"Ateş böceklerinin ömrü,yalnızca bir yaz mevsimi kadardır."
Bense hiç yaşamamış olmayı dileyerek,baharın başında kendi darağacımı günahkar ellerimle hazırladım,Lavinya. Bundan sonra yüzüne bakmaya korkuyorum.Çünkü bana baktığında sevdiğin adamı değil, işlediği günahları göreceksin.
En acısı da ne biliyor musun?
Ben sevdiğimin hayatında istemediği ,belki yıllarca kanayacak olan yaraya sebeb oldum.
Kafamın içinde birbirine karışan sesler var belki yaşasam omuzlarımda ağırlığını en acı şekilde hissettiğim yük olarak kalacak.
Sahi bu sesler kimin Lavinya susmayan vicdanımın sesimi yoksa kaldırımların lanet sesimi?
Atilla uçurumun kenarından son kez dünyaya baktı yorgun yeşilleriyle yüzünde donuk bir duruş vardı ama dudakları yüzünün aksine acı bir gülüşle son kez tebessüm etti her zaman dimdik duran omuzları çökmüştü sanki o heybetli adam yerine yorgun bir gölge duruyordu ağır ağır uçurumun dibine yürüdü ve gökyüzüne baktı.keskin bir sesi ile konuştu
"Ateş böceği umut olmalıydı ölüm degil"
17 KASIM 2007
Genç adam evinden alelacele koştururcasına çıkmıştı yeşil gözleri ışıl ışıl parlıyordu heyecanla konuştu
"Oflayıp durma artık"
Kaldırımlar"Efendim yinemi unuttunuz hani karşısına çıkacaktınız"
"Bu gün değil, hele ki bu gün hiç olmaz.kütüphaneye gitmem gerek tezimin son son sayfalarını yazmak üzereyim, Hem sevmek için çok gencim sormayın işte"
Kaldırımlarımlar"Nasıl kaçtığını sormuyorum efendim neden kaçtığını soruyorum."
"İnsanlar uzaktan sevilmeli,yakınlaşınca çirkinleşirler içlerindeki en sinsi şeytanlar ortaya çıkar, sonra hayretle aman yarabbi dersin, böyleyken mi sevdim."
Atilla kütüphanenin önüne gelince durdu saatine baktı saat 7.00 olduğunu görünce mutlu oldu tam saatleri yakalamaktan hoşlanırdı. Ardından gökyüzüne baktı donuk yüzünde onu tanımayanlar en ufak bir ifade görmezdi ama o mutlu olduğunda göğe bakardı bunu sadece ablası bilirdi.
Kütüphanenin demir kolunu kendine çevirip içeri adımladı çeviklikle.
Kafamı Kaldırıp saate baktım gözlerime ağırı girdi çalışmaktan eşyalarımı masamdan topladım
"Sence emeğimin sonucu güzel olucak mı?"
Kaldırımlar"Sürec kulun vazifesidir efendim, sonuç da yaratanın yani cenabı hakkın vazifesi"
"Vazifem olmayan işleri düşünüp kendime yük etmemeliyim"
Kaldırımlar sessiz kaldı genelde doğru söylediğimde sususar.
Dışarıya çıktığım da Kasım ayının soğuk esintisi yüzümü çarptı artık montun olmadan çıkarsam mutlaka üsüteceğim bir hava vardı.
Sokağın karşısında taze ekmek kokusu yayan fırın vardı fırına doğru ağır ağır adımladı çok geçmeden kolunun altında tuttuğu sıcak ekmekle dışarıya adımladı rüzgarın esmesiyle kumral sacları birbirine karıştı sonra gözü ilerde oturan genç kadına çarptı ela gözleri muslukları sonuna kadar açılmışcasına aktıyordu sarı saçları rüzgarın esmesiyle onunda yüzüne çarpmıştı
"Neden ağlıyorsun ha efulim?"diye fısıldadı Atilla
Yanına yaklaştım.
Onun ağlaması durana kadar yanından ayrılmaya niyetim yok
Kaldırımlar "kaçmadığınızı görmek hoş efendim."
