Zaman geçmiş, bir zamanlar karla kaplı Kapuz da çiçekler açmaya
başlamıştı. Safir artık gitmek için tüm hazırlıkları tamamlamıştı.
Geriye sadece evine veda etmesi kalmıştı. Evi ona ev olamadı belki
ama yine de tüm acılarının tanığıydı. Yol bir bilinmezlik, karşına ne
çıkar, nereye gidersin hepsi bir bilinmezlik barındırır. Kesin olan
sadece vedalardır. O yüzden güzel bir veda hak etti bu ev. Safir de
olması gereken şekilde veda etti Kapuz'a. Kendisini istemeyen tüm
insanlara veda etti.
Sonunda yol onundu. Sırtında çantası, elinde uzun sopasıyla koyuldu yola. Kapuz ormanı devasa büyüklükte ve sık ağaçlar ile kaplıydı. Ormandan çıkmak uzunca bir vakit alacaktı. Olsun, yolun anılarına ortak olacaktı. Yaşaya yaşaya giderdi. Öyle de yapıyordu. Safir yolun her anına şahit oluyordu. Ağaçların sallanışına, çiçeklerin
güzelliğine, doğanın sesine...
Safir’in, çocukluğundan beri ormana karşı ilgisi vardı. Ormanda yol
alırken sanki kendisini evinde gibi hissediyordu. Ağlamak için kaçtığı zamanlar geldi aklına. O anlarda ormana giderdi. Ormanın kucağına ağlamak için giderdi. Belki de ormanı, gözyaşları ile suladığı
için evi gibi hissediyordu.
Safir ormanda düşünceleri ile hiç durmadan saatlerce yol aldı. Ama
karnından gelen sesler ile artık biraz dinlenmesi gerektiğini anladı.
Biraz ileride yaşlı bir ağaç vardı. Onun altına oturup karnını doyurabilirdi. Kapuz'dan ayrılırken yanına bir miktar yiyecek almıştı. En
sevdiği tahinli ekmekten de almıştı. Önce kokusunu içine içine çekti
sonra afiyetle yedi. Sonsuza kadar bu ekmekten yiyebilirdi. Bu güzel ekmeğin ardından bir orman uykusu iyi olurdu aslında ama birazdan hava kararacaktı. Yatacak bir yer ayarlamalıydı. Tabi aşağıda olmaması daha iyi olurdu. O yüzden hemen toparlanıp ayağa
kalktı ve altında oturduğu ağaca iyice baktı. Kendi kendine baya
yüksekmiş, umarım düşüp bir yerimi kırmam diyerek işe koyuldu.
İlk olarak biraz çalı çırpı topladı. Gece soğuk olabilirdi. Yanında
getirdiği minik soba çok kullanışlı olacaktı.
Minik sobayı Safir kendi yapmıştı. Boyutu çok küçük ama çok iyi
ısıtırdı. Onu yatacağı dala yakın olacak şekilde ip ile ağaca astı. Diğer küçük sobayı da ayaklarına yakın yere astı. Hava artık kararmaya başlamıştı. Yatacağı yeri de ayarlamalıydı. En uygun yere iplerle oturabileceği bir hamak tarzı düzenek yaptı. Üstüne bir pike
attı ve her şey tamamdı. Hava tamamen kararmıştı. Kuş sesleri gitmiş geriye kurt ulumaları kalmıştı. Gökyüzü ise ağaçlar ile kuşanmıştı ama Safir'in bulunduğu ağaçtan gökyüzündeki yıldızlar görülebiliyordu. Ne kadar hoş bir görüntü diye düşündü Safir. Bir sürü
yıldız vardı gökyüzünde. Birbirlerine çok yakın ama aslında aralarında yıllar vardı. Ne garip, yıldızlar uzaktan kalabalık yakından ise
yapayalnızdı. Yalnızlık böyle miydi acaba? Kalabalık görünürsün
ama içinde sadece kuytu bir köşe. O köşede ise senden başka kimse
olmazdı. Hayat ne tuhaf diye düşündü Safir. Aklına bir anda Riley
gelmişti. Arkadaşı şimdi bu yıldızlar kadar kendisinden uzakta bir
yerde. Safir derin bir nefes aldı, verdi ve yıldız ışığının altında umut
taşıyan o cümleyi kurdu.
“Yine de aynı yıldız ışığı altındayız.”
Safir, Riley ve Lemi'yi çok özlüyor ama elinden bir şey gelmiyordu.
