Ertesi Gün
Sabahın erken saatlerinde, hafif bir meltemle dolu sokaklarda yürüdüm. İçimde bir huzursuzluk, bir pişmanlık var.
Yaren'in evine doğru ilerledim. Kalbim hızlıca çarpmaya başladı ve kafamda milyonlarca düşünce dönüp durdu.
Simge uyanmadan evden çıkmıştım, onu görüp içimdeki pişmanlığı daha çok kendime belli edemezdim. Gece boyunca uyuyamamıştım. Yatakta bir o tarafa bir bu tarafa derken, sabah etmiştim. Yaren'e ihanet etmiş olmamın verdiği vicdan azabı, içimi kemirmişti.
Artık dayanamayacak seviyedeydim, bu gerçeği yüzüme yüzüme vurmamın zamanı gelmişti.
Yaren'i gerçekten seviyorum.
Onunla geçirdiğim her anı, her gülüşünü, her dokunuşunu içimde hissediyorum ama kendi hatalarım yüzünden bu güzel ilişkiyi riske attım.
Bir anlık bir zayıflık, bir yanlış anlama...
Ama bunlar bahane olamaz.
Yaren'e olan sevgim, onunla birlikte olma arzum, bu pişmanlığın önüne geçemezdi.
Sonunda Yaren'in evinin önüne geldim. Kapıyı çaldığımda kalbim hızla atıyordu. Kapı açıldığında, karşısında beni gören Yaren'in şaşkın bakışları vardı.
Bir şey demeden kapıyı hızla kapattı yüzüme. Kapıya vurdum, defalarca. Yaren kapıyı bu sefer sinirle açmıştı. "Niye geliyorsun? Ayrıldık biz!"
"Sen ayrıldın! Ben ayrılmadım ki!"
Yaren sinirle bana bakarken yüzünde karmaşık duygular belirmişti. "Bana bak Doruk! Simge ile ne yapıyorsan yap ama onu öldürmeden bir daha karşıma çıkma!"
"Ya bu o kadar kolay mı!?" Onun gibi ben de bağırmıştım. Kendimi sakin tutmaya çalışarak "Bir hafta sürem var, o kız hayatımızdan tamamen çıkacak. Bir kız için ne hallere düştük ya?" Dedim.
"Konu bir kız değil, konu senin bana olan ihanetin!"
Bağırmanın faydası yok, özellikle de haksızken. "Ben..." Dedim ama kelimeler boğazımda düğümlenmiş gibiydi. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. "Ben... sadece seni görmeye geldim."
Yaren'in gözlerinde bir anlam bulduğumu hissettim.
Belki de pişmanlığımı, özlemimi görebiliyordu.
O an içimde bir umut yeşerdi.
"Söyleyeceklerin varsa içeri gel." Dedi nazikçe, ses tonunda bir kararsızlık vardı ancak kapıyı bana açtı.
Yaren'in evine adım attığımda, içimi bir huzur kapladı.
Birlikte yaşadığımız anılar, bu evde paylaştığımız mutluluklar gözümün önünden geçti. Bir insan evin kokusunu bile özler mi?
Özlemim kadar vicdan azabı içimi kemiriyordu.
Oturduk ve sessizlik bir süre boyunca aramızda dolaştı.
Sonunda kelimeleri bulmam gerektiğinden derin bir nefes alıp verdim.
"Yaren, haklısın Sana ihanet ettim." Dedim yavaşça. "Simge'ye her baktığımda hissettiğim pişmanlıkla buraya geldim. Sana olan sevgim ve saygım... Onları kaybetmekten korkuyorum. Affetmeni umuyorum."
Sözlere Google'den baktığım çok belli oldu mu acaba?
Yaren'in gözlerinde bir anlık şaşkınlık belirdi ama sonra hafifçe başını salladı. "Ben de seni hala seviyorum." Dedi yumuşak bir ses tonuyla ardından devam etti: "Ama bu çok kolay değil. Bu durumu düzeltebileceğimizi sanmıyorum."
Kalbim bir an için duracak gibi oldu.
Ellerim kilitlendi.
Ulan gerekirse Akif babayla bile başa çıkarım ama Yaren'le başa çıkamıyorum.
"Seninle her şeyi düzeltmek için elimden geleni yapacağım." Dedim kararlılıkla. "Sana olan sevgim her şeyin üstesinden gelebilir."
"Diyecek başka bir şeyin kalmadıysa, gider misin?"
Yaren'in sözleriyle birlikte içimdeki umut birdenbire darmadağın oldu. Onun yüzünde beliren kararlılık ve uzaklık, kalbimi daha da acıttı. Belki de bu, artık geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmiştik.
