Simge'nin yüz ifadesi şaşkınlıkla karışık bir şekilde değişti. Bir an sessiz kaldıktan sonra "Gerçek adın mı?" Diye sordu sesindeki şaşkınlık artarak belirginleşiyordu.
Başımı salladım. "Evet, Simge." Dedim.
Bana olan bakışları tuhaftı. Palaz yüzünden bunu söylemek zorunda kalmış olmaktan şuan nefret ettim.
"Kızlar evde, evden çıktıkları zaman bunu konuşalım." Dedi.
Anlaşılan kavga edeceğiz.
Derin bir iç çektim. Simge'yi takip ederek mutfağa girdiğimde Yade ayağa kalktı. Karsu, Yade ve Yaren vardı. "Hoş geldin, ben de tam kalkıyordum." Dedi Yade.
Simge sandalyeye oturdu. "Buna gerek yok, kahvaltımızı yapalım sonrasında gidersiniz." Dediğinde Yaren bana bakındı. Arından bana olan nefret dolu bakışlarını Simge'ye çevirdi. Tekrardan bana bakarak konuşmaya başladı: "Ben de bir an önce gitmeyi düşünüyordum."
Simge'nin yanına oturduğumda Simge gülümseyerek "Kocacığım, sen de yemek istemez misin?" Diye sordu. Ne yapmaya çalışıyor? Kızın içine mi doğudu da birden bire Yaren'in gözü önünde aşk gösterisi yapıyor?
Gülümseyerek "İsterim." Dedim.
Kahvaltı masasına bakarken içimde oluşan gerginliği hissettim. Simge'yi öldürmem için az bir süre kalmıştı. En geç pazar günü işini bitirmem lazımdı.
Yade'nin telefonu masanın üzerinde titredi. Yaren ise merakla "Kim arıyor?" Diye sordu. Yade Simge'ye baktıktan sonra gözlerini Yaren'e çevirdi. Kısık bir ses tonuyla "Palaz." Diye cevap verdi.
Simge çok doğalmış gibi tepki vermek adına ağzına zeytin alıp "Sizin aranızda ne var?" Diye sordu. Yade gözlerini kahvaltı masasının üzerinde dolaştırarak "Hiçbir şey." Dedi.
Simge zeytinden bir tane alıp bana uzattı. "Zeytin sever misin?" Diye sordu. Elindeki zeytini elime alıp ağzıma attım. Simge kendi ağzındaki zeytin kabuğunu tabağına koyduktan sonra "Yaren sen de zeytin ister misin?" Diye sordu.
"Ben zeytine dokunma bile."
"Pekala." Zeytin kabuğunu tabağa koyup Yaren'e bakındım. Yaren'in bana bakışlarında olan siniri gördüğüm için kafamı öne doğru çevirdim.
Karsu "Bu arada okulum, bitmek üzere." Dedi. Ne demeye çalıştı şimdi bu? Ne okulu ne bitmesi? Gizliden Simge'ye mesaj mı veriyor? Üniversiteye falan mı gidiyorsun?" Yade'nin sorusu üzerine "Lise." Diye cevap verdi Karsu.
"Mezuniyet mi var?" Diye sordu Simge. Karsu Simge'ye baktığında gözleri dolmaya başladı. Mesaj veriyor! Elimi hafifçe masaya vurdum. "Hayır." Dedi Karsu kısık bir sesle.
Karsu kafasını hafifçe eğerek ayağa kalktı. "Benim şimdi okula gitmem lazım." Dedi. Şuradan çıkalım seni o duygusallığa sokacağım Karsu!
Simge ayağa kalkıp "Kapıya kadar seni yolcu edeyim bari." Dedi.
Karsu benle kısa bir göz teması kurdu. Ardından Simge'ye bakarak buna gerek olmadığını söyledi ama Simge inatla kapıya kadar gitti.
Simge'nin bizi duyamayacağına kesin emin olduktan sonra "Bunun amacı ne?" Dedim kısık sesle. Yade bana bakarak "Bilmiyorum, dünden sonra duygusallaştı. Simge'ye her şeyi söyleyecek gibi hissediyorum." Dedi.
Derin bir nefes alıp verdim. "Böyle bir hata yapmaya kalkarsa bunun bedelini canıyla öder." Dedim net bir biçimde.