Onları gökyüzüne bakarak düşlemekten başka yol yok gibi görünüyordu. Derin düşünceler sonlanmazdı ama uyuması gerektiğine karar vererek, olduğu yerde kıvrılarak yatmaya çalıştı. Gece sessiz, orman sessiz, Safir sessizdi. Sessizlik ise yalnızlık ile doluydu
Sabah serinliğini derinlerine kadar hissetmiş olmalı ki bir anda sıçrayarak uyandı. Olduğu yerde oturup ormana baktı. Bir şeyler yer
sonra yola devam ederim diye düşündü. Kendi içinde planı bu şekilde kurmuştu. Bunları düşünürken yanında bir çıtırtı oldu. Hemen
eğilip baktı ama bir şey göremedi. Etrafa merakla bakarken yanına
aniden bir sincap atladı. Safir refleks olarak sıçradı ama sincap olduğunu görünce rahatladı.
“Nereden çıktın bakalım sen ufaklık?” Sincap bizimkine dik dik bakıp duruyordu. Safir ısrarla konuşmaya devam ediyordu. “Acıktın
mı? O yüzden mi geldin yanıma bakalım? Umarım tahinli ekmek
seversin,” dedi.
Sincap bir anda, “O ne ki?” dedi.
Bizimki bu sesten sonra donakaldı. Birisinin olabileceğini düşünerek “Kim var orada? Hey! kim konuştu?” diye etrafa seslenmeye
başladı.
Sincap ise bizimkini şaşkın şaşkın izlemeye koyuldu. Sonra dayanamayarak “Ben konuştum, sen ne şaşkın bir insansın böyle,” diye
konuştu.
Safir emin olmuştu sincap konuşmuştu ama sincap sözünü bitirir bitirmez bizimki ağacın dibini boylamıştı. “Ah ah, kırıldı, her yerim
kırıldı,” diye sızlanmaya başlamıştı. En korktuğu şey başına gelmişti. Ağaçtan düşmüş ve her yeri sızlıyordu. Ama Safir sadece sincaba odaklanmış ve kendisinin delirdiğini düşünüyordu.
Sincap yukarıdan Safir'e tuhaf tuhaf baktıktan sonra yanına, aşağı
hızlıca inivermişti. Sincap büyük bir bilmişlikle “Yine ucuz kurtuldun,” dedi.
Safir, sincap konuştukça gözleri daha da bir açılıyor ve delirdiğini
düşünüyordu. “Sen, sen konuşuyorsun, konuşuyorsun. Evet deliriyorum galiba. Hem delirdim hem de her yerim kırıldı."
“Evet konuşan benim. Ne var bunda? Amma abarttın ya. Sende konuşuyorsun ne yapayım kendimi ağaçtan mı atayım. Ah siz insanlar,” diye söylenmeye başladı sincap.
Safir o an ne diyeceğini bilemedi sincaba bön bön bakmaya başladı.
Sincap bizimkine yaklaşarak “Kalkmayı düşünüyor musun?” diye
nazikçe sordu.
“Dur kalkıyorum, ahhhh,” diye sızlana sızlana kalktı bizimki. Hâlâ
ne diyeceğini, ne yapacağını bilmiyordu. Karşısında onunla konuşan bir sincap vardı. Üstelik çok bilmiş bir sincaptı. Derin nefes aldı
ve söze girdi. “Sen, sen konuşmayı nasıl öğrendin?” diye sordu Safir. Sincap sakin sakin “Sen gel bir otur, konuşuruz. Ağaçtan düştün
hâlâ derdin benim konuşuyor olmam,” diye konuşuyordu.
Safir bu sincaba çok uyuz oldu. Böyle sincap mı olur diye geçirdi
içinden. Sonra kendini ağacın dibine attı. “Tamam anladık konuşuyorsun. Ben ilk defa bir hayvanın konuştuğunu gördüm. İzin ver de
şaşkınlığımı yaşayayım.”
Sincap kafasını kaşımaya başladı. “Evet haklısın, tamam yaşa. İstersen ağaca çık, orada güzel yaşıyorsun. Bana da eğlence çıkıyor,”
diyerek kıkırdamaya başladı. Safir bu ukala sincaba gerçekten uyuz
olmuştu. Ama işte konuşan sincap ile de her daim karşılaşılmıyordu.
Yine de onun hikâyesini acayip merak ediyordu. Dayanamadı ve
tekrar sordu “Evet bilmiş sincap, gerçekten nasıl konuşabiliyorsun
sen?”
Sincap bizimkine yaklaştı ve “Öncelikle adım Teyen. Ben buraya
bir dostumun evine ziyarete geldim, buralı değilim,” diye konuştu.
Safir kendi içinde sorular ile boğuşuyordu. Buralı değilse nereden
geliyordu? Uzaydan olabilir mi? Uzaylılar sincaba mı benziyor
yani? Kafasında dolanan sorular iyice artmıştı. Üstelik düşünceleri
de saçma sapan olmaya başlamıştı. Teyen bizimkinin bu şaşkın
hâlini görünce, burada konuşamayacaklarını anladı. Sakin bir ses tonu ile “Hadi gel, biraz uzakta bir yerde kalabileceğin bir ev var
oraya gidelim,” dedi.