Simge'yle yaşadığım her saniyeden nefret ediyorum.
Anlamıştım.
Onun isteğine saygı duymalıyım.
Evden gitmek için kalktım ama içimdeki acı ve pişmanlık beni adeta yerle bir ediyor. Kapıya doğru ilerlerken dönüp bir kez daha Yaren'e baktım. Onun yüzündeki ifade kararlılık ve hüzünle doluydu.
"Yine de seni seviyorum." Dedim sessizce. Kalbimdeki acıyla birlikte bu sözler dudaklarımdan döküldü. Yaren bir şey demedi. Sadece başını hafifçe salladı.
Kapıyı arkamdan kapattığımda, ağırlıkla adeta ezildiğimi hissettim.
Sokaklarda yürümeye başladım.
Telefonumun çalmasıyla irkildim. Kaya'nın sabah sabah beni araması hayra alamet değil. "Günaydın Kaya, ne oldu?" Dedim, sesimde endişe belirginleşti.
"Acilen buluşmamız lazım." Dedi Kaya, sesindeki ciddiyetle. "Yer belirlediğimiz o kafe. Hemen gelmen gerekiyor, çok önemli bir şey var." Kafe mı dedi o? Ses tonundan gelen ciddiyet beni tedirgin etti.
"Kafe mi?" Kaya hızlı bir biçimde "Takip ediliyorsun." Dedi.
Olduğum yerde durdum.
İçimde bir gerginlik hissettim. Etrafa bakmamak için kendimi zor tuttum. "Oyalanmadan şirketin ilerisinde olan kafeye gel."
Telefonu kapatıp tekrardan yürümeye başladım. Adımlarım normal gözükse de bir o kadar hızlı yürüyordum.
Kafenin girişine vardığımda, Kaya beni bekliyordu. Kapıdan içeri adım attığımda Kaya'nın endişeli bakışları beni karşıladı. Hemen yanına oturup ne olduğunu sormak için hazırlandım.
Kaya sessizce konuşmaya başladı, sesindeki endişe belli belirsizdi. "Tolga sana bir şey söylemem gerekiyor." Dedi. Kaya'nın bana 'Tolga' demesine hiç alışık değilim ama toplu bir ortamda olunca bunu göz ardı etmek zorunda kaldım. "Simge'nin adamlarından biri, bence Palaz. Seni takip ediyor. Durum biraz ciddi gibi görünüyor."
İçimde bir ürperti hissettim.
"Bu gerçek mi?" Diye sordum, endişe dolu bir sesle. Bu riyal mı çet? "Ne zamandan beri beni takip ediyorlar?"
Kaya derin bir nefes alıp devam etti. "Daha yeni." Dedi. "Bizimkiler Simge'nin işlerini takip ederken Palaz'ı da görmüşler. Şu anda bile Palaz seni izliyor olabilir."
Duyduklarım karşısında ne yapacağımı bilemedim.
Palaz'ın peşimde olması, hayatımı ve daha önemlisi planı tehlikeye atabilirdi ama aynı zamanda kaçmak ya da saklanmak da çözüm olamazdı.
Bu durumu nasıl halledebileceğimi düşünmeliyim.
Aramızda sessizlik hakim oldu. Her ikimiz de düşüncelere dalmıştık. Masanın üstünde olan kuymağa bakındım. "Karadeniz yemeklerine kurban olurum lan." Kaya bana bakarken elime ekmek alıp kuymak yemeye başladım.
"Oğlum ciddiyetimizin içine ettin."
"Kanka, bu mallar bulana kadar ben planın sonuna gelmiş olurum. Siktir et, kahvaltı yap."
Kaya umursamadığımı gördüğünde hafifçe başını salladı. "Evet, haklısın." Dedi. "Ama dikkatli olmalıyız, bu tehlikeli bir durum olabilir."
Kahvaltıyı yaparken "Hafta sonu iş bitecek." Dedim.
Telefonumu elime alıp Simge'ye mesaj attım.
Doruk: Bizim için harika bir hafta sonu ayarlıyorum. Esra olarak işlerini bitirirsen sevinirim. Zaten bu gün karşılaşacağız ;)
Doruk: Dikkat et, Çetin gelebilir.
Telefonumu kenara bırakıp esneyerek Kaya'ya bakındım. "Ne yazdın?"
"İşini bitir yazdım bir de Çetin gelebilir."
Kaya gülerek "Ulan hay senin." Dedi. "Kendi yaşadığın tedirginliği kıza yaşatacaksın."
Öğle saatleri geldiğinde, Akif baba ile telefon görüşmesi yapmak için hazırlandım.