"Onu uyarırım." Dedi Yaren kısık bir sesle.
"Uyarmakla iş hallolsaydı ben de uyarabilirdim ama bakışları çok farklıydı. Bundan sonra Simge ile görüşmeyecek." Dedim net bir biçimde. "İyi de Karsu Simge'ye değer veriyor, bari veda etseydi." Dedi Yaren.
Yaren'e dönerek "Sen her şeyi duygusal düşünmeye devam edecek misin?" Diye sordum. Yaren bakışlarını benden kaçırıp önüne döndü. "Simge ile bu son görüşmesi olduğunu sen mi söylersin? Yoksa ben mi diyeyim?" Yade'nin sorusu üzerine Yaren ayağa kalktı.
"Doruk duygusallıktan anlamayan bir varlık olduğundan ben Karsu'ya bunu uygun bir dille söylerim."
Sinirle alt dudağımı yaladım. Bu kadın her şeyi duygusal algılamaya ne zaman başladı? Ne bu gereksiz duygusallık?
Yade ayağa kalkıp "Neyse biz kalkalım, sen de buradan sonra eve geç. Hep beraber konuşalım." Dedi. Kafamı onaylarcasına salladım.
Simge'nin mutfağa girdiği an kızlara bakarak "Ne oldu?" Diye sordu. "Gitmemiz gerekiyor, kusura bakma." Dedi Yade. Yaren gülümseyerek mutfaktan çıktığında Yade "Tekrardan teşekkür ederiz." Dedi ve Yaren'in arkasından ilerledi.
Bana döndüğünde ne diyeceğini az çok tahmin edebiliyordum. Bunu neden bana demedin veya her şey yalanda bizim aşkımız doğru muydu falan filan işte.
Normal şartlar altında sana bakar mıyım?
Ama işte normal şartlar altında değiliz.
Şuan bana herkesten çok güvenip benim için ölmen gerekiyor.
Benden nefret ediyor gibi bakmaya başladı.
Eğer benden nefret etmesinin nedeni gerçek ismimse, bunu bana ifşa ettirmek zorunda kalan Palaz'ı öldürürüm.
Yanıma geçtiğinde "Doruk." Dedi. İsmime mi alışmaya çalışıyordu? Sesinde hafif bir titreklik ve kırılganlık vardı. "Bunu neden bana şimdi söyledin? Niye bana gerçeği söylemedin?" Sana ne lavuk?
Derin bir iç çekerek Simge'ye bakındım. Ayağa kalkıp "Simge, sana zarar gelmesinden korktum. Seninle birlikteyken, seni korumak benim önceliğim ama artık bu sırları saklamak istemiyorum. Sana güvenmek istiyorum." Dedim. Baban da mı yalancıydı ne Doruk?
Siniri dinmemiş hatta daha çok artmış gibiydi. Ulan her kız bu söze kanmaz mı? Bu nasıl bir kızıl?
"Seninle olduğum ne zaman başka bir şeyin gizli olduğunu bileceğim?" Ne saçma bir soru sordu. Kırk yıl düşünsem buna cevap bulamam. "Bu evlilik ne kadar gerçek? Ne kadarı yalan?" Sesinden öfke akıyordu.
Hadi bakalım Doruk.
Rol yapma zamanı!
Ellerimi Simge'ye doğru uzattım. Yüzüme yalandan yerleştirdiğim bir küçük pişmanlık vardı. "Sana ihtiyacım olan zamanı vermemi istiyor musun?" Diye sordu, hayır istemiyorum çünkü öyle bir zamanımız yok.
Ya gerçekten zaman isterse? Ya gerçekten benle konuşmak istemez ve planım tamamen olumsuzluğa giderse?
Ha siktir ya!
"Simge, seni kaybetmekten korkuyorum ama eğer ihtiyacın varsa, tabii ki bizimle ilgili kararını verebilmen için sana zaman vereceğim."
Bu ne kadar bir zaman olabilir ki? Ne kadar süre yalnız kalıp ona söylemediğim ismimi düşünecek? Hem ben sana ismimi söylemek zorunda mıyım? Daha tanışalı bir kaç ay oldu veya olmadı. Biraz mantıklı düşünse boş bir şeye sinirlendiğini anlayacak.
