Hakan, yine her zaman olduğu gibi sabah 05.30’da alarmın çalmasıyla uyandı. Sessizce yatağını topladı, ardından banyoya gidip tıraş oldu. Üzerine düzgünce ütülenmiş üniformasını giydi. Her hareketi alışkanlık haline gelmiş bir disiplinle, neredeyse düşünmeden gerçekleşiyordu.
Avluya çıktığında, askerler çoktan nizama girip sıraya dizilmişlerdi. Hepsi aynı hizada, ‘hazır ol’ pozisyonunda, subaylarını bekliyordu. Ortamda yalnızca hafif bir rüzgârın ve botların zemine sürtünmesinin sesi vardı.
Hakan, kısa bir bakışla düzeni kontrol etti. Ardından sert ve net bir sesle konuştu:
— “Asker! Sağ baştan say!”
Komutun ardından askerler hiç tereddüt etmeden sırayla saymaya başladılar. Sesler düzenliydi, tek bir bütün gibi yükselip avluda yankılandı.
— "Asker! Şınav pozisyonu al!”
Hakan’ın sert sesi avluda yankılandı. Komutun verilmesiyle birlikte tüm askerler hiç tereddüt etmeden yere eğildi ve şınav pozisyonunu aldı.
Eller toprakla temas eder etmez düzen bozulmadan harekete başladılar. Her biri aynı ritimde, aynı disiplinle şınav çekiyordu. Kolları yansa da, omuzları sızlasa da kimse durmuyordu.
Avluda yalnızca komutların yankısı, botların yere sürtünmesi ve askerlerin nefes alış verişleri duyuluyordu. Sabahın soğuk havası, bu ağır antrenmanı daha da sert hale getiriyordu.
Hakan bir süre onları izledi. Yüzünde herhangi bir duygu yoktu; sadece disiplin vardı. Ardından içinden geçen tek şey, bu insanların görev bilinciydi.
Onlar, vatan için yetişen askerlerdi. Yorgunluk, acı ya da zorluk onlar için geri planda kalmalıydı. Çünkü bu toprakların yükünü taşıyanlar, bu vatanın evlatlarıydı. Ve o anda, pes etmek gibi bir lüksleri yoktu.
Hakan sigarasını dudaklarına götürdüğünde güneş batmaya başlamıştı. Gökyüzü yavaş yavaş kızıl ve turuncu tonlara bürünürken, hafif bir soğuk tenine vuruyordu.
Sigarasından derin bir nefes çekti ve kısa bir süre aya baktı. Sessizlik vardı, ama bu sessizlik huzurlu değildi; aksine, yaklaşan bir fırtınanın öncesindeki o ağır bekleyiş gibiydi.
Gözlerini kapattı. Tam o anda annesini düşünmeye başlamıştı ki...
Silah sesleri bir anda havayı parçaladı.
Birlikteki tüm askerler refleksle haneden dışarı fırladı. Düzen bir anda bozuldu, disiplin yerini kaosa bıraktı.
İlk kurşun sesiyle birlikte bir asker yere düştü. Sessizlik yerini bağırışlara, emir seslerine ve panik dolu adımlara bıraktı.
Hakan bir an donup kaldı. Ardından refleksle sigarasını yere attı. Gözleri hızla çevreyi taradı.
— “Siper alın!” diye bağırdı sert bir sesle.
Ama artık çok geçti. Düşman çoktan yaklaşmıştı. Görünmeyen gölgeler, karanlığın içinden birer birer ortaya çıkıyordu.
Havanın içine karışan barut kokusu, geceyi daha da ağırlaştırıyordu. Bu artık sıradan bir gece değildi. Bu, hayatta kalma gecesiydi.
