Şah fethettiği sancaklardan birine geçmiş istirahat ediyordu. Her zamankinden daha yakındı hedefine. Şımarık Avrupalılara hakettiklerini verecekti. Afrika'da, Amerika'da sömürge yapan, insanları aşağılayan Avrupa'ya hakettiği değerleri bizzat Şah'ın kendisi verecekti.
-------------------------------------------------------------------------
Vezir Erwis odasında kara kara düşünmekteydi. Ne yapacağı hakkında en ufak fikri yoktu. Odadaki 4. turunu tamamladıktan sonra aklına bir fikir geldi. Bizzat kendisi Şah'ın huzuruna çıkacaktı. Kraliyet Ailesi ile görüştü.
-------------------------------------------------------------------------
İki gün geçmiş, Vezir yola çıkalı saatler olmuştu. Şah'ın huzuruna habersiz çıkacak ve resmen Şah'a yalvaracaktı. Birçok değerli hediye ile gidiyordu.
Günler geçti, bir zamanlar Bulgar Krallığı'na ait olan topraklara giriş yapmıştı. Bu haber kısa süre içinde Şah'ın kulağına gitmişti. Şah girişe izin verdi lakin uzaktan takip ettiriyordu Vezir'in atlılarını. Şah, Lala Mustafa Paşa hariç kimseye güvenmiyordu.
Ertesi gün Şah'a bir destur geldi. Vezir Erwis varmıştı. Hususi konuşmak istiyordu. Şah kabul etti. Vezir Erwis, Şah'ın huzuruna çıktı ve eğildi. Başını yerden kaldırmadan öylece bekliyordu.
Şah: Kaldırasın kafanı, bu kadarı âlâdır.
Vezir Erwis yavaşça başını kaldırdı. Şah onun düşündüğü gibi biri değildi. Nutku tutulmuştu. Şah'ın gömleğinin üzerinden bile belli olan kasları, geniş omzu, kirli sakalı, simsiyah gözleri ve simsiyah saçları onun asaletini belli ediyordu. Vezir ne diyeceğini bilemedi.
Şah: Hangi rüzgar attı sizi buraya Vezir'im?
Vezir, Şah'ın bu kibar konuşması karşısında şaşırmış bir vaziyette konuşmaya başladı.
Vezir: E, Şah'ım. Sizin bu amansız ve uzun süreli savaşlarınız binlerce masum insanın canına mal oluyor. Durmanız yani artık buna bir son vermeniz arz edilmekte. Yahut Frank İmparatorluğu'nun yönetimindeki tüm özerk bölgeler size savaş açacaktır. Biz savaş istemiyoruz. Buna bizi zorlayan sizsiniz.
Şah: Kilisenin yaptığı baskılardan haberim var evelAllah. Biz yanlız ve yanlız Allah'a kulluk ederiz. Kilise ise bulunduğu yerlerdeki halkına zulm eder durur. Biz barış getiriyoruz. Sizin dediğiniz gibi cihat değil. Söyleyecekleriniz bu kadar ise çekilebilirsiniz huzurumdan.
Vezir: Ama Şah Lenk! Siz resmen bize savaş açıyorsunuz! Bu vakte kadar mazur gördük ama bundan sonra iyi niyetimizi suistimal edemezsiniz.
Şah: Sizin iyi niyetiniz yoktur ki suistimal edelim. Haddini aşmayasın. Şu vakitte karşında bir Şah vardır. Daha da uzatmanın maksatı nedir? Artık çekilebilirsin.
Vezir: Bu sizi son uyarımız. Bundan itibaren biz de kendi kurallarımıza göre oynayacağız.
Şah: Asya'daki Çin ve Tang Hanedanı da aynı şeyi söylemişti. Şimdi bak bakalım, hangisi var? Hiçbiri kalmadı. Benim gücümün karşısında bir hiçsiniz! Bunu kabul edesin. Ağalar! Tez vakitte atın bunları topraklarımdan!
Vezir: Burası Bulgar Krallığı'na ait! Size değil!
Şah ağaların gelmesini bekleyemedi ve Vezir'e bir tokat attı. Vezir gerçekten onun sinirlerini bozmuştu. Vezir, Şah'ın ayaklarının önünde yere oturur vaziyette Şah'a yalvarmaya başladı.
Vezir: Affınıza sığınıyorum Şah'ım. Ne olursunuz artık şu savaşlar bitsin. Size yalvarıyorum. Kesin artık şunu. Hepimiz perişan vaziyetteyiz. Buraya bu kadar yolu boşuna gelmedim. Lütfen Şah'ım, lütfen.
Şah, Vezir'in kendisine duygu sömürüsü yaptığını anladı. Avrupalılar gerçekten çok kurnaz, diye düşündü. Vezir ise Şah'ın fikirlerini değiştirmek için her yolu deniyordu. Şah'ın çağırdığı ağalar geldi ve Vezir'i tutup sancağın başka bir odasına götürdüler. Vezir birkaç gün orada kalacaktı.