"Belki de süreye ihtiyacın yoktur." Dedim. Zaman yerine ben seni öldürerek iyileştireceğim.
Simge'nin ani bir şekilde bana dönmesi ardından yavaşça bir adım geriye attım. Simge bir adım üstüme gelerek "Sen nasıl bir adamsın? Nasıl süreye ihtiyacın yok dersin!? O siktiğimin ismini bana neden şimdi açıklıyorsun? Bizim aramızdaki her şey ne kadar gerçek?" Diye bağırdı. Simge ne kadar boş şeyleri takıyorsun.
Benim zorumla evlendik, aşık olmak senin hatandı.
Geriye çekilip yüzüme yerleştirdiğim endişeli bakışlarımla Simge'ye bakındım. "Simge, sakin ol." Dedim kısık bir biçimde. Bu nedenle ses tonumdan üzgün olduğumu sanacaktı. Ses tonumu ayarladıktan sonra konuşmaya devam ettim: "Sana gerçeği söylemek istedim, ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum."
Gözlerini sıkıca kapatıp açtı.
Masanın üzerinde duran bardağı eline alıp hızla yere attı. İyi bari bana doğru atmadı.
"Kendi güvenliğim için mi? Benimle olan ilişkimiz yalan mıydı? Benden bu zamanı nasıl çaldın?" Diye bağırdı. Hay sikerim senin sinirini ya! Ne bu sinir? Sanki seni öldürmek için görevlendirildiğimi öğrendin.
Ona tekrardan elimi uzattım ama geriye çekildi.
Bu kadını kendime tekrar, nasıl bağlayacağım?
Palaz senin o gereksizliğin yüzünden planım sarsılıyor ya! Simge'yi öldürürken görüntülü seni aramazsam bana da Doruk demesinler!
"Beni ne zamandır kandırdığının farkında mısın? Ben salak gibi Pamir ve Tolga arasında kalırken sen bana Doruk olduğunu diyorsun! Düşmanlarından saklanmak için kullandığın o ismini bana şuan söylediğine göre, beni düşman olarak görmeyi yeni bıraktın galiba?" Diye sordu. Bu cümle için mi iki dakika düşündün? "Sana güvendiğimi düşündüm ama sen bana yalan söyledin. Bu nasıl bir ilişki?" Dedi.
Elimi hafifçe kaldırarak yanına yaklaştım ama tekrar geriye çekildi. Hay böyle işin...
"Simge, lütfen beni dinle." Dedim pişman bir biçimde. "Sana gerçekleri anlatmak istedim ama korktum. Seni kaybetmekten korktum." Kahkaha atmamak için zor durmaya çalıştım.
Simge 'Emin misin?' dercesine kaşlarını kaldırıldı. Titreyen eliyle masada duran diğer bardağı eline alıp ayaklarımın dibine fırlattı. Ulan benim kolum bile tam iyileşmemiş, bana bu yapılır mı?
"Güvenimizi, evliliğimizi, işlerimizi, her boku paramparça ettin!" Diye bağırdı. Ne güvenmiş arkadaş ya. Ben sana Yaren'in sevgilim olduğunu desem sen intihar edersin. "Seninle birlikte kurduğum hayallerimi yıkıp geçtin!" Dedi.
"Ben de seninle hayal kuruyorum..." Öldürdüğüm günün hayalini kuruyorum.
İlk defa insan öldüreceğim ve bu kişi sen olacaksın Simge.
İlkim olacaksın.
Yerde duran camlara bakarken acaba içime bir yere girmiş midir diye düşünmeye başladım. Ulan zaten vücudumun her yerinde çizin var bir de ayağımda falan olmasın.
Simge'ye baktığımda gözlerimin içine baktı. Kendimi role kaptırıp iç çektim. Buna sigara bile yakılır da şuan zamanı değil.
Kafamı tekrardan eğip cam parçalarına bakındım.
"Seninle ilgili neyi gerçek, neyi yalan olduğunu bilmiyorum. Bu evliliğin ne kadar gerçek, ne kadar sahte olduğunu bilmiyorum. Artık sana güvenemiyorum."
Ne dedi o?
Güvenmiyorum mu dedi?