"Ne zaman kaçtığımı gördün?"
Sessizlik...
Birde doğrusunu bildiği yalanlarda susardı kaldırımlar
Genç adam tüm cesaretini toplayarak yanında oturan kadına yöneldi
Atilla"Su içer misiniz?
Lavinya"Hayır,teşekkürler"
Bir kabalık mı ettim acaba,Ah kaldırımlar söyleyin bu cahil nasıl akıllanır
Atilla"sizi rahatsız ettiysem kusura bakmayın"
Banktan toparlanıp ayağa kalkacakken Lavinya konuştu daha göz yaşlarının yüzünde bıraktığı ıslaklığı siliyordu.
Lavinya"Aslında Teşekkür ederim sadece yanımda birsey sormadan durduğunuz için çok incesiniz...Şey acaba tanışıyormuyuz?
6 ay önce 8 Nisan 2007
-Atilla evladım sipariş geldi iki kaşarlı sucuklu pizza adres nişantaşı selvi sokak Müge konutu kat 4 no 11
Atilla" Hikmet abi, mavi motor bende değilmi?"
-"Evet oğlum git çabuk, malum zenginler yarım saat geç kalsa kırk kere ararlar dükkanı"
Bir şey demedim,kafa sallayıp çıktım bu aralar çok para biriktirmek gerek ablam her yıl bu zamanlar huzur evine gider orda kalan yaşlılar için aldığı bir kaç parça eşyayı annemin hayrına dağıtıldı. Oradaki yaşlıları annem gibi görürdü bende ablamdan sonra her yıl devam etmeye çalıştım, her yılın 22 Nisanın da -annemin vefatının yıl dönümünde- giderdi
Ablamla benim gözlerim tıpkı anneminkiler gibi yeşildi o da annem gibi beyaz tenliydi onunkine benzer ipek gibi simsiyah saçları vardı o kadar yakışırdıki inci gibi dururdu.
Hiç unutmam ablam 18 yaşındayken o yıl hiç bir şey yemeden içmeden para biriktirmişti,okuldan geldikten sonra evin altını üstüne getirmişti ama biriktirdiği parayı bulamamıstı sonra o kadın geldi, Hayriye hanım..
-"Nedir bu evin hali ne diye etrafı bu hale getirdiniz?"
Dikkatle bakıyordu ne yaptığımızı bildiği halde sormuştu
Özge"Bütün yıl oya işleyip biriktirdiğim para yok,siz mi aldınız?"
Ablam ilk defa onunla bu ses tonuyla konuşmuştu. O kadın ablamın bu ses tonuyla konusmasına şaşkınlıkla dudakları açılmıştı
Özge"Siz aldınız değilmi tabi ya başka kimden beklenir paramı derhal verin, bu yaptığınız hırsızlık!"
-"Bana bak şırfıntı sen benimle nasıl böyle konuşursun, o beraber gezdiğin oğlan bu akılları veriyor demi! Yoksa kaçıcanmı sen
Özge"Ne... ne kaçması"
Hayretle baktı sonra sesini yükselterek
"Annem için biriktirdim o parayı ben paramı verin yoksa gider şikayetçi olurum"
Bu zamana kadar sessiz kalan Hayriye hanım ablamın simsiyah saçlarına yapıştı.Ablamda tam onun saçına yapılacaktı ki son anda araya girdim.Ortalık iyice karışmış Hayriye hanım öfke patlaması geçiriyordu.
Ablamdan aldığı paraları ablamın suratına fırlatıp babamı aramaya koyulmuştu...
Tabi ablam önce davranıp babama çoktan haberi uçurmuştu babam ablama çok düşkündü çünkü huyu,tipi anneme çok benzerdi... Bu yüzden ablama değil kızmak Hayriye hanıma bağırıp çağırdı
Bu düşündüklerim tam 10 yıllık hatıralardı
Ben bunları düşünürken bir anda önüme çocuk fırladı çarpmamak için motoru yana kırdığında arabaya çarptım
Kafam müthiş derecede ağrırken insanlar bana yardım edip kaldırdı başımdan oluk oluk kan akarken bir teyze geldi
Yaşı teyze"Evladım nassın,Neden var kuzum?
