İçeriğe geç

SAFDERUN

Bölüm 1 · 18 dk okuma

SAFDERUN

Bölüm 1

SAFDERUN 1. BÖLÜM

Hayatının karardığına inanıyorsan; unutma ki her kâbus gecenin bir de sabahı vardır.

Polyanna'nın hikâyesini duyduğumdan beri çocukluğumda her şeyin düzeleceğini ve sonsuza dek mutlu yaşayacağıma dair olan inançlarımı beynimin ücra köşelerine kaldırdım, geri çıkarmamak üzere.Benim her gecemde, bir öncekine göre azalan yıldızlar temsil eder özgürlüğümü. Karakterimde varmış isyankârlık, acılara da haliyle dayanamıyorum. Ama dayanmıştım, o lânet ailemden bana geçen genlerdeki isyankârlığı da bir şekilde yenip canımı umursamadan Polyannacılık oynamıştım kendimle.Sahi tutunacak bir dalım, önemseyecek bir canım kaldı mı, tartışılır. Ben kendimi Polyanna zannederek geçirmiştim çocukluğumu, çünkü o da tıpkı benim gibi kötü bir hayata sahipti fakat zorluklara göğüs germeyi ve her daim gülümsemeyi biliyordu. Tek farklı yanımızın bu olduğunu düşünürdüm belki ama büyüyünce anladım Polyanna'nın bile benden iyi bir çocukluk geçirdiğini.Ben çocuk olamadım, büyümeye zorladılar.Ben bunları düşünürken aile adı altındaki bireylerle yaşadığım evimizden yine kırılma sesleri geliyordu. İyi haber, kırılacak bir şeyler kalabilmiş. Kötü haber ise o kırıklar bir taraflarıma varlığıma edilen hakaretler eşliğinde sokulmadan önce buradan kaçmam gerekiyordu. Ben artık salmıştım her şeyi, beni önemseyen tek bir Allah’ın kulu bulunmadığından kendi canıma kastetmeyi çok düşünmüştüm ama hiç cesaretim olmamıştı. Böyle de korkaktım işte. Amacım ölmek değil; kurtulmak, en azından mutlu olmaktı. Babam hep kumar oynar, kaybederdi ve alacaklıları dayandırdı eski püskü kapımıza. Annem de gerçekten rezil bir kadındı. Görücü usulü evlendiği babama hiç aşık olmamıştı ve adının daha fazla lekelenmemesi için onu seviyor gibi davranıyordu fakat yemediği dayak,hakaret kalmıyordu. Annemi rezilleştiren kısım ise onun yasal olmayan yollarla para kazanmasıydı. Babamla da bir gece zevk amaçlı beraber olmuş fakat sonuçlarını düşünmemişti. Zaten aldırmayı bile düşünmezdi, ben doğmadan önce de sonra da maddi imkanlarımız her zaman çoğu şeyi yapmamızı engelledi. Tek çocuktum, normalde annem beni çöpe bırakarak kurtulmak istemişti fakat anneannem tarafından durdurulmuştu ve zorla üzerine yemin ettirilmişti, beni büyütmesi için. Hiç sevenim yok diyorum çünkü anneannemi de geçen yaz kaybettim.

Evdeki bağırış sesleri artıp çığlıklara dönüştüğünde zaten kenarlarına macun bile çekilmemiş eski camıma sert yumruğumu geçirdim. Fark etmeyeceklerdi çünkü odamın kapısı kilitliydi, onlar kavga etmekten başka hiçbir şeye odaklanmıyorlardı. Cam tuzla buz olurken kanayan yumruğumu umursamadan diğer camları da ellerimle kırarak pencereyi tamamen camlardan arındırdım. Tek çırpıda tahta taburenin üstüne çıkıp camdan atladım ve gecenin karanlığında mahalleliye afiş olacağıma aldırmadan koşmaya başladım. Ben koştum, dur diyen olmadı. Düştüm, kaldıran olmadı. Şimdi ne yapacağımı bilmiyordum ama galiba polise gider, olanları falan anlatırdım çünkü babamın ayyaşlığını ve annemin iş adı altında yaptıklarını bilen mahalleli bırakın yardım etmeyi, çocuklarını benden uzak tutuyorlardı. Liseyi bitirene kadar okumama izin verilmişti. Gerçekten güzel bir üniversite kazanacak kapasiteye sahiptim fakat olmamıştı işte, ben ağlaya ağlaya karakol yolunda koşarken sert bir şeye, daha doğrusu bedene çarpmamla hafifçe inleyerek geri adımladım. Karşımda benden en az 30 santimetre kadar uzun, esmer ama açık tenli, simsiyah gözlerindeki koyuluğu geceye yakıştırabileceğim, sert çehresine yakışır soğuk ve temkinli bakışlarla etrafı süzen bir erkek duruyordu. Erkek demeye bin şahit isterdi, kollarını direklerine kadar kıvırdığı siyah gömleğinden kol kasları belli oluyordu ve yıllarca spora gitme sonucu oluşmuş bir vücut gibiydi. Hay maşallah.