Kafamı kaldırıp Simge'ye bakındım. Zorlukla yutkundum. "Simge, sana ne kadar pişman olduğumu anlatamam. Seni kaybetmek istemiyorum. Lütfen, bana bir şans daha ver." Dedim.
Bana ya şuan kendi isteğinle şans verirsin ya da ben o şansı gün bitmeden senden alırım.
Gözünden bir damla yaş geldi.
Lan bu cidden bana aşık olmuş!
Çok yazık...
"Senin için artık burada durmanın zamanı değil." Dedi sesi titreyerek. "Seninle birlikte olduğum bu evde seninle birlikte yaşamak istemiyorum. Lütfen git."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Geriye çekilip "Simge, lütfen, beni anla." Dedim.
"Gitmek zorundasın." Diye tekrarladı. "Bu evde seninle olmak istemiyorum."
Hay sikeyim ya!
Bir şey demeden yanından ayrıldım. Evden çıkıp arabama geçtim.
Direksiyona başımı koyup beklemeye başladım. Eğer izlenmeye devam ediyorsam hemen yola koyulamam. Telefonumu yavaşça çıkarıp direksiyonun alt kısmında tuttum. Kaya'yı arayıp açmasını bekledim.
Kaya telefonu açtığında başımı direksiyondan kaldırdım. "Kaya, beni dinle takip ediliyorum. İzimi kaybettirmem lazım." Dedim.
Anahtarı çevirdikten sonra Kaya'nın sesi telefondan geldi. "Anladım, Doruk. Sakin ol, sakin ol. İzini kaybettirmek için orman alanında doğru sür." Dedi, sesindeki sakinlik bana güven verdi. Palaz'a bir koz dava vermek istemiyorum.
Telefonu hoparlöre alıp yan koltuğa koydum. "Yola çıkıyorum." Dedim. "Tamam buluşalım." Dedi Kaya.
Aracımı hızla şehrin dışına çıkararak, ormanlık bir bölgeye doğru ilerledim. Yol boyunca dikkatlice etrafa bakındım. Her köşe başında tetikte olmak, aracımı gizlemek için en iyi fırsatı aramak için dikkatle hareket ettim.
"Neredesin?" Kaya'nın sorusu üzerine "Az kaldı, pikniğe gittiğimiz yere doğru sürüyorum." Dedim.
Kaya ile buluşmak için belirlediğimiz noktaya yaklaştığımda, gizli bir köşeye aracımı park ettim ve etrafı gözden geçirdim. Çevrede herhangi bir şüpheli aktivite olup olmadığını kontrol etmek için dikkatlice gözlerimi etrafa diktim.
Bir süre sonra Kaya'nın aracını fark ettim. Sakin bir şekilde ona yaklaşıp arabasına bindim. Kaya'nın arabasının arkasından biri "Ben diğer arabaya geçiyorum abi." Dedi. Anahtarı adama verip ön koltuğa yayıldım.
Adam arabadan çıkıp benim arabama geçti. "Arka koltuğa geç saklan." Dedi Kaya. Dediğini yaparak arka koltuğa geçtim. Kaya arabayı çalıştırdığında "Evde Karsu, Yade ve Yaren var." Dedi.
Evime doğru yol aldığımızda, etrafı dikkatle gözlemlemeye devam ettim. "Biliyorum." Dedim.
Yolda sessizce ilerlerken, Kaya ile durumu değerlendirmeye başladık. Takip edilip edilmediğimizi kontrol etmek için birkaç kez rotayı değiştirdik ve dikkatlice etrafı gözlemledik. Ancak herhangi bir şüpheli aktivite fark etmedik.
Sonunda, evime vardık ve Kaya arabayı park etti. Arabadan indikten sonra, kapıya doğru ilerledim ve içeri adım attım. Kaya da benimle birlikte içeri girdi.
Evin içinde Karsu, Yade ve Yaren olduğunu gördüğümde içimde karışık duygular belirmeye başladı. Evin içine adım atarken, herkesin yüz ifadelerini dikkatlice gözlemlemeye çalıştım. Yade'nin sakin ve güven veren bakışlarına odaklandım.
