareket ediyordum. Işıklar yandı ve babam üst katta belirdi. “Neredeydin Rick! Beni Fatal kralının yanında küçük düşürdün! Yarın sabah seçtiğim bir prenses ile evleneceksin!” Dediği son cümleyi duyduğum anda şok geçirdim. “Hayır! Evlenmeyeceğim baba! Senden ve şu lanet olası karından da nefret ediyorum!” Annem dediğim son cümleye karşı gözlerini fal taşı gibi açtı. Bütün saray çalışanları bizi izliyordu. “Annen hakkında düzgün konuş!” Babam resmen kükrüyordu. “O da anneliğini yapsın o zaman.” Dedim ve hızlı adımlarla odama gittim. Annemin çığlıkları odama kadar geliyordu. Aşırı sinirlendim, ilaçlarım dolabın içindeydi. Sinir ilaçlarımdı onlar, hepsini içtim. Belli bir süre sonra hizmetkârlarımdan biri bana yemeğimi getirdi. Yemeğin tadı biraz garipti ama yine de yedim. Yemekten sonra uykum geldi. Yatağıma yattığım gibi uyumuşum.
Gözlerimi açtığımda başka bir yerdeydim. Bir yatakhanedeydim ve kimse yoktu. Solda bir kapı vardı, kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı açtığımda aşağıya doğru inen merdivenler vardı. Aşağıya doğru yavaş yavaş iniyordum. Merdivenlerin sonunda büyük bir kapı vardı, kapıyı açtım. Büyük bir salon vardı ve bütün prens, prensesler oradaydı. Fatal prensesi, Virtue prensi, Curious prensi…
Aralarına karıştım, küçük balkonda bir kadın duruyordu. Yaşlıydı, konuşma yapacak gibiydi. “Hepiniz hoş geldiniz, benim adım Amanda. Buranın müdürüyüm. Burada olma nedeninizi bilmiyorsunuz. Sizi buraya aileleriniz eğitim almanız için gönderdi. Gün içinde tiyatro, kılıç kullanma, dans dersi, ok kullanma gibi dersleriniz olacak. Umarım sizinle iyi anlaşırız.” Dedi ve balkondan içeriye girdi. Ben nasıl buraya gelmiştim ki? Herkesi tanıyordum. “Selam Kendrick” arkama baktığımda Respect krallığından prens Eirwen vardı.
“Selam Eirwen” dedim, çok iyi birine benziyordu. “Eğer sizde isterseniz kahvaltıda yanınıza oturabilir miyim prens Kendrick?” Denildiği kadar saygılı biri gibiydi. “Tabi ki” bir yer bulduk ve oraya oturduk. Kahvaltım bittikten sonra ders programımı aldım, ilk dersim ok kullanmaydı. Ok atma konusunda pekiyi değildim ama yine de biraz olsun atardım. Herkes derslerinin olduğu sınıfı arıyordu. Benim sınıfım kızlar yatakhanesinin hemen yanındaydı. İçeri girdiğimde Amber, Felix bir de başka biri daha vardı ama tanıyamadım. Kenarda bir koltuğun üstünde Ok ve yay vardı. Onları yanıma almak için eğildim, ben tam alırken içeriye bir kadın girdi.
Büyük bir ihtimalle öğretmenimizdi. “Selam prens ve prensesler, benim adım Zoe. Bundan sonra sizin ok kullanma öğretmeninizim. Oklarınızı aldıysanız yavaş yavaş derse başlayabiliriz.” Sesi biraz neşeli geliyordu. Okumu ve Yayımı aldım ve diğerlerinin arasına girdim. “Evet, hadi derse başlayalım o zaman.”
Ok kullanma dersi eğlenceliydi, ama şu tanıyamadığım çocuğu daha önce kimse görmemişti. Adı Cedric’ti. Başka bir diyardan geldiğini söylemişti, güvenilmezdi. Sırada ki dersim danstı. Dans çok sıkıcı bir şey bence, hiç zevkli değildi. Sınıfım balkonun hemen sağındaydı.