“Pardon,” deyip yanından geçerken kolumdan tuttu ve bakışlarımın ona dönmesini sağladı.

-Gecenin bu saatinde, ne işin var dışarıda? Hem hiç görmedim seni buralarda. Başına bir iş gelebilir, deli gibi koşuşturuyordun zaten. Bir sorun mu var?

Nereden görecekti ki? Sadece birkaç kere anneannemlere giderken şehri gezebilmiştim, başka da imkanım olmamıştı.

-Sana neden hesap vereyim? Ayrıca kendimi koruyabilirim, kimseye ihtiyacım yok.

-Var, küçük hanım. Fazla dışarı çıkmıyorsun ve tehlikelerden habersizsin. Dışarıda onlarca kötü niyetli insan var, şimdi derdini söyle de çare bulalım?

Anlatmalı mıydım, bir gram kadar fikrim yoktu çünkü karakola gitsem bile her türlü ailemdeki eziyetlerim artacaktı, belki de kaçtığımı fark etmişlerdi. Bana yardım edebilirdi.

-Şey... Ben evden kaçtım. Tek çocuğum, annem yasal işler yaparak aşırı az bir maaşla eve bakıyor ve beni küçükken öldürmek istedi. Babam kumar oynuyor ve ayyaş, evi sürekli alacaklıları basıyordu.

Karşımdaki duyduklarıyla şoka girmiş gibiydi. Bana arabasını gösterdi ve yardım edeceğini söyledi. Şuan durumum öyle vahimdi ki ona bir şekilde güvenmiştim. Arabasıyla giderken ona adımı, yaşımı ve okuduğum bölümü anlattım.

-Ee, sen? Sen kimsin? Ben sana detaylarıyla anlattım kendimi. Elbet dahası var ama onları bilmene gerek yok. Anlat bakalım, kimsin?

-Adım Taşkın Kara. 28 yaşındayım ve...

-Ve?

-Mafyayım.

Gözlerim kocaman açıldığında lüks arabadaki bakışlarım ona döndü.

-NE? Tek sorun bu mu, Ayben?!

-Evet, boşver onu da sen kaç yaşındasın?

-23..

Dudaklarının kenara kıvrıldığını gördüm ama utanarak başımı camdan tarafa çevirdim. Ben uyuma kıvamına gelmişken Taşkın konuşmaya başladı.

-Bundan sonra benimle kal, anlattığın kadarıyla ailenden memnun değilsin ve olman da mümkün değil. Onlar cezalarını çekecek, evindeki her eşya buraya taşınacak. Babanın alacaklılarının borcu ödenecek ama her türlü düşmanı vardır, güvende olmazsın. Benimle kalman en iyisi, ısrar etme.

Gözlerim şaşkınlıkla ona döndü. O ise sakince yolu izliyordu. Hangi söylediğine şaşırsam bilememiştim. Onun yanında kalmamı, babamın borcunu ödeyeceğini ve hak ettikleri cezayı çekmelerini sağlayacaklarını söylüyordu. Ben ona bunları nasıl öderdim? Fakat sert ve kendinden olabildiğine emin konuşma tarzı ısrar edecekken beni susturan şey oldu. Ben de tekrar kafamı cama yasladım, söylediklerine karşın onaylayan bir mırıltı çıkardım ve gözlerimi kapattım. Maksimum birkaç dakika sonra uykuya daldım. Ta ki Taşkın’ın sesini duyana kadar.

-Geldik...

Yavaşça yorgun bakışlarımı Taşkın’a çevirdim. Gözlerindeki yoğunlukla yeşil gözlerime bakıyordu. Kafamı salladım ve kemerimi çıkarıp kapının koluna uzandım. Arabadan çıktığımda karşımda ev demeye bin şahit isteyecek, villadan hallice bir ev vardı. İki katlıydı, Büyük sayılacak ve yeşilliklerle dolu bir bahçesi vardı. Evin beyaz duvarlarına yakışacak altın detaylı siyah pencereler vardı. Taşkın da arabadan çıkmıştı ve eve doğru yürüyordu. Yanımdan geçerken nazikçe kolunu tuttum, sorgulayan bakışları bana döndü.

