İçeriğe geç

Sadece Sen

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Sadece Sen

Bölüm 1

Yeni Bir Dönem

Sabah alarmı yine kulaklarımda patladı. Oysa yaz tatilinin o tembel sabahları daha dün gibi aklımdaydı. Güneşli bir günde geç uyanmak, kahvaltıyı öğleye sarkıtmak, kitap okuyarak ya da şarkı dinleyerek vakit öldürmek… Hepsi bitmişti. Şimdi önümde yeni bir okul dönemi, yeni dersler, yeni sınavlar ve yeni belirsizlikler vardı. Aynanın karşısında saçlarımı tararken kendi kendime söylendim: “Bu yıl farklı olacak, Irmak. Gereksiz heyecan yok, dikkat çekmeye çalışmak yok. Sessiz sakin bir yıl geçireceksin.” Ama içimde, tam da bu söylediğim şeyin olmayacağını fısıldayan bir his vardı. Okulun demir kapısından adım attığımda her şey aynı görünüyordu: bahçede toplanan kalabalık, yeni kıyafetlerini gösterişle sergileyen öğrenciler, kantinden yayılan simit kokusu… Ama aynı zamanda her yıl ilk gün hissettiğim o gerginlik yine omuzlarıma yük gibi çökmüştü. Sınıfın kapısını ittim. Kalabalığın arasında yüzler tanıdık, bazıları özlediğim, bazıları da görmezden gelmeyi tercih ettiğim yüzlerdi. Sıraların ön kısmı çoktan tutulmuştu. Arkaya yöneldim. En köşedeki sıraya çantamı bıraktım, derin bir nefes aldım. Tam defterimi çıkarmaya çalışırken sınıfın kapısı gürültüyle açıldı. İçeri giren çocuk, sanki bir sahneye adım atmış gibi bakışları üzerine topladı. Gür saçları dağınık ama ona yakışan bir şekilde duruyordu. Omuzuna attığı çantasını umursamaz bir tavırla yere bıraktı. Arkadaş grubuna selam verdi, yüksek sesle güldü. Onun kim olduğunu biliyordum: Deniz Karaca. Okulun en popüler çocuklarından biri. Basketbol takımında, sürekli esprileriyle dikkat çeken, kimilerine göre çekilmez derecede ukala, kimilerine göre ise fazlasıyla karizmatik. Benim için? Açıkçası sadece gürültülü ve fazla dikkat çekici biriydi. Öğretmen sınıfa girdiğinde herkes yerini aldı. Sessizlik kısa sürdü. Öğretmen yoklama alırken gözlüğünün üzerinden bize bakıp gülümsedi: “Bu yıl sıra arkadaşlarınızı ben belirleyeceğim. Hepiniz biraz değişiklikten zarar görmezsiniz.” Kalbim hızlandı. Ben köşede tek başıma kalmayı planlıyordum. Ama öğretmenin gözleri tam bana çevrildiğinde kaderin oyununu hisseder gibi oldum. “Deniz Karaca… Sen de arkadaki boş sıraya geç. Irmak Öztürk’le yan yana oturacaksınız.” Donup kaldım. Yanımda mırıldanan birkaç “Vay be” sesi duydum. Deniz, omuz silkti, çantasını kaptığı gibi yanıma doğru yürüdü. O kendine özgü rahat tavrıyla sıraya oturdu, bacaklarını masanın altına uzattı. Bana dönüp hafifçe gülümsedi. “Şanslısın, en iyi sıra arkadaşı ayağına geldi.” Gözlerimi devirdim. “Şans mı? Daha ilk günden başım ağrımaya başladı.” O kahkaha attı, sesini alçaltmadan. Öğretmen bile başını kaldırıp baktı. O an anladım ki bu yıl benim için kesinlikle sakin geçmeyecekti. Ders boyunca defterime not almaya çalıştım ama yanımdaki sürekli fısıldıyordu: “Matematik hocası yine aynı mı sence?” "Yaz tatilinde ne kadar kitap okudun? Sakın bana 1000 tane deme.” “Bak, çok ciddi soruyorum, kopya verme konusunda yardım eder misin?” Her sorusuna kaşlarımı kaldırıp soğuk cevaplar verdim. Ama o hiç yorulmadı. Zil çaldığında derin bir nefes alıp toparlanmaya çalıştım. Deniz ayağa kalktı, bana baktı: “Belli ki kolay pes etmeyeceksin. Güzel. Ben de etmeyeceğim.” Arkasını dönüp gittiğinde içimde garip bir his vardı. Sanki bu çocuk hayatıma hiç beklemediğim bir şekilde dalacak ve her şeyi altüst edecekti. Ama ben sadece kendi kendime fısıldadım: "Hayır, Irmak. Bu yıl aşkla falan uğraşmayacaksın. Başına iş açma.” Fakat kalbim, mantığımdan çok farklı düşünüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.