Karsu'nun ise sinirli bir şekilde bana bakması, içimde olan sinirin daha da artmasına neden oldu. Büyük ihtimalle ona Simge ile görüşmeyeceğini söylemiş olmaları lazımdı.
Karsu'nun planı bozmak istediğini anlayınca sakince yerime oturdum ve gözlerimi ona diktim. Bacaklarını kendine çekmişti, sinirli ama dolu gözlerle bana bakıyordu.
"Karsu amacın ne?" Diye sordu yönelttim. Karsu, sinirli bir şekilde karşılık verdi: "Bana sen emir veremezsin! İstediğim zaman istediğim insanla görüşürüm!"
Derin bir nefes alıp verdim. "Karsu, bunu yapmam gerekiyor. Simge bizim için tehlike oluşturuyor ve senin onunla görüşmen tehlikeli olabilir. Özellikle bu duygusallığın varken seni Simge ile görüştüremem." Dedim, sesimdeki endişe ve kararlılık belirginleşiyordu.
Karsu'nun tepkisi ise beklediğimden daha sert oldu. "Doruk, seni anlamıyorum! Neden her zaman kendi başına karar veriyorsun? Benim de düşüncelerimi dinlemelisin." Dedi, sesindeki öfke belli belirsiz titriyordu.
Ancak kararlıydım ve geri adım atmayacaktım. "Karsu, senin düşüncelerini dinliyorum ama bu durumda risk alamayız. Senin güvende olmanı istiyorum." Dedim, sesimdeki kararlılık belirginleşiyordu.
Karsu kafasını olumsuz anlamda salladı ve ayağa kalktı. "Ben Simge ölene kadar yanında olacağım, buna sen karışamazsın Doruk!" Gözleri dolmaya başlamıştı.
"Haklısın ben karışamam ama istersen bu evin izlendiğini ve her hareketini Akif babanın gördüğünü unutma." Dedim. Karsu bana tiksiniyor gibi bakarken bir şey demeden üst kata çıktı.
"Fazla üstüne gitme kızın." Dedi Yaren. Yaren'ın bu sözleriyle atmosfer daha da gerginleşti.
Yaren'ın sözlerini dikkate alarak derin bir nefes aldım ve sakin kalmaya çalıştım. "Yaren, bu kararı almak zorundayım. Karsu'nun güvenliği önemli." Dedim, sesimdeki kararlılık belirginleşiyordu.
Yaren, hâlâ endişeli bir şekilde bana bakıyordu. "Anlıyorum ama belki de bu kadar sert olmamalısın. Karsu'nun da duygularını dikkate almalısın," dedi, sesindeki endişe belli belirsiz hissediliyordu.
Bu eleştiri üzerine bir kez daha düşünmek zorundayım.
Belki de gerçekten de daha dikkatli davranmalı ve Karsu'nun duygularını daha fazla dikkate almalıyım ancak yine de Simge ile görüşmesini engellemem gerektiğini düşünüyorum.
Ayağa kalkıp Karsu'nun yanına, üstü kata çıktım. Odalara baktığımda en sonunda Karsu'yu benim odamda buldum. Yatağa yatmış ağlıyordu.
Yanına yaklaşıp sessizce durdum, onun hüzünlü halini gözlemleyerek içim acıdı. Yavaşça yanına oturup sessizce ona yaklaştım. "Karsu, seni üzmek istememiştim. Senin güvenliğin benim için önemli." Dedim, sesimdeki endişe ve pişmanlık belirginleşiyordu.
Karsu, hıçkırarak ağlamaya devam ederken bana baktı. "Ben de seni anlıyorum Doruk ama bazen seninle yaşamak çok zor." Dedi, sesindeki kırılganlık belli belirsiz hissediliyordu.
Derin bir nefes alıp verdim. Tam konuşacaktım ki Karsu "Ben Simge'ye değer veriyorum." Dedi. İçimde bir öfke dalgası yükseldi. Bunu biliyordum ama kabullenmek istemedim. Bu beklenmedik itirafı ise şimdi yapması sinir bozucu.
Sinirle ve endişeyle dolu bir şekilde Karsu'ya baktım. "Karsu, Simge'nin sana olan etkisini anlamıyorum. Bu durum bizi tehlikeye atabilir." Dedim, sesimdeki öfke belli belirsiz titriyordu.