-Taşkın, tek mı yaşıyorsun? Yani evliysen veya sevgilin varsa yanlış anlayabilir. Başka bir yerde de kalabilirim, benim için sorun de-

-Tek yaşıyorum, sevgilim yok. Başka bir yerde değil, benim yanımda kalacaksın.

Benim kısmına yaptığı vurgu hafiften kalbimi hızlandırsa da onaylayan mırıltımı çıkarıp kolunu bıraktım ve yürümeye devam ettim.

Evin kapısına vardığımızda Taşkın kot cebindeki anahtarı çıkardı ve kapıyı açtı. Önce benim girmemi bekledi, benden sonra da kendi girdi. İkimiz de girdiğimizde kısa ve geniş koridorun sonu büyük bir salona açılıyordu. Etrafta başka odalar vardı, ve birinden yemek kokuları geliyordu.

-Hoş geldiniz Taşkın Bey.

Mutfaktan çıkan ve büyük ihtimalle aşçı olan siyah saçlı, 30’lu yaşlarında duran bir kadın çıktı. Beni gördüğünde tekrardan gülümseyerek “Hoş geldiniz, ben Zeynep. Bir ihtiyacınız olursa seslenebilirsiniz.” Kadına gülümsedim ve teşekkür ettim. Ardından Taşkın “Beni takip et, odanı göstereyim,” deyince onu takip etmeye başladım. Merdivenlerden yukarı çıktı, ve en sonda sağdaki odayı gösterdi.

-Burası senin odan. İçeride ihtiyacın olabilecek çoğu şey var. Karşıdaki oda benim, seslenmen yeter. Bana söyleyemeyeceğin bir şey ise Zeynep Abla’ya seslenebilirsin. İçeride anahtar var, kilitlemek istersen. İyi geceler.

Teşekkür edip odaya girdim ve kapıyı kapattım. Oda büyük, şık ve gri-beyaz tonlarıyla süslenmişti. Sağ tarafta büyük çift kişilik gri nevresimli bir yatak, karşısındaki duvarda bir makyaj masası vardı. Gri perdeleri araladım ve dev pencerelerin ardında bir balkonla karşılaştım. Makyaj masasının üstü çok pahalı markaların makyaj ve bakım ürünleriyle doluydu. Masanın sağında ise büyük bir gardrop vardı. İçini açtığımda onlarca özel dikim gibi duran elbiseler, pantolonlar, kapüşonlular, tişörtler, eşofman takımları, gecelikler, topuklu ve spor ayakkabılar vardı. Bir gecelik takımı çıkarıp giydim, ardından banyoya girip yeni diş fırçasını açtım ve dişlerimi fırçaladım. Makyaj masasındaki bakım ürünlerinden ilgimi çeken ve bana uygun olanları kullandım, Ardından saçlarımı tarayıp yatağa girdim. Yatak öyle yumuşaktı ki, eski evimdeki taş gibi yataktan sonra çok iyi gelmişti. Aileme ne olacağını merak dâhi etmiyordum, bana çektirdikleri hafife alınacak şeyler değildi.Biraz balkona çıkıp dışarıyı izlemek istesem de uyumam öncelikti, ben de kendimi rahat bir uykunun kollarına bıraktım. Uyumadan önce son gördüğüm, Taşkın beni bulmadan önceki tüm gecelere göre artan ve parıldayan yıldızlardı.