Dans dersi sandığımdan daha sıkıcı geçti. Öğle yemeği vakti gelmişti, bir yer buldum ve oturdum. Prenslerin masası ve Prenseslerin masası ayrıydı. Yanımda Defent krallığından prens Felix oturuyordu. Onun karşısında da Curious krallığından prens Cyrus oturuyordu. Cyrus, yemeğini yerken yanlışlıkla suyunu devirdi. Su, Felix’in tabağına kadar gelmişti. Prens Felix ayağa kalktı, prens Cyrus’a bağırmaya başladı. Ani bağırmasından dolayı irkildim, prens Cyrus ağlıyordu. Gözlerimin önünde bir prens ağlıyordu. Hızla ayağa kalktım “neden bağırıyorsun? Yanlışlıkla olduğu çok belli.” Sesim sert çıkmıştı, bu yüzden herkes şaşırmıştı.
Prens Felix herkesi zorbalardı ve kimse ona karşı çıkamazdı. “Sen Sword krallığından prens Kendrick değil misin ya? Benim bildiğim prens Kendrick korkaktı. Ne oldu sana böyle?” korkak, ben korkak değildim sadece ailemden ve kraliyetlerden nefret ediyordum. “Korkak mı? Sana kötü bir haberim var prens Felix, burada ki herkesten daha cesurum.” Dememle bir kahkaha attı. “Sen cesur musun? Güldürmeyin beni prens Kendrick.”
Sword krallığı beni hep cesur bilirdi. Belli ki diğer krallıklar benim hakkımda yanlış bir teori çıkarmışlardı. Kraliyet gezilerine katılmıyorum diye korkak mı olunur? Saçma. “Sadece kraliyet gezilerine katılmıyorum prens Felix, hatta bazıları beni yeni görüyor. Ama bu korkak olduğum anlamına gelmez.” Diğer krallıkların benim hakkımda dedikodu yapması saçmaydı. Bilip bilmeden konuşuyordular. “Peki, öyle olsun. Madem cesursun yarın bir düello yapalım, kılıçla.” Kılıç kullanmakta çok iyiyimdir. Onu yeneceğime emindim, ama onu da hafife almamalıydım.
Gecem çok iyi geçmişti, kalktığımda güneş daha yeni doğuyordu. Üstüme siyah gömlek ve siyah kot giyindim. Birkaç kişi uyanmıştı, aşağıya indim. Bir yere oturdum ve diğerlerini bekledim. Beklerken düello için izin almamız gerektiğini hatırladım. Prens Felix geldiğini gördüğüm an hemen konuya atladım. “Düello için okul müdüründen izin almamız gerek prens Felix.” Durdu ve düşündü. “Gel izin alalım o zaman prens cesur.” Benimle dalga geçiyordu, ama bu çok uzun sürmeyecekti.
Bayan Amanda’nın odasına girdik. “Günaydın Bayan Amanda, sizden küçük bir şey için izin isteyeceğiz. Biz yani ikimiz bugün düello yapmayı düşünüyoruz acaba izin verir misiniz?” Felix, hiçbir şey söylemeden duruyordu. “Peki, izin veriyorum. İkinci dersiniz ne?” Felix’in
söylemesini bekledim ama söylemedi. En son dayanamayıp ben söyledim, “benimki kılıç kullanma ama prens Felix’inkini bilmiyorum. Umarım boş durmaz da söyler.” Prens Felix bakışlarını bana çevirdi. “Bakıyorum da bugün tam keyfiniz yerinde prens cesur.” Bayan Amanda’ya döndü, “benimki de kılıç kullanma.” Bayan Amanda hiç umurunda değilmiş gibiydi. “Peki o zaman kılıç kullanma dersinizde yaparsınız” Prens Felix hemen atladı. “Ama Bayan Amanda kılıç kullanma sınıfı çok küçük, acaba sizde uygun görürseniz ortak salonda yapabilir miyiz?” Bayan Amanda hiçbir şey söylemeden başıyla onayladı.