Karsu, hüzünlü bir şekilde başını önüne eğdi. "Doruk, belki de senin göremediğin şeyler var. Simge bana gerçekten değer veriyor, onunla konuşmamın bir zararı yok." Dedi, sesindeki inatçılık hissediliyordu.
Bu itiraf beni daha da sinirlendirdi. Karsu'nun duygusal bağlarına rağmen, Simge'nin yanına neden yaklaştığımızı unuttuğunu görmek beni deli ediyordu.
Sinirle, "Karsu, seni korumak istiyorum. Simge'ye neden bu kadar yakınlaştık, bunu unutmuş olmalısın. Onunla görüşmen, senin güvenliğini riske atabilir." Dedim, sesimdeki kararlılık belirginleşiyordu.
Ancak Karsu, inatla başını sallayarak, "Doruk, senin kaygılarını anlıyorum, ama Simge benim için önemli. Onunla konuşmak istiyorum." Diye ısrar etti, sesindeki inatçılık belli belirsiz hissediliyordu.
Bu itiraz beni daha da sinirlendirdi ve içimdeki endişeleri artırdı. Karsu'nun kendi güvenliği hakkında bu kadar umursamaz olması beni hayal kırıklığına uğratmıştı.
Simge öldükten sonra ne yapacaktı? Palaz her şeyi öğrendiğinde Karsu'yu mezara bile yaklaştırmazdı. Sahi, bir mezarı olacak mı? O bile belli değil.
Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. "Karsu, seninle birlikteyim ve senin güvenliğin benim için önemli." Dedim ve devam ettim: "Simge bu pazar günü ölecek."
"Ölmesini istemiyorum."
Karsu'nun dediği iki kelime yüzünden sinirle ayağa kalkıp kapıyı sertçe kapattım. Karsu bana bakarken üstümde olan gömleği çıkartıp yere attım. "Sen baksana bana! Ben bunca şeyi istiyor muyum sence!?" Karsu'nun gözündeki korkuyu gördüğümde daha yüksek sesle bağırdım: "Memurdum lan ben! Gül gibi yaşıyordum! Pamir olmayı, Tolga olmayı ben mi istedim!?"
Elimde vücudumda olan yaraları gösterdim. "Bunları ben istedim mi lan sence!?" Karsu kafasını çevirdiğinde işaret parmağımı ona doğru uzattım. "O siktiğimin aklıyla hareket edeceksen devam edersin! Yoksa bu plan senin için bitmiştir Karsu!"
Yerdeki gömleği elime alıp kapıya yöneldim.
Karsu'ya baktığımda hıçkırarak ağladığını gördüm. "Bana ağlayan bir bebek lazım değil, sen de nerede duracağına karar ver. Eğer karşı tarafı seçeceksen yarın emir veririm öldürürler seni." Dedim.
Kapıyı açmamla Yade, Yaren de Kaya'nın beni beklediğini gördüm. Kaya içeriye girecekti ki "İçeriye girmiyorsun." Dedim. Kaya bana bakarak "Senin Simge'ye olan planın yüzünden şuan Karsu'yu yalnız bırakacak değilim." Dedi.
Kapının önünden çekildiğimde Yade ve Kaya içeriye girdi. Alt kata inerken Yaren arkamdan geldi. "Niye kızın üstüne gidiyorsun?" Derin bir nefes alıp verdim. Elimdeki gömleği koltuğun üstüne fırlattım.
Yaren ise sinirle bağırmaya devam etti. "Doruk, sen her zaman kendi başına karar veriyorsun! Diğerlerinin fikirlerini de dinlemelisin!" Dedi, sesindeki öfke belli belirsiz titriyordu.
Yaren'e döndüğümde "Neyini dinleyeceğim lan? Karsu Hanım Simge'nin ölmesini istemiyormuş! Bu fikrini mi dinleyeceğim!?" Diye bağırdım. Yaren'in bana olan sinirli bakışları anında soldu. "Öyle bir şey istemez." Dedi.
Elimle üst katı gösterdim. "Çık da sor o zaman lan! Neyi isteyip istemediğini bir de o kulaklarınla duy!" Diye bağırdım.
"Bağırma bana!" Yaren'in yüksek sesi üzerine sinirle arkamı döndüm. Yüzüme elimi koyarak içimden sabır çektim.