Safir'de açıkçası artık buradan biraz uzaklaşmak istiyordu. “Tamam,
gidelim de, o ev kimin evi?”
Sincap bizimkinin omzuna çıkmış ve ukala bir şekilde konuşuyordu.
“Söylesem tanıyacak mısın sanki,” diyerek kıkırdamaya başladı minik sincap. Safir kendisi ile alay eden bu sincaba gerçekten çok sinirlenmişti. Kendi içinden acaba ben sincapla konuşmuyor muyum?
Acaba bu bir rüya olabilir mi? diye düşünüyordu ama tüm düşüncelerini yıkan sincap tekrar konuşmaya başladı.
“Ev sahibi benim dostum.”
Safir sakin kalmaya çalışıyordu. Sanki her şey normalmiş gibi davranacaktı. “Hm, o da bir sincap mı? Ya da bir porsuk, kuş, ya da
bilemedin başka bir hayvan falan mı?” Teyen bir an kafasını kaşıdı
ve ne söyleyeceğine karar vermeye çalışır bir hâli vardı ama çok
uzun sürmedi. “Ben insanlar ile dost olamaz mıyım?”
Safir sincabın haklı olduğunu düşündü. Sincaba olan merakı gitgide
artıyordu. “Olabilirsin elbette. Bu dostun bir insan demek, ya beni
eve almazsa?”
Teyen öndeki bir ağaca atladı ve ağaç dallarında atlaya atlaya ilerliyor ve aynı zamanda Safir'in sorusunu cevaplıyordu. “Dostum bu
eve pek uğramaz. Yılda bir kere ya da iki kere falan gelir. Yaşlı başlı
adam zaten. Bu son söylediğimi unutalım.”
Safir sanki ne kadar soru sorsa o kadar çok kafası karışacaktı. O
yüzden soru sormayı bıraktı ve yürümeye devam etti. Neredeyse bir
saat kadar yürüdüler. Sonra devasa büyüklükte bir ağacın altına geldiler. Ağaç o kadar büyüktü ki kendini küçük bir karınca gibi hissetmişti. Bu zamana kadar bu kadar büyük bir ağacın altında daha
önce hiç bulunmamıştı. Teyen ağacın köklerine yavaşça yaklaştı ve
sanki bir şey arıyormuş gibi yaprakları ve otları deşelemeye başladı. Sonra “İşte buradasın” diyerek bir kol çekti. Teyen o kolu çeker çekmez ağacın etrafında basamaklar çıkmaya başladı. Safir merakla
sincabı izlemeye devam etti. Teyen ağacın etrafını dolanarak yaprakların arasında kayboldu. Safir ise yaprakların ardını çok merak
ediyordu. Hemen basamaklardan yukarı çıktı. Yaprakları kaldırdı ve
evet bir ağaç ev. Ağaçta bir sır gibi kalmayı başarmış bir ağaç evdi.
Küçük bir balkonu vardı. Balkonu ağaçtan düşmüş ve rüzgârla taşınan yapraklar çevreliyordu. Küçük tahtadan bir sandalye ve hemen
yanında tahtadan küçük bir masa vardı. Masanın yanına devrilmiş
çaydanlık bile otantik bir hava katıyordu. İçerisi ise çatıdaki cam
kısımdan içeriye sızan gün ışığı ile aydınlanıyordu. İlk dikkat çeken
kısım rahat koltuklardı. Arkasında eski bir kitaplık ve birkaç kitap
vardı. Ne kitap okunurdu şimdi burada diye içinden geçirdi. Üst
katta ise bir yatak bulunuyordu. Yıldızları rahatça görebilecek şekilde konumlandırılmıştı.
Genç adam sincaba baktı ve “Burası çok güzel, burada sonsuza kadar kalabilirim,” diye konuştu.
“O biraz zor. Ev senin değil,” diyerek kıkırdamaya başlamıştı yine
bu tuhaf sincap.
Safir bu sincaba uyuz oluyordu ama haklıydı. Evin bir sahibi vardı.
Safir ve Teyen hemen yiyecek bir şeyler aradılar. Ama pek bir şey
bulamadılar. Sonuçta eve pek kimse gelmiyor. Neyse ki Safir'in yanında biraz tahinli ekmek ve bir orduya yetecek kadar kahve vardı.
Bunlar şimdilik yeterdi. Daha sonra küçük sobaları yaktılar ve tahinli ekmekten yemeye başladılar. Safir tahinli ekmeğin kokusuna
kendini kaptırırken, Teyen ise tahinli ekmeğin tadını çıkarıyordu.
Anlaşılan baya sevmişti. Karınlar doyduktan sonra Teyen hikayesini anlatacaktı. Tabi kahve eşliğinde. Safir, bu sincabın anlatacaklarını çok merak ediyordu. Acaba onu ne gibi bir macera bekliyordu?