Hepimiz eşyalarımızı topladık yarın sabah yola çıkacaktık.
Rüzgar: "Bir gece daha sonra buradan defolup gidiyoruz."
Giray: "Aynen öyle."
Burak :"İyiyim diyorum güzelim sakin ol."
Çiğdem: "Her an bayılacak gibisin."
Çiğdem Burak'ı yarım saattir iyi olmadığı hakkında uyarıyordu.
Ece Mert'in omzunda uyuyordu.
Aylin'in cesedini gördükten sonra baya ağlamıştı.
Kerem: "Sinem gelir misin seninle konuşmam lazım."
-"Tamam geliyorum."
Kerem'in arkasından ilerledim.
Bir ağacın önünde durduk.
Kerem: " Sana bir şey demem lazım."
-"De bir şey mi oldu?"
Kerem boynunda ipe asılı mavi taşlı gri zarif bir yüzük çıkartı.
Yüzüğü ipten çıkartı.
Kerem: "Ben senden hoşlanıyorum Sinem ve ölüp ölmeyeceğimiz belli değil yarın çıkacağımız yolda ne olacağını bilmiyoruz. Ben sana seni sevdiğimi söylemeden ölmek istemiyorum."
Elinde ki yüzüğe baktı.
Kerem: "Bu annemin yüzüğü ben küçükken vefat etmişti. Ondan geriye kalan tek şey bu."
Elimi tuttu. Yüzüğü taktı.
Kerem: "Seni seviyorum okyanusum ne olursa olsun."
Ağlamak üzereydim. Elimde ki yüzüğe baktım.
Okyanusum demişti.
Okyanusum.
Kerem'i öptüm.
Ne yapacaktım şimdi?
Kaybetmekten korktuğum biri vardı artık.
Geri çekildim.
-"Bende seni seviyorum seni kaybetmek istemiyorum."
Kerem: "Ben ölürsem bile şunu unutma son saniyeye kadar seni seveceğim okyanusum."
Okyanusum.
Kaybetmekten korktuğum biri vardı artık.