-"İyiyim teyze" dedim kanayan yere elimi bastırarak
Yaşlı teyze"Aman kuzum başın kan içinde neen iyi?"
Ardından orta boylu kır saçlı gözleri altları kırışmış olan adam"Ben ambulansı arıyorum" dedi.
"Aramayın bir şeyim yok sadece ufak bir kesik damarıma geldiği için çok kadar çok kanıyor yoksa birseyim yok dedim"
Beyaz saçları hafif eşarbından çıkmış olan teyze"Böyle olmaz kalk kuzum,hastaneye neeen gidiyoz"
"Aman teyze ,sipariş var onu bırakmam gerek yoksa işten atarlar"
Dudaklarını büzüp düşündü"Tamam evladım..."
"Mustafa oğlum koş gel şu çocuğun siparişi neyin varmış onu bırak.
"Teyze zahmet olur olmaz"dedim gözümü zorla açmaya çalışarak.
"Lenn neeen zahmeti sus sen bakem"
Mustafa dediği Genç yanıma gelip"kardeş ben bırakırım hiç zahmet olmaz söyle sen nereye bu paketler?"
-"ilerdeki sokak Müge apartmanı kat 4 no 11"
Mustafa"tamam ben götüreyim getiririm motoru tekrardan"dedi motoru asfalttan kaldırırken.Ardından teyzeye dönüp
"Anne sende bizim eve götür Lavinya pansuman felan yapsın, başı böyle kanamaya devam ederse mazallah bayılır"
Kısa boylu eşarbından saçları çıkmış teyze koluma girip beni Arnavut kaldırımlı dar sokaklardan orta halli görünen bir apartmana götürdü
"Gel yavrumm neen çekiniyon"kapıyı tıklatırken beni süzdü
"Oğlum annen neen sağ mı? arayalım haberi olsun"
-"Annem vefat etti teyze"
Dişlerini sıktı sanki sormaları gerektiğini düşündü...
"Allah rahmet etsin evladımm"
-"Amin teyze" Derken kapı açıldı
Uzun boylu, geniş omuzlu saçları kumraldan sarıya çalan,gözleri gök mavisi olan bir adam açmıştı.Saçları birbirine girmişti gözlerinde hayat gibi bir şey yoktu.
Teyze konuşmaya başladı
"Tahir evladım, bu çocuğa araba çarpı verdi, hastaneye gidelim dedik inat çıktı bende bari Lavinya kızım pansuman neyin bir şey etsin diye getirdim"
Karşımdakinin gözleri Dikkatle açılmıştı sanki beni tanıyormuşcasına süzdü
"Buyrun,buyurun hemen Lavinya'ya haber vereyim"
Ayakkabılarımı çıkarıp içeri adımımı attım.
"Geç kuzum otur,iyisin degilmi?"
Böyle demesinin sebebi yüzüm iyisinden iyiye kanı çekilmiş gibi durmasıydı ayriyeten kesikten kan daha hızlı akmaya başlamıştı.
"İyi..."
Diyecekken gözük karardı dizlerimin üstüne düştüm.
Bilincim yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Gözümü açamamıştım daha. Ama boğuk sesler duyuyordum. "Lavinya kızım, nee var bu oğlanın? Gözünü açmadı daha."
Sonra arkadan ince, naif bir ses geldi: "Hala şimdi ayılır, çok kan kaybetmiş, ondan biraz uzun sürdü kendine gelmesi."
Sonra teyze şöyle dedi: "Aman kuzum, bu oğlan çok inat çıktı, çok inat. Ayıplar bir ses tonuyla 'Hastaneye git' dedim, Nuh nuh dedi, peygamber neen demedi."
Sonra arkadaki güzel ses kıkırdadı. O arada başımın zonklamasına rağmen gözlerimi biraz açtım. Mor eşarbından saçları iyice çıkmış teyze çok yakınlaşmış, gözlerimin ta içine bakıyordu. Bir anda tırsıp bağırdım:
"Aman hala, adam daha yeni uyandı, ne yapıyorsun?"
