"Burayı sevmiyorum." diyen Mertle konuştum.
"Neden?"
"Gelen müşteriler yüzüne sohbetimiz kesintiye uğruyor ve omzuma yaslanamıyorsun." dediği şeyle sırıttım.
"Omzuna yaslanmamı istiyorsun yani?"
"Evet." dediğinde sandalyemi ona yaklaştırarak etraftakileri umursamadan kafamı omzuna yasladım.
"Oldu mu?"
"Oldu." dediği şeyle yüzümden eksik olmayan gülümsemem tekrar yüz gösterirken yüzümü boynuna gömüp kokusunu içime çektim.
Aldığım kokuyla kaşlarım çatılırken kafamı kaldırdım.
"Bu koku?"
"Bu koku..?"
"Neden bu kokuyu kullanıyorsun?"
"Buse doğum günümde hediye etti. İkide bir sıkmam için ısrar edince kıramadım. Az kaldı zaten."
"Az kaldı falan yok. O kokuyu bir daha sıkmak yok, tamam mı? Hatta dur bir dakika." dedim çantamdan ayırmadığım parfümü alarak.
Mert'in koltuk altına, boynuna ve bileklerine parfümü sıktım. Önceki koku zaten dağılmak üzere olduğundan kokular karışmamıştı.
"Bana aşıksın ama çantanda bir erkek parfümü taşıyorsun?"
"Senin için." dedim çatılan kaşlarına şaşkınlıkla bakarak.
"Tamam."
"Sen...Beni kıskandın mı?" dedim heyecanla.
"Yani. Bilmiyorum. Daha önce kimseyi kıskanmadım."
Bal gibi de kıskandın. Daha önce beni defalarca kıskandın.
"Pekâlâ. Bu da bir şey." dedim mutlulukla.
"Omzum boş." dediğinde gülümseyerek omzuna yaslandım.
Ne kadar çok seviyordum onu... Bir tek kelimesiyle beni kainatın en mutlu insanı yapabiliyordu.
"Bana sen beni tek bir kelimenle kainatın en mutlu insanı yapabiliyorsun, demiştin. Şimdi sen de tek bir kelimenle beni mutlu eder misin? Benimle evlenir misin, sevgilim?"
Aklıma gelenlerle dudaklarım kıvrıldı.
Mert'in bedeninin kasılmasıyla kafamı kaldırdım.
Eliyle başına baskı uyguluyordu.
"Mert." dedim korkuyla.
"Sorun yok. Başım ağrıdı, bir an." demesiyle üzerime bir hüzün çöktü.
Bir an... Sanmıştım ki...
"Mert! Bak sana kahve yaptım. Afiyet olsun." diyen Buse ile birkaç saniyeliğine gözlerimi kapadım.
"Teşekkür ederim, Buse."
Mert'in dediğiyle gülümseyip uzaklaşsa da bakışlarını Mert'ten ve elindeki içecekten çekmiyordu.
"Sana geçen dediğim fotoğrafı göstereyim, bir dakika."
Telefonu uzattığında Goggle arama çubuğuna "Ben içeceği içmek üzereyken kaşlarını çat, içeceği al ve yandaki saksıya dök. Buse sebebini öğrenmek için gelince sevgilim benden başka hiçbir kızın elinden kahve içemez, de."
Yazdığı şeyle şaşırsam da belli etmemeye çalıştım.
Kahveyi tam dudaklarına götürecekken kaşlarımı çatıp içeceğine uzandım.
"Sadece benim elimden bir şey yiyip içebileceğini söylemiştim." deyip içeceği saksıya döktüm.
Çaktırmadan Buse'ye baktığım da kaşlarını çatmış buraya geldiğini gördüm.
"Mert? Ne oluyor? Niye kahveni döktü?"
"Sevgilim benden başka hiçbir kızın elinden yiyip içemez de, ondan."
"Bu ne saçmalık ya? Kızım ne kısıtlayıcı bir insansın sen? Kuzeniyim ben kuzeni!"
"Umurumda değil. Şimdi uza hadi." dediğimde sinirle bana bakıp uzaklaştı. Mutfağa ilerliyordu. Yandaşına anlatacaktı anlaşılan.
"Neler oluyor, Mert?"
"Buse'nin yaptığı kahveler biraz kötü oluyor da... Sadece kahve de değil aslında. O mutfak işlerini pek beceremiyor."
Her ne kadar o Buse yellozunu övmek istemesem de yaptığı kahveler gayet güzel oluyordu. Gerçi... Mert'in damak zevkine hitap etmemiş olabilirdi. Neyse böylesi daha iyiydi zaten.
"Bakar mısınız?" diyen kadınla Mert ayaklandı.
"Geliyorum! İki dakikaya dönerim."
"Ha yok ben de kalkacaktım zaten. Görüşürüz." dedim yanağını öperek.
"Görüşürüz, civciv."