Boş koridorlarda dolaşırken, lavaboyu arıyordum.Leş gibi olan üstüm başım, ardımdan yetişen sosyal anksiyetem ve arkamdan koşturan Dinçel ile birlikte başa çıkmaya çalışıyordum.Harika!
Lavaboya ulaştığımda yüzüme su serptim.Soğuk su suratıma tokat gibi çarpmıştı.Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum, gözlerim aynadaki yansımama kaydı, boyalı balon her yerimi bok içinde bırakmıştı.Zorbalık görmekten bıktım usandım.Saçlarımı temizleyebilirdim fakat fazladan tişörtüm yoktu.Saçlarımı bir güzel temizledikten sonra telefonumu elime aldığım gibi Buğra'yı aradım.İkinci çalışta açıldı.
"Kızım nerdesin sen, sabahtan beridir seni arıyorum.Okulun ilk günü başına dert açmadan duramıyorsun ki!"
"Kızlar tuvaletindeyim, bir an önce eve gitmek istiyorum."
"Tamam ben arabayı çalıştırayım." Demesiyle telefonu kapattım .
Kapı tıklanma sesiyle irkildim "Armina iyi misin?" Koridordayken gördüm seni, arkandan seslendim fakat duymadın sanırım." Derin bir nefes alıp kapıyı açtım.Dinçel endişeli gözlerle beni süzdü "Sana ne oldu böyle kim yaptı bunu?" benim için endişelenmiş miydi? "Şey... Sınıftan çıkarken üzerime boya balonu attılat, sanırım sınıftakiler yaptı.Yedek tişörtün var mı acaba?İnan bana mecbur olmasam istemezdim." "Yo yo sorun yok ben bir çantama bakayım bir şeyler vardır mutlaka."Her an yanında birkaç parça giysi taşıdığı için üzerine atlayıp sıkıcs sarılabilirdim. "Bu olur mu?" Üzerinde dinçel yazan sıfırkollu bir tişört uzattı, utandığı yüz ifadesinden anlaşılabiliyordu. "İstersen başka birşey bakabilirim..." uzattığı tişörtü aldım. "Teşekkürler" Tebessüm etmem ile dışarıya çıktı. "Sen üzerini değiştir ben kapıdayım." Kapıyı kapatmam ile üzerimi hızlıca değiştirdim.Kapıyı açtığımda Dinçel'i karşı duvara kalçasını yaslamış bir şekilde buldum, utangaç bakışlarla beni süzdü "Çok yakışmış, rahatsız olmuyorsundur umarım" dediğinde "çok" kelimesine vurgu yapması dikkatimden kaçmamıştı.
Dinçel ile vedalaştıktan sonra kendimi otoparkta buldum, hızlıca Buğra'nın arabasına atladım, bana şaşkın gözlerle bakan Buğra'ya döndüm. "Kızım sen beni meraktan öldürecek misin? Kalpten mi gideyim onu mu istiyorsun?"Buğra taramalı tüfek gibi saydırmaya başladı, geç bile kalmıştı. "Tamam Buro sen de ne abarttın, geldik işte" Hüzünlü gözlerle beni süzdü "Ami ben gerçekten üzgünüm.Okula başlayalı bir hafta bile olmadı, benim yüzümden bu hale geldin.Nasıl hissettiğini anlıyorum, bir sorun olursa mutlaka söyle olur mu?" Yaklaştığı gibi alnıma minik bir öpücük kondurduğu gibi kıkırdadım. "İnanıyorum merak etme sen beni" Buğra benim çocukluk arkadaşım, üç yaşından beridir kardeş gibi büyüdük, bu sebepten dolayı birbirimizi anlamamak mümkün değil...