"Neen bileyim kuzum, korkacağını, iyisin değil mi oğlum?"
"İyiym teyze. Bir an gözümü açtığımda bu kadar yakınlaşacağını tahmin etmedim.
"Kusura bakma evladımm."
Böyle deyince saçlarımı karıştırıp güldüm, ta ki o bir çift ela gözü görene kadar.
"Hala, hadi çekil yarasını daha kapatacağım."
Benimle göz göze geldi. Ben zaten yüzümdeki gülümsemeyle donup kalmıştım.
O da benim gibi beyaz tenini süsleyen ela gözleri benim yeşil gözlerimde donup kalmıştı.
Yutkundum.Bana bakmaya devam ediyordu.
O anda biz böyle birbirimize bakmaya devam ederken teyze öksürdü:
"Lavinya kızım, devam etsene! Neen alık gibi bakıyon çocuğa?"
İsminin Lavinya olduğunu öğrendiğim kız utandı, yüzü kızardı. Kendini toparlamak adına sarı saçlarını karıştırıp yüzünün gerisine attı, boğazını temizledi. Ben de o anda kalkmak için kıpırdanırken,
"Lütfen kalkmayın, başınız tekrardan dönebilir" diyerek omuzlarından tutup beni geri yatırdı.
Çekmeceyi açtı. Elinde ameliyat iğnesi ve ipliği ile geri döndü:
"Yaranız derin olduğu için dikiş atmam gerek." Yanıma oturdu. Teyze şöyle dedi:
"Kuzum, senin adın neen varmı? " Dudaklarım yukarıya doğru kıvrıldı: "Adım Atilla, teyze."
"Benim adım sevgi kuzum. Bu da kardeşimin kızı Lavinya."
Lavinya o anda gülümsedi. Sonra kaşımın hemen üstündeki yaraya iğneyi yavaşça batırdı.
"Şey, kusura bakmayın, uyuşturucu spreyi hastanede unuttum." Parmakları nazikçe alnımda gezinirken,
"Sorun değil, hissedilmiyor zaten."
Sonra iki dikiş daha attı, üstüne soğuk krem sürdü.
Ürperdim, yaramı üfledi. Kremi sürmeye devam etti. En son pamukla yaramı kapattı. Son olarak da eserine bakar gibi yüzümü süzdü ve gülümsedi:
"Bu kadar. Biraz daha iyiyseniz kalkabilirsiniz."
Kolumdan destek vererek kaldırdı. Güleç yüzlü sevgi teyze elinde tepsi ile içeriye girdi:
"Aman kuzum, daha iyisin. Bundan böyle dikkat et, kuzum."
Lavinya önüme sehpayı koydu. Teyze, tepsideki nohutlu pilavı ve soğuk ayranı koydu:
"Kuzum, neye bakıyorsun? Yesene hadi! Yüzün bembeyaz, kan gelsin." Lavinya eşyalarını toplamıştı:
"Hala, benim çıkmam gerek, dersim var." Sonra bana baktı:
"Mutlaka pansumanınızı yenileyin. İki hafta sonra da dikiş almaya hastaneye gidin."
Son kez yüzüne baktım. Gitmesini hiç istemedim, hatta içten içe dua ettim.
"Teşekkür ederim, Lavinya Hanım." Gülümsedim.
"Ne demek? Görevimiz... Atilla Bey." Dedi ve gitti.
O gidince üşüdüm.
Sanki biri kış günü kar yağarken beni tekrar sokağa atmıştı.
17 Kasım 2007 Günüzmüz
Lavinya öksürüp tekrar sordu
"...Şey acaba tanışıyormuyuz?"
Atilla"Hayır tanışmıyoruz."
.................
Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim.
İlk bölüm olduğu için çok katmanlı bir yapıya sahip görünüyor ancak okudukça olaylar ilerleyecek
Umarım beğenirsiniz.