Benim her gecemde, bir öncekine göre azalan yıldızlar temsil eder özgürlüğümü. Karakterimde varmış isyankârlık, dayanılmaz acılara da haliyle dayanamıyorum. Sahi tutunacak bir dalım, önemseyecek bir canım kaldı mı, tartışılır. Ben bunları düşünürken aile adı altındaki evimizden yine kırılma sesleri geliyordu. İyi haber, kırılacak bir şeyler kalabilmiş. Kötü haber ise o kırıklar bir taraflarıma varlığıma edilen hakaretler eşliğinde sokulmadan önce buradan kaçmam gerekiyordu. Ben artık salmıştım her şeyi, beni önemseyen tek bir Allah’ın kulu bulunmadığından kendi canıma kastetmeyi çok düşünmüştüm ama hiç cesaretim olmamıştı. Böyle de korkaktım işte. Amacım ölmek değil; kurtulmak, en azından mutlu olmaktı. Babam hep kumar oynar, kaybederdi ve alacaklıları dayandırdı eski püskü kapımıza. Annem de gerçekten rezil bir kadındı. Görücü usulü evlendiği babama hiç aşık olmamıştı ve adının daha fazla lekelenmemesi için onu seviyor gibi davranıyordu fakat yemediği dayak,hakaret kalmıyordu. Annemi rezilleştiren kısım ise onun yasal olmayan yollarla para kazanmasıydı. Babamla da bir gece zevk amaçlı beraber olmuş fakat sonuçlarını düşünmemişti. Zaten aldırmayı bile düşünmezdi, ben doğmadan önce de sonra da maddi imkanlarımız her zaman çoğu şeyi yapmamızı engelledi. Tek çocuktum, normalde annem beni çöpe bırakarak kurtulmak istemişti fakat anneannem tarafından durdurulmuştu ve zorla üzerine yemin ettirilmişti, beni büyütmesi için. Hiç sevenim yok diyorum çünkü anneannemi de geçen yaz kaybettim.

Evdeki bağırış sesleri artıp çığlıklara dönüştüğünde zaten kenarlarına macun bile çekilmemiş eski camıma sert yumruğumu geçirdim. Fark etmeyeceklerdi çünkü odamın kapısı kilitliydi, onlar kavga etmekten başka hiçbir şeye odaklanmıyorlardı. Cam tuzla buz olurken kanayan yumruğumu umursamadan diğer camları da ellerimle kırarak pencereyi tamamen camlardan arındırdım. Tek çırpıda tahta taburenin üstüne çıkıp camdan atladım ve gecenin karanlığında mahalleliye afiş olacağıma aldırmadan koşmaya başladım. Ben koştum, dur diyen olmadı. Düştüm, kaldıranım olmadı. Şimdi ne yapacağımı bilmiyordum ama galiba polise gider, olanları falan anlatırdım çünkü babamın ayyaşlığını ve annemin iş adı altında yaptıklarını bilen mahalleli bırakın yardım etmeyi, çocuklarını benden uzak tutuyorlardı. Liseyi bitirene kadar okumama izin verilmişti. Gerçekten güzel bir üniversite kazanacak kapasiteye sahiptim fakat olmamıştı işte, ben ağlaya ağlaya karakol yolunda koşarken sert bir şeye, daha doğrusu bedene çarpmamla hafifçe inleyerek geri adımladım. Karşımda benden en az 30 santimetre kadar uzun, esmer ama açık tenli, simsiyah gözlerindeki koyuluğu geceye yakıştırabileceğim, sert çehresine yakışır soğuk ve temkinli bakışlarla etrafı süzen bir erkek duruyordu. Erkek demeye bin şahit isterdi, kollarını direklerine kadar kıvırdığı siyah gömleğinden kol kasları belli oluyordu ve yıllarca spora gitme sonucu oluşmuş bir vücut gibiydi. Hay maşallah.

“Pardon,” deyip yanından geçerken kolumdan tuttu ve bakışlarımın ona dönmesini sağladı.

-Gecenin bu saatinde, ne işin var dışarıda? Hem hiç görmedim seni buralarda. Başına bir iş gelebilir, deli gibi koşuşturuyordun zaten. Bir sorun mu var?

Nereden görecekti ki? Sadece birkaç kere anneannemlere giderken şehri gezebilmiştim, başka da imkanım olmamıştı.

-Sana neden hesap vereyim? Ayrıca kendimi koruyabilirim, kimseye ihtiyacım yok.

-Var, küçük hanım. Fazla dışarı çıkmıyorsun ve tehlikelerden habersizsin. Dışarıda onlarca kötü niyetli insan var, şimdi derdini söyle de çare bulalım?

Anlatmalı mıydım, bir gram kadar fikrim yoktu çünkü karakola gitsem bile her türlü ailemdeki eziyetlerim artacaktı, belki de kaçtığımı fark etmişlerdi. Bana yardım edebilirdi.

-Şey... Ben evden kaçtım. Tek çocuğum, annem yasal işler yaparak aşırı az bir maaşla eve bakıyor ve beni küçükken öldürmek istedi. Babam kumar oynuyor ve ayyaş, evi sürekli alacaklıları basıyordu.