İlk dersim tiyatroydu, baya sıkıcıydı. Romeo, Juliet falan filan. Düello için biraz heyecanlıydım, biz derse girmeden hemen önce hizmetçiler masaları ve sandalyeleri başka bir yere taşıdılar. Prens Felix ile bana yepyeni kılıçlar verdiler. Herkes toplanmıştı, belli ki kimse dersine girmeyecekti. Bayan Amanda bile balkonunda oturuyor, bizi izliyordu.
Pozisyonumu aldım, ilk atlayan o oldu. Darbeleri sertti, benimkinler de sertti. Ara vermeden darbeler savuruyordum. Yarım saat sonra prens Felix yorulmuştu, pes etmeye başlıyordu. Ben ise hiç yorulmamıştım, darbelerimi savurmaya devam ediyordum. Prens Felix’in darbeleri yumuşamıştı. Kılıcını hedef aldım ve sert bir şekilde vuracaktım. Bunu anladı, ben vurmadan o bana vurdu. Kılıcını sıkıştırdım, sıkılmıştım. Darbelerimi üst üste sert bir şekilde vuruyordum. Onun karşılık vermesine izin vermiyordum. Kılıcını düşürdüm ve göğsünde çapraz bir yara açtım. Derindi, kılıcımı yere attım. Herkes çok şaşırmıştı, “nasıl? Nasıl böyle bir şey oldu?” dedi prens Felix. “Beni hafife almaman gerekiyordu, prens Felix.”
Prens Felix’i revire götürdüler. Bahçeye biraz hava almaya çıktım, bir ağacın altına oturdum. On beş dakika sonra prens Cyrus yanıma geldi. “Harikaydın, bunu kimse yapamazdı. Felix beni hep zorbalar, benden nefret ederdi. Daha doğrusu kimseyi sevmezdi.”
Prens Cyrus’un çocuksu bir kişiliği vardı. Bahçede biraz konuştuk, sonra o gitti. Ama ben hala ağacın altında oturmuş bir şeyler düşünüyordum. Bahçe kapısı açıldı ve içeriye Prens Cedric girdi. “Güzel düelloydu.” Başımla onayladım, yanıma oturdu. “Felix çok huysuz biri.” Onu daha önce tanıyormuş gibi konuşuyordu ve saygılı değildi. “”yani öyle gibiydi” diye çevirmeye çalıştı ama onda bir gariplik vardı. “Prens Cedric yanlış anlama ama sen gerçekten başka bir kraliyetten misin?” şaşırmış gözlerle bana bakıyordu. “Zamanı gelince öğrenirsin ama şimdilik aramızda bir sır, tamam mı?” demek ki değildi. “Çok iyi sır tutarım.” Dedim ve onu teselli ettim. Aslında hiç sır tutmadım çünkü tutacak arkadaşım yoktu. Ama yapabilirdim, zaten dedikoduyu sevmezdim.
Cedric ile beraber ortak salona girdik. Ona prens dememeliydim ama biriyle konuşurken söylerdim. Fatal krallığından Prenses Sage yanımıza geldi. “Yarın balo varmış Prens Kendrick ve prens Cedric. Bayan Amanda size söylememi istedi, Dersler iptal.” Balolardan nefret ederim, gelir gelmez balo mu yapılır? Saçmaydı. Cedric kulağıma yaklaştı “gelir gelmez balo mu yapılır?” Benim düşündüğüm şeyi düşünmesi garipti.
Masalar yerleştirilmişti. Akşam yemeği zamanıydı. Bir yere oturdum, yanıma da Cedric oturdu. Yemeğimi yerken masanın diğer köşesinde Felix’i gördüm. Yarası dikilmişti, diğer prensler ona bakıp bir şeyler söylüyorlardı. Umursamadım ve yemeğimi yemeğe devam ettim.