Yaren'e geri dönerken yüzümden ellerimi çektim. "Yaren, senin bu konuda fikrin yok! Lütfen sessiz kal!" Dedim öfkeli bir biçimde.
Bu sözlerim karşısında Yaren'in de tepkisi gecikmedi ve o da bağırmaya başladı. "Benim zaten ne konuda fikrim var ki? O kızı öperken de fikrim yoktu! Hiçbir şeyde fikrim olamaz değil mi!?" Sesindeki öfke ve hayal kırıklığı belirginleşiyordu.
"Sen var ya bir askerden farksızsın! Hapise girdin, sana acı çektirdiler diye Akif babacığının dediği her şeyi yapan bir kukla olmuşsun! Bak bana! Ben de onun adamıyım ama bir kere 'Baba.' dedim mi?" Sinirden nefes almayı unutmuştu. Derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti: "Piç olduğun için kendine bir baba arıyorsun!"
Bir şey diyemedim.
Sessizce kaldım.
"Bana bunu diyen kişinin hayatında benden başka kimsenin olmaması çok acı." Dedim. Yaren konuşacaktı ki konuşmama devam ettim: "Ama benim hayatımda hep birileri vardı. Mesela sen varken Simge'yle beraber oldum. Keşke bir kuklaya bağlanmak yerine seni gerçekten seven birine değer verseydin. Ben Akif babanın kuklasıysam, sen benim neyimsin?"
Bu sefer Yaren sessiz kaldı. "Şimdi işine dön ve 'Akif babacığım' demenin hesabını ver." Dedim.
"Sen gerçekten... İğrençsin." Dedi.
Yaren bana bakarken onun gözünde olan üzüntüyü gördüm.
Sadece canını yakmak istedim...
Yade yanımıza geldiğinde "Pardon bölüyorum ama Akif aradı. Doruk senle konuşmak istiyor." Dedi.
Üst kata çıkıp boş olan odaya geçtim. Masanın üzerinde olan telefonu elime aldım. "Efendim Akif baba?" Büyük bir gülme sesi geldi. "Sayende, gözüm asla arkada değil. Yine de durum nedir? Ne oluyor orada?" Diye sordu tüm ciddiyetiyle.
"Sizinle konuşmak istediğim birkaç konu var Akif Baba. Durumu kontrol altına almamız gerekiyor." Dedim, sesimdeki endişe belli belirsiz hissediliyordu.
Akif Baba sessiz kaldı ve bir an için düşündü. Sonra, "Anlıyorum, Pamir. Durumu yakından izleyeceğim ancak bu tartışmayı çözmek için bir çözüm bulmalısınız. İçerdeki gerginlik büyümeden önce bunu halledin." Dedi, sesindeki kararlılık tüylerimi diken diken yapmıştı.
"Haklısın Akif baba."
"Haklıyım Pamir." İsmimi bilerek vurgulamıştı. "Doruk ismi bir daha bir yerde söylenmeyecek." Dedim korku dolu bir şekilde. "Ben de öyle düşünmüştüm."
Anladığımı belirterek telefona kapattım.
Salona geçtiğimde Kaya'yı gördüm. "Kızlar üst katta yalnız kalmak istedi." Dedi. Elinde olan içkiyi bana uzattı. "Gel biraz rahatla."
İçki şişesine bakındım. "Biraz içtikten sonra Simge'nin evine mi gitsem sarhoş gibi?" Kaya bana 'Ciddi misin?' dercesine bakarken içkiyi elime aldım.
Birkaç yudum içtikten sonra "Çarşambadayız, hafta sonuna az kaldı." Dedi.
"Evet, pazar günü senin ormanda olan evin var ya, dağ evi mi ne? Orada öldüreceğim." Dedim.
---
"Hazır mısın?" Kaya'nın sorusu üzerine kafamı onaylarcasına salladım. Kaya eliyle saçlarımı hafifçe karıştırdı. "Tamam git."
Arabadan inmemle Kaya arabasının uzaklaştırdı.
Simge'nin evinin önüne geldiğimde zile basıp beklemeye başladım.
Simge kapıyı açınca ona bakındım.
Başlasın sarhoş rolü!