Karşımdaki duyduklarıyla şoka girmiş gibiydi. Bana arabasını gösterdi ve yardım edeceğini söyledi. Şuan durumum öyle vahimdi ki ona bir şekilde güvenmiştim. Arabasıyla giderken ona adımı, yaşımı ve okuduğum bölümü anlattım.

-Ee, sen? Sen kimsin? Ben sana detaylarıyla anlattım kendimi. Elbet dahası var ama onları bilmene gerek yok. Anlat bakalım, kimsin?

-Adım Taşkın Kara. 28 yaşındayım ve askerim.

Gözlerim kocaman açıldığında lüks arabadaki bakışlarım ona döndü.

-28 Mi? Tek sorun bu mu, Ayben?!

-Evet, sen kaç yaşındasın?

-23..

Dudaklarının kenara kıvrıldığını gördüm ama utanarak başımı camdan tarafa çevirdim. Ben uyuma kıvamına gelmişken Taşkın konuşmaya başladı.

-Bundan sonra benimle kal, anlattığın kadarıyla ailenden memnun değilsin ve olman da mümkün değil. Onlar cezalarını çekecek, evindeki her eşya buraya taşınacak. Babanın alacaklılarının borcu ödenecek ama her türlü düşmanı vardır, güvende olmazsın. Benimle kalman en iyisi, ısrar etme.

Gözlerim şaşkınlıkla ona döndü. O ise sakince yolu izliyordu. Hangi söylediğine şaşırsam bilememiştim. Onun yanında kalmamı, babamın borcunu ödeyeceğini ve hak ettikleri cezayı çekmelerini sağlayacaklarını söylüyordu. Ben ona bunları nasıl öderdim? Fakat sert ve kendinden olabildiğine emin konuşma tarzı ısrar edecekken beni susturan şey oldu. Ben de tekrar kafamı cama yasladım, söylediklerine karşın onaylayan bir mırıltı çıkardım ve gözlerimi kapattım. Maksimum birkaç dakika sonra uykuya daldım. Ta ki Taşkın’ın sesini duyana kadar.

-Geldik...

Yavaşça yorgun bakışlarımı Taşkın’a çevirdim. Gözlerindeki yoğunlukla yeşil gözlerime bakıyordu. Kafamı salladım ve kemerimi çıkarıp kapının koluna uzandım. Arabadan çıktığımda karşımda ev demeye bin şahit isteyecek, villadan hallice bir ev vardı. İki katlıydı, Büyük sayılacak ve yeşilliklerle dolu bir bahçesi vardı. Evin beyaz duvarlarına yakışacak altın detaylı siyah pencereler vardı. Taşkın da arabadan çıkmıştı ve eve doğru yürüyordu. Yanımdan geçerken nazikçe kolunu tuttum, sorgulayan bakışları bana döndü.

-Taşkın, tek mı yaşıyorsun? Yani evliysen veya sevgilin varsa yanlış anlayabilir. Başka bir yerde de kalabilirim, benim için sorun de-

-Tek yaşıyorum, sevgilim yok. Başka bir yerde değil, benim yanımda kalacaksın.

Benim kısmına yaptığı vurgu hafiften kalbimi hızlandırsa da onaylayan mırıltımı çıkarıp kolunu bıraktım ve yürümeye devam ettim.

Evin kapısına vardığımızda Taşkın kot cebindeki anahtarı çıkardı ve kapıyı açtı. Önce benim girmemi bekledi, benden sonra da kendi girdi. İkimiz de girdiğimizde kısa ve geniş koridorun sonu büyük bir salona açılıyordu. Etrafta başka odalar vardı, ve birinden yemek kokuları geliyordu.

-Hoş geldiniz Taşkın Bey.

Mutfaktan çıkan ve büyük ihtimalle aşçı olan siyah saçlı, 30’lu yaşlarında duran bir kadın çıktı. Beni gördüğünde tekrardan gülümseyerek “Hoş geldiniz, ben Zeynep. Bir ihtiyacınız olursa seslenebilirsiniz.” Kadına gülümsedim ve teşekkür ettim. Ardından Taşkın “Beni takip et, odanı göstereyim,” deyince onu takip etmeye başladım. Merdivenlerden yukarı çıktı, ve en sonda sağdaki odayı gösterdi.