Gece hiç uyuyamadım, uykum yoktu. Kılıcımı aldım ve bahçeye indim. Ortak salona indiğimde Cedric’in orada duvara yaslanmış, elinde kılıcı ile bana baktığını fark ettim. Ona gel anlamında elimi hareket ettirdim. Arkamdan geldi, kılıç kullanma sınıfına girdik. Kılıcımı kabzasından kurtardım, “pozisyonunu al.” Derken bende aldım. Bu sefer ilk atlayan ben oldum.
Hızlıydı, kendimi hızlandırdım. Darbelerinin bana değmesini engelliyordum. Güneşin doğmaya başladığını fark ettim. Cedric terliyor ve nefes alamıyordu. Ama ben sapasağlamdım, birkaç prensesin yanımıza geldiğini gördüm. Cedric’i ittim, sırtını duvara vurdu. Kendini toparlayıp tekrar pozisyonunu aldı. İlk atlayan oydu, darbesine o kadar sert karşılık verdim ki kolum kopacak sandım. Cedric darbem yüzünden yere düştü ve kılıcını düşürdü. Kılıcımı ona doğrulttum, sırıttım. Ve kılıcımı fırlatıp elimi uzattım, Elimi tuttu, ayağa kalktı.
Prensesler, bana başka bakıyorlardı. Ortak salona doğru yürürken arkamızdan geliyorlardı. “Nasıl hiç terlemedin?” Bunu çok sesli söylediği için herkes duydu. “Hiçbir fikrim yok, nefesim bilene normal.” Bana şaşırmış gibi bakıyordu. Önüme geçti ve omuzuma ellerini koydu. “Olamaz!” dedi, şaşırdım. Ne olduğunu anlamamıştım, “ne oldu?” kafasını sarstı. “Zamanı gelince onu da öğrenirsin.” Yanıma geçti ve ilerlemeye devam etti. Herkes oturmuştu, bir yer buldum ve oturdum. Bugün balo vardı, her yer süslenmişti.
Balo zamanına kadar Cedric’i görmedim. Üstümde beyaz ceket, beyaz kot ve siyah gömlek vardı. Balolardan nefret ederim, çok sıkıcı oluyorlar. Herkes ortak salona geldi, Bayan Amanda balkonunda konuşma yapacak gibiydi. Kafamı çevirdiğimde Cedric oradaydı, ne ara geldiğini anlamadım. “Ne ara geldiniz prens Cedric?” bana bakıp sırıtıyordu. “Şimdi geldim prens Kendrick.” Bayan Amanda sessiz olmamız için öksürdü. “Sayın prens ve prensesler balomuza hoş geldiniz. Buraya toplanma sebebiniz sizin gelişinizin kutlamaktır. Herkese iyi eğlenceler dilerim.”
Herkes dans ederken ben, Cedric ile bir köşe bulduk ve oraya oturduk. “Bana şu zamanı gelince öğrenirsin dediğin şeyler…” devamını getiremedim. Doğru cümleyi seçmekte zorlanıyordum. “Şimdi öğrenemezsin, ama yakında.” Yakında demek, aniden ayağa kalktı. “Benim gitmem gerek. Sakın kimseye gittiğimi söyleme, hiç bir şeyi belli etme.” Başımla onayladım, o giderken bende ayağa kalktım. Tanımadığım ama gördüğüm bir kız yanıma geldi. Elimi aldı ve beline koydu, diğer elimi ise tuttu. “Hiçbir şey belli etme.” Dedi, kız aşırı küçüktü.
Onu Ortak salonun ortasına doğru götürdüm. Dans etmeye başladık, ona bakmak için başımı eğiyordum. “Tam olarak kimsiniz?” dedim, surat ifadem sakindi. “Cedric’in kardeşiyim.” Başımı hafif yana yatırdım. “İsminiz?” kız bana değil yere bakıyordu. “Sarah, lütfen daha fazla konuşmayın. Herkes bize bakıyor, bu çok utanç verici.” Daha fazla konuşmadım.
Akşam olmuştu, hala dans ediyorduk. Ve Cedric hala ortalıklarda yoktu. Sıkılmaya başladım, hiç konuşmadan aynı pozisyonda kalmak çok sıkıcıydı. Bir anda ışıklar gitti, bazı kişiler çığlık attı. Bazıları da olduğu yerde kaldı. Ama biz hala dans ediyorduk, diğerlerinin arasından geçiyorduk. Bu bir suikast mıydı? Ben bunları düşünürken bir yerden çığlık geldi ve ışıklar geri yandı. Kafamı çevirdiğimde prenses Florida’nın kalbinden bir ok geçmişti. Kim karanlıkta böyle bir şey yapabilir ki? Kafamı bahçeye doğru olan pencereye çevirdim. Siyah kapüşonlu bir adam yayıyla orada duruyordu. Pencere aralıktı, o suikastçıyı yakalamalı mıydım? Yoksa kaçmasına izin mi vermeliydim? Beni görünce kaçtı. Galiba kaçmasına izin verecektim.
Bayan Amanda balkonundaydı. “Herkes yatakhaneye, derhal!” diye bağırdı. Yatakhaneye doğru yürüyordum. Başımı çevirdiğimde Cedric yanımdaydı. Ona bu akşam hakkında bir şey demeyecektim. Zamanını beklemeliydim.
Gece yine uyuyamadım, uykum vardı. Ama beynim buna izin vermiyordum. Yatakta sağa sola dönüp düşünmekten güneşin doğmaya başladığını fark edemedim. Belli bir süre sonra dayanamayıp kalktım ve üstümü değiştirdim. Merdivenlerden yavaşça iniyordum. Ortak salona vardığımda, prenseslerin masalarında oturup bir şeyler konuştuğunu gördüm. Ben gelince bütün gözler bana döndü. Ölecekmişim gibi hissediyordum, başım ağrıyordu. Beynim o kadar yorgundu ki hiçbir şey düşünemiyordum. Bir süre prenseslerle bakışıp bahçeye doğru yol aldım.
Bir ağacın altına oturdum, derin bir nefes alıp verdim. Böyle boş oturunca daha fazla düşünüyordum ve bu daha fazla baş ağrısı veriyordu. Ayağa kalktım ve ortak salona doğru yürümeye başladım. Ortak salona vardığımda, prensesler tekrar bana baktılar. Onları umursamadan yatakhaneye doğru yürüdüm.
Yatakhaneye geldim ve prens Felix ile olan düellomuzda verdikleri kılıcı aldım. Geri istemediler, bende vermemiştim. Yatağımın altında saklamıştım. Onu aldım ve tekrar ortak salona indim. Prenseslerin bana bakmasını umursamadan hızlı adımlarla kılıç kullanma sınıfına doğru yürüdüm.
Her zamanki yaptığım şeyi yapıyordum. Kılıcımı rüzgâra karşı savuruyordum. Bu bana tedavi gibi geliyordu. Yarım saat sonra güneşin doğduğunu gördüm. Ortak salona girdim, herkes oradaydı. Kılıcımı arkama saklayabildiğim kadar sakladım ve hızlı adımlarla yatakhaneye doğru gittim.
Ortak salona indim ve bir yere oturup kahvaltımı yapmaya başladım. Kahvaltımı yaparken bir şey aklıma geldi, ben kılıç elimdeyken hiç yorulmuyordum. O yüzden birkaç saat çalışabilirdim. Bunu galiba hafta sonu yapmam gerekecekti. Peki, neden kılıç elimdeyken hiç yorulmuyordum. Bunun için kütüphaneye gidip araştırmam lazım, benim gibi olan biri vardır illaki. İlk dersim tiyatroydu.
Tiyatro sınıfı gereksizdi, hem de çok. Romeo’yu prens Eirwen olmuştu. Juliet ise prenses Kaitlyn olmuştu. Cyrus ile bende onları izliyorduk. Boş bir dersti, bittiğine o kadar sevindim ki. Sırada ki dersim ok kullanmaydı. Sınıfın yolunu tuttum.
Sonunda hafta sonu gelmişti. Kalktığımda güneş doğmamıştı, üstüme beyaz gömlek ve siyah kot giyindim. Gömleğimin kollarını yarıya doğru çektim, kılıcımı da yanıma aldım. Ortak salonun yolunu tuttum, ortak salona indiğim anda Bay Jack’i gördüm. “Günaydın Bay Jack. Size bir şey sorabilir miyim?” başıyla onayladı. “birkaç saat kılıç kullanmaya çalışacağım da acaba nasıl çalışabilirim?” dedim, Bay Jack biraz düşündü. “Kılıç kullanma sınıfında jelden bir kukla var. Onla çalış bir süre.” Başımla onaylayıp sınıfın yolunu tuttum.
İki saattir bu kukla üzerine çalışıyordum. Bazı kişiler beni izliyordu. Mola verdim, oturup biraz su içtim. Aslında hiç yorulmadım ama susadım. Bay Jack yanıma geldi ve “seninle düello yapacağım Kendrick. On dakika mola ver, sonra yaparız.” Başımla onu ret ettim, “ben hiç yorulmadım Bay Jack hemen şimdi yapalım.” Bay Jack şaşırmıştı. Başıyla onayladı ve sınıfın ortasına geçtik.
Pozisyonumu aldım, ilk atlayan Bay Jack’ti. Darbelerim sertleşmişti, kendimi daha güçlü hissediyordum. Hızlıydım ve Bay Jack buna şaşırmış gibiydi. En son kılıcını düşürmeyi becerdim. Bay Jack soluk soluğaydı, “iki dakikada beni yendin. Sen tam bir kılıç ustasısın. Tebrik ediyorum.” Gülümsedim ve kılıcımı kabzasına soktum. Sınıfı terk ettim, Cedric
yanımdaydı. “ Nereye gidiyorsun?” dedi Cedric, sesi yumuşaktı. “Kütüphaneye, gelmek istemezsin çok sıkıcıdır.” Dememle ortadan kayboldu. Kütüphaneye girdim.
Bizim kütüphane kadar büyük değildi ama idare ederdi. Tarih kitaplarının olduğu bölüme girdim. Saraydayken okuduğum kitabı bulmuştum, onu baştan okumaya karar verdim. Belki benim gibi olan biri vardır diye okumaya başladım.
Kitabı bitirdim ama benim gibi olan bir usta yoktu. Diğer kitapları da okudum ama hiç birinde yoktu. Ben neydim böyle? Acaba Bay Jack ile mi konuşsaydım? En iyi seçenek buydu. Bay Jack büyük bir ihtimalle kılıç kullanma sınıfındaydı. Pencereye baktığımda akşam olmuştu. Ayağa kalktım ve sınıfın yolunu tuttum.
Sınıfa vardığımda Bay Jack pencereden dışarıya bakıyordu. “Bay Jack eğer müsaitseniz sizinle konuşabilir miyim?” Bay Jack beni görünce gülümsedi. “Tabi ki Kendrick, anlat bakalım” dedi, bu adamın dinlemesini seviyordum. “Ben kılıç elimdeyken kendimi daha güçlü hissediyorum, sadece bu da olmuyor. Ne kadar saat çalışsam da kılıç elimdeyken hiç yorulmuyorum, terlemiyorum. Ve aşırı hızlı olabiliyorum, sizce de bu biraz garip değil mi?” Bay Jack beni dikkatle dinlemişti. Biraz düşündü, “bu genetik olabilir mi?”
Başımı olumsuzca salladım. “Galiba bu sana verilen özel bir güç.” Dediği şey doğru olabilirdi. Ne yani bende özel bir güç mü vardı? “Başka bir şey var mı?” diye merakla sordu. Başımı olumsuz bir şekilde salladım. “Belki yarın biriyle düello yaparsın. Bende seni daha çok incelerim. Tamam, mı?” başımı olumlu bir şekilde salladım. Ve yatakhanenin yolunu tuttum. Bu gece de uyuyamayacağım çok barizdi.
Tahmin ettiğim gibi uyuyamadım. Ama gece hızlı geçmişti, güneşin ucu göründüğünde hemen yataktan kalktım ve üstüme siyah cepken, siyah boyunlu kazak, siyah kot giyindim. Her şeyim siyahtı, siyah en sevdiğim renkti. Ortak salona indim Bay Jack orada oturmuş kahvesini yudumluyordu. “Günaydın Bay Jack. Bir şey soracaktım ama?” başıyla onayladı. “Söyle bakalım.” Dedi ve ayağa kalktı. “Acaba düello yapacağım kişiyi siz seçer misiniz? Siz daha iyi bilirsiniz.” Bay Jack gülümseyerek beni dinliyordu. “Sen nasıl istersen Kendrick.” Yerine tekrar oturdu. Bende o sırada kılıcımı almak için yatakhaneye çıkıyordum.
Kılıcımı alıp gelmiştim. Yavaş yavaş herkes geliyordu, günlerden Pazar olduğu için ders yoktu. Bay Jack balkondaydı, “ evet, öncelikle hepinize günaydın prensler ve prensesler. Bugün sizlere küçük bir haberim var, prens Kendrick bir düello yapmak istiyormuş. Daha doğrusu ben söyledim ona, onunla düello yapacak gönüllü biri var mı?” Tahmin ettiğim gibi elini kaldıran kişi prens Felix’ti. “Harika o zaman hazırsanız pozisyonunuzu alın.” Masaları önceden kenara çekmişlerdi. Ortaya geçtim ve pozisyonumu aldım, “bu sefer seni rezil edeceğim prens cesur.” Demesiyle sırıttım, “göreceğiz kim rezil oluyor.”
İlk atlayan ben oldum. Darbelerim sertti ve hızlıydı. Onun bana kılıcıyla vurmasına izin vermiyordum. Kılıcını sıkıştırdım, yüzümde hiçbir ifade yoktu. Felix kılıcını kılıcımdan kurtarmak için çırpınıyordu ama ben buna izin vermiyordum. Kılıcımın altında can çekişiyordu, bu halini görünce sırıttım. Bu istek dışı olmuştu, ben insanların acı çekmesini seviyor muydum? Bunları düşünürken kendime sinirlendim ve sinirimi prens Felix’ten çıkardım. Felix, acı çığlıkları atıyordu. Daha da sinirlenmiştim, kılıcımı daha çok bastırdım. Gözlerimi kapattım ve açtığımda prens Felix’in kılıcı kırılmıştı.
Yaptığım şeyle herkesin gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Prens Felix yere düşmüş bir şekilde ortadan ikiye kırılmış kılıcına bakıyordu. Bay Jack ve Bayan Amanda ayağa kalkmış, ağızları açık bir şekilde bana bakıyorlardı. Ben bunu nasıl yaptım? Ağızımı kapatıp, başımı hafifçe yukarı kaldırdım. Kılıcımı kabzasına soktum ve elimi hafif büküp göğsüme doğru götürdüm. Bir prens selamlaması yapıp bahçeye doğru yürüdüm.
Bir ağacın altına oturdum ve düşünmeye başladım. Ben canavar mıydım? Benim gibi sıradan bir prens bunu nasıl yapabilirdi? Yoksa ben özel biri miydim? Kafamda bir sürü soru vardı. Bunlardan kurtulmam lazımdı. Ayağa kalktım ve kılıcımı kabzasından çıkardım. Tam o sırada diğerlerinin camdan bana baktığını gördüm. Bahçe küçük olduğu için rahatlıkla pencereden görülürdüm. Kılıcımı rüzgâra karşı aşırı hızlı bir şekilde hareket ettirmeye başladım. Başımın döndüğünü sandım ama kılıcımı durdurduğumda bunu kendi hızım olduğunu anladım. Kılıcımı kabzasına sokup ortak salona girdim. Pencerenin oradaydılar ama bana bakıyorlardı. Onları umursamadan yürüdüm ve yatakhaneye doğru hızlı adımlarla çıktım.