Telefonumu çıkarıp Akif babayı aradım. "İşler yolunda mı?" Diye sordu, telefonda gelen ses yüzünden gergin bir şekildeydim.
"Evet, her şey plana göre ilerliyor." Dedim. "Ancak dikkatli olmalıyım, her an bir sürpriz çıkabilir."
Akif babanın sesi karşımdan gelmeye başladı. "Sürpriz derken?"
Yalandan öksürdüm. "Yani, senin öğrettiğin gibi baba." Hafif bir gülme sesi geldi. Ardından "Aferin, güzel haberini bekliyorum. Biliyorsun, o kızın elindeki dosyalar babanı bulman için en önemli şey." Dedi.
"Babamı bulmaktan ziyade, senin yüzünü kara çıkartmak istemiyorum."
Akif babamdan ses gelmesini beklerken telefonu yüzüme kapattı. Hapiste olduğu için içeriye birden polis gelmiş olabilir.
Kaya bana bakıp "Simge şantiyeye geçecekmiş." Dedi. Kafamı onaylarcasına salladım.
Görüşme sonrası, şantiyeye doğru yola çıktım. Kaya arabama birkaç tane sarı kask koymuştu. Kim inşaat alanında kask olmadan dolaşır ki?
Arabamla beraber şantiyenin içine girdim. Etrafa dikkatle bakındım, arabayı burada çizdirmeye niyetim yok.
Arabayı ark ettikten sonra arabadan çıktım. Simge yanıma gelince Eray arkasında durdu. Eray bana bakıp sırıttığında Simge'ye döndüm. "Esra, durumun farkındayım ve yardım etmek istedim. Sonuçta şirketlerimiz ortak, değil mi? Hem karımı onca erkek arasında yalnız bırakmak istemedim." Dedim yalancı bir edayla.
Bana bakışları tuhaftı.
Biliyor ev bilmiyor arasındaydı bakışları.
Simge neyi biliyor olabilirsin?
"Evet, bu işi ortak yürütüyoruz." Dedi. Gülümseyerek yanağına buse kondurdum. Arabanın içinden sarı bir kask aldım, Simge'ye uzattım. "Can güvenliğin her şeyden önemli."
Aman biri senin canına zarar vermesin çünkü o işi ben yapacağım.
"İnşaat şu anlık durdu, bir sorun yok ki." Dedi.
"Sen yine de kaskını tak. Sonuçta burayı birer inşaat."
Sarı kaskı eline alınca arabaya dönüp iki tane kask daha aldım. Bir kaskı Eray'a uzatıp "Kasksız gezme." Dedim. Eray izin almak için Simge'ye baktığında göz devirmemek için kendimi tuttum.
Sonunda kaskı elimden alıp "Teşekkür ederim Tolga Bey." Dedi.
Kendi kaskımı kafama taktım. Projeye odaklanmak için telefonumu sessize aldım ve işe koyuldum. Planları gözden geçirdim, ekip liderleriyle konuştum ve gerekli düzenlemeleri yapmaya başladım.
Ancak, zihnim hâlâ Yaren ile yaptığımız son konuşmayı düşünüyordu.
Şantiyede geçen saatler boyunca, işlerin sorunsuz bir şekilde ilerlemesini sağlamak için çabaladım.
İşimizi tamamladıktan sonra Simge ile sessizce arabama doğru ilerledik. Hiçbirimiz konuşmadık, sessizlik aramızda gerilim dolu bir atmosfer oluşturuyordu. Arabaya bindikten sonra sessizlik devam etti, ikimiz de kendi düşüncelerimizin içine kapandık.
Ne düşünüyor olabilir?
Hakkımda ne öğrendi?
Neden benden uzak duruyor?
Sessizlik, şirketin ana binasına kadar devam etti.
Arabadan indik ve sessiz adımlarla binaya doğru ilerledik. Her bir adımda, içimdeki gerilim artıyordu. Simge'nin sessizliği aramızdaki gerginliği daha da belirgin hale getiriyordu.
Eray'ın yanımıza gelmesiyle birlikte sessizlik içindeki gerilim biraz dağıldı. Toplantıya geçmemiz gerektiğini söylemesiyle toplantı salonuna doğru ilerledik.
Toplantı boyunca işlerin detaylarını gözden geçirdik ve gelecek adımları planladık.
Ancak, içimdeki gerginlik hâlâ devam ediyordu.
Simge'nin sessizliği ve aramızdaki gergin atmosfer, beni rahatsız ediyordu.
Neyi öğrenmiş olabilir ki? Belki de sabah, uyandığında beni yanında görmediği için bana sinirlidir.
İyi de, bunu n için nazlanırdı, neden sessiz kalsın ki?
Toplantı sona erdiğinde, Simge'nin odasına gitmek için adımlarımızı attık. Yolda gülümseyerek bana bakındı, neden gülümsedi? Ben de ona gülümsedim.
Oturduk ve bir süre sessizce birbirimizi izledik. "Bu akşam bir işin var mı? Sahile falan gideriz." Dedim. Gözlerini hafifçe kaçırdı. Olumlu bir cevap almayı umuyordum ancak işi olduğunu söylemesi beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.
"Özür dilerim Pamir. Bugün akşam için bir işim var." Dedi. Sesi tedirginlik ve tereddütle doluydu. Benim kim olduğumu mu öğrendi? Neden benden uzak duruyor?
"Anladım." Dedim. Başımı öne eğerek ayağa kalktım ve odadan çıktım.
Şirketin içinde Eray'ı bulduğumda "Simge'nin yanına git ve benim çıktığımı söyle, onun da buradan çıkmasını sağla." Dedim. Eray bana bakıp "İyi de ona 'Git.' mi diyeceğim?" Dedi.
Derin bir nefes alıp verdim. "Tamam, 'Tolga Bey çıktı, sizin de başka bir işiniz kalmadı.' diyorsun." Dedim. Eray kafasını olumlu anlamda salladığında bir odaya geçip beklemeye başladım.
Birkaç dakika sonra Simge'nin şirketten çıktığını öğrendim.
Onun davranışlarındaki gizem fazlasıyla gereksizdi. İçimde bir şeylerin saklandığına dair bir his vardı. Bu yüzden, onun odasına girmeye karar verdim, belki de gizlediği şeyleri bulabilirdim.
Kapıyı sessizce açıp içeri girdim. Simge'nin odası sessiz ve sakin görünüyordu. Ancak, içimdeki rahatsızlık gitgide arttı. Etrafı aramaya başladım, gözlerimi odanın her köşesine dikkatlice gezdirerek.
Dosyalara, çekmecelere ve raflara bakmaya başladım. Herhangi bir şüpheli belge veya nesne bulmak için dikkatlice aradım.
Simge'nin odası oldukça düzenliydi ve her şey yerli yerinde duruyordu.
İçimdeki şüphe hala yok olmadı. Buralarda bir yerde, bir şey saklıyor olmalı.
Belki de gizlediği şeyler daha iyi saklanmıştı. Bu yüzden, aramaya devam ettim, odanın her köşesini didik didik ederek.
Kaya'nın aramasıyla birlikte içimde bir panik belirdi. Eray, ispiyonladı hemen değil mi!? Orospu çocuğu!
"Kaya, ne oluyor?" Diye sordum telefona doğru. Sesimdeki endişe belli belirsizdi.
Kaya'nın sesi karşımdan geldi, ciddiyetle konuşuyordu. "Eve gelmen gerekiyor." Dedi. "Simge'nin eşyalarına dokunman çok riskli. Odada kamera olmayacağı fikrine nereden vardın?"
İçimdeki panik giderek artıyordu.
Duvarlara bakındığımda köşede bir kamera gördüm. "Siktir ya." Dedim. "Kameraları uzaktan halledeceğiz, derhal çık ve yanımıza gel."
Kaya'nın uyarısını dikkate alarak Simge'nin odasından hızla çıktım.
Simge'nin odasından çıktıktan sonra hızla şirketten ayrıldım ve eve doğru yola çıktım. Her adımda, içimdeki endişe ve panik daha da artıyordu. Kaya'nın uyarısını dikkate almalıydım, Simge'nin eşyalarına dokunmak ciddi sonuçlar doğurabilirdi.
Eve vardığımda, hızla içeri girdim ve Kaya'nın beni beklediğini gördüm. Yüzündeki ciddiyet ve endişe, durumun ciddiyetini daha da belirginleştiriyordu.
"Bunu nasıl yaparsın?" Diye bağırdı Kaya, sesindeki öfke belli belirsizdi. "Simge'nin odasına nasıl girersin? Bütün planlarımızı alt üst ettin!"
"Kameraları akıl edemedim! Yaren'e söyle halletsin." Dedim. "Yaren telefonlarımızı açmıyor."
Kamera kayıtlarını yok etmemiz lazım. İçimdeki suçluluk duygusu gitgide artıyordu. Gerçekten de hata yapmıştım. Nasıl kameraları unutabilirim ki?
Kapı zili çaldığında, odaklanmam gereken yeni bir durum ortaya çıktı. Kaya'nın öfkesi bir kenara bıraktım.
Kapıyı açtığımda Palaz'ı gördüm.
Bana gülümseyerek bakıyordu. "Ne haber Doruk?"