-Burası senin odan. İçeride ihtiyacın olabilecek çoğu şey var. Karşıdaki oda benim, seslenmen yeter. Bana söyleyemeyeceğin bir şey ise Zeynep Abla’ya seslenebilirsin. İçeride anahtar var, kilitlemek istersen. İyi geceler.

Teşekkür edip odaya girdim ve kapıyı kapattım. Oda büyük, şık ve gri-beyaz tonlarıyla süslenmişti. Sağ tarafta büyük çift kişilik gri nevresimli bir yatak, karşısındaki duvarda bir makyaj masası vardı. Gri perdeleri araladım ve dev pencerelerin ardında bir balkonla karşılaştım. Makyaj masasının üstü çok pahalı markaların makyaj ve bakım ürünleriyle doluydu. Masanın sağında ise büyük bir gardrop vardı. İçini açtığımda onlarca özel dikim gibi duran elbise, pantolon, kapüşonlu, tişört, eşofman takımı, gecelikler, topuklu ve spor ayakkabılar vardı. Bir gecelik takımı çıkarıp giydim, ardından banyoya girip yeni diş fırçasını açtım ve dişlerimi fırçaladım. Makyaj masasındaki bakım ürünlerinden ilgimi çeken ve bana uygun olanları kullandım, Ardından saçlarımı tarayıp yatağa girdim. Yatak öyle yumuşaktı ki, eski evimdeki taş gibi yataktan sonra çok iyi gelmişti. Aileme ne olacağını merak dâhi etmiyordum, bana çektirdikleri hafife alınacak şeyler değildi. Taşkın askerdi, büyük ihtimal önce onları konuşturacak ve sonrasında öldürecekti. Aileme bunları yapmam kalbimdeki siziyBiraz balkona çıkıp dışarıyı izlemek istesem de uyumam öncelikti, ben de kendimi rahat bir uykunun kollarına bıraktım.

Benim her gecemde, bir öncekine göre azalan yıldızlar temsil eder özgürlüğümü. Karakterimde varmış isyankârlık, dayanılmaz acılara da haliyle dayanamıyorum. Sahi tutunacak bir dalım, önemseyecek bir canım kaldı mı, tartışılır. Ben bunları düşünürken aile adı altındaki evimizden yine kırılma sesleri geliyordu. İyi haber, kırılacak bir şeyler kalabilmiş. Kötü haber ise o kırıklar bir taraflarıma varlığıma edilen hakaretler eşliğinde sokulmadan önce buradan kaçmam gerekiyordu. Ben artık salmıştım her şeyi, beni önemseyen tek bir Allah’ın kulu bulunmadığından kendi canıma kastetmeyi çok düşünmüştüm ama hiç cesaretim olmamıştı. Böyle de korkaktım işte. Amacım ölmek değil; kurtulmak, en azından mutlu olmaktı. Babam hep kumar oynar, kaybederdi ve alacaklıları dayandırdı eski püskü kapımıza. Annem de gerçekten rezil bir kadındı. Görücü usulü evlendiği babama hiç aşık olmamıştı ve adının daha fazla lekelenmemesi için onu seviyor gibi davranıyordu fakat yemediği dayak,hakaret kalmıyordu. Annemi rezilleştiren kısım ise onun yasal olmayan yollarla para kazanmasıydı. Babamla da bir gece zevk amaçlı beraber olmuş fakat sonuçlarını düşünmemişti. Zaten aldırmayı bile düşünmezdi, ben doğmadan önce de sonra da maddi imkanlarımız her zaman çoğu şeyi yapmamızı engelledi. Tek çocuktum, normalde annem beni çöpe bırakarak kurtulmak istemişti fakat anneannem tarafından durdurulmuştu ve zorla üzerine yemin ettirilmişti, beni büyütmesi için. Hiç sevenim yok diyorum çünkü anneannemi de geçen yaz kaybettim.