O an çok sinirlendiğim için sinir ilaçlarımı içtim. Yatağıma oturdum, Cedric yatakhaneye girdi ve yatağımın ucuna oturdu. “Bunu nasıl yaptığın hakkında hiçbir fikrim yok ama kılıcı ortadan ikiye ayırmadan önce gözlerin kırmızıydı. Ve ortalık küçük bir dumana büründü.” Dedi, gözlerim kırmızı mı olmuştu? Ben gerçek bir canavar olabilirdim. “Felix orada çığlık attığında çok mutlu olmuştum, neden mutlu olduğumu bilmiyordum ama bundan zevk almak beni sinirlendirmişti. Yine de bunun sinirini Felix’in kılıcından çıkarttım.” Çok garipti, onun acı çekmesine mutlu oldum diye sinirlendim ama yine de sinirimi ondan çıkardım.
“Çok garip bir olay ve sana kötü bir haberim var.” Dedi ve ayağa kalktı. “Bay Jack ve Bayan Amanda seni ortak salona çağırıyorlar.” Onlarla konuşmak istemiyordum ama bunu yapmak zorundaydım. Bir açıklamam yoktu, bende nasıl olduğunu bilmiyordum. Yine de Cedric ile gidiyordum.
Ortak salona girdiğimde Bay Jack ve Bayan Amanda’nın balkonda olduklarını fark ettim. “Beni istemişsiniz efendim.” Bay Jack konuşma yapmak için boğazını temizledi. “Az önce yaşananların bir daha konusu açılmayacak, tamam mı?” Ben yanlış bir şey mi yapmıştım? “Tamam efendim.” Dedim ve yatakhaneye geri gittim.
Sinir ilaçları uykumu getiriyordu, yatakhaneye girer girmez hemen yatağıma atladım. Uyudum. Hiç bu kadar huzurlu uyumamıştım, kendimi çok iyi hissediyordum. Uyandığımda geceydi, tekrara uyumak için yatakta dört dönüyordum. Kendimi çok fazla zorlamak istemiyordum, o yüzden ayağa kalktım ve ortak salona gittim. Aşırı acıkmıştım, dün hiçbir şey yememiştim. Mutfağın nerde olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu, galiba kahvaltıyı bekleyecektim. Bahçeye çıktım ve yine ağacın altına oturdum. Ben derin düşüncelere dalmışken Cedric’in yanımda olduğunun bilene farkına varmamıştım. “Günaydın, geldiğini duymadım.” Garip bir bakış attı. “Yarım saattir buradayım.” Diye mırıldandı. Ayağa kalktım ve elimi uzattım. “Sende beni dürtseydin.” Dedim ve sırıttım. Elimden destek alarak ayağa kalktı, “saygısızlık yapmak istemedim.” Kahkaha attım ve “saygın yüzünden beni suçlayamazsın.” Dedim ve gülerek ortak salona doğru yürüdüm.
Kahvaltı başlamıştı, kurt gibi açtım. Bir yer buldum ve oturdum. İlk dersim ok kullanmaydı, eğlenceliydi. Kahvaltımı yaptıktan sonra ok kullanma sınıfına doğru yol aldım, sınıfa girdiğimde Bayan Zoe’yi bekledik. Sonunda geldi “kusura bakmayın çocuklar toplantı vardı. Hadi alın ok ve yaylarınızı, bugün kapışacaksınız.”
Kapışmada Cedric yendi. Ok atma konusunda bayağı iyiydi, hep ortaya attı. “Ok konusunda bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum desem yalan olur.” Bir şeyler bildiğimi anlamıştı. Bunu anlamayan zaten aptalın önünde gidenidir. Sırada ki dersim danstı, tam sınıfa giderken. Prens Alex omuzuma çarptı. “Pardon, çok üzgünüm lütfen kılıcımı ortadan ikiye bölme.” Beni küçümsüyordu. Onu umursamadan sınıfıma girdim.