O gün okulun havası griydi.Bulutlar gökyüzüne ağırlığını bırakmış gibiydi.Ama Miraç’ın içi çok daha karışıktı.Kalbinde çırpınan cümleler, sabahın erken saatlerinden beri yüreğine sığmamaya başlamıştı.Sınıfta herkes kendi halinde konuşurken,Miraç cam kenarındaki yerinden Asya’yı izliyordu. Bugün saçlarını gevşek bir şekilde toplamıştı.Her zamanki gibi güzeldi.Ama Miraç için her zamanki güzelliğin ötesinde,bir başka özeldi bugün.Belki de artık taşıyamadığı duygular, onun gözünde her şeyi daha parlak gösteriyordu.Ama o parlaklığın arasında,bir isim vardı kalbine batan: Ege. Asya sabah boyunca birkaç kez onunla göz göze gelmişti.Ama her defasında sanki çabucak kaçırmıştı bakışlarını.Sanki bir şeyden kaçıyordu.Kendisinden belki.Öğle arası geldiğinde Miraç’ın kalbi daha hızlı atmaya başladı.Çünkü her öğle, Ege ortaya çıkıyordu.O rahat tavırları, o “herkese yakın” halleriyle…ve Asya’ya fazla yakın oluşuyla Miraç’ı susturan o sinir bozucu his.Kantin sırasındalardı. Miraç en arkada, Asya ve Ege ise ön sıradaydı.Ege bir espri yaptı, Asya içten kahkahayla güldü.Ve tam o anda Ege onun saçının ucuna hafifçe dokundu.Şaka gibi, ama fazla samimi.Miraç’ın gözleri oraya sabitlendi.Boğazı düğümlendi.İçinde bir yumru büyüdü.Birkaç saniye durdu.Sonra yürüdü.Onların yanına geldi, sesi biraz sert ama hâlâ derin bir saygı taşıyordu:“Asya, seninle biraz konuşabilir miyim?” Asya şaşırdı.Ege anlamadı durumu.Bir an duraksadıktan sonra Asya başını “Ege’ye dönerim” anlamında salladı ve Miraç’la birlikte kantinden çıktı.Okulun arka bahçesine yürüdüler.Orası sessizdi.Sadece hafif rüzgâr ağaçların yapraklarını kıpırdatıyordu.Miraç durdu.Bir süre konuşmadı. Asya onun yüzüne baktı.“Ne oldu Miraç? Bir şey mi var?” dedi. Miraç gözlerini yere dikti.Sanki kelimeler ağzına geliyordu ama çıkmıyordu.Sonra birden,gizli tuttuğu duyguların duvarı çatladı.“Ben seni Ege’yle her gördüğümde kendimi ezik hissediyorum Asya.” Asya’nın gözleri büyüdü.Bir adım geri çekildi.Ne demekti bu?Nereye varıyordu?Miraç devam etti:“Her gün susuyorum.Göz göze geliyoruz, sen gülümsüyorsun,ben ‘acaba bir şey mi hissediyor’ diye umutlanıyorum.Sonra Ege geliyor…sen gülüyorsun ona,o sana dokunuyor, sen hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun.Ben de hiçbir şey olmamış gibi davranıyorum.Ama içimde…bir şey yanıyor Asya.” Asya birkaç saniye sustu.Gözlerini kaçırdı.Gülmeye çalıştı ama olmadı.“Sen… sen beni kıskanıyor musun?” diye fısıldadı. Miraç başını hafifçe salladı.“Sadece seni kıskanmıyorum… seni seviyorum galiba.”O cümle havada asılı kaldı.Zaman durdu sanki.Rüzgâr bile susmuştu. Asya gözlerini yere indirdi.Elleriyle montunun kollarını sıktı.Bir şey söylemek istiyordu ama boğazında kaldı.“Ben… bunu beklemiyordum,” dedi.Sesi titrek, kafası karışık.“Ben böyle… düşünmemiştim. Biz…”Durdu.Devam edemedi. Miraç onun o hâlini görünce hemen pişman oldu.“Özür dilerim. Seni zor durumda bırakmak istemedim.Sadece… artık susmak daha çok acıtıyordu.” Asya başını kaldırdı.Onun gözlerine baktı.O gözlerde, yıllardır saklanan bir sevgi vardı.Ama o sevgiyi henüz kabullenemeyecek kadar karışıktı kalbi.“Biraz zaman verir misin bana?”Bu bir hayır değildi.Ama evet de değildi.Sadece bir sessizlikti.Bir bekleyiş. Miraç başını eğdi.“Zaman mı?” diye fısıldadı.“Ben seni zaten zamanın en derin yerine gömdüm Asya.Orada usul usul sevdim seni.Sessizce. İçimden. Kimse bilmeden.” Ve o an yürüdü.Arkasına bakmadan.Çünkü artık bakacak hâli kalmamıştı.Asya yerinde durdu.Rüzgâr saçlarını savurdu.Gözlerini kapattı.Ve ilk defa kalbinin içinde bir hisle baş başa kaldı.
~ 3.BOLUM SONU ~