Evdeki bağırış sesleri artıp çığlıklara dönüştüğünde zaten kenarlarına macun bile çekilmemiş eski camıma sert yumruğumu geçirdim. Fark etmeyeceklerdi çünkü odamın kapısı kilitliydi, onlar kavga etmekten başka hiçbir şeye odaklanmıyorlardı. Cam tuzla buz olurken kanayan yumruğumu umursamadan diğer camları da ellerimle kırarak pencereyi tamamen camlardan arındırdım. Tek çırpıda tahta taburenin üstüne çıkıp camdan atladım ve gecenin karanlığında mahalleliye afiş olacağıma aldırmadan koşmaya başladım. Ben koştum, dur diyen olmadı. Düştüm, kaldıranım olmadı. Şimdi ne yapacağımı bilmiyordum ama galiba polise gider, olanları falan anlatırdım çünkü babamın ayyaşlığını ve annemin iş adı altında yaptıklarını bilen mahalleli bırakın yardım etmeyi, çocuklarını benden uzak tutuyorlardı. Liseyi bitirene kadar okumama izin verilmişti. Gerçekten güzel bir üniversite kazanacak kapasiteye sahiptim fakat olmamıştı işte, ben ağlaya ağlaya karakol yolunda koşarken sert bir şeye, daha doğrusu bedene çarpmamla hafifçe inleyerek geri adımladım. Karşımda benden en az 30 santimetre kadar uzun, esmer ama açık tenli, simsiyah gözlerindeki koyuluğu geceye yakıştırabileceğim, sert çehresine yakışır soğuk ve temkinli bakışlarla etrafı süzen bir erkek duruyordu. Erkek demeye bin şahit isterdi, kollarını direklerine kadar kıvırdığı siyah gömleğinden kol kasları belli oluyordu ve yıllarca spora gitme sonucu oluşmuş bir vücut gibiydi. Hay maşallah.

“Pardon,” deyip yanından geçerken kolumdan tuttu ve bakışlarımın ona dönmesini sağladı.

-Gecenin bu saatinde, ne işin var dışarıda? Hem hiç görmedim seni buralarda. Başına bir iş gelebilir, deli gibi koşuşturuyordun zaten. Bir sorun mu var?

Nereden görecekti ki? Sadece birkaç kere anneannemlere giderken şehri gezebilmiştim, başka da imkanım olmamıştı.

-Sana neden hesap vereyim? Ayrıca kendimi koruyabilirim, kimseye ihtiyacım yok.

-Var, küçük hanım. Fazla dışarı çıkmıyorsun ve tehlikelerden habersizsin. Dışarıda onlarca kötü niyetli insan var, şimdi derdini söyle de çare bulalım?

Anlatmalı mıydım, bir gram kadar fikrim yoktu çünkü karakola gitsem bile her türlü ailemdeki eziyetlerim artacaktı, belki de kaçtığımı fark etmişlerdi. Bana yardım edebilirdi.

-Şey... Ben evden kaçtım. Tek çocuğum, annem yasal işler yaparak aşırı az bir maaşla eve bakıyor ve beni küçükken öldürmek istedi. Babam kumar oynuyor ve ayyaş, evi sürekli alacaklıları basıyordu.

Karşımdaki duyduklarıyla şoka girmiş gibiydi. Bana arabasını gösterdi ve yardım edeceğini söyledi. Şuan durumum öyle vahimdi ki ona bir şekilde güvenmiştim. Arabasıyla giderken ona adımı, yaşımı ve okuduğum bölümü anlattım.

-Ee, sen? Sen kimsin? Ben sana detaylarıyla anlattım kendimi. Elbet dahası var ama onları bilmene gerek yok. Anlat bakalım, kimsin?

-Adım Taşkın Kara. 28 yaşındayım ve askerim.

Gözlerim kocaman açıldığında lüks arabadaki bakışlarım ona döndü.

-28 Mi? Tek sorun bu mu, Ayben?!

-Evet, sen kaç yaşındasın?

-23..

Dudaklarının kenara kıvrıldığını gördüm ama utanarak başımı camdan tarafa çevirdim. Ben uyuma kıvamına gelmişken Taşkın konuşmaya başladı.

-Bundan sonra benimle kal, anlattığın kadarıyla ailenden memnun değilsin ve olman da mümkün değil. Onlar cezalarını çekecek, evindeki her eşya buraya taşınacak. Babanın alacaklılarının borcu ödenecek ama her türlü düşmanı vardır, güvende olmazsın. Benimle kalman en iyisi, ısrar etme.

Gözlerim şaşkınlıkla ona döndü. O ise sakince yolu izliyordu. Hangi söylediğine şaşırsam bilememiştim. Onun yanında kalmamı, babamın borcunu ödeyeceğini ve hak ettikleri cezayı çekmelerini sağlayacaklarını söylüyordu. Ben ona bunları nasıl öderdim? Fakat sert ve kendinden olabildiğine emin konuşma tarzı ısrar edecekken beni susturan şey oldu. Ben de tekrar kafamı cama yasladım, söylediklerine karşın onaylayan bir mırıltı çıkardım ve gözlerimi kapattım. Maksimum birkaç dakika sonra uykuya daldım. Ta ki Taşkın’ın sesini duyana kadar.

-Geldik...

Yavaşça yorgun bakışlarımı Taşkın’a çevirdim. Gözlerindeki yoğunlukla yeşil gözlerime bakıyordu. Kafamı salladım ve kemerimi çıkarıp kapının koluna uzandım. Arabadan çıktığımda karşımda ev demeye bin şahit isteyecek, villadan hallice bir ev vardı. İki katlıydı, Büyük sayılacak ve yeşilliklerle dolu bir bahçesi vardı. Evin beyaz duvarlarına yakışacak altın detaylı siyah pencereler vardı. Taşkın da arabadan çıkmıştı ve eve doğru yürüyordu. Yanımdan geçerken nazikçe kolunu tuttum, sorgulayan bakışları bana döndü.

-Taşkın, tek mı yaşıyorsun? Yani evliysen veya sevgilin varsa yanlış anlayabilir. Başka bir yerde de kalabilirim, benim için sorun de-

-Tek yaşıyorum, sevgilim yok. Başka bir yerde değil, benim yanımda kalacaksın.

Benim kısmına yaptığı vurgu hafiften kalbimi hızlandırsa da onaylayan mırıltımı çıkarıp kolunu bıraktım ve yürümeye devam ettim.

Evin kapısına vardığımızda Taşkın kot cebindeki anahtarı çıkardı ve kapıyı açtı. Önce benim girmemi bekledi, benden sonra da kendi girdi. İkimiz de girdiğimizde kısa ve geniş koridorun sonu büyük bir salona açılıyordu. Etrafta başka odalar vardı, ve birinden yemek kokuları geliyordu.

-Hoş geldiniz Taşkın Bey.

Mutfaktan çıkan ve büyük ihtimalle aşçı olan siyah saçlı, 30’lu yaşlarında duran bir kadın çıktı. Beni gördüğünde tekrardan gülümseyerek “Hoş geldiniz, ben Zeynep. Bir ihtiyacınız olursa seslenebilirsiniz.” Kadına gülümsedim ve teşekkür ettim. Ardından Taşkın “Beni takip et, odanı göstereyim,” deyince onu takip etmeye başladım. Merdivenlerden yukarı çıktı, ve en sonda sağdaki odayı gösterdi.

-Burası senin odan. İçeride ihtiyacın olabilecek çoğu şey var. Karşıdaki oda benim, seslenmen yeter. Bana söyleyemeyeceğin bir şey ise Zeynep Abla’ya seslenebilirsin. İçeride anahtar var, kilitlemek istersen. İyi geceler.

Teşekkür edip odaya girdim ve kapıyı kapattım. Oda büyük, şık ve gri-beyaz tonlarıyla süslenmişti. Sağ tarafta büyük çift kişilik gri nevresimli bir yatak, karşısındaki duvarda bir makyaj masası vardı. Gri perdeleri araladım ve dev pencerelerin ardında bir balkonla karşılaştım. Makyaj masasının üstü çok pahalı markaların makyaj ve bakım ürünleriyle doluydu. Masanın sağında ise büyük bir gardrop vardı. İçini açtığımda onlarca özel dikim gibi duran elbise, pantolon, kapüşonlu, tişört, eşofman takımı, gecelikler, topuklu ve spor ayakkabılar vardı. Bir gecelik takımı çıkarıp giydim, ardından banyoya girip yeni diş fırçasını açtım ve dişlerimi fırçaladım. Makyaj masasındaki bakım ürünlerinden ilgimi çeken ve bana uygun olanları kullandım, Ardından saçlarımı tarayıp yatağa girdim. Yatak öyle yumuşaktı ki, eski evimdeki taş gibi yataktan sonra çok iyi gelmişti. Aileme ne olacağını merak dâhi etmiyordum, bana çektirdikleri hafife alınacak şeyler değildi. Taşkın askerdi, büyük ihtimal önce onları konuşturacak ve sonrasında öldürecekti. Aileme bunları yapmam kalbimdeki sızıyı arttırırken Taşkın'a güvenip güvenmemem gerektiğini bilmiyordum. Ama askerdi, vatanı uğruna canını verecek birine güvenmemek de aptallık olurdu.Biraz balkona çıkıp dışarıyı izlemek istesem de uyumam öncelikti, ben de kendimi rahat bir uykunun kollarına bıraktım